Demirören Haber Ajansı

Demirören Haber Ajansı

Demirören Haber Ajansı

DHA (Demirören Haber Ajansı) olarak Türkiye ve dünya geneline yayılmış muhabir ağımız ile günde ortalama 400 haber, 200 görüntü ve 1500 fotoğraf servisi yapmaktayız. Son dakika, siyaset, ekonomi, spor, dünya, teknoloji, oyun, magazin ve güncel haberleri, haberin kaynağından takip edebilirsiniz.

Bebek Sahili'nde yasağa uymadılar, yürüyüş yapıp köpek gezdirdiler

 Koronavirüsle mücadele tedbirleri kapsamında İstanbul, Ankara, İzmir başta olmak üzere 30 büyükşehirde vatandaşların sahil bantları, mesire ve ören yerlerinde; balık tutmak, spor ve yürüyüş yapması yasaklandı. Yasağa rağmen Beşiktaş Bebek Sahili'ne gelenlerden bazıları yürüyüş yaptı bazıları ise köpek gezdirdi. İstanbul, Ankara, İzmir başta olmak üzere 30 büyükşehirde koronavirüsle mücadele kapsamında yeni tedbirler alındı. İçişleri Bakanlığı tarafından valiliklere gönderilen genelde ile bu hafta sonu başta olmak üzere virüsle mücadelede başarı sağlanıncaya dek hafta sonlarında il ve ilçelerin sahil bantlarında, balık tutmak, yürüyüş ve spor yapmak yasaklandı. Yayınlanan genelgeyle birlikte polis ekipleri de devriye görevlerini artırdı. Tedbirler kapsamında Beşiktaş İlçe Emniyet Müdürlüğüne bağlı ekipler Bebek Sahilinde yürüyüş ve spor yapan vatandaşları uyararak evlerinde kalmaları yönünde çağrıda bulundu. Köpeklerini gezdirmek için dışarı çıktığını belirten bir kişi ,"Köpeklerim var, her gün çıkartmak zorundayım. Virüsü bulaştıracağım ya da alacağım kimse yok dışarda. Ben de bu sebeple çıktım. Ben yaştan da kurtarıyorum. 65 yaşın altındayım" dedi.

Bebek Sahili'nde yasağa uymadılar, yürüyüş yapıp köpek gezdirdiler

 11 saatler önce

 Koronavirüsle mücadele tedbirleri kapsamında İstanbul, Ankara, İzmir başta olmak üzere 30 büyükşehirde vatandaşların sahil bantları, mesire ve ören yerlerinde; balık tutmak, spor ve yürüyüş yapması yasaklandı. Yasağa rağmen Beşiktaş Bebek Sahili'ne gelenlerden bazıları yürüyüş yaptı bazıları ise köpek gezdirdi. İstanbul, Ankara, İzmir başta olmak üzere 30 büyükşehirde koronavirüsle mücadele kapsamında yeni tedbirler alındı. İçişleri Bakanlığı tarafından valiliklere gönderilen genelde ile bu hafta sonu başta olmak üzere virüsle mücadelede başarı sağlanıncaya dek hafta sonlarında il ve ilçelerin sahil bantlarında, balık tutmak, yürüyüş ve spor yapmak yasaklandı. Yayınlanan genelgeyle birlikte polis ekipleri de devriye görevlerini artırdı. Tedbirler kapsamında Beşiktaş İlçe Emniyet Müdürlüğüne bağlı ekipler Bebek Sahilinde yürüyüş ve spor yapan vatandaşları uyararak evlerinde kalmaları yönünde çağrıda bulundu. Köpeklerini gezdirmek için dışarı çıktığını belirten bir kişi ,"Köpeklerim var, her gün çıkartmak zorundayım. Virüsü bulaştıracağım ya da alacağım kimse yok dışarda. Ben de bu sebeple çıktım. Ben yaştan da kurtarıyorum. 65 yaşın altındayım" dedi.

Van'da toplu taşıma araçları yüzde 50 kuralına uyuyor

 Van'da, İçişleri Bakanlığının yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınıyla mücadele kapsamında yayımladığı şehir içi ve şehirler arası çalışan toplu taşıma araçlarına yönelik genelgenin ardından toplu taşıma araçları, kapasitelerinin yarısı kadar yolcu taşımaya başladı. Şehir içi minibüslerden bir kısmının, kapasitelerinin yarısı kadar da yolcu bulamayıp, boş gelip gittikleri görüldü. İçişleri Bakanlığı'nın, tüm toplu ulaşım araçlarında araç ruhsatında belirtilen yolcu taşıma kapasitesinin yüzde 50 düşürüleceğini bildiren genelgeyi yayınlamasının ardından, Vanlı şoförlerin bu kurala uyduğu görüldü. Şehir içi otobüs ve minibüslere binen kişiler, diğer yolcularla aralarında bir koltuk mesafe bırakılarak oturtulurken, yolcu taşımacılığı yapan bazı minibüslerin, yolcu bulamayınca boş gelip gitmesi sürücüleri düşündürüyor. Toplu taşıma araçlarında kapasite denetimleri yapan İl Emniyet Müdürlüğü Trafik Denetleme Şubesi ekipleri, genelgeye uyan sürücü ve yolculara teşekkür etti. YÜZDE 50 KURALINA UYUYORUZ, ANCAK YOLCU BULAMIYORUZ Van'da şehiriçi yolcu taşımacılığı yapan sürücüler ise, koronavirüsten sonra vatandaşların toplu taşıma araçlarına binmediğini belirterek, "Artık minibüs ve otobüslere kimse binmiyor. Sürücüler olarak yüzde 50 kuralına uyuyoruz. Ancak, yolcu bulamıyoruz. Boş gidip, boş geliyoruz. İş olmayınca araç kredileri taksitlerimizi ödeyemiyoruz. Minibüsümüze en fazla 7 kişi alabiliyoruz. Bazen bu sayıyı da bulamıyoruz. Tedbir almak güzel, ancak bizim halimiz ne olacak. Bu konuda devlet yetkililerinden destek bekliyoruz" dedi.

Van'da toplu taşıma araçları yüzde 50 kuralına uyuyor

 11 saatler önce

 Van'da, İçişleri Bakanlığının yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınıyla mücadele kapsamında yayımladığı şehir içi ve şehirler arası çalışan toplu taşıma araçlarına yönelik genelgenin ardından toplu taşıma araçları, kapasitelerinin yarısı kadar yolcu taşımaya başladı. Şehir içi minibüslerden bir kısmının, kapasitelerinin yarısı kadar da yolcu bulamayıp, boş gelip gittikleri görüldü. İçişleri Bakanlığı'nın, tüm toplu ulaşım araçlarında araç ruhsatında belirtilen yolcu taşıma kapasitesinin yüzde 50 düşürüleceğini bildiren genelgeyi yayınlamasının ardından, Vanlı şoförlerin bu kurala uyduğu görüldü. Şehir içi otobüs ve minibüslere binen kişiler, diğer yolcularla aralarında bir koltuk mesafe bırakılarak oturtulurken, yolcu taşımacılığı yapan bazı minibüslerin, yolcu bulamayınca boş gelip gitmesi sürücüleri düşündürüyor. Toplu taşıma araçlarında kapasite denetimleri yapan İl Emniyet Müdürlüğü Trafik Denetleme Şubesi ekipleri, genelgeye uyan sürücü ve yolculara teşekkür etti. YÜZDE 50 KURALINA UYUYORUZ, ANCAK YOLCU BULAMIYORUZ Van'da şehiriçi yolcu taşımacılığı yapan sürücüler ise, koronavirüsten sonra vatandaşların toplu taşıma araçlarına binmediğini belirterek, "Artık minibüs ve otobüslere kimse binmiyor. Sürücüler olarak yüzde 50 kuralına uyuyoruz. Ancak, yolcu bulamıyoruz. Boş gidip, boş geliyoruz. İş olmayınca araç kredileri taksitlerimizi ödeyemiyoruz. Minibüsümüze en fazla 7 kişi alabiliyoruz. Bazen bu sayıyı da bulamıyoruz. Tedbir almak güzel, ancak bizim halimiz ne olacak. Bu konuda devlet yetkililerinden destek bekliyoruz" dedi.

Iğdır'da, kayısı ağaçları çiçek açtı

 Kayısı üretiminde Türkiye'de ilk sıralarda yer alan Iğdır'da, kayısı ağaçları çiçek açtı. Doğu'nun Çukurova'sı olarak bilinen Iğdır Ovası'nda, kayısı ağaçlarının çiçek açmasıyla adeta renk cümbüşü yaşanıyor. Türkiye'de, kayısı üretiminin önemli merkezleri arasında yer alan Iğdır'da, baharda çiçek açan kayısı ağaçları fotoğraflık görüntüler oluşturdu. Mikroklima iklimi ve coğrafi konumu nedeniyle yıllık yaklaşık 50 bin ton kayısı üretiminin yapıldığı kentte, çiçek açan kayısı ağaçları bir yandan doğaseverlerin ilgi odağı olurken bir yandan da bölgenin turizmine katkı sağlıyor. Kayısı bahçelerinin çiçek açmasıyla görsel şölen yaşandığını söyleyen Nihat Aras, "İnşallah bu güzellik koronavirüsü unutturur" dedi.

Iğdır'da, kayısı ağaçları çiçek açtı

 11 saatler önce

 Kayısı üretiminde Türkiye'de ilk sıralarda yer alan Iğdır'da, kayısı ağaçları çiçek açtı. Doğu'nun Çukurova'sı olarak bilinen Iğdır Ovası'nda, kayısı ağaçlarının çiçek açmasıyla adeta renk cümbüşü yaşanıyor. Türkiye'de, kayısı üretiminin önemli merkezleri arasında yer alan Iğdır'da, baharda çiçek açan kayısı ağaçları fotoğraflık görüntüler oluşturdu. Mikroklima iklimi ve coğrafi konumu nedeniyle yıllık yaklaşık 50 bin ton kayısı üretiminin yapıldığı kentte, çiçek açan kayısı ağaçları bir yandan doğaseverlerin ilgi odağı olurken bir yandan da bölgenin turizmine katkı sağlıyor. Kayısı bahçelerinin çiçek açmasıyla görsel şölen yaşandığını söyleyen Nihat Aras, "İnşallah bu güzellik koronavirüsü unutturur" dedi.

Pendik Devlet Hastanesi önüne ek prefabrik yapı yapılıyor

 TR-me kanallarımıza abone olun: ► DHA: bit.ly/dha-ytabone ► DHA Plus: bit.ly/dhaplus-abone Demirören Haber Ajansı(DHA)'nın en güncel haberlerini www.dha.com.tr 'den takip edebilirsiniz. Sosyal Medya ► facebook.com/dha ► twitter.com/dhainternet ► instagram.com/dha ► tr-me.com/utitle-dha

Pendik Devlet Hastanesi önüne ek prefabrik yapı yapılıyor

 11 saatler önce

 TR-me kanallarımıza abone olun: ► DHA: bit.ly/dha-ytabone ► DHA Plus: bit.ly/dhaplus-abone Demirören Haber Ajansı(DHA)'nın en güncel haberlerini www.dha.com.tr 'den takip edebilirsiniz. Sosyal Medya ► facebook.com/dha ► twitter.com/dhainternet ► instagram.com/dha ► tr-me.com/utitle-dha

Patatesin fiyatı arttı, pazarcılar hal esnafını fırsatçılıkla suçladı

 İzmir'de kurulan semt pazarlarında, patatesin kilosu bir haftada arttı. Geçen hafta kilosu 3 TL'ye satılan patates, 5 TL'ye kadar çıktı. Pazar esnafı, sebze ve meyve halinde fiyatların yüksek olduğu belirterek, yetkililerden fiyatları kontrol etmesini istedi. İzmir'in Ödemiş ilçesinde üretilen, tadı ve kalitesiyle mutfakların baş tacı olan ince kabuklu sarı patatesin fiyatı, bir haftada 3 TL'den, 5 TL'ye çıktı. Semt pazarlarında etikete yansıyan rakamlar, tüketiciyi şaşkına çevirirken, pazarcı esnafı fiyat artışından halcileri sorumlu tuttu. Hal esnafını fırsatçılık yapmakla suçlayan pazarcı Kenan Atar, "Fırsatçılık virüsten daha kötü. Yerinde 4 TL'ye aldığımız ürünü, pazarda 3 TL'ye satamıyoruz. Müşteriler de alamıyor. Biz gelecek pazar günü pazara çıkmayacağız. Zarar ediyoruz. Müşteri yok. Mallarımız elimizde kalıyor. Satamıyoruz" dedi. Esnaf İbrahim Sevinç ise geçen hafta 3 TL ile 3,5 TL arasında değişen patates fiyatlarının, şimdi 4 ile 5 TL arasında satıldığını söyleyerek, "Şu anda patatesin halden çıkış fiyatı 4 TL. Halkımız mağdur durumda. Eskiye göre satışlarımız çok düştü. Eskiden bir ton patates satabilirken, şimdi on kasa patates getirdim. Yarısından fazlası duruyor. Satışlarımız çok düştü" diye konuştu. 'SALGINDAN DOLAYI MÜŞTERİ DE YOK' Pazarcı Osman Yalçın da yüksek fiyattan dolayı halcileri suçlayarak, "Fırsatçılıktan başka bir şey değil. Burada tek kazanan halciler. Halden patatesi 4 lira 50 kuruşa aldık. Burada 5 TL'ye satıyoruz. Bu fiyat insanlara yüksek geliyor ki, fiyatlar yüksek gerçekten. İnsanlar virüsten dolayı çalışmıyor. Herkes evinde. Yazık günah. Yetkililerin fiyatları kontrol etmesi gerekiyor" dedi. Pazarcı Zafer Ateş ise, "Şu anda koronavirüs salgınından dolayı müşteri de yok. Patates alış ve satış fiyatları yüksek. Hemen hemen hal fiyatlarına satıyoruz" ifadelerini kullandı. Vatandaşlardan Yıldız Kamacı, patates fiyatının yüksek olduğunu belirterek, "Patates fiyatları yükseldi. Bu nedenle az miktarda patates alacağım. Şimdi bir kilogram alabildim, ama bir süre sonra yarım kilograma kadar düşebilir. Fiyatı 5 TL, bana yüksek geldi" dedi. Haydar Bektaş Erilmez isimli vatandaş da, "Bize göre fiyatı normal. Adam tarladan alıyor. Bunun aracısı, hali var. Ben de esnafım. Ürün tezgaha gelene kadar bin tane el değiştiriyor" diye konuştu.

Patatesin fiyatı arttı, pazarcılar hal esnafını fırsatçılıkla suçladı

 11 saatler önce

 İzmir'de kurulan semt pazarlarında, patatesin kilosu bir haftada arttı. Geçen hafta kilosu 3 TL'ye satılan patates, 5 TL'ye kadar çıktı. Pazar esnafı, sebze ve meyve halinde fiyatların yüksek olduğu belirterek, yetkililerden fiyatları kontrol etmesini istedi. İzmir'in Ödemiş ilçesinde üretilen, tadı ve kalitesiyle mutfakların baş tacı olan ince kabuklu sarı patatesin fiyatı, bir haftada 3 TL'den, 5 TL'ye çıktı. Semt pazarlarında etikete yansıyan rakamlar, tüketiciyi şaşkına çevirirken, pazarcı esnafı fiyat artışından halcileri sorumlu tuttu. Hal esnafını fırsatçılık yapmakla suçlayan pazarcı Kenan Atar, "Fırsatçılık virüsten daha kötü. Yerinde 4 TL'ye aldığımız ürünü, pazarda 3 TL'ye satamıyoruz. Müşteriler de alamıyor. Biz gelecek pazar günü pazara çıkmayacağız. Zarar ediyoruz. Müşteri yok. Mallarımız elimizde kalıyor. Satamıyoruz" dedi. Esnaf İbrahim Sevinç ise geçen hafta 3 TL ile 3,5 TL arasında değişen patates fiyatlarının, şimdi 4 ile 5 TL arasında satıldığını söyleyerek, "Şu anda patatesin halden çıkış fiyatı 4 TL. Halkımız mağdur durumda. Eskiye göre satışlarımız çok düştü. Eskiden bir ton patates satabilirken, şimdi on kasa patates getirdim. Yarısından fazlası duruyor. Satışlarımız çok düştü" diye konuştu. 'SALGINDAN DOLAYI MÜŞTERİ DE YOK' Pazarcı Osman Yalçın da yüksek fiyattan dolayı halcileri suçlayarak, "Fırsatçılıktan başka bir şey değil. Burada tek kazanan halciler. Halden patatesi 4 lira 50 kuruşa aldık. Burada 5 TL'ye satıyoruz. Bu fiyat insanlara yüksek geliyor ki, fiyatlar yüksek gerçekten. İnsanlar virüsten dolayı çalışmıyor. Herkes evinde. Yazık günah. Yetkililerin fiyatları kontrol etmesi gerekiyor" dedi. Pazarcı Zafer Ateş ise, "Şu anda koronavirüs salgınından dolayı müşteri de yok. Patates alış ve satış fiyatları yüksek. Hemen hemen hal fiyatlarına satıyoruz" ifadelerini kullandı. Vatandaşlardan Yıldız Kamacı, patates fiyatının yüksek olduğunu belirterek, "Patates fiyatları yükseldi. Bu nedenle az miktarda patates alacağım. Şimdi bir kilogram alabildim, ama bir süre sonra yarım kilograma kadar düşebilir. Fiyatı 5 TL, bana yüksek geldi" dedi. Haydar Bektaş Erilmez isimli vatandaş da, "Bize göre fiyatı normal. Adam tarladan alıyor. Bunun aracısı, hali var. Ben de esnafım. Ürün tezgaha gelene kadar bin tane el değiştiriyor" diye konuştu.

Kayserili genç, dezenfeksiyon kabini geliştirdi

 Kayseri'de, girişimci Ahmet Akgün (26), koronavirüs salgınına karşı vatandaşların içine girerek dezenfekte olabileceği, 'AKG 020' adını verdiği dezenfeksiyon kabini geliştirdi. Akgün, "Herhangi bir kar amacı gütmeden toplumumuza faydası olacak şekilde bu ürünü halkımıza sunacağız" dedi. Kayseri'de tasarım işleriyle uğraşan girişimci Ahmet Akgün, koronavirüs tedbirleri kapsamında meslek lisesi öğrencilerinin dezenfektan ve maske üretiminden etkilenerek, yeni ürün geliştirmeye karar verdi. Akgün, bu kapsamda insanların kendilerini dezenfekte edebileceği kabin üretmeye karar verdi. 1 günde kabinin çizimlerini tamamlayan Akgün, 15 gün süren çalışmasının sonunda 2 metre 30 santim yüksekliğinde, 1,5 metre genişliğinde kabin üretti. 'AKG 020' ismi verilen kabin, sensör sayesinde içeri girenleri algılayarak dezenfekte edebiliyor. 'BİR GECEDE ÇİZEREK, TASARLADIM' Akgün, liseli öğrencilerin yaptığı çalışmalardan etkilendiğini söyleyerek, "Ben de tasarımcı olarak 'ne yapabilirim?' diye düşündüm. 'AKG 020' adını verdiğim dezenfeksiyon cihazını bir gecede çizerek, tasarladım. 15 gün içinde de ürünü geliştirip son halini verdik. Sistem olarak çalışıyor. Gerekli izinleri aldıktan sonra cihazımız piyasaya hazır hale gelecek" dedi. '30 ADET ÜRETİM KAPASİTEMİZ VAR' Günlük üretim kapasitelerinin şu an 30 olduğunu, ancak talep halinde bu sayıyı artırabileceklerini kaydeden Akgün, "Cihazımız 'AKG 020' Benim isim ve soy ismimden geliyor. Sonundaki 020'de üretim yılının 2020 yılı olmasından kaynaklanıyor. Ben her bireyin ülkesine bir şeyler katmasını düşünerek hareket eden bir kişiyim. Bu ürünü de milli ve manevi değerleri ön planda tutarak yaptım. Herhangi bir kar amacı gütmeden toplumumuza faydası olacak şekilde bu ürünü halkımıza sunacağız" diye konuştu. 'SİSTEM OTOMATİK OLARAK ÇALIŞIYOR' Akgün, cihazın çalışma sistemi hakkında ise, şu bilgiyi verdi: "Kabin içine girince sensörler algılıyor. Daha sonra sistem otomatik olarak çalışmaya başlıyor. Buna ek olarak termal kamera da takılabilir. Kabini ikili ve üçlü şekilde üretmek mümkün. Tünel halinde de yapabiliriz. Gördüğümüz talep iyi ancak, şu an insan sağlığına zarar vermeyen dezenfekte ilacının uzmanlar tarafından geliştirilmesini bekliyoruz. O da gelince piyasaya süreceğiz."

Kayserili genç, dezenfeksiyon kabini geliştirdi

 11 saatler önce

 Kayseri'de, girişimci Ahmet Akgün (26), koronavirüs salgınına karşı vatandaşların içine girerek dezenfekte olabileceği, 'AKG 020' adını verdiği dezenfeksiyon kabini geliştirdi. Akgün, "Herhangi bir kar amacı gütmeden toplumumuza faydası olacak şekilde bu ürünü halkımıza sunacağız" dedi. Kayseri'de tasarım işleriyle uğraşan girişimci Ahmet Akgün, koronavirüs tedbirleri kapsamında meslek lisesi öğrencilerinin dezenfektan ve maske üretiminden etkilenerek, yeni ürün geliştirmeye karar verdi. Akgün, bu kapsamda insanların kendilerini dezenfekte edebileceği kabin üretmeye karar verdi. 1 günde kabinin çizimlerini tamamlayan Akgün, 15 gün süren çalışmasının sonunda 2 metre 30 santim yüksekliğinde, 1,5 metre genişliğinde kabin üretti. 'AKG 020' ismi verilen kabin, sensör sayesinde içeri girenleri algılayarak dezenfekte edebiliyor. 'BİR GECEDE ÇİZEREK, TASARLADIM' Akgün, liseli öğrencilerin yaptığı çalışmalardan etkilendiğini söyleyerek, "Ben de tasarımcı olarak 'ne yapabilirim?' diye düşündüm. 'AKG 020' adını verdiğim dezenfeksiyon cihazını bir gecede çizerek, tasarladım. 15 gün içinde de ürünü geliştirip son halini verdik. Sistem olarak çalışıyor. Gerekli izinleri aldıktan sonra cihazımız piyasaya hazır hale gelecek" dedi. '30 ADET ÜRETİM KAPASİTEMİZ VAR' Günlük üretim kapasitelerinin şu an 30 olduğunu, ancak talep halinde bu sayıyı artırabileceklerini kaydeden Akgün, "Cihazımız 'AKG 020' Benim isim ve soy ismimden geliyor. Sonundaki 020'de üretim yılının 2020 yılı olmasından kaynaklanıyor. Ben her bireyin ülkesine bir şeyler katmasını düşünerek hareket eden bir kişiyim. Bu ürünü de milli ve manevi değerleri ön planda tutarak yaptım. Herhangi bir kar amacı gütmeden toplumumuza faydası olacak şekilde bu ürünü halkımıza sunacağız" diye konuştu. 'SİSTEM OTOMATİK OLARAK ÇALIŞIYOR' Akgün, cihazın çalışma sistemi hakkında ise, şu bilgiyi verdi: "Kabin içine girince sensörler algılıyor. Daha sonra sistem otomatik olarak çalışmaya başlıyor. Buna ek olarak termal kamera da takılabilir. Kabini ikili ve üçlü şekilde üretmek mümkün. Tünel halinde de yapabiliriz. Gördüğümüz talep iyi ancak, şu an insan sağlığına zarar vermeyen dezenfekte ilacının uzmanlar tarafından geliştirilmesini bekliyoruz. O da gelince piyasaya süreceğiz."

Sosyal medyadaki "koronavirüs çaresi" iddialarına dikkat

 Koronavirüs sosyal medyanın da gündeminde. Koronavirüsten koruduğu, belirtilere iyi geldiği iddia edilen çok sayıda bilgi paylaşımı yapılıyor. Fitoterapi Uzmanı Ümit Aktaş ise, "Sosyal medyada yayınlanan tıbbi bilgilerin çoğunluğu çöp bilgi" dedi. Sosyal medyada sumak suyunun koronavirüse iyi geldiğinin iddia edildiği paylaşım için ise Aktaş, "Böyle zamanlarda aslı astarı olmayan pek çok bilgi dolaşmaya başlar. Sumak çok etkili bir bitkidir. Sumağı bol bol tüketin ama sumağı mucizevi bir bitki olarak görmeyin" diye konuştu. "SUİSTİMALLERDEN UZAK DURUN" Fitoterapi Uzmanı Ümit Aktaş sosyal medyada paylaşılanlara dikkat edilmesi ve paylaşan kişinin konu hakkında uzman olup olmadığına bakılması gerektiğini belirterek, "Sosyal medyada yayınlanan tıbbi bilgilerin çoğunluğu çöp bilgi. Dolayısıyla sosyal medyada takip ettiğiniz insanlara dikkat edin lütfen. Konunun uzmanı olmayan kimsenin söylediklerine inanmayın. Konunun uzmanı olan kişinin söylediklerini bile akıl süzgecinden geçirin. Böyle zor günlerde çok fazla çöp bilgi çıkar, suiistimal eden olur. Bunların her birinin bir art niyeti vardır. Suistimallerden uzak durun. Edindiniz her bilgiyi akıl süzgecinden geçirin ve sadece konunun uzmanlarına güvenin" dedi. "SUMAĞI MUCİZEVİ BİR BİTKİ OLARAK GÖRMEYİN" Sosyal medyada sumak suyunun koronavirüse iyi geldiğinin iddia edildiği bir video paylaşıldı. Video ile ilgili de konuşan Aktaş, "Böyle zamanlarda aslı astarı olmayan pek çok bilgi dolaşmaya başlar. Sumak çok etkili bir bitkidir. Sumağı bol bol tüketin ama sumağı mucizevi bir bitki olarak görmeyin" diye konuştu. Aktaş bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi için de tavsiyelerde bulundu. Aktaş, "Virüsten korkmayın, bağışıklığın düşük olmasından korkun. Maskelere para vermeyin. Sizi koruyacak en iyi maske, kendi bağışıklık sisteminiz. Bağışıklık sisteminizi güçlü tutmaya çalışın. İşlenmiş gıdaların hepsinden uzak durun. Hamur işi tüketmeyin. Makarnalar sizi koronavirüsten korumaz. Onun yerine bol bol turşu yiyin, ev sirkesi, ev yoğurdu tüketin. Bol bol paça çorbası, kemik suyu, zeytinyağı ve bol kavrulmamış kuruyemiş tüketin" tavsiyesinde bulundu. "HEM WHATSAPP GRUPLARINA HEM TWİTTER'A BÖYLE ŞEYLER ÇOK GELİYOR" Sosyal medyadaki videolara inanmadığını söyleyen Hale Haşimoğlu, "Hiç inanmıyorum öyle videolara. Dünya Sağlık Örgütü söylemeden bir şeye güvenmiyorum. Sağlık Bakanlığından takip ediyorum bilgileri. Bu konularda daha çok okumak, uzman kişilerin görüşlerini almak gerekiyor. Hem Whatsapp gruplarına hem Twitter'a böyle şeyler çok geliyor" dedi. Sosyal medyada uzman kişileri takip etmeye dikkat ettiğini söyleyen Ali Yanmış da, "İnsanlar artık biliyor sosyal medyada yanlış şeylerin yayıldığını. Dikkat etsinler, takip etmesinler. Benim Twitter'da takip ettiğim belirli kişiler var onlar da uzman, bilim insanı, kurul üyeleri. Genelde onları takip ediyorum" diye konuştu.

Sosyal medyadaki "koronavirüs çaresi" iddialarına dikkat

 11 saatler önce

 Koronavirüs sosyal medyanın da gündeminde. Koronavirüsten koruduğu, belirtilere iyi geldiği iddia edilen çok sayıda bilgi paylaşımı yapılıyor. Fitoterapi Uzmanı Ümit Aktaş ise, "Sosyal medyada yayınlanan tıbbi bilgilerin çoğunluğu çöp bilgi" dedi. Sosyal medyada sumak suyunun koronavirüse iyi geldiğinin iddia edildiği paylaşım için ise Aktaş, "Böyle zamanlarda aslı astarı olmayan pek çok bilgi dolaşmaya başlar. Sumak çok etkili bir bitkidir. Sumağı bol bol tüketin ama sumağı mucizevi bir bitki olarak görmeyin" diye konuştu. "SUİSTİMALLERDEN UZAK DURUN" Fitoterapi Uzmanı Ümit Aktaş sosyal medyada paylaşılanlara dikkat edilmesi ve paylaşan kişinin konu hakkında uzman olup olmadığına bakılması gerektiğini belirterek, "Sosyal medyada yayınlanan tıbbi bilgilerin çoğunluğu çöp bilgi. Dolayısıyla sosyal medyada takip ettiğiniz insanlara dikkat edin lütfen. Konunun uzmanı olmayan kimsenin söylediklerine inanmayın. Konunun uzmanı olan kişinin söylediklerini bile akıl süzgecinden geçirin. Böyle zor günlerde çok fazla çöp bilgi çıkar, suiistimal eden olur. Bunların her birinin bir art niyeti vardır. Suistimallerden uzak durun. Edindiniz her bilgiyi akıl süzgecinden geçirin ve sadece konunun uzmanlarına güvenin" dedi. "SUMAĞI MUCİZEVİ BİR BİTKİ OLARAK GÖRMEYİN" Sosyal medyada sumak suyunun koronavirüse iyi geldiğinin iddia edildiği bir video paylaşıldı. Video ile ilgili de konuşan Aktaş, "Böyle zamanlarda aslı astarı olmayan pek çok bilgi dolaşmaya başlar. Sumak çok etkili bir bitkidir. Sumağı bol bol tüketin ama sumağı mucizevi bir bitki olarak görmeyin" diye konuştu. Aktaş bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi için de tavsiyelerde bulundu. Aktaş, "Virüsten korkmayın, bağışıklığın düşük olmasından korkun. Maskelere para vermeyin. Sizi koruyacak en iyi maske, kendi bağışıklık sisteminiz. Bağışıklık sisteminizi güçlü tutmaya çalışın. İşlenmiş gıdaların hepsinden uzak durun. Hamur işi tüketmeyin. Makarnalar sizi koronavirüsten korumaz. Onun yerine bol bol turşu yiyin, ev sirkesi, ev yoğurdu tüketin. Bol bol paça çorbası, kemik suyu, zeytinyağı ve bol kavrulmamış kuruyemiş tüketin" tavsiyesinde bulundu. "HEM WHATSAPP GRUPLARINA HEM TWİTTER'A BÖYLE ŞEYLER ÇOK GELİYOR" Sosyal medyadaki videolara inanmadığını söyleyen Hale Haşimoğlu, "Hiç inanmıyorum öyle videolara. Dünya Sağlık Örgütü söylemeden bir şeye güvenmiyorum. Sağlık Bakanlığından takip ediyorum bilgileri. Bu konularda daha çok okumak, uzman kişilerin görüşlerini almak gerekiyor. Hem Whatsapp gruplarına hem Twitter'a böyle şeyler çok geliyor" dedi. Sosyal medyada uzman kişileri takip etmeye dikkat ettiğini söyleyen Ali Yanmış da, "İnsanlar artık biliyor sosyal medyada yanlış şeylerin yayıldığını. Dikkat etsinler, takip etmesinler. Benim Twitter'da takip ettiğim belirli kişiler var onlar da uzman, bilim insanı, kurul üyeleri. Genelde onları takip ediyorum" diye konuştu.

Torunu doğal beslensin diye kendini yerel tohumlara adadı

 Muğla'da, emekli matematik öğretmeni Jale Eren (64), 9 yıl önce doğan torununun doğal beslenmesi için kendisine ait tarlaya yerel tohumlar ekerek, doğal ürünler yetiştirdi. Eren, 'Tüm çocuklar evladım' sloganıyla herkese ulaşmak için Türkiye'nin dört bir yanındaki ailelere ücretsiz tohum göndermeye başladı. Sosyal paylaşım sitesinde kurduğu, 'Muğla Yerel Tohum Grubu', atalık tohumların yeniden hayat bulması mücadelesinde 9 yılda her bölgeye yaklaşık 250 bin tohum gönderdi. Muğla'nın merkez ilçesi Menteşe'de yaşayan emekli matematik öğretmeni Jale Eren'in yerel tohumlarla ilgili hikayesi, 2011 yılında torunu Ekin Belgin'in doğmasıyla başladı. Torununun beslenmede ek gıdaya geçmesiyle doğal ürünlere yönelen Eren, kendisine ait tarlaya yerel tohumlar ekerek doğal üretime geçti. 'Tüm çocuklar evladım' sloganıyla herkese ulaşmak için önce Muğla Kent Konseyi Kadın Meclisi bünyesinde 'Yerel Tohum Çalışma Grubu'nu kurarak, çalışma başlattı. Eren, yerel tohumlara sahip çıkmak, üretici ve tüketiciyi bilinçlendirmek, tüketimi artırmak, eski tatlara ve sağlıklı besinlere yeniden kavuşulması amacıyla konferans ve paneller düzenleyerek, farkındalık oluşturdu. ÖĞRENCİLERLE 'BİR TOHUM EK' KAMPANYASI Muğla'da 2012, 2013 ve 2014 yıllarında Yerel Tohum Takas Şenlikleri düzenlenmesini sağlayan Eren, Fethiye, Marmaris ile Ortaca ilçelerinde tohum çalışmalarının başlamasına da önayak oldu. Yerel tohum çalışmalarının tüm ülkede yaygınlaşması için, çeşitli toplantı ve seminerlerde konuştu. Menteşe Milli Eğitim Müdürlüğü ile beraber 'Bir Tohum Ek' projesini hayata geçirdi. Projeye katılan ilk ve ortaöğretim kurumlarındaki öğrencilere, yerel tohumlar, toprak ve doğa anlatılarak, yerel tohumlar ektirilip, sorumluluğun üstlenilmesi istendi. Çocukların yerli tohumu, bitkileri tanımaları, doğayla iç içe olmaları sağlandı. Çocuklar domatesin ağaçta, fasulyenin ise pamukta yetişmediğini görerek, solucanları, yerli tohumları ve bitkileri korumayı öğrendi. Eren, 2014 yılında İzmir'de yerel tohumlarla ilgili hem genel merkez hem de şubeler bazında, aynı düşüncedeki kişilerle beraber Yerel Tohum Derneği'ni kurup, yönetim kurulu ile Türkiye genelinde şubelerinin açılması çalışmalarını yaptı. SOSYAL MEDYADAN TOHUM TAKAS ÇALIŞMASI Jale Eren, bir yandan da 2011 yılında sosyal medyada 'Muğla Yerel Tohum Grubu' isimli bir grup kurarak insanların yerli tohum ve kimyasal kullanılmayan üretim hakkında bilinçlenmesi ve tüm Türkiye'de tohumların takas edilmesi çalışmalarına başladı. Bir avuç gönüllü ve ilgili kişiyle başlanan yolculuk, gün geçtikçe çığ gibi büyüdü. Grup bünyesinde yapılan çalışmalar sonucunda kırsal mahallelerdeki üreticilerin ambarlarından unutulmaya yüz tutmuş atalık tohumlar çıkartıldı ve büyük- küçük üretim yapan ilgili herkese 3- 5 tohum dağıtarak yıllar boyu bu tohumların her yerde çoğalması ve katlanan miktarlarda geri dönüşümü sağlandı. Jale Eren'in sosyal sorumluluk bilinci ile kurulan sosyal medya grubunda 22 binin üstünde üyesi bulunuyor. Muğla Yerel Tohum Grubu'nun çalışmaları hakkında bilgi veren Eren, "Tohumlar, verilen bilgiler, yapılan tarla ziyaretleri ve bilinçlendirme çalışmaları ücretsiz. Tohum alabilmek için sayfamıza mesaj atılması yeterli. Grubun gözettiği kriterler ise, tohumları alan üyelerin gerçekten işin bilincinde olan kişiler olması, yetiştirmek için istemesi ve ister balkonunda ister hobi bahçesinde, isterse de tarlasında kimyasal ilaç ve gübre kullanmadan tohumları üretmesi, çoğaltması ve seneye yeni dağıtım için bir kısmını gruba geri göndermesi, aynı zamanda üretim aşamalarını sayfada paylaşarak görünürlük kazandırmasıdır" dedi. HİBRİT VE GDO'LU TOHUMLARIN ZARARLARINI ANLATTI Eren, atalık tohumların miras olduğunu belirtip, "Bu tohumlar bulundukları bölgenin iklim koşullarına, toprağına, kısacası ekolojisine, binlerce yıldan beri uyum sağlamışlardır. Çeşit sayısı çok fazladır. İçindeki vitamin ve mineraller bakımından zenginlerdir. Bu vitamin ve mineraller bağışıklık sistemini güçlendirir. Hibrit ve GDO'lu tohumların içerdiği vitamin ve mineraller ise, atalık tohumlara göre neredeyse yarı yarıya azdır. Üretiminde tohumun yapısı gereği mecburen kullanılan kimyasal ilaç ve gübreler, sulardan, sebze ve meyvelerden, bölgede yetişen bitkilerle beslenen hayvanların etinden, sütünden, yumurtasından da bize geçmektedir. Ayrıca bu kimyasallar zamanla topraklarımızı da öldürmektedir. Bütün bunlar ise birçok hastalığa neden olmaktadır. Ayrıca bu tohumların az çeşit ve tek tip olmaları sebebi ile biyolojik çeşitliliği ve ekolojik dengeyi bozmaktadır" diye konuştu.

Torunu doğal beslensin diye kendini yerel tohumlara adadı

 11 saatler önce

 Muğla'da, emekli matematik öğretmeni Jale Eren (64), 9 yıl önce doğan torununun doğal beslenmesi için kendisine ait tarlaya yerel tohumlar ekerek, doğal ürünler yetiştirdi. Eren, 'Tüm çocuklar evladım' sloganıyla herkese ulaşmak için Türkiye'nin dört bir yanındaki ailelere ücretsiz tohum göndermeye başladı. Sosyal paylaşım sitesinde kurduğu, 'Muğla Yerel Tohum Grubu', atalık tohumların yeniden hayat bulması mücadelesinde 9 yılda her bölgeye yaklaşık 250 bin tohum gönderdi. Muğla'nın merkez ilçesi Menteşe'de yaşayan emekli matematik öğretmeni Jale Eren'in yerel tohumlarla ilgili hikayesi, 2011 yılında torunu Ekin Belgin'in doğmasıyla başladı. Torununun beslenmede ek gıdaya geçmesiyle doğal ürünlere yönelen Eren, kendisine ait tarlaya yerel tohumlar ekerek doğal üretime geçti. 'Tüm çocuklar evladım' sloganıyla herkese ulaşmak için önce Muğla Kent Konseyi Kadın Meclisi bünyesinde 'Yerel Tohum Çalışma Grubu'nu kurarak, çalışma başlattı. Eren, yerel tohumlara sahip çıkmak, üretici ve tüketiciyi bilinçlendirmek, tüketimi artırmak, eski tatlara ve sağlıklı besinlere yeniden kavuşulması amacıyla konferans ve paneller düzenleyerek, farkındalık oluşturdu. ÖĞRENCİLERLE 'BİR TOHUM EK' KAMPANYASI Muğla'da 2012, 2013 ve 2014 yıllarında Yerel Tohum Takas Şenlikleri düzenlenmesini sağlayan Eren, Fethiye, Marmaris ile Ortaca ilçelerinde tohum çalışmalarının başlamasına da önayak oldu. Yerel tohum çalışmalarının tüm ülkede yaygınlaşması için, çeşitli toplantı ve seminerlerde konuştu. Menteşe Milli Eğitim Müdürlüğü ile beraber 'Bir Tohum Ek' projesini hayata geçirdi. Projeye katılan ilk ve ortaöğretim kurumlarındaki öğrencilere, yerel tohumlar, toprak ve doğa anlatılarak, yerel tohumlar ektirilip, sorumluluğun üstlenilmesi istendi. Çocukların yerli tohumu, bitkileri tanımaları, doğayla iç içe olmaları sağlandı. Çocuklar domatesin ağaçta, fasulyenin ise pamukta yetişmediğini görerek, solucanları, yerli tohumları ve bitkileri korumayı öğrendi. Eren, 2014 yılında İzmir'de yerel tohumlarla ilgili hem genel merkez hem de şubeler bazında, aynı düşüncedeki kişilerle beraber Yerel Tohum Derneği'ni kurup, yönetim kurulu ile Türkiye genelinde şubelerinin açılması çalışmalarını yaptı. SOSYAL MEDYADAN TOHUM TAKAS ÇALIŞMASI Jale Eren, bir yandan da 2011 yılında sosyal medyada 'Muğla Yerel Tohum Grubu' isimli bir grup kurarak insanların yerli tohum ve kimyasal kullanılmayan üretim hakkında bilinçlenmesi ve tüm Türkiye'de tohumların takas edilmesi çalışmalarına başladı. Bir avuç gönüllü ve ilgili kişiyle başlanan yolculuk, gün geçtikçe çığ gibi büyüdü. Grup bünyesinde yapılan çalışmalar sonucunda kırsal mahallelerdeki üreticilerin ambarlarından unutulmaya yüz tutmuş atalık tohumlar çıkartıldı ve büyük- küçük üretim yapan ilgili herkese 3- 5 tohum dağıtarak yıllar boyu bu tohumların her yerde çoğalması ve katlanan miktarlarda geri dönüşümü sağlandı. Jale Eren'in sosyal sorumluluk bilinci ile kurulan sosyal medya grubunda 22 binin üstünde üyesi bulunuyor. Muğla Yerel Tohum Grubu'nun çalışmaları hakkında bilgi veren Eren, "Tohumlar, verilen bilgiler, yapılan tarla ziyaretleri ve bilinçlendirme çalışmaları ücretsiz. Tohum alabilmek için sayfamıza mesaj atılması yeterli. Grubun gözettiği kriterler ise, tohumları alan üyelerin gerçekten işin bilincinde olan kişiler olması, yetiştirmek için istemesi ve ister balkonunda ister hobi bahçesinde, isterse de tarlasında kimyasal ilaç ve gübre kullanmadan tohumları üretmesi, çoğaltması ve seneye yeni dağıtım için bir kısmını gruba geri göndermesi, aynı zamanda üretim aşamalarını sayfada paylaşarak görünürlük kazandırmasıdır" dedi. HİBRİT VE GDO'LU TOHUMLARIN ZARARLARINI ANLATTI Eren, atalık tohumların miras olduğunu belirtip, "Bu tohumlar bulundukları bölgenin iklim koşullarına, toprağına, kısacası ekolojisine, binlerce yıldan beri uyum sağlamışlardır. Çeşit sayısı çok fazladır. İçindeki vitamin ve mineraller bakımından zenginlerdir. Bu vitamin ve mineraller bağışıklık sistemini güçlendirir. Hibrit ve GDO'lu tohumların içerdiği vitamin ve mineraller ise, atalık tohumlara göre neredeyse yarı yarıya azdır. Üretiminde tohumun yapısı gereği mecburen kullanılan kimyasal ilaç ve gübreler, sulardan, sebze ve meyvelerden, bölgede yetişen bitkilerle beslenen hayvanların etinden, sütünden, yumurtasından da bize geçmektedir. Ayrıca bu kimyasallar zamanla topraklarımızı da öldürmektedir. Bütün bunlar ise birçok hastalığa neden olmaktadır. Ayrıca bu tohumların az çeşit ve tek tip olmaları sebebi ile biyolojik çeşitliliği ve ekolojik dengeyi bozmaktadır" diye konuştu.

Bakan Yardımcısı Kıran: Dünyanın her noktası tehdit alanı

 Dışişleri Bakan Yardımcısı Yavuz Selim Kıran, Türkiye'deki koronavirüs vakalarının artışına yurt dışından gelenlerin neden olduğu iddiasıyla ilgili, "Ben 'Şu ülkeden bu ülkeden geldi' söylemlerini geçerli bulmuyorum. Çünkü dünyanın her noktası bu hastalık için potansiyel bir tehdit alanı" dedi. Dışişleri Bakan Yardımcısı Yavuz Selim Kıran, Bakanlık binasında kurulan 'Covid-19 Koordinasyon ve Destek Merkezi'nin 14 Mart'tan itibaren dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşayan Türk vatandaşlara hizmet verdiğini söyledi. Bakan Yardımcısı Kıran, öte yandan konsolosluk ve çağrı merkezinde de 40'tan fazla personelin 24 saat yurt dışından gelen çağrılara cevap verdiğini ifade etti. '77 ÜLKENİN TIBBİ DESTEK TALEBİ OLDU' Merkezin bugüne kadar 35 binin üzerinde çağrı aldığını ve bunun rekor bir rakam olduğunu belirten Kıran, "Bu rakam, dünyanın bu meseleye karşı çaresizliğini ifade eden bir rakam. Vatandaşlarımız ülkesinden medet umuyor, yardımına başvuruyor. 35 bin farklı hikayeyi, sorunu da çözüme ulaştırmaya çalıştık. Bu meselenin sadece bir boyutu. Diğer taraftan farklı ülkelerin ülkemizden destek talepleri var, bugüne kadar 77 ülkenin tıbbi destek talebi oldu. Bunların imkanlarımız nispetinde birçoğunun yerine getirmeye çalıştık. Bu da meselenin diğer boyutu. Koordinasyon ve destek merkezimiz bütün bu çalışmaları burada yetkin, kaliteli ve çalışan personel ile birlikte koordine ediyor, raporluyor ve günlük raporlamayı sayın bakanımıza iletiyor" dedi. 'TÜRKİYE'Yİ DAHA GÜVENLİ BULUYORLAR' Yurt dışından arayan Türk vatandaşların en büyük arzusunun ülkelerine dönmek olduğunu kaydeden Kıran, "En büyük arzuları bulundukları ülkelerden ülkemize dönmek. Daha güvenli buluyorlar. Çağrıların çoğu bu pandeminin en yakından ve çarpıcı şekilde hissedildiği yerlerden geliyor. Her bir vatandaşımız ülkemizde kendisini daha güvende hissedeceğini düşünüyor. Bulunduğu yerde sağlık koşulları yetersiz olabiliyor. Konsoloslukların devreye girip kendileriyle ilgilenmesini talep ediliyorlar ki bu bizim temel vazifelerimizden biri. Biz de her türlü riske rağmen mümkün mertebe bu çalışmaları buradan yürütmeye ve vatandaşlarımızın talebini yerine getirmeye çalışıyoruz" diye konuştu. 'DÜNYANIN HER NOKTASI TEHDİT ALANI' Bakan Yardımcısı Kıran, Türkiye'deki vaka sayısının artışına yurt dışından gelen Türk vatandaşların neden olduğu iddialarıyla ilgili ise şunları söyledi: "Öyle bir pandemi ile öyle bir bela ile karşı karşıyayız ki bu bela, bu virüs, zaman, mekan ve sınır tanımıyor. Her yerden gelebilir. Hepimiz için her yer tehdit halinde. O yüzden bütün dünya kendi vatandaşlarına 'Evde kal' çağrısı yapıyor. Bu salgına karşı en önemli ve güçlü tedbir, herkesin bulunduğu yerde kalması ki bulaşıcı olmasın. Bu hastalık da en büyük etkili ilacı, herkesin bulunduğu yerde kalıp güvenli bir şekilde hayatını idame ettirmesi. Aksi takdirde hareket halindeki herkes, hem kendisi risk altında oluyor hem etrafını risk altına sokuyor. Onun dışında, 'Şu ülkeden bu ülkeden geldi' söylemlerini ben geçerli bulmuyorum. Çünkü dünyanın her noktası bu hastalık için potansiyel bir tehdit alanı." 'ÇİN'DEN CİDDİ ÖLÇÜDE MALZEME ALDIK' Her ülkenin kendince tedbirler aldığını, bazı ülkelerde ilaç ve aşı çalışmaları yapıldığını belirten Bakan Yardımcısı Kıran, Türkiye'de bu yönde çalışmalar yapıldığını ifade ederek, "Bu hastalıkla mücadelede her ülke kendince tedbirler geliştiriyor. Bir takım ilaç ve aşı çalışmaları var, ülkemizin de var. Elbette geliştirildiği düşünülen her türlü metodu biz ülkemize de almaya çalışıyoruz. Bu kapsamda Çin'den hem ilaç, hem test kiti, hem eldiven ve maske anlamında ciddi ölçüde malzeme aldık. Bunların bir kısmı hibe, bir kısmını da Çinli firmalardan temin ettik. Yine bugün Japonya'dan gelecek bir kit paketi var. Dünyadaki her gelişmeyi yakından takip ediyoruz. Ülkemizin bu salgına karşı geliştireceği çok önemli mekanizmalar var. Bunları hayata geçirecek önemli bilim insanlarımız var. Onlar da çalışmalarını devam ettiriyorlar. Bizler de bakanlık olarak üzerimize düşeni yerine getirmeyi çalışıyoruz" diye konuştu.

Bakan Yardımcısı Kıran: Dünyanın her noktası tehdit alanı

 11 saatler önce

 Dışişleri Bakan Yardımcısı Yavuz Selim Kıran, Türkiye'deki koronavirüs vakalarının artışına yurt dışından gelenlerin neden olduğu iddiasıyla ilgili, "Ben 'Şu ülkeden bu ülkeden geldi' söylemlerini geçerli bulmuyorum. Çünkü dünyanın her noktası bu hastalık için potansiyel bir tehdit alanı" dedi. Dışişleri Bakan Yardımcısı Yavuz Selim Kıran, Bakanlık binasında kurulan 'Covid-19 Koordinasyon ve Destek Merkezi'nin 14 Mart'tan itibaren dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşayan Türk vatandaşlara hizmet verdiğini söyledi. Bakan Yardımcısı Kıran, öte yandan konsolosluk ve çağrı merkezinde de 40'tan fazla personelin 24 saat yurt dışından gelen çağrılara cevap verdiğini ifade etti. '77 ÜLKENİN TIBBİ DESTEK TALEBİ OLDU' Merkezin bugüne kadar 35 binin üzerinde çağrı aldığını ve bunun rekor bir rakam olduğunu belirten Kıran, "Bu rakam, dünyanın bu meseleye karşı çaresizliğini ifade eden bir rakam. Vatandaşlarımız ülkesinden medet umuyor, yardımına başvuruyor. 35 bin farklı hikayeyi, sorunu da çözüme ulaştırmaya çalıştık. Bu meselenin sadece bir boyutu. Diğer taraftan farklı ülkelerin ülkemizden destek talepleri var, bugüne kadar 77 ülkenin tıbbi destek talebi oldu. Bunların imkanlarımız nispetinde birçoğunun yerine getirmeye çalıştık. Bu da meselenin diğer boyutu. Koordinasyon ve destek merkezimiz bütün bu çalışmaları burada yetkin, kaliteli ve çalışan personel ile birlikte koordine ediyor, raporluyor ve günlük raporlamayı sayın bakanımıza iletiyor" dedi. 'TÜRKİYE'Yİ DAHA GÜVENLİ BULUYORLAR' Yurt dışından arayan Türk vatandaşların en büyük arzusunun ülkelerine dönmek olduğunu kaydeden Kıran, "En büyük arzuları bulundukları ülkelerden ülkemize dönmek. Daha güvenli buluyorlar. Çağrıların çoğu bu pandeminin en yakından ve çarpıcı şekilde hissedildiği yerlerden geliyor. Her bir vatandaşımız ülkemizde kendisini daha güvende hissedeceğini düşünüyor. Bulunduğu yerde sağlık koşulları yetersiz olabiliyor. Konsoloslukların devreye girip kendileriyle ilgilenmesini talep ediliyorlar ki bu bizim temel vazifelerimizden biri. Biz de her türlü riske rağmen mümkün mertebe bu çalışmaları buradan yürütmeye ve vatandaşlarımızın talebini yerine getirmeye çalışıyoruz" diye konuştu. 'DÜNYANIN HER NOKTASI TEHDİT ALANI' Bakan Yardımcısı Kıran, Türkiye'deki vaka sayısının artışına yurt dışından gelen Türk vatandaşların neden olduğu iddialarıyla ilgili ise şunları söyledi: "Öyle bir pandemi ile öyle bir bela ile karşı karşıyayız ki bu bela, bu virüs, zaman, mekan ve sınır tanımıyor. Her yerden gelebilir. Hepimiz için her yer tehdit halinde. O yüzden bütün dünya kendi vatandaşlarına 'Evde kal' çağrısı yapıyor. Bu salgına karşı en önemli ve güçlü tedbir, herkesin bulunduğu yerde kalması ki bulaşıcı olmasın. Bu hastalık da en büyük etkili ilacı, herkesin bulunduğu yerde kalıp güvenli bir şekilde hayatını idame ettirmesi. Aksi takdirde hareket halindeki herkes, hem kendisi risk altında oluyor hem etrafını risk altına sokuyor. Onun dışında, 'Şu ülkeden bu ülkeden geldi' söylemlerini ben geçerli bulmuyorum. Çünkü dünyanın her noktası bu hastalık için potansiyel bir tehdit alanı." 'ÇİN'DEN CİDDİ ÖLÇÜDE MALZEME ALDIK' Her ülkenin kendince tedbirler aldığını, bazı ülkelerde ilaç ve aşı çalışmaları yapıldığını belirten Bakan Yardımcısı Kıran, Türkiye'de bu yönde çalışmalar yapıldığını ifade ederek, "Bu hastalıkla mücadelede her ülke kendince tedbirler geliştiriyor. Bir takım ilaç ve aşı çalışmaları var, ülkemizin de var. Elbette geliştirildiği düşünülen her türlü metodu biz ülkemize de almaya çalışıyoruz. Bu kapsamda Çin'den hem ilaç, hem test kiti, hem eldiven ve maske anlamında ciddi ölçüde malzeme aldık. Bunların bir kısmı hibe, bir kısmını da Çinli firmalardan temin ettik. Yine bugün Japonya'dan gelecek bir kit paketi var. Dünyadaki her gelişmeyi yakından takip ediyoruz. Ülkemizin bu salgına karşı geliştireceği çok önemli mekanizmalar var. Bunları hayata geçirecek önemli bilim insanlarımız var. Onlar da çalışmalarını devam ettiriyorlar. Bizler de bakanlık olarak üzerimize düşeni yerine getirmeyi çalışıyoruz" diye konuştu.

Kibarca verdiği siparişle tanındı, çok mutlu olduğunu söyledi

 Ordu'da evine gelen Vefa Sosyal Destek Grubu görevlilerine sipariş verirken kibar tavrıyla görüntülenen ve sosyal medyada ilgi gören Burhan Kılıçkını (76) verilen hizmetten dolayı teşekkür etti. Koronavirüs salgını nedeniyle 65 yaş ve üzerindeki vatandaşların dışarıya çıkmasının yasaklanmasıyla oluşturulan Vefa Sosyal Destek Grubu, gelen ihtiyaçları karşılamaya çalışıyor. Ordu'da, Altınordu Belediyesi zabıta ekiplerinden yardım isteyen Burhan Kılıçkını’nın istekleri karşılandı. Sipariş verirken sergilediği kibar tavrıyla sosyal medyada yoğun ilgi gören Burhan Kılıçkını (76) verilen hizmetten dolayı teşekkür etti. 'İHTİYAÇLARIMIZ KARŞILANIYOR’ Yalnız yaşayan Burhan Kılıçkını, “Dışarıya çıkmak yasaklanmış, komşularımdan yardım istedim. Allah razı olsun yardımcı oldular. Aradım gerekli memurlar geldi, derdimi anlattım. Sokağa çıkma yasağı koydular güzel bir şey. Gelen memurlar ihtiyacımı karşıladılar, Pazar ve market ihtiyacımı karşıladılar. Başka bir ihtiyacın olduğu zaman bize haber ver dediler, telefon numarası bıraktılar. ‘İlaç ihtiyacın olduğu zamanda ararsın’ dediler. Gereken ilgiyi gösterdiler, bunlar güzel bir şey, ihtiyaçlarımız karşılanıyor. Devletimiz, Allah razı olsun yine ilgileniyor, Allah devletimize sağlık sıhhat versin. Allah başımızdan eksik etmesin” dedi.

Kibarca verdiği siparişle tanındı, çok mutlu olduğunu söyledi

 11 saatler önce

 Ordu'da evine gelen Vefa Sosyal Destek Grubu görevlilerine sipariş verirken kibar tavrıyla görüntülenen ve sosyal medyada ilgi gören Burhan Kılıçkını (76) verilen hizmetten dolayı teşekkür etti. Koronavirüs salgını nedeniyle 65 yaş ve üzerindeki vatandaşların dışarıya çıkmasının yasaklanmasıyla oluşturulan Vefa Sosyal Destek Grubu, gelen ihtiyaçları karşılamaya çalışıyor. Ordu'da, Altınordu Belediyesi zabıta ekiplerinden yardım isteyen Burhan Kılıçkını’nın istekleri karşılandı. Sipariş verirken sergilediği kibar tavrıyla sosyal medyada yoğun ilgi gören Burhan Kılıçkını (76) verilen hizmetten dolayı teşekkür etti. 'İHTİYAÇLARIMIZ KARŞILANIYOR’ Yalnız yaşayan Burhan Kılıçkını, “Dışarıya çıkmak yasaklanmış, komşularımdan yardım istedim. Allah razı olsun yardımcı oldular. Aradım gerekli memurlar geldi, derdimi anlattım. Sokağa çıkma yasağı koydular güzel bir şey. Gelen memurlar ihtiyacımı karşıladılar, Pazar ve market ihtiyacımı karşıladılar. Başka bir ihtiyacın olduğu zaman bize haber ver dediler, telefon numarası bıraktılar. ‘İlaç ihtiyacın olduğu zamanda ararsın’ dediler. Gereken ilgiyi gösterdiler, bunlar güzel bir şey, ihtiyaçlarımız karşılanıyor. Devletimiz, Allah razı olsun yine ilgileniyor, Allah devletimize sağlık sıhhat versin. Allah başımızdan eksik etmesin” dedi.

Kaya kartallarının yaşamı görüntülendi! Popülasyon büyüklüğü 2000-3000 çift olduğu tahmin ediliyor

 Doğa Koruma ve Milli Parklar Burdur 6'ncı Bölge Müdürlüğü tarafından kaya kartalının yuvasına kamera yerleştirilerek, iki yavru ve ebeveynlerinin yuvayı terk edene kadarki süreci, kayıt altına alındı. Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü Burdur 6'ncı Bölge Müdürlüğü'nce, Burdur'da 2018 yılı Mayıs ayında tespit edilen bir kaya kartalının yuvasına kamera yerleştirildi. Kamera sayesinde iki yavru ve ebeveynlerinin yuvayı terk edene kadarki yaşamları sürekli olarak kayıt altına alınırken, ortaya ilginç görüntüler çıktı. Bölge Müdürlüğü Avcılık ve Yaban Hayatı Şube Müdürü Tamer Yılmaz ve 4 kişilik ekip tarafından yapılan çalışmayla yırtıcı kuş türlerinin beslenme davranışlarının kaydedilerek, besin zinciri içerisinde yer alan canlıların ve yaşam alanlarının korunmasına yönelik olarak, eğitim ve bilgilendirme faaliyetlerinde kullanılması amaçlanan çalışmada; yaklaşık 3 haftalıkken tespit edilen yavruların yuvadan uçana kadar ebeveynleri tarafından hangi canlılarla beslendiği araştırıldı. Bu süreçte yabani tavşan, tilki, kaplumbağa, kertenkele, yılan gibi canlıların kaya kartallarının temel besinini oluşturduğu gözlendi. Türkiye'de, bugüne kadar tespit edilen 10 kartal türünden biri olan ve son derece iri olan kaya kartalı, oldukça geniş bir yayılışa sahip. Karadeniz ve Ege kıyıları ile İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu'nun güneyi hariç her yerde dağılım gösteren kaya kartalları, genellikle yüksek dağları seviyor ve kayalık, ormanlık alanları tercih ediyor. Dağların özellikle sarp kayalık kısımlarını yuva yeri olarak tercih eden kaya kartallarının, besinlerinin çoğunluğunu memeli türler oluşturuyor. Çoğunlukla tavşan, sincap, tilki gibi memeli türlerinin yanında yılan ve kaplumbağa gibi türlerle de beslenen kaya kartallarının, Türkiye'de üreyen popülasyon büyüklüğünün 2000- 3000 çift olduğu tahmin ediliyor.

Kaya kartallarının yaşamı görüntülendi! Popülasyon büyüklüğü 2000-3000 çift olduğu tahmin ediliyor

 11 saatler önce

 Doğa Koruma ve Milli Parklar Burdur 6'ncı Bölge Müdürlüğü tarafından kaya kartalının yuvasına kamera yerleştirilerek, iki yavru ve ebeveynlerinin yuvayı terk edene kadarki süreci, kayıt altına alındı. Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü Burdur 6'ncı Bölge Müdürlüğü'nce, Burdur'da 2018 yılı Mayıs ayında tespit edilen bir kaya kartalının yuvasına kamera yerleştirildi. Kamera sayesinde iki yavru ve ebeveynlerinin yuvayı terk edene kadarki yaşamları sürekli olarak kayıt altına alınırken, ortaya ilginç görüntüler çıktı. Bölge Müdürlüğü Avcılık ve Yaban Hayatı Şube Müdürü Tamer Yılmaz ve 4 kişilik ekip tarafından yapılan çalışmayla yırtıcı kuş türlerinin beslenme davranışlarının kaydedilerek, besin zinciri içerisinde yer alan canlıların ve yaşam alanlarının korunmasına yönelik olarak, eğitim ve bilgilendirme faaliyetlerinde kullanılması amaçlanan çalışmada; yaklaşık 3 haftalıkken tespit edilen yavruların yuvadan uçana kadar ebeveynleri tarafından hangi canlılarla beslendiği araştırıldı. Bu süreçte yabani tavşan, tilki, kaplumbağa, kertenkele, yılan gibi canlıların kaya kartallarının temel besinini oluşturduğu gözlendi. Türkiye'de, bugüne kadar tespit edilen 10 kartal türünden biri olan ve son derece iri olan kaya kartalı, oldukça geniş bir yayılışa sahip. Karadeniz ve Ege kıyıları ile İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu'nun güneyi hariç her yerde dağılım gösteren kaya kartalları, genellikle yüksek dağları seviyor ve kayalık, ormanlık alanları tercih ediyor. Dağların özellikle sarp kayalık kısımlarını yuva yeri olarak tercih eden kaya kartallarının, besinlerinin çoğunluğunu memeli türler oluşturuyor. Çoğunlukla tavşan, sincap, tilki gibi memeli türlerinin yanında yılan ve kaplumbağa gibi türlerle de beslenen kaya kartallarının, Türkiye'de üreyen popülasyon büyüklüğünün 2000- 3000 çift olduğu tahmin ediliyor.

Derik’te sumak satışı 769 kat arttı

 Mardin’in Derik ilçesinde, sosyal medyada sumağın koronavirüse iyi geldiği iddiaları üzerine satışlar 769 kat arttı. Bir yılda tüketilen sumak, bir günde satıldı. Uzmanlar, kilosu 15 TL’den 30 TL’ye çıkan sumağın koronavirüse iyi geldiğine dair herhangi bir çalışmanın olmadığını söyledi. Tüm dünyada etkili olan koronavirüs salgını nedeniyle Türkiye’de yetkili kurumlar çeşitli önlemler alırken, vatandaşlar da kendilerince önlemler alıyor. Evlerinden çıkmayan, çıktıkları zaman da sosyal mesafe kuralına uymaya çalışan vatandaşlar, bağışıklık sistemini güçlendirmek için çeşitli gıdalara yöneliyor. Son günlerde sosyal medyada sumağın koronavirüs salgınına iyi geldiği iddiaları üzerine Mardin’in Derik ilçesinde vatandaşlar bu ürüne yöneldi. İlçede talebin artması üzerine 15 TL olan sumağın fiyatı, 30 TL’ye çıktı. Yılda ortalama 50 kilo satılan Derik'te bir günde 100 kilo sumak satıldı. İlçe sakinlerinden Zeki Beşeren, "Kilosu 15 TL'den 30 TL'ye çıktı. Bugün çok kişi aldı. Kapış kapış alıyorlar" dedi. Sumak satıcısı Abdulkadir Özgen ise satışlarda ciddi bir artış olduğunu ifade ederek, "Herkes sumak istiyor, satış patlaması oldu. Bende 25 kilo sumak vardı şu an kalmış 2 kilo" diye konuştu. Uzmanlar ise sumağın koronavirüsten koruduğuna dair bilimsel bir çalışmanın olmadığını söyledi.

Derik’te sumak satışı 769 kat arttı

 11 saatler önce

 Mardin’in Derik ilçesinde, sosyal medyada sumağın koronavirüse iyi geldiği iddiaları üzerine satışlar 769 kat arttı. Bir yılda tüketilen sumak, bir günde satıldı. Uzmanlar, kilosu 15 TL’den 30 TL’ye çıkan sumağın koronavirüse iyi geldiğine dair herhangi bir çalışmanın olmadığını söyledi. Tüm dünyada etkili olan koronavirüs salgını nedeniyle Türkiye’de yetkili kurumlar çeşitli önlemler alırken, vatandaşlar da kendilerince önlemler alıyor. Evlerinden çıkmayan, çıktıkları zaman da sosyal mesafe kuralına uymaya çalışan vatandaşlar, bağışıklık sistemini güçlendirmek için çeşitli gıdalara yöneliyor. Son günlerde sosyal medyada sumağın koronavirüs salgınına iyi geldiği iddiaları üzerine Mardin’in Derik ilçesinde vatandaşlar bu ürüne yöneldi. İlçede talebin artması üzerine 15 TL olan sumağın fiyatı, 30 TL’ye çıktı. Yılda ortalama 50 kilo satılan Derik'te bir günde 100 kilo sumak satıldı. İlçe sakinlerinden Zeki Beşeren, "Kilosu 15 TL'den 30 TL'ye çıktı. Bugün çok kişi aldı. Kapış kapış alıyorlar" dedi. Sumak satıcısı Abdulkadir Özgen ise satışlarda ciddi bir artış olduğunu ifade ederek, "Herkes sumak istiyor, satış patlaması oldu. Bende 25 kilo sumak vardı şu an kalmış 2 kilo" diye konuştu. Uzmanlar ise sumağın koronavirüsten koruduğuna dair bilimsel bir çalışmanın olmadığını söyledi.

Akkuyu'da koronavirüs önlemi

 Mersin'in Gülnar ilçesinde yapımı devam eden Türkiye'nin ilk nükleer güç santrali Akkuyu Nükleer Güç Santrali'nin inşaat sahasında koronavirüse karşı önleyici tedbirlerin artırıldığı bildirildi. Akkuyu Nükleer A.Ş.'den konuyla ilgili yapılan açıklamada, şirket bünyesinde kurulan Salgınla Mücadele Merkezi'nin düzenli olarak toplandığı ve alınan kararların şirketin ilgili tüm birimleri ve yüklenicileri tarafından mutlak surette uygulandığı ifade edildi. Açıklamada, Akkuyu NGS Projesi kapsamında çalışılan tüm tesislerde, gelişmiş tıbbi gözetim rejimi uygulamaya konulduğu kaydedilerek, "Tüm çalışanların mutlak surette ateşi ölçülmekte, herhangi bir soğuk algınlığı belirtisinin olması durumunda eve doktor çağrılması kaydıyla çalışan derhal evine gönderilmektedir. İnşaat sahasında sosyal mesafenin korunması önlemleri kapsamında, servis araçları ile taşınan çalışanların sayısının azaltılması maksadıyla inşaat sahasına getirip götüren ve saha dahilinde servis yapan araç sayıları artırılmıştır. Yemekhanelerde yemek yiyen çalışan sayısının yoğunluğunun azaltması için yerlerde işaretlemeler yapılmış, sandalye sayısı azaltılmış ve yemekhane çalışma saati uzatılmıştır. Hazır yiyecekler yalnızca bireysel ambalajlarda servis edilmektedir. Yemekhanelerin tüm çalışanları tıbbi maskeler ve eldivenlerle çalışmaktadır. Ofis, üretim ve sosyal alanlarda dezenfektan solüsyonlarla ellerin yıkanması için temassız cihazlar kurulmuştur. Ortak kullanım, yaşam ve ofis alanlarında dezenfeksiyon çalışmaları yapılmaktadır. Ofis ve üretim alanlarında önleyici tedbirler ve enfeksiyona karşı korunma yolları hakkında bilgilendirici posterler yerleştirilmiştir" denildi. İdari İşler Bölümü, İş Sağlığı Güvenliği ve Personel Koruma Birimi gibi Akkuyu Nükleer A.Ş.’nin ilgili tüm birimlerinin teyakkuza geçirildiğinin vurgulandığı açıklamada, inşaat sahasında çalışan tüm yüklenicilere şirket tarafından uygulamaya koyulan tedbirlerin kendi bünyelerinde de uygulanması için talimat verildiğine de dikkat çekildi. 'COVID-19'A YAKALANAN HİÇ KİMSE BULUNMAMAKTADIR' Alınan kararlar ile ilgili olarak Salgınla Mücadele Merkezi Başkanı, Kamu Kurumları ile İlişkiler ve Uluslararası İşbirliği Yönetici Direktörü Aleksei Frolov da, pandemiyle mücadeleye katkı sağladıklarını vurgulayarak, "Mevcut koşullarda öncelikli görevimiz, NGS inşaatında yer alan tüm çalışanların sağlığının korunması ve zorlu epidemik durumun projenin gidişatı üzerindeki etkisinin en aza indirgenmesidir. Çalışanların sağlığının korunması için elimizden geleni yapıyoruz. Ortak kullanım alanları, hizmet araçları, ofis ve üretim tesisleri, işçilerin kaldığı lojmanlar da dahil olmak üzere her yerde önleyici çalışmalar yapıyoruz. Çalışanlarımız, kısıtlayıcı önlemlere anlayışla riayet ederek sorumluluk bilinci içinde pandemiyle mücadeleye katkı sağlıyorlar. Şu anda Akkuyu Nükleer A.Ş.’nin ve yüklenici kuruluşların çalışanları arasında Covid-19’a yakalanan hiç kimse bulunmamaktadır. Durumu kontrol altında tutuyoruz. Akkuyu NGS sahasındaki inşaat-montaj işleri, gerekli tüm güvenlik önlemleri dikkate alınarak ve mevcut takvimlere uygun olarak olağan şekilde yürütülmektedir" dedi. SEYAHATLERE KISITLAMA NGS inşaat sahasının epidemik güvenliğinin artırılması amacıyla yüz yüze görüşülerek yapılan toplantılar ve personelin inşaat sahası ile Ankara, Mersin ofisleri arasında hareketleri kısıtlanırken 2020/3 sayılı Cumhurbaşkanlığı genelgesine uygun olarak, şirkette tüm toplu etkinliklerin yanı sıra, son derece zaruri olanlar hariç olmak üzere çalışanların iş seyahatleri de iptal edildi. Yurt dışı iş seyahatlerinden dönen çalışanlar mutlaka en az iki hafta süreyle izole edilerek evden çalışmaları sağlanıyor. Şirket yetkililerinin, çalışanlarda Covid-19 ve diğer solunum enfeksiyonlarının belirtilerinin görülmesi durumunda hızlı müdahalede bulunabilmek amacıyla mülki amirlikler ve resmi sağlık kuruluşları ile sürekli iletişim halinde olduğu da öğrenildi.

Akkuyu'da koronavirüs önlemi

 11 saatler önce

 Mersin'in Gülnar ilçesinde yapımı devam eden Türkiye'nin ilk nükleer güç santrali Akkuyu Nükleer Güç Santrali'nin inşaat sahasında koronavirüse karşı önleyici tedbirlerin artırıldığı bildirildi. Akkuyu Nükleer A.Ş.'den konuyla ilgili yapılan açıklamada, şirket bünyesinde kurulan Salgınla Mücadele Merkezi'nin düzenli olarak toplandığı ve alınan kararların şirketin ilgili tüm birimleri ve yüklenicileri tarafından mutlak surette uygulandığı ifade edildi. Açıklamada, Akkuyu NGS Projesi kapsamında çalışılan tüm tesislerde, gelişmiş tıbbi gözetim rejimi uygulamaya konulduğu kaydedilerek, "Tüm çalışanların mutlak surette ateşi ölçülmekte, herhangi bir soğuk algınlığı belirtisinin olması durumunda eve doktor çağrılması kaydıyla çalışan derhal evine gönderilmektedir. İnşaat sahasında sosyal mesafenin korunması önlemleri kapsamında, servis araçları ile taşınan çalışanların sayısının azaltılması maksadıyla inşaat sahasına getirip götüren ve saha dahilinde servis yapan araç sayıları artırılmıştır. Yemekhanelerde yemek yiyen çalışan sayısının yoğunluğunun azaltması için yerlerde işaretlemeler yapılmış, sandalye sayısı azaltılmış ve yemekhane çalışma saati uzatılmıştır. Hazır yiyecekler yalnızca bireysel ambalajlarda servis edilmektedir. Yemekhanelerin tüm çalışanları tıbbi maskeler ve eldivenlerle çalışmaktadır. Ofis, üretim ve sosyal alanlarda dezenfektan solüsyonlarla ellerin yıkanması için temassız cihazlar kurulmuştur. Ortak kullanım, yaşam ve ofis alanlarında dezenfeksiyon çalışmaları yapılmaktadır. Ofis ve üretim alanlarında önleyici tedbirler ve enfeksiyona karşı korunma yolları hakkında bilgilendirici posterler yerleştirilmiştir" denildi. İdari İşler Bölümü, İş Sağlığı Güvenliği ve Personel Koruma Birimi gibi Akkuyu Nükleer A.Ş.’nin ilgili tüm birimlerinin teyakkuza geçirildiğinin vurgulandığı açıklamada, inşaat sahasında çalışan tüm yüklenicilere şirket tarafından uygulamaya koyulan tedbirlerin kendi bünyelerinde de uygulanması için talimat verildiğine de dikkat çekildi. 'COVID-19'A YAKALANAN HİÇ KİMSE BULUNMAMAKTADIR' Alınan kararlar ile ilgili olarak Salgınla Mücadele Merkezi Başkanı, Kamu Kurumları ile İlişkiler ve Uluslararası İşbirliği Yönetici Direktörü Aleksei Frolov da, pandemiyle mücadeleye katkı sağladıklarını vurgulayarak, "Mevcut koşullarda öncelikli görevimiz, NGS inşaatında yer alan tüm çalışanların sağlığının korunması ve zorlu epidemik durumun projenin gidişatı üzerindeki etkisinin en aza indirgenmesidir. Çalışanların sağlığının korunması için elimizden geleni yapıyoruz. Ortak kullanım alanları, hizmet araçları, ofis ve üretim tesisleri, işçilerin kaldığı lojmanlar da dahil olmak üzere her yerde önleyici çalışmalar yapıyoruz. Çalışanlarımız, kısıtlayıcı önlemlere anlayışla riayet ederek sorumluluk bilinci içinde pandemiyle mücadeleye katkı sağlıyorlar. Şu anda Akkuyu Nükleer A.Ş.’nin ve yüklenici kuruluşların çalışanları arasında Covid-19’a yakalanan hiç kimse bulunmamaktadır. Durumu kontrol altında tutuyoruz. Akkuyu NGS sahasındaki inşaat-montaj işleri, gerekli tüm güvenlik önlemleri dikkate alınarak ve mevcut takvimlere uygun olarak olağan şekilde yürütülmektedir" dedi. SEYAHATLERE KISITLAMA NGS inşaat sahasının epidemik güvenliğinin artırılması amacıyla yüz yüze görüşülerek yapılan toplantılar ve personelin inşaat sahası ile Ankara, Mersin ofisleri arasında hareketleri kısıtlanırken 2020/3 sayılı Cumhurbaşkanlığı genelgesine uygun olarak, şirkette tüm toplu etkinliklerin yanı sıra, son derece zaruri olanlar hariç olmak üzere çalışanların iş seyahatleri de iptal edildi. Yurt dışı iş seyahatlerinden dönen çalışanlar mutlaka en az iki hafta süreyle izole edilerek evden çalışmaları sağlanıyor. Şirket yetkililerinin, çalışanlarda Covid-19 ve diğer solunum enfeksiyonlarının belirtilerinin görülmesi durumunda hızlı müdahalede bulunabilmek amacıyla mülki amirlikler ve resmi sağlık kuruluşları ile sürekli iletişim halinde olduğu da öğrenildi.

Avcılar'da yasak dinlemediler, sahilde spor yaptılar

 Koronavirüs salgını nedeniyle alınan tedbirlere ve yapılan uyarılara aldırmayan bir grup vatandaş Avcılar Sahili'nde spor ve yürüyüş yaptı. İçişleri Bakanlığınca, 81 il valiliğine gönderilen genelge ile bu hafta sonu başta olmak üzere virüsle mücadele sağlanıncaya kadar hafta sonlarında, il ve ilçelerde vatandaşların sahil bantları, mesire ve ören yerlerinde, piknik alanlarında; piknik yapmak, balık tutmak, spor, yürüyüş gibi faaliyetleri yasaklanmıştı. Bazı vatandaşların yasağa uymayarak sahillere geldiği spor ve yürüyüş yaptıkları görüldü. Avcılar Sahili'ne gelen bir arkadaş grubunun "sosyal mesafe kuralını" da dikkate almayarak bankta yemek yemesi dikkat çekti. Sahilde yürüyüş ve spor yapan vatandaşların bazıları yasaktan haberdar olmadıklarını söylerken, bazı vatandaşlarda yasağı bildiklerini ancak yürüyüş yapmakta bir sakınca görmediklerini söyledi. Sahilde bulunan spor aletlerinde spor yapan bir kişi "Yasaktan haberim var spor yapıp gideceğim" diye konuşurken, arkadaşıyla birlikte koşu yapan bir genç ise "Yasağı sadece mangalcılar için diye biliyorduk şimdi güvenlik görevlileri uyardı gidiyoruz" diye konuştu.

Avcılar'da yasak dinlemediler, sahilde spor yaptılar

 11 saatler önce

 Koronavirüs salgını nedeniyle alınan tedbirlere ve yapılan uyarılara aldırmayan bir grup vatandaş Avcılar Sahili'nde spor ve yürüyüş yaptı. İçişleri Bakanlığınca, 81 il valiliğine gönderilen genelge ile bu hafta sonu başta olmak üzere virüsle mücadele sağlanıncaya kadar hafta sonlarında, il ve ilçelerde vatandaşların sahil bantları, mesire ve ören yerlerinde, piknik alanlarında; piknik yapmak, balık tutmak, spor, yürüyüş gibi faaliyetleri yasaklanmıştı. Bazı vatandaşların yasağa uymayarak sahillere geldiği spor ve yürüyüş yaptıkları görüldü. Avcılar Sahili'ne gelen bir arkadaş grubunun "sosyal mesafe kuralını" da dikkate almayarak bankta yemek yemesi dikkat çekti. Sahilde yürüyüş ve spor yapan vatandaşların bazıları yasaktan haberdar olmadıklarını söylerken, bazı vatandaşlarda yasağı bildiklerini ancak yürüyüş yapmakta bir sakınca görmediklerini söyledi. Sahilde bulunan spor aletlerinde spor yapan bir kişi "Yasaktan haberim var spor yapıp gideceğim" diye konuşurken, arkadaşıyla birlikte koşu yapan bir genç ise "Yasağı sadece mangalcılar için diye biliyorduk şimdi güvenlik görevlileri uyardı gidiyoruz" diye konuştu.

Bilim Kurulu üyesi Çelik: Çocukların virüsü daha fazla kişiye bulaştırma olasılığı var

 Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu üyesi Prof. Dr. İlhami Çelik, koronavirüs konusunda çocukların süper taşıyıcı olabileceğini belirterek, "Normalde koronavirüste 1 kişi 2,6 kişiye bulaştırırken, çocukların 5-10 gibi çok daha fazla kişiye bulaştırma olasılığı var" dedi. Prof. Dr. İlhami Çelik, koronavirüs tedbirleri kapsamında DHA'ya yaptığı açıklamasında, vatandaşların bu dönemde acil olmayan hususlarda hastaneye gelmemelerini istedi. 65 yaş ve üstü kişilere dikkat edilmesi gerektiğini kaydeden Çelik, virüsü kimin taşıdığını bilmenin mümkün olmadığını söyledi. Çelik, "Özellikle onların yanında kalan kişilerin virüsü taşıyıp taşımadıklarını bilmedikleri için çok dikkat etmesi gerekiyor. Eğer o yaşlılarda bir hastalık belirtisi varsa, hemen hastaneye getirilmeleri gerekiyor. Tüm insanlarımıza test yapma şansımız yok. Şu an yapacağınız test, yarın bu virüsü almayacağınız anlamına gelmez. Şu an yaptığınız test o anı yansıtır. Ertesi günü, bir sonraki günü yansıtmaz. Yaşlıların yanında kalan, kalmak zorunda olan insanlar mutlaka maske takmalıdır. Yaşlıların başka kişilerle bir araya gelmemesi lazım. Sosyal izolasyona tabi tutmak gerekir. Diğer insanlardan uzak durmaları gerekir" dedi. '5-10 KİŞİYE BULAŞTIRMA OLASILIĞI VAR' Çelik, küçük yaştaki çocukların süper taşıyıcı olabileceğini belirterek, şöyle konuştu: "Süper taşıyıcılık durumu kişinin kendi hasta olmadan başkalarına daha fazla bulaştırabilmesidir. Biz buna 'bulaştırıcılık indeksi' diyoruz. Normalde koronavirüste 1 kişi 2,6 kişiye bulaştırırken, çocukların 5- 10 gibi çok daha fazla kişiye bulaştırma olasılığı var. Özellikle dışkı ile bu virüsü atabiliyorlar. Hem boğazda taşıyabilirler, hem de dışkı ile atabilirler. Bu durumda şüphe söz konusu olur. Mers ve sars virüslerinde de bu konu geçerliydi zaten. Bu konuda da tam kanıtlanmamış olmakla beraber aynı şey söz konusu olabilir." 'GENÇLERİN İYİLEŞME OLASILIKLARI ÇOK FAZLA' Gençlerin de virüsü taşıma açısından risk altında olduğunu kaydeden Çelik, "Semptom herhangi bir belirti vermeden taşıdıkları için bunu diğer kişilere bulaştırma riskleri var. Bu yüzden gençlerin çok daha dikkatli olmaları gerekiyor. Hasta olabilirler ya da ciddi hastalık geçirebilirler, ancak iyileşme olasılıkları çok fazla. Bunlarda belirtisiz seyretme olayı çok fazladır. Yaşlılarda çok ciddi seyrediyor. Gençlerin taşıma oranı fazla olduğu için dikkatli olmaları lazım. Sosyal izolasyona en çok bu arkadaşlar önem vermesi gerekiyor" diye konuştu. 'GÜNLÜK 70 TEST YAPIYORUZ' Kayseri Şehir Hastanesi'ne test kitlerinin geldiğini söyleyen Çelik, hastanede test yapılmaya geçen Pazartesi günüden itibaren başladıklarını söyledi. Çelik, şunları kaydetti: "Günlük şu an 70 test yapıyoruz ama bu sayımız artacak. Hazır testlerimizde geldi, dün itibariyle kullanmaya başladık. Elimizde daha az test kaldı. Hastanede bütün sağlık çalışanlarımızın koruyucu ekipmanı var. Maske bizim standardımız. Bundan kaçış yok. Evdeki giysilerimizle hastanede dolaşmıyoruz. Önlüklerimiz, formalarımız giyiyoruz. Giderken çıkarıyoruz. Çok daha ciddi hastalarda koruyucu ekipmanlar gözlük, maske takıyoruz. Yoğun bakımlarımızı ayırdık. Koronavirüs taşıyan hastalarla diğer hastaların bir araya gelmemeleri için çaba harcıyoruz." 'AŞIRI ŞEKİLDE TEST İSTEĞİ VAR' Test konusunda talebin yoğunluğuna değinen Çelik, "Yapılan testlerin talebi karşılama hususunda geri kaldığımızı söylememiz lazım. Çok aşırı şekilde test isteği var. Bunlarda hekimin karar vermesi gerekirken, bazı hastalar 'ben kovid olabilir miyim' diye gelerek test yaptırmak isteyenler var. Bir kısmı bunların farklı semptomlar gösterebiliyor. Çok hafif semptomda bile test yapmak zorunda kaldıklarımız olabiliyor. Bunları azaltabilirsek çok daha rahat olacak bizim için. Hekimin düşündüğü hastaların testlerini yapmamız lazım" dedi. 'ÇOCUKLARIMDAN UZAK DURMAYA ÇALIŞIYORUM' Öte yandan, uzmanların çocukların süper taşıyıcı olduğunu söylemesini değerlendiren 2 çocuk babası Erkan Erdoğan (40) ise, şunları kaydetti: "Birbirimizden mümkün olduğu kadar teması azaltmamız gerekiyor. Çocuklarımızı mümkün olduğu kadar izole etmemiz gerekiyor. Bizim kültürümüzde çocuklarımızı sevmek, öpmek var. Şimdilik bunlara ara vermek gerekiyor. Yaşlılar ve kronik rahatsızlıkları olan insanlara bu virüs daha çok etki ediyor ve sonucu ölüm oluyor. Çocuklarımızı korumamız ve mümkün olduğu kadar bir araya gelmememiz gerekir. Çocuklarımdan bu arada olabildiği kadar uzak durmaya çalışıyorum. 6 yaşında kızım var eve gittiğim zaman sarılmak oynamak istiyor. Eve girdiğimde ellerimi yıkıyor, kıyafetlerimi değiştiriyorum. Bireysel bakımlarımı yapıp daha sonra ailemin arasına katılıyorum."

Bilim Kurulu üyesi Çelik: Çocukların virüsü daha fazla kişiye bulaştırma olasılığı var

 11 saatler önce

 Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu üyesi Prof. Dr. İlhami Çelik, koronavirüs konusunda çocukların süper taşıyıcı olabileceğini belirterek, "Normalde koronavirüste 1 kişi 2,6 kişiye bulaştırırken, çocukların 5-10 gibi çok daha fazla kişiye bulaştırma olasılığı var" dedi. Prof. Dr. İlhami Çelik, koronavirüs tedbirleri kapsamında DHA'ya yaptığı açıklamasında, vatandaşların bu dönemde acil olmayan hususlarda hastaneye gelmemelerini istedi. 65 yaş ve üstü kişilere dikkat edilmesi gerektiğini kaydeden Çelik, virüsü kimin taşıdığını bilmenin mümkün olmadığını söyledi. Çelik, "Özellikle onların yanında kalan kişilerin virüsü taşıyıp taşımadıklarını bilmedikleri için çok dikkat etmesi gerekiyor. Eğer o yaşlılarda bir hastalık belirtisi varsa, hemen hastaneye getirilmeleri gerekiyor. Tüm insanlarımıza test yapma şansımız yok. Şu an yapacağınız test, yarın bu virüsü almayacağınız anlamına gelmez. Şu an yaptığınız test o anı yansıtır. Ertesi günü, bir sonraki günü yansıtmaz. Yaşlıların yanında kalan, kalmak zorunda olan insanlar mutlaka maske takmalıdır. Yaşlıların başka kişilerle bir araya gelmemesi lazım. Sosyal izolasyona tabi tutmak gerekir. Diğer insanlardan uzak durmaları gerekir" dedi. '5-10 KİŞİYE BULAŞTIRMA OLASILIĞI VAR' Çelik, küçük yaştaki çocukların süper taşıyıcı olabileceğini belirterek, şöyle konuştu: "Süper taşıyıcılık durumu kişinin kendi hasta olmadan başkalarına daha fazla bulaştırabilmesidir. Biz buna 'bulaştırıcılık indeksi' diyoruz. Normalde koronavirüste 1 kişi 2,6 kişiye bulaştırırken, çocukların 5- 10 gibi çok daha fazla kişiye bulaştırma olasılığı var. Özellikle dışkı ile bu virüsü atabiliyorlar. Hem boğazda taşıyabilirler, hem de dışkı ile atabilirler. Bu durumda şüphe söz konusu olur. Mers ve sars virüslerinde de bu konu geçerliydi zaten. Bu konuda da tam kanıtlanmamış olmakla beraber aynı şey söz konusu olabilir." 'GENÇLERİN İYİLEŞME OLASILIKLARI ÇOK FAZLA' Gençlerin de virüsü taşıma açısından risk altında olduğunu kaydeden Çelik, "Semptom herhangi bir belirti vermeden taşıdıkları için bunu diğer kişilere bulaştırma riskleri var. Bu yüzden gençlerin çok daha dikkatli olmaları gerekiyor. Hasta olabilirler ya da ciddi hastalık geçirebilirler, ancak iyileşme olasılıkları çok fazla. Bunlarda belirtisiz seyretme olayı çok fazladır. Yaşlılarda çok ciddi seyrediyor. Gençlerin taşıma oranı fazla olduğu için dikkatli olmaları lazım. Sosyal izolasyona en çok bu arkadaşlar önem vermesi gerekiyor" diye konuştu. 'GÜNLÜK 70 TEST YAPIYORUZ' Kayseri Şehir Hastanesi'ne test kitlerinin geldiğini söyleyen Çelik, hastanede test yapılmaya geçen Pazartesi günüden itibaren başladıklarını söyledi. Çelik, şunları kaydetti: "Günlük şu an 70 test yapıyoruz ama bu sayımız artacak. Hazır testlerimizde geldi, dün itibariyle kullanmaya başladık. Elimizde daha az test kaldı. Hastanede bütün sağlık çalışanlarımızın koruyucu ekipmanı var. Maske bizim standardımız. Bundan kaçış yok. Evdeki giysilerimizle hastanede dolaşmıyoruz. Önlüklerimiz, formalarımız giyiyoruz. Giderken çıkarıyoruz. Çok daha ciddi hastalarda koruyucu ekipmanlar gözlük, maske takıyoruz. Yoğun bakımlarımızı ayırdık. Koronavirüs taşıyan hastalarla diğer hastaların bir araya gelmemeleri için çaba harcıyoruz." 'AŞIRI ŞEKİLDE TEST İSTEĞİ VAR' Test konusunda talebin yoğunluğuna değinen Çelik, "Yapılan testlerin talebi karşılama hususunda geri kaldığımızı söylememiz lazım. Çok aşırı şekilde test isteği var. Bunlarda hekimin karar vermesi gerekirken, bazı hastalar 'ben kovid olabilir miyim' diye gelerek test yaptırmak isteyenler var. Bir kısmı bunların farklı semptomlar gösterebiliyor. Çok hafif semptomda bile test yapmak zorunda kaldıklarımız olabiliyor. Bunları azaltabilirsek çok daha rahat olacak bizim için. Hekimin düşündüğü hastaların testlerini yapmamız lazım" dedi. 'ÇOCUKLARIMDAN UZAK DURMAYA ÇALIŞIYORUM' Öte yandan, uzmanların çocukların süper taşıyıcı olduğunu söylemesini değerlendiren 2 çocuk babası Erkan Erdoğan (40) ise, şunları kaydetti: "Birbirimizden mümkün olduğu kadar teması azaltmamız gerekiyor. Çocuklarımızı mümkün olduğu kadar izole etmemiz gerekiyor. Bizim kültürümüzde çocuklarımızı sevmek, öpmek var. Şimdilik bunlara ara vermek gerekiyor. Yaşlılar ve kronik rahatsızlıkları olan insanlara bu virüs daha çok etki ediyor ve sonucu ölüm oluyor. Çocuklarımızı korumamız ve mümkün olduğu kadar bir araya gelmememiz gerekir. Çocuklarımdan bu arada olabildiği kadar uzak durmaya çalışıyorum. 6 yaşında kızım var eve gittiğim zaman sarılmak oynamak istiyor. Eve girdiğimde ellerimi yıkıyor, kıyafetlerimi değiştiriyorum. Bireysel bakımlarımı yapıp daha sonra ailemin arasına katılıyorum."

Koronavirüs sonrası evde tansiyon ve şeker ölçenler dikkat

 Koronavirüs salgını nedeniyle evden çıkamayan, şeker ve tansiyon gibi kronik hastalığı olan kişiler, bu ölçümlerini evde yapmak zorunda kalıyor. Evde yapılan ölçümlerde bazı kriterlere dikkat edilmesi gerektiğine dikkat çeken Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Hasan Turhan, "Hem tansiyon hem şeker için sabah ve akşam birer ölçüm yeterli olacaktır" dedi. Turhan, kişilerin bu gibi sağlık ihtiyaçları nedeniyle acil servisleri meşgul etmemeleri uyarısında bulundu. Koronavirüs salgını nedeniyle evden çıkmaması gereken vatandaş, bazı sağlık kontrollerini ev içinde gerçekleştirmeye başladı. Evde yapılan ölçümün daha sağlıklı olması adına uyarılarda bulunan İstinye Üniversite Hastanesi Liv Hospital Bahçeşehir’den Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Hasan Turhan, "Özellikle yaşlı hastalar ve kronik rahatsızlığı olan kişilerin (kalp damar hastaları, ritim bozukluğu olanlar) bu dönemde evden çıkmaması gerekiyor. Ev içinde dahi sosyal mesafenin korunması önemli. Hastaların özellikle bu süreçte mevcut hastalığın getirdiği strese bağlı olarak şeker ve tansiyon değerleri bozulabilir. Bu kişiler kendilerine önceden raporlanmış ilaçlarını düzenli olarak kullanmalılar. Evde yaptıkları ölçümde anormal bir değer tespit ettiklerinde hemen hastaneye koşmalarına gerek yok. Hekimlerine önce telefonla ulaşsınlar. Durum bir uzman tarafından değerlendirilip kişinin hastaneye gidip gitmemesine karar verilmeli. Eğer ön değerlendirme sonucunda ciddi bir durum varsa kişiye o zaman hastane ortamında müdahale edilmesi gerekiyor. Şeker, tansiyon ölçümleri kişi hastaneye gelmeden hasta evdeyken dışarıdan da yönetilebilir" diye konuştu. "ŞİKAYETİNİZ YOKSA DEVAMLI ŞEKER VE TANSİYON ÖLÇMEYİN" Herhangi bir şikayeti olmayan kişinin evde sürekli tansiyon ve şekerini ölçmemesi gerektiğini anlatan Prof. Dr. Hasan Turhan şunları söyledi:“Belli bir kronik hastalığı olan ve şikayeti olan kişiler mutlaka şeker ya da tansiyonunu ölçmeli. Rutin ölçüm anlamında şikayeti varken tansiyonu dengesi seyrederken sabah ve akşam birer ölçüm yeterli olacaktır. Şeker açısından da günde 2 kez ölçmek yeterli olacaktır. Her şey yolunda giderken anormal bir sonuç çıktıysa kişinin mutlaka bunun tekrarını yapması gerekecektir. Tansiyon ölçümü açısından ise kişi ölçümü sağ kolundan yaptıysa, sol kolundan tekrar kontrol etmelidir. Şeker açısından kişiler anormal değer ölçtüklerinde mutlaka kontrolünü yapmalılar, tekrar ölçmeliler. Tokluk kan şekeri için 200’ün altı iyi bir değer. Açlık ölçümlerinde 120’nin altında olması gerekiyor. Açlık ve tokluk kan şekerinde ölçümün yapıldığı zaman dilimi çok önemli. Tansiyonun gün içinde açlık ve tokluğa göre değişmemesi, stabil seyretmesi gerekiyor. Anormal bir ölçüm sonrası kontrolü diğer koldan yapmak gerekiyor. Hala yüksekse işte o zaman hekimiyle görüşmesi gerekiyor” HEKİMLERDEN 'ACİLLERİ MEŞGUL ETMEYİN' UYARISI Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Hasan Turhan, koronavirüsle mücadele edilen şu günlerde acil servislerin boş yere meşgul edilememesi uyarısında bulunarak, “Şu dönemde evden çıkmak acilleri ziyaret etmek kişiler için risk oluşturacaktır. Bazı kurumlar online görüşme alt yapısını oluşturdu. Bunun yanı sıra Sağlık Bakanlığı tarafından Evde Bakım Hizmetleri de devrede. Hasta aradığı zaman Sağlık Bakanlığı’nın da evde hizmet veren birimleri var. Lütfen bu tür hizmetlerden yararlanın” şeklinde konuştu.

Koronavirüs sonrası evde tansiyon ve şeker ölçenler dikkat

 11 saatler önce

 Koronavirüs salgını nedeniyle evden çıkamayan, şeker ve tansiyon gibi kronik hastalığı olan kişiler, bu ölçümlerini evde yapmak zorunda kalıyor. Evde yapılan ölçümlerde bazı kriterlere dikkat edilmesi gerektiğine dikkat çeken Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Hasan Turhan, "Hem tansiyon hem şeker için sabah ve akşam birer ölçüm yeterli olacaktır" dedi. Turhan, kişilerin bu gibi sağlık ihtiyaçları nedeniyle acil servisleri meşgul etmemeleri uyarısında bulundu. Koronavirüs salgını nedeniyle evden çıkmaması gereken vatandaş, bazı sağlık kontrollerini ev içinde gerçekleştirmeye başladı. Evde yapılan ölçümün daha sağlıklı olması adına uyarılarda bulunan İstinye Üniversite Hastanesi Liv Hospital Bahçeşehir’den Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Hasan Turhan, "Özellikle yaşlı hastalar ve kronik rahatsızlığı olan kişilerin (kalp damar hastaları, ritim bozukluğu olanlar) bu dönemde evden çıkmaması gerekiyor. Ev içinde dahi sosyal mesafenin korunması önemli. Hastaların özellikle bu süreçte mevcut hastalığın getirdiği strese bağlı olarak şeker ve tansiyon değerleri bozulabilir. Bu kişiler kendilerine önceden raporlanmış ilaçlarını düzenli olarak kullanmalılar. Evde yaptıkları ölçümde anormal bir değer tespit ettiklerinde hemen hastaneye koşmalarına gerek yok. Hekimlerine önce telefonla ulaşsınlar. Durum bir uzman tarafından değerlendirilip kişinin hastaneye gidip gitmemesine karar verilmeli. Eğer ön değerlendirme sonucunda ciddi bir durum varsa kişiye o zaman hastane ortamında müdahale edilmesi gerekiyor. Şeker, tansiyon ölçümleri kişi hastaneye gelmeden hasta evdeyken dışarıdan da yönetilebilir" diye konuştu. "ŞİKAYETİNİZ YOKSA DEVAMLI ŞEKER VE TANSİYON ÖLÇMEYİN" Herhangi bir şikayeti olmayan kişinin evde sürekli tansiyon ve şekerini ölçmemesi gerektiğini anlatan Prof. Dr. Hasan Turhan şunları söyledi:“Belli bir kronik hastalığı olan ve şikayeti olan kişiler mutlaka şeker ya da tansiyonunu ölçmeli. Rutin ölçüm anlamında şikayeti varken tansiyonu dengesi seyrederken sabah ve akşam birer ölçüm yeterli olacaktır. Şeker açısından da günde 2 kez ölçmek yeterli olacaktır. Her şey yolunda giderken anormal bir sonuç çıktıysa kişinin mutlaka bunun tekrarını yapması gerekecektir. Tansiyon ölçümü açısından ise kişi ölçümü sağ kolundan yaptıysa, sol kolundan tekrar kontrol etmelidir. Şeker açısından kişiler anormal değer ölçtüklerinde mutlaka kontrolünü yapmalılar, tekrar ölçmeliler. Tokluk kan şekeri için 200’ün altı iyi bir değer. Açlık ölçümlerinde 120’nin altında olması gerekiyor. Açlık ve tokluk kan şekerinde ölçümün yapıldığı zaman dilimi çok önemli. Tansiyonun gün içinde açlık ve tokluğa göre değişmemesi, stabil seyretmesi gerekiyor. Anormal bir ölçüm sonrası kontrolü diğer koldan yapmak gerekiyor. Hala yüksekse işte o zaman hekimiyle görüşmesi gerekiyor” HEKİMLERDEN 'ACİLLERİ MEŞGUL ETMEYİN' UYARISI Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Hasan Turhan, koronavirüsle mücadele edilen şu günlerde acil servislerin boş yere meşgul edilememesi uyarısında bulunarak, “Şu dönemde evden çıkmak acilleri ziyaret etmek kişiler için risk oluşturacaktır. Bazı kurumlar online görüşme alt yapısını oluşturdu. Bunun yanı sıra Sağlık Bakanlığı tarafından Evde Bakım Hizmetleri de devrede. Hasta aradığı zaman Sağlık Bakanlığı’nın da evde hizmet veren birimleri var. Lütfen bu tür hizmetlerden yararlanın” şeklinde konuştu.

Kullanılıp yere atılan maske ve eldivenlerdeki tehlike

 Koronavirüs salgının ardından maske ve eldiven kullanımı artarken, kullanılmış birçok maske ve eldivenin sokaklara, en çok toplu taşıma araçlarının bulunduğu duraklara atılması, toplum sağlığı içi tehlike yaratıyor. Tıbbi Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Pınar Çıragil yere atılan maske ve eldivenlerin üzerinde yeterli virüs yükü varsa tutan kişiyi hasta edebileceğini söyleyerek, "Kesinlikle kapalı çöp kutularına atalım. Ortalıktaki bu görüntü toplum sağlığını korumak açısından çok ciddi risk olacaktır" dedi. "KENDİMİZİ KORURKEN, BİZİM İÇİN ÇALIŞANLARI ENFEKTE ETME RİSKİYLE KARŞI KARŞIYAYIZ" Koronavirüs salgınının ardından sağlık kurumları ve uzmanlar hijyen çağrısı yaptı ve vatandaşlara maske ile eldiven kullanmalarını önerdi. Salgından korunmak isteyen birçok vatandaş da önlem amaçlı maske ve eldiven kullanmaya başladı. Koronavirüs vakalarının sayısı artmaya devam ederken, salgın için önlem amaçlı takılan eldiven ve maskelerin sokaklarda yerlere atılması dikkat çekti. Kullanılmış maske ile eldivenlerin en çok toplu taşıma durakları çevresinde yere atılmış olduğu görülürken, atık olan bu ürünler koronavirüs salgınının olduğu bir dönemde hijyen açısından da tehlike yaratıyor. "BU YÜZDEN MÜMKÜNSE ELDİVEN KULLANMAYIN" Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Tıbbi Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Pınar Çıragil şunları söyledi: "Öncelikle şunu söyleyeyim, eldiven kullanımını aslında önermiyoruz. Çünkü eldiven, kullananlara bir güven duygusu veriyor. Eldivenle bir yerlere dokunduktan sonra elinize, yüzünüze, gözünüze dokunduğunuzda; eğer eldivenle dokunduğunuz yerde sizi hastalandıracak kadar virüs partikülleri varsa onları direkt alıyorsunuz. O eldivenler de dışarıya atılıyor. Bu yüzden mümkünse eldiven kullanmayın. Cerrahi maskeleri de sadece kronik hastalığı olan hastalar, kapalı yerlere girerken kullanabilirler. Maskenin üzerine elinizi dokundurup başka bir yere de elinizi dokundurursanız, aynı şekilde kontaminasyon riski var. Maskeyi çıkarırken iplerinden çıkarıp, atarken de mümkünse yanlarından kapatın. Dışarı çıkarken maske kullanıyorlarsa yanlarında bir poşet taşısınlar ve çıkartınca onun içine koysunlar ya da hastaneden çıkıyorlarsa hastane çıkışlarında mutlaka tıbbi atık kutuları bulunuyor, o tıbbi atık kutularına atmalarını öneriyoruz. Çünkü bu maskelerde olan mikroorganizmaların üstünde ne kadar virüs var ve bu virüs yükü bunu tutan kişiyi kontamine edecek mi, etmeyecek mi diye bir bilgimiz yok. Biz sürekli hijyen ve temizlik kurallarına uyalım diyoruz ama kendimizi korurken toplumda bizim için çalışan, temizlik yapan insanları enfekte etme riskiyle karşı karşıya kalıyoruz." "KESİNLİKLE KAPALI ÇÖP KUTULARINA ATALIM" Prof. Dr. Çıragil yere atılan maske ve eldivenlerin üzerinde yeterli virüs yükü varsa tutan kişiyi hasta edebileceğini belirterek, şöyle devam etti: "Yere atıldığı zaman, atılan maskenin üzerinde yeterli miktarda virüs yükü varsa tutan kişiyi kontamine edebilir ve hastalandırabilir. Bu yüzden hastaysanız, hasta olduğunuzu düşünüyorsanız ya da Covid-19 şüphesi taşıyan bir kişiyle aynı evde yaşıyorsanız ve dışarı çıkıyorsanız maske takabilirsiniz ama çıkardıktan sonra kesinlikle yola direkt atmayalım. Sonuçta evlerinizden çıkıyorsunuz, lütfen mümkünse bir poşet alıp o poşetin içine atın. Atarken de yanlarından içe doğru kapayıp öyle atalım. Çünkü böylece içerideki virüs partiküllerini en azından dışarıya bulaştırmamış oluyorsunuz. Kesinlikle kapalı çöp kutularına atalım. Sokaklarda, ben de bazen maske ve eldiven görüyorum. Biz hep 'evden çıkmayın, toplumu koruyalım, hijyen kurallarına uyalım' diyoruz ve bunu yapmaya çalışıyoruz ama ortalıktaki bu görüntü gerçekten bizim için toplum sağlığını korumak açısından çok ciddi risk olacaktır" dedi.

Kullanılıp yere atılan maske ve eldivenlerdeki tehlike

 11 saatler önce

 Koronavirüs salgının ardından maske ve eldiven kullanımı artarken, kullanılmış birçok maske ve eldivenin sokaklara, en çok toplu taşıma araçlarının bulunduğu duraklara atılması, toplum sağlığı içi tehlike yaratıyor. Tıbbi Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Pınar Çıragil yere atılan maske ve eldivenlerin üzerinde yeterli virüs yükü varsa tutan kişiyi hasta edebileceğini söyleyerek, "Kesinlikle kapalı çöp kutularına atalım. Ortalıktaki bu görüntü toplum sağlığını korumak açısından çok ciddi risk olacaktır" dedi. "KENDİMİZİ KORURKEN, BİZİM İÇİN ÇALIŞANLARI ENFEKTE ETME RİSKİYLE KARŞI KARŞIYAYIZ" Koronavirüs salgınının ardından sağlık kurumları ve uzmanlar hijyen çağrısı yaptı ve vatandaşlara maske ile eldiven kullanmalarını önerdi. Salgından korunmak isteyen birçok vatandaş da önlem amaçlı maske ve eldiven kullanmaya başladı. Koronavirüs vakalarının sayısı artmaya devam ederken, salgın için önlem amaçlı takılan eldiven ve maskelerin sokaklarda yerlere atılması dikkat çekti. Kullanılmış maske ile eldivenlerin en çok toplu taşıma durakları çevresinde yere atılmış olduğu görülürken, atık olan bu ürünler koronavirüs salgınının olduğu bir dönemde hijyen açısından da tehlike yaratıyor. "BU YÜZDEN MÜMKÜNSE ELDİVEN KULLANMAYIN" Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Tıbbi Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Pınar Çıragil şunları söyledi: "Öncelikle şunu söyleyeyim, eldiven kullanımını aslında önermiyoruz. Çünkü eldiven, kullananlara bir güven duygusu veriyor. Eldivenle bir yerlere dokunduktan sonra elinize, yüzünüze, gözünüze dokunduğunuzda; eğer eldivenle dokunduğunuz yerde sizi hastalandıracak kadar virüs partikülleri varsa onları direkt alıyorsunuz. O eldivenler de dışarıya atılıyor. Bu yüzden mümkünse eldiven kullanmayın. Cerrahi maskeleri de sadece kronik hastalığı olan hastalar, kapalı yerlere girerken kullanabilirler. Maskenin üzerine elinizi dokundurup başka bir yere de elinizi dokundurursanız, aynı şekilde kontaminasyon riski var. Maskeyi çıkarırken iplerinden çıkarıp, atarken de mümkünse yanlarından kapatın. Dışarı çıkarken maske kullanıyorlarsa yanlarında bir poşet taşısınlar ve çıkartınca onun içine koysunlar ya da hastaneden çıkıyorlarsa hastane çıkışlarında mutlaka tıbbi atık kutuları bulunuyor, o tıbbi atık kutularına atmalarını öneriyoruz. Çünkü bu maskelerde olan mikroorganizmaların üstünde ne kadar virüs var ve bu virüs yükü bunu tutan kişiyi kontamine edecek mi, etmeyecek mi diye bir bilgimiz yok. Biz sürekli hijyen ve temizlik kurallarına uyalım diyoruz ama kendimizi korurken toplumda bizim için çalışan, temizlik yapan insanları enfekte etme riskiyle karşı karşıya kalıyoruz." "KESİNLİKLE KAPALI ÇÖP KUTULARINA ATALIM" Prof. Dr. Çıragil yere atılan maske ve eldivenlerin üzerinde yeterli virüs yükü varsa tutan kişiyi hasta edebileceğini belirterek, şöyle devam etti: "Yere atıldığı zaman, atılan maskenin üzerinde yeterli miktarda virüs yükü varsa tutan kişiyi kontamine edebilir ve hastalandırabilir. Bu yüzden hastaysanız, hasta olduğunuzu düşünüyorsanız ya da Covid-19 şüphesi taşıyan bir kişiyle aynı evde yaşıyorsanız ve dışarı çıkıyorsanız maske takabilirsiniz ama çıkardıktan sonra kesinlikle yola direkt atmayalım. Sonuçta evlerinizden çıkıyorsunuz, lütfen mümkünse bir poşet alıp o poşetin içine atın. Atarken de yanlarından içe doğru kapayıp öyle atalım. Çünkü böylece içerideki virüs partiküllerini en azından dışarıya bulaştırmamış oluyorsunuz. Kesinlikle kapalı çöp kutularına atalım. Sokaklarda, ben de bazen maske ve eldiven görüyorum. Biz hep 'evden çıkmayın, toplumu koruyalım, hijyen kurallarına uyalım' diyoruz ve bunu yapmaya çalışıyoruz ama ortalıktaki bu görüntü gerçekten bizim için toplum sağlığını korumak açısından çok ciddi risk olacaktır" dedi.

Van'da İran sınırındaki bir mahalle karantinaya alındı

 Van'ın İran sınırındaki Çaldıran ilçesine bağlı Han Mahallesi, koronavirüs nedeniyle karantinaya alındı. Van'ın İran sınırında bulunan Çaldıran ilçesine bağlı Han Mahallesi, jandarma ekipleri tarafından giriş ve çıkışlara kapatıldı. Kaymakamlıktan konuyla ilgili yapılan açıklamada, "İlçeye bağlı Han Mahallesi , Umumi Hıfzıssıhha Kurulu kararıyla karantinaya alındı. Vatandaşların ihtiyaçlarını gidermeleri esnasında kurallara ve karantina kararına uymalarının Covid-19 salgınıyla mücadelede önem arz ediyor" denildi.

Van'da İran sınırındaki bir mahalle karantinaya alındı

 11 saatler önce

 Van'ın İran sınırındaki Çaldıran ilçesine bağlı Han Mahallesi, koronavirüs nedeniyle karantinaya alındı. Van'ın İran sınırında bulunan Çaldıran ilçesine bağlı Han Mahallesi, jandarma ekipleri tarafından giriş ve çıkışlara kapatıldı. Kaymakamlıktan konuyla ilgili yapılan açıklamada, "İlçeye bağlı Han Mahallesi , Umumi Hıfzıssıhha Kurulu kararıyla karantinaya alındı. Vatandaşların ihtiyaçlarını gidermeleri esnasında kurallara ve karantina kararına uymalarının Covid-19 salgınıyla mücadelede önem arz ediyor" denildi.

Antalya Otogarı'ndan yolcu otobüslerin çıkışına izin verilmedi

 Koronavirüs tedbirleri kapsamında, şehirler arası seyahatlere 'mücbir' sebepler dışında yasak getirilmesinin ardından Antalya Şehirlerarası Terminali'nden, yolcu otobüslerinin çıkışına izin verilmedi. Yolculuk için bekleyen yolcuların biletleri iptal edildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün akşam koronavirüse karşı alınan yeni tedbirleri açıkladı. Açıklanan tedbirler arasında şehirlerarası seyahatlerin valilik iznine bağlandığı belirtildi. Alınan bu tedbirin ardından Antalya Şehirlerarası Otobüs Terminali'nde hareketlilik yaşandı. Sefer saatleri 23.00'e kadar olan yolcu otobüsleri yola çıkarken, bu saatten sonra terminalden otobüs çıkışına izin verilmedi. Saat 23.59'da hareket edecek olan otobüslerin peronlarına yanaşmasına polis ekipleri izin vermedi. Boş otobüslerin de otogardan çıkışına izin vermeyen polisler, güzergahta da önlem aldı. Yolculuk için otogara gelenler ise büyük şaşkınlık yaşadı. Otogar girişindeki güvenlik görevlileri, vatandaşlara otobüs seferlerinin iptal olduğu bilgisini verdi. Otobüslerinin hareket saatini bekleyen yolcular ise biletlerini iptal etmek için bilet satış noktalarına yöneldi. Yüzlerce yolcu terminal kapısı önünde bekledi. Biletleri iptal olup, kent merkezine dönmek isteyenler için Antalya Büyükşehir Belediyesi, 3 otobüs gönderdi. Vatandaşlar, ücretsiz olarak kent merkezine götürüldü. Otobüs şoförlerinden Ramazan Öcan, "Antalya'dan Ankara'ya seyahatimiz vardı. Ancak alınan kararla otogardan çıkış yapamıyoruz. Gelecek olan ikinci emre kadar çıkışımıza izin verilmiyor, şimdilik burada bekleyeceğiz" dedi.

Antalya Otogarı'ndan yolcu otobüslerin çıkışına izin verilmedi

 11 saatler önce

 Koronavirüs tedbirleri kapsamında, şehirler arası seyahatlere 'mücbir' sebepler dışında yasak getirilmesinin ardından Antalya Şehirlerarası Terminali'nden, yolcu otobüslerinin çıkışına izin verilmedi. Yolculuk için bekleyen yolcuların biletleri iptal edildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün akşam koronavirüse karşı alınan yeni tedbirleri açıkladı. Açıklanan tedbirler arasında şehirlerarası seyahatlerin valilik iznine bağlandığı belirtildi. Alınan bu tedbirin ardından Antalya Şehirlerarası Otobüs Terminali'nde hareketlilik yaşandı. Sefer saatleri 23.00'e kadar olan yolcu otobüsleri yola çıkarken, bu saatten sonra terminalden otobüs çıkışına izin verilmedi. Saat 23.59'da hareket edecek olan otobüslerin peronlarına yanaşmasına polis ekipleri izin vermedi. Boş otobüslerin de otogardan çıkışına izin vermeyen polisler, güzergahta da önlem aldı. Yolculuk için otogara gelenler ise büyük şaşkınlık yaşadı. Otogar girişindeki güvenlik görevlileri, vatandaşlara otobüs seferlerinin iptal olduğu bilgisini verdi. Otobüslerinin hareket saatini bekleyen yolcular ise biletlerini iptal etmek için bilet satış noktalarına yöneldi. Yüzlerce yolcu terminal kapısı önünde bekledi. Biletleri iptal olup, kent merkezine dönmek isteyenler için Antalya Büyükşehir Belediyesi, 3 otobüs gönderdi. Vatandaşlar, ücretsiz olarak kent merkezine götürüldü. Otobüs şoförlerinden Ramazan Öcan, "Antalya'dan Ankara'ya seyahatimiz vardı. Ancak alınan kararla otogardan çıkış yapamıyoruz. Gelecek olan ikinci emre kadar çıkışımıza izin verilmiyor, şimdilik burada bekleyeceğiz" dedi.

İstanbul'da toplu taşımada "seyrek oturma" düzeni

 İstanbul'da toplu taşıma araçlarında seyrek oturma düzeni uygulanması yeni koronavirüs tedbirleri kapsamında artırıldı. Koronavirüsle mücadele kapsamında İstanbul'da toplu taşıma araçlarında seyrek oturma düzeni uygulaması başlamıştı. İstanbul, Ankara, İzmir başta olmak üzere 30 büyükşehirde koronavirüsle mücadele kapsamında yeni tedbirler alındı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dün akşam düzenlediği basın toplantısında açıklaması sonrası uygulama artırıldı. Tedbirler içerisinde yer alan, toplu taşıma araçlarında seyrek oturma düzenine halk otobüsü şoförleri ve yolcuları tarafından uyulduğu görüldü. "OTOBÜSÜN BU HALİNİ FOTOĞRAFLADIM, HATIRA OLARAK SAKLAYACAĞIM" Koronavirüs salgınının atlatılacağını ve bugünlerin ileride hatıra olarak anılacağını belirten bir vatandaş," Bugünleri inşallah atlatacağız. Bu günler bize ileride bir hatıra olarak kalacak. Bende otobüsün bu halini fotoğraflayarak arkadaşlarıma attım" şeklinde konuştu. HER ŞEY HALKIMIZIN SAĞLIĞI İÇİN Uygulamanın insan sağlığı için olduğunu belirten otobüs şoförü Mahfuz Erdoğan," Bu uygulama bizim insanlarımızın sağlığı için. Koltuk sayımız 26 olmasına rağmen 13 yolcu alıyoruz. Bu şekilde seferimizi tamamlıyoruz. Bu sayıyı aşıp yolcu almadığımızda tepkiyle karşı karşıya kalıyoruz" ifadelerini kullandı.

İstanbul'da toplu taşımada "seyrek oturma" düzeni

 11 saatler önce

 İstanbul'da toplu taşıma araçlarında seyrek oturma düzeni uygulanması yeni koronavirüs tedbirleri kapsamında artırıldı. Koronavirüsle mücadele kapsamında İstanbul'da toplu taşıma araçlarında seyrek oturma düzeni uygulaması başlamıştı. İstanbul, Ankara, İzmir başta olmak üzere 30 büyükşehirde koronavirüsle mücadele kapsamında yeni tedbirler alındı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dün akşam düzenlediği basın toplantısında açıklaması sonrası uygulama artırıldı. Tedbirler içerisinde yer alan, toplu taşıma araçlarında seyrek oturma düzenine halk otobüsü şoförleri ve yolcuları tarafından uyulduğu görüldü. "OTOBÜSÜN BU HALİNİ FOTOĞRAFLADIM, HATIRA OLARAK SAKLAYACAĞIM" Koronavirüs salgınının atlatılacağını ve bugünlerin ileride hatıra olarak anılacağını belirten bir vatandaş," Bugünleri inşallah atlatacağız. Bu günler bize ileride bir hatıra olarak kalacak. Bende otobüsün bu halini fotoğraflayarak arkadaşlarıma attım" şeklinde konuştu. HER ŞEY HALKIMIZIN SAĞLIĞI İÇİN Uygulamanın insan sağlığı için olduğunu belirten otobüs şoförü Mahfuz Erdoğan," Bu uygulama bizim insanlarımızın sağlığı için. Koltuk sayımız 26 olmasına rağmen 13 yolcu alıyoruz. Bu şekilde seferimizi tamamlıyoruz. Bu sayıyı aşıp yolcu almadığımızda tepkiyle karşı karşıya kalıyoruz" ifadelerini kullandı.

Havuza düşen köpeği, kardeşinin kurtarma çabası kameraya böyle yansıdı

 Antalya'nın Serik ilçesinde, düştüğü yağmur suyu havuzundan çıkamayan dişi köpeği, erkek kardeşi kurtardı. Köpeklerin sahibi Ferit Çilenker bu anları cep telefonu kamerasıyla görüntülerken, "Kardeşi buraya düştü, o da kurtarmak için uğraşıyor. Kardeşe bak" yorumunda bulundu. Serik'e bağlı Yeşilyurt Mahallesi'nde, koyun çobanlığı yapan Ferit Çilenker'in 'Kraliçe' adlı dişi köpeği, çevredeki seralardan birinin yağmur suyu havuzuna düştü. Kraliçe, kenarı plastik örtüyle kaplı olan havuzda bir süre yüzdükten sonra sudan çıkmaya çalıştı, ancak başarılı olamadı. Kardeşinin düştüğünü gören Reis isimli erkek köpek ise Kraliçe'yi kurtarmak için havuzun etrafında koşmaya başladı. Reis, havuzun kenarına gelen kardeşi Kraliçe'yi boynundan yakalayıp, ağır ağır kenara doğru çekti ve sudan kurtarmayı başardı. 'KARDEŞE BAK' Köpeklerin sahibi Ferit Çilenker de tüm bu yaşananları cep telefonu kamerasına kaydetti. Çilenker, o anları "Kardeşi buraya düştü, o da kurtarmak için uğraşıyor. Kardeşe bak" şeklinde yorumladı.

Havuza düşen köpeği, kardeşinin kurtarma çabası kameraya böyle yansıdı

 11 saatler önce

 Antalya'nın Serik ilçesinde, düştüğü yağmur suyu havuzundan çıkamayan dişi köpeği, erkek kardeşi kurtardı. Köpeklerin sahibi Ferit Çilenker bu anları cep telefonu kamerasıyla görüntülerken, "Kardeşi buraya düştü, o da kurtarmak için uğraşıyor. Kardeşe bak" yorumunda bulundu. Serik'e bağlı Yeşilyurt Mahallesi'nde, koyun çobanlığı yapan Ferit Çilenker'in 'Kraliçe' adlı dişi köpeği, çevredeki seralardan birinin yağmur suyu havuzuna düştü. Kraliçe, kenarı plastik örtüyle kaplı olan havuzda bir süre yüzdükten sonra sudan çıkmaya çalıştı, ancak başarılı olamadı. Kardeşinin düştüğünü gören Reis isimli erkek köpek ise Kraliçe'yi kurtarmak için havuzun etrafında koşmaya başladı. Reis, havuzun kenarına gelen kardeşi Kraliçe'yi boynundan yakalayıp, ağır ağır kenara doğru çekti ve sudan kurtarmayı başardı. 'KARDEŞE BAK' Köpeklerin sahibi Ferit Çilenker de tüm bu yaşananları cep telefonu kamerasına kaydetti. Çilenker, o anları "Kardeşi buraya düştü, o da kurtarmak için uğraşıyor. Kardeşe bak" şeklinde yorumladı.

Rektörün 4 yaşındaki oğlundan koronavirüs tedbiri

 Eskişehir Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şafak Ertan Çomaklı, koronavirüs nedeniyle evdeki kıyafetleri toplayıp banyoda yıkamaya çalışan 4 yaşındaki oğlu Poyraz Çomaklı'yı cep telefonu kamerasıyla görüntüledi. Sosyal medyada paylaşılan görüntüler ilgi görürken, çocuklara koronavirüsü panik yapılmadan anlatılması gerektiğini vurgulayan Çomaklı, "Çocuğun virüsün sabunla, suyla temizlenmesi gerektiğini, kıyafetlerin steril halde tutulması gerektiği konusunda kafasında algı oluşmuş. Tabii bunu panik havasında görmüyor çünkü biz evde panik havasında yapmıyoruz" dedi. Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şafak Ertan Çomaklı'nın Kreş ve Gündüz Bakımevi'nde eğitim gören oğlu Poyraz Çomaklı, geçen hafta evdeki kıyafetleri toplayıp koronavirüs nedeniyle yıkamak istedi. Su sesini duyup, banyoya giren Rektör Çomaklı, cep telefonuyla çektiği oğlunun görüntülerini, sosyal medyada 'En kapsamlı ve samimi virüs temizliği. Su sesine koşunca gördük ki, suyu açmış ve evde ne var ne yok suyun altına atıyor' mesajıyla paylaştı. Kısa sürede büyük beğeni toplayan görüntüler çok sayıda kişi tarafından paylaşıldı. Görüntülerle ilgili konuşan Rektör Prof. Dr. Çomak, koronavirüsün çocukları panikletmeden anlatılması gerektiğini söyledi. 'VİRÜSLERDEN TEMİZLİYORUM' DEMİŞ Videoyu masumane bir şekilde espri olması için sosyal medyada paylaştığını söyleyen Rektör Prof. Dr. Çomak, yaşananları şöyle anlattı: "Oğlum sosyal medyada bu alanda fenomen olmuş ama çok masumane bir şekilde bu videoyu internete yükledim biraz espri olsun diye. Olay şu, eşim 'Bir su sesi geliyor haberin var mı?' dedi. 'Hayır su sesi duymadım' dedim. Bir müddet sonra 'Eyvah koş koş, bak ne olmuş burada' dedi. Bir baktım ki, bizim ufaklık Poyraz bütün eşyaları banyoda duş kabininin içine tıkmış, suyu da açmış, evde herkesin eşyasını taşıyordu. Abilerinin, benim her şeyimizi taşıyordu. Tabii biz güldük, 'Neden yapıyorsun?' dedik. 'Virüslerden temizliyorum' dedi. Aslında virüs de diyemiyor, 'vikürler' diye söylüyor. 'İyi etmişsin' dedim 'Ama başka türlü temizleyelim, gel ayıklayalım' dedim. Tabii orada videoda biz ona söyleyince biraz alınganlık da gösterdi, ayağını da bir yere çarptı ağlıyor. Tabii biz ona kızmadık. Bütün kıyafetler iki gün boyunca kurumadı. Tabii kimisi yarım ıslanmış, kimisi tamamen ıslanmış. Yeni çorabı etiketi ile getirmiş ıslatmış. Oyuncaklarını basmış, benim ceketimi getirmiş, abisinin ayakkabılarını getirmiş yığmış. Sadece o banyo değil diğer banyolara da eşyaları yığıp yıkamış." 'PSİKOLOG BİR SORUN OLMADIĞINI SÖYLEDİ' Oğlunun bu davranışı karşısında psikologlardan görüş aldığını anlatan Çomaklı, "Teknik olarak yanlış, ruh itibarıyla doğru bir iş yapıyor ama tekniğini bilmiyor. Virüslerden temizleyecek. Ben bunu psikolog arkadaşlarıma gösterdim, 'Böyle bir şey yapmış' dedim. 'Acaba çocukta bir sıkıntı meydan geldi mi? Bunalım olur, her tarafta virüs, ölüm duyuyor. Panik hali var mı?' dedim. Videoyu inceledi, Poyraz'la konuştu. Dedi ki 'Hocam yok. Güzel bir sonuç çıkarmış. Bundan herhangi bir şey olmaz' dedi" diye konuştu. 'SABUNLA SUYLA TEMİZLENECEĞİNİ ÖĞRENDİ' Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Çomaklı, çocuklarına bilinçli olarak koronavirüs hakkında bilgi verdiğini söyledi. Evde bir panik havası olmadığı için çocukların da sakin bir şekilde evde zaman geçirdiğini ifade eden Çomaklı, "Çocuğa biz bilinçli olarak anlattık ama etkilerinin bu denli olumlu olacağını düşünmemiştik. Çünkü çocuk virüsten temizlenilmesi gerektiğini, sabunla suyla temizlenmesi gerektiğini, kıyafetlerin steril halde temiz tutulması gerektiği konusunda kafasında bir algı oluşmuş. Tabii bunu panik havasında görmüyor çünkü biz bu işi evde panik havasında yapmıyoruz" dedi. ÖDÜLÜ OYUNCAK OLDU Koronavirüse karşı kıyafetleri yıkayan Poyraz Çomaklı'nın ilk ödülü bir oyuncak oldu. Baba Çomaklı, duyarlı davrandığı için oğluna bir oyuncak hediye aldığını belirterek, şöyle konuştu: "Köpeğimizi aldık gezdirdik. 'Babacığım dışarıdan geldik' dedi. Üstümüzü çıkarttık, çamaşır makinesine attık. Sonra girdik duşumuzu aldık. Biz normal bir şekilde davrandığımız için çocuk panik havasına girmiyor. Şu anda da temizlik yapıyor. Ben bir video çektim, ona da bir ödül aldım temizlik yaptığı için. Geçen gün sordum 'Temizlik yapalım mı?' diye, 'Yapalım' dedi. 'Ama bu kez size sorarak yapacağım' dedi. 'Tamam, ne yapalım?' dedim 'yerleri temizleyelim' dedi ama ne ile temizleyelim? 'Çamaşır suyu ile temizleyelim' diyor. 'Nereden duydun?' dedim. 'Televizyonda söylediler' dedi. Bir test de yapmış olduk çocuklar üzerinde"

Rektörün 4 yaşındaki oğlundan koronavirüs tedbiri

 11 saatler önce

 Eskişehir Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şafak Ertan Çomaklı, koronavirüs nedeniyle evdeki kıyafetleri toplayıp banyoda yıkamaya çalışan 4 yaşındaki oğlu Poyraz Çomaklı'yı cep telefonu kamerasıyla görüntüledi. Sosyal medyada paylaşılan görüntüler ilgi görürken, çocuklara koronavirüsü panik yapılmadan anlatılması gerektiğini vurgulayan Çomaklı, "Çocuğun virüsün sabunla, suyla temizlenmesi gerektiğini, kıyafetlerin steril halde tutulması gerektiği konusunda kafasında algı oluşmuş. Tabii bunu panik havasında görmüyor çünkü biz evde panik havasında yapmıyoruz" dedi. Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şafak Ertan Çomaklı'nın Kreş ve Gündüz Bakımevi'nde eğitim gören oğlu Poyraz Çomaklı, geçen hafta evdeki kıyafetleri toplayıp koronavirüs nedeniyle yıkamak istedi. Su sesini duyup, banyoya giren Rektör Çomaklı, cep telefonuyla çektiği oğlunun görüntülerini, sosyal medyada 'En kapsamlı ve samimi virüs temizliği. Su sesine koşunca gördük ki, suyu açmış ve evde ne var ne yok suyun altına atıyor' mesajıyla paylaştı. Kısa sürede büyük beğeni toplayan görüntüler çok sayıda kişi tarafından paylaşıldı. Görüntülerle ilgili konuşan Rektör Prof. Dr. Çomak, koronavirüsün çocukları panikletmeden anlatılması gerektiğini söyledi. 'VİRÜSLERDEN TEMİZLİYORUM' DEMİŞ Videoyu masumane bir şekilde espri olması için sosyal medyada paylaştığını söyleyen Rektör Prof. Dr. Çomak, yaşananları şöyle anlattı: "Oğlum sosyal medyada bu alanda fenomen olmuş ama çok masumane bir şekilde bu videoyu internete yükledim biraz espri olsun diye. Olay şu, eşim 'Bir su sesi geliyor haberin var mı?' dedi. 'Hayır su sesi duymadım' dedim. Bir müddet sonra 'Eyvah koş koş, bak ne olmuş burada' dedi. Bir baktım ki, bizim ufaklık Poyraz bütün eşyaları banyoda duş kabininin içine tıkmış, suyu da açmış, evde herkesin eşyasını taşıyordu. Abilerinin, benim her şeyimizi taşıyordu. Tabii biz güldük, 'Neden yapıyorsun?' dedik. 'Virüslerden temizliyorum' dedi. Aslında virüs de diyemiyor, 'vikürler' diye söylüyor. 'İyi etmişsin' dedim 'Ama başka türlü temizleyelim, gel ayıklayalım' dedim. Tabii orada videoda biz ona söyleyince biraz alınganlık da gösterdi, ayağını da bir yere çarptı ağlıyor. Tabii biz ona kızmadık. Bütün kıyafetler iki gün boyunca kurumadı. Tabii kimisi yarım ıslanmış, kimisi tamamen ıslanmış. Yeni çorabı etiketi ile getirmiş ıslatmış. Oyuncaklarını basmış, benim ceketimi getirmiş, abisinin ayakkabılarını getirmiş yığmış. Sadece o banyo değil diğer banyolara da eşyaları yığıp yıkamış." 'PSİKOLOG BİR SORUN OLMADIĞINI SÖYLEDİ' Oğlunun bu davranışı karşısında psikologlardan görüş aldığını anlatan Çomaklı, "Teknik olarak yanlış, ruh itibarıyla doğru bir iş yapıyor ama tekniğini bilmiyor. Virüslerden temizleyecek. Ben bunu psikolog arkadaşlarıma gösterdim, 'Böyle bir şey yapmış' dedim. 'Acaba çocukta bir sıkıntı meydan geldi mi? Bunalım olur, her tarafta virüs, ölüm duyuyor. Panik hali var mı?' dedim. Videoyu inceledi, Poyraz'la konuştu. Dedi ki 'Hocam yok. Güzel bir sonuç çıkarmış. Bundan herhangi bir şey olmaz' dedi" diye konuştu. 'SABUNLA SUYLA TEMİZLENECEĞİNİ ÖĞRENDİ' Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Çomaklı, çocuklarına bilinçli olarak koronavirüs hakkında bilgi verdiğini söyledi. Evde bir panik havası olmadığı için çocukların da sakin bir şekilde evde zaman geçirdiğini ifade eden Çomaklı, "Çocuğa biz bilinçli olarak anlattık ama etkilerinin bu denli olumlu olacağını düşünmemiştik. Çünkü çocuk virüsten temizlenilmesi gerektiğini, sabunla suyla temizlenmesi gerektiğini, kıyafetlerin steril halde temiz tutulması gerektiği konusunda kafasında bir algı oluşmuş. Tabii bunu panik havasında görmüyor çünkü biz bu işi evde panik havasında yapmıyoruz" dedi. ÖDÜLÜ OYUNCAK OLDU Koronavirüse karşı kıyafetleri yıkayan Poyraz Çomaklı'nın ilk ödülü bir oyuncak oldu. Baba Çomaklı, duyarlı davrandığı için oğluna bir oyuncak hediye aldığını belirterek, şöyle konuştu: "Köpeğimizi aldık gezdirdik. 'Babacığım dışarıdan geldik' dedi. Üstümüzü çıkarttık, çamaşır makinesine attık. Sonra girdik duşumuzu aldık. Biz normal bir şekilde davrandığımız için çocuk panik havasına girmiyor. Şu anda da temizlik yapıyor. Ben bir video çektim, ona da bir ödül aldım temizlik yaptığı için. Geçen gün sordum 'Temizlik yapalım mı?' diye, 'Yapalım' dedi. 'Ama bu kez size sorarak yapacağım' dedi. 'Tamam, ne yapalım?' dedim 'yerleri temizleyelim' dedi ama ne ile temizleyelim? 'Çamaşır suyu ile temizleyelim' diyor. 'Nereden duydun?' dedim. 'Televizyonda söylediler' dedi. Bir test de yapmış olduk çocuklar üzerinde"

Şişe burunlu yunusların etkileyici balık avı kameraya böyle yansıdı

 Antalya'nın Kemer ilçesi, son yıllarda şubat ve nisan arasındaki dönemde, şişe burunlu yunusları ağırlıyor. İlçe açıklarında avlanan yunusların, balık sürülerinin peşinden gittiği o anlar objektiflere yansıdı. Türk turizminin en önemli merkezlerinden biri olan, tarihi ve doğal güzelliklerinin yanı sıra deniz yaşantısındaki renklilikle ilgi çeken Kemer'de, son yıllarda şişe burunlu yunuslar sıklıkla görülmeye başlandı. Sürü halinde avlanmaya çıkan sevimli hayvanların, balık sürülerinin peşinden gittiği anlar Demirören Haber Ajansı (DHA) muhabirinin objektifine yansıdı. Toplu olarak avlarının peşinden giden yunusları yaklaşık 300 civarında martı takip etti. Yunuslardan arta kalan balıkları kapabilmek için martıların da kendi aralarında kıyasıya mücadele ettiği büyüleyen balık avı görsel şölen oluşturdu. 'YUNUSLAR KEMER'İN GÜZELLİKLERİNİN BİR PARÇASI OLDU' Koronavirüs nedeniyle 'evde kal' çağrısına uyan ve açıklamasını telefon bağlantısıyla yapan Kemer Belediyesi ve KETAV Başkanı Necati Topaloğlu, "Kemer'in elbette doğal güzellikleri sadece karadaki bitki örtüsü ve tarihi alanlarıyla sınırlı değil. Bölgemizde özellikle son yıllarda yoğun olarak görülen yunuslar, Kemer'de yaşayan yerli halkımızın yanı sıra ilçemizi ziyaret eden milyonlarca turistin de ilgi odağı olmaya devam edecek gibi görünüyor. Görsel güzelliklerinin yanı sıra yunusların büyük kafilelerle ilçemize gelmesi şunu da gösteriyor ki denizlerimizdeki balık yoğunluğu fazla. Tabii bu güzellikleri lütfen doğal ortamlarında takip ederken zarar vermekten de çekinmeliyiz" dedi. 'AKDENİZ'İN GÜZELLİKLERİ VE EKOSİSTEMİN BİRER PARÇASI' Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Su Ürünleri Fakültesi'nden Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu da "Bu yunus türü şişe burunlu yunuslardır. Şişe burunlu yunuslar 2 ile 4 metre uzunluğunda ve 150 ile 650 kilo arasında değişen büyüklüktedir. Bunlar Akdeniz'in güzellikleri ve ekosistemin birer parçası. Ekosistemde her canlının olduğu gibi bunların da görevi var. Zaman zaman balıkçılar ağlarımızı parçalıyor diye şikayetçi olsa da yunuslar sadece ihtiyaçları kadar avlanır. Şu da unutulmamalıdır ki onlar bizim dünyamıza girmiyor biz onların yaşama alanlarına müdahale ediyoruz. Bu dönem yavrulama dönemi olması nedeniyle yunus sürüleri arasında yavru yunusları da görme şansı olur. Yunuslar yiyecek bulmak için bu dönemler de besin kaynaklarının bol olduğu bölgelere giderler ve bu sırada da kıyıya çok yaklaşabilirler. Bölgede yaşayanlara ve ziyaret edenlere de görsel açıdan büyük keyif verirler. Özellikle teknelerle yarışırlar. Bu esnada da teknenin hızı çok önemlidir. Bu görsel turlara çıkarken de lütfen yunuslara zarar vermeyecek şekilde hareket ediniz" diye konuştu.

Şişe burunlu yunusların etkileyici balık avı kameraya böyle yansıdı

 Gün önce

 Antalya'nın Kemer ilçesi, son yıllarda şubat ve nisan arasındaki dönemde, şişe burunlu yunusları ağırlıyor. İlçe açıklarında avlanan yunusların, balık sürülerinin peşinden gittiği o anlar objektiflere yansıdı. Türk turizminin en önemli merkezlerinden biri olan, tarihi ve doğal güzelliklerinin yanı sıra deniz yaşantısındaki renklilikle ilgi çeken Kemer'de, son yıllarda şişe burunlu yunuslar sıklıkla görülmeye başlandı. Sürü halinde avlanmaya çıkan sevimli hayvanların, balık sürülerinin peşinden gittiği anlar Demirören Haber Ajansı (DHA) muhabirinin objektifine yansıdı. Toplu olarak avlarının peşinden giden yunusları yaklaşık 300 civarında martı takip etti. Yunuslardan arta kalan balıkları kapabilmek için martıların da kendi aralarında kıyasıya mücadele ettiği büyüleyen balık avı görsel şölen oluşturdu. 'YUNUSLAR KEMER'İN GÜZELLİKLERİNİN BİR PARÇASI OLDU' Koronavirüs nedeniyle 'evde kal' çağrısına uyan ve açıklamasını telefon bağlantısıyla yapan Kemer Belediyesi ve KETAV Başkanı Necati Topaloğlu, "Kemer'in elbette doğal güzellikleri sadece karadaki bitki örtüsü ve tarihi alanlarıyla sınırlı değil. Bölgemizde özellikle son yıllarda yoğun olarak görülen yunuslar, Kemer'de yaşayan yerli halkımızın yanı sıra ilçemizi ziyaret eden milyonlarca turistin de ilgi odağı olmaya devam edecek gibi görünüyor. Görsel güzelliklerinin yanı sıra yunusların büyük kafilelerle ilçemize gelmesi şunu da gösteriyor ki denizlerimizdeki balık yoğunluğu fazla. Tabii bu güzellikleri lütfen doğal ortamlarında takip ederken zarar vermekten de çekinmeliyiz" dedi. 'AKDENİZ'İN GÜZELLİKLERİ VE EKOSİSTEMİN BİRER PARÇASI' Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Su Ürünleri Fakültesi'nden Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu da "Bu yunus türü şişe burunlu yunuslardır. Şişe burunlu yunuslar 2 ile 4 metre uzunluğunda ve 150 ile 650 kilo arasında değişen büyüklüktedir. Bunlar Akdeniz'in güzellikleri ve ekosistemin birer parçası. Ekosistemde her canlının olduğu gibi bunların da görevi var. Zaman zaman balıkçılar ağlarımızı parçalıyor diye şikayetçi olsa da yunuslar sadece ihtiyaçları kadar avlanır. Şu da unutulmamalıdır ki onlar bizim dünyamıza girmiyor biz onların yaşama alanlarına müdahale ediyoruz. Bu dönem yavrulama dönemi olması nedeniyle yunus sürüleri arasında yavru yunusları da görme şansı olur. Yunuslar yiyecek bulmak için bu dönemler de besin kaynaklarının bol olduğu bölgelere giderler ve bu sırada da kıyıya çok yaklaşabilirler. Bölgede yaşayanlara ve ziyaret edenlere de görsel açıdan büyük keyif verirler. Özellikle teknelerle yarışırlar. Bu esnada da teknenin hızı çok önemlidir. Bu görsel turlara çıkarken de lütfen yunuslara zarar vermeyecek şekilde hareket ediniz" diye konuştu.

100 yaşındaki 'Yogi Kazım': Ciğer ve kalp kondisyonu koronavirüsü bitirir

 Adana'da, felçli ve yatalak hastalara uyguladığı tedavi yöntemiyle tüm dünyada tanınan ve 100 yaşında olmasına rağmen beden yaşının 38 olduğunu savunan Kazım Gürbüz, koronavirüse karşı insanların nasıl korunacağını ve nasıl beslenmesi gerektiğini anlattı. Gürbüz, "Evde yapılacak olan sporla, insanların ciğer ve kalbi koronavirüse karşı dirençli hale gelecek. Her şey beyin ve ruhta başlar, ruh insanların bedenini tedavi eder, böylelikle hastalıklardan tüm insanlık kurtulur" dedi. Kendi sistemi YOKA (Yogi Kazım'ın harfleri) ile bugüne kadar felçlilerden MS hastalarına, omurilik problemlerinden kas problemlerine birçok kişiye şifa dağıtan Kazım Gürbüz, koronavirüs salgınına karşı Adana'daki çiftliğinde tehdidin geçmesini beklemeye başladı. Kimlik yaşının 100, beden yaşım 38 olduğunu savunan Gürbüz, "İnsanları koronavirüsten beden ve ruh sağlığı koruyacak. Bilim insanlarımız bu virüsün ciğerle ilgili olduğunu söylüyor. İnsanlar beden ve ruhlarını tanımadığı için ruh ve bedenlerini geliştiremiyor. Topluma göstereceğim hareketleri herkes evde yapsın, bu tekniğimle ciğer ve kalp kondisyonları gelişecek ve salgınlara karşı dirençli olacaklar. Virüsü ruh yenecek, ruhu da beden besleyecek ve bu hastalıkları yenecek. Ayrıca zeytin ve zeytinyağı son derece önemli, her öğünde mutlaka tüketilmedir. Her derde deva olan bu besin, insanlığın her döneminde büyük önem taşımıştır" dedi. 'İLAÇ TEDAVİSİ YETERLİ OLMAYACAK' Haberlerden gelişmeleri takip ettiğini belirten Gürbüz, şunları söyledi: "Bilim insanları bu virüse karşı ilaç tedavisi geliştirmeye çalışıyor. İlaç tedavisi yeterli olmayacak, tıp bilimine saygım sonsuz ama Yogi Kazım'ın teknikleri bu hastalıklardan kurtulmada en büyük etken olacak. 1953 yılından beri benim çalışmalarımı bütün dünya yakından takip etti. Birçok devlet insanı ve kralla arkadaşlık yaptım, onların beden bakımlarını yaptım. Unutmayın, bilim insanları hastalıkların tedavisini uygular, ama ruh tedavi eder. Ben şu anda 100 yaşındayım ama benim yaptığım sporu birçok kişi yapamaz, ben beden ilmini öğrendim. Bütün sırlar insanın bedeninde, sayısını bilemediğim insanlara bakım yaptım. Virüs bulaşan hastalar genellikle kronik rahatsızlığı olan kişiler, ben onların kronik ciğer ve kalplerini güçlendirecek sistemi gösteririm, zaten bu iki organ iyileşirse virüste ortadan kalkar." 'FUTBOLCULAR DA YAKALANIYOR' Dünyaca ünlü futbolcuların da koronavirüse yakalandığını hatırlatan Gürbüz, sözlerine şöyle devam etti: "Bir örnek verelim, dünyaca ünlü futbolcular belli bir zamandan sonra yeteneklerini kaybediyor. O özelliklerini vücutları kapatıyor. Benim tekniğimle o kapanan özellikleri tekrar açılarak emirlerine veriliyor. Kanser diye iç organlarımın yarısı alındı; sağ ve sol böbrek bezlerim, pankerasımın yarısı, dalak ve safra kesem yok. Trafik kazası sonucu belim kırıldı, boyum 20 santim kısa ama ben ruhumun başka uzuvlarıyla kendimi sağlıklı tutuyorum. Hastalıklar vücutların zafiyetinden dolayı geliyor, kalp ve ciğer olursa mesele yok." Gürbüz, daha sonra kendi tekniği olan hareketleri göstererek insanların bu hareketleri evde uygulamasını istedi. BAŞARILARLA DOLU HAYAT 1968'de Suudi Arabistan Kralı İbn-i Suud, 1984 yılında Fildişi Sahilleri Cumhurbaşkanı Felix Houphouet ve tedavi ettiği birçok ünlü kişinin kendisine inanılmaz imkanlar sağladığını kaydeden Gürbüz, dünyada birçok devlet başkanı tarafından tanındığını sözlerine ekledi.

100 yaşındaki 'Yogi Kazım': Ciğer ve kalp kondisyonu koronavirüsü bitirir

 Gün önce

 Adana'da, felçli ve yatalak hastalara uyguladığı tedavi yöntemiyle tüm dünyada tanınan ve 100 yaşında olmasına rağmen beden yaşının 38 olduğunu savunan Kazım Gürbüz, koronavirüse karşı insanların nasıl korunacağını ve nasıl beslenmesi gerektiğini anlattı. Gürbüz, "Evde yapılacak olan sporla, insanların ciğer ve kalbi koronavirüse karşı dirençli hale gelecek. Her şey beyin ve ruhta başlar, ruh insanların bedenini tedavi eder, böylelikle hastalıklardan tüm insanlık kurtulur" dedi. Kendi sistemi YOKA (Yogi Kazım'ın harfleri) ile bugüne kadar felçlilerden MS hastalarına, omurilik problemlerinden kas problemlerine birçok kişiye şifa dağıtan Kazım Gürbüz, koronavirüs salgınına karşı Adana'daki çiftliğinde tehdidin geçmesini beklemeye başladı. Kimlik yaşının 100, beden yaşım 38 olduğunu savunan Gürbüz, "İnsanları koronavirüsten beden ve ruh sağlığı koruyacak. Bilim insanlarımız bu virüsün ciğerle ilgili olduğunu söylüyor. İnsanlar beden ve ruhlarını tanımadığı için ruh ve bedenlerini geliştiremiyor. Topluma göstereceğim hareketleri herkes evde yapsın, bu tekniğimle ciğer ve kalp kondisyonları gelişecek ve salgınlara karşı dirençli olacaklar. Virüsü ruh yenecek, ruhu da beden besleyecek ve bu hastalıkları yenecek. Ayrıca zeytin ve zeytinyağı son derece önemli, her öğünde mutlaka tüketilmedir. Her derde deva olan bu besin, insanlığın her döneminde büyük önem taşımıştır" dedi. 'İLAÇ TEDAVİSİ YETERLİ OLMAYACAK' Haberlerden gelişmeleri takip ettiğini belirten Gürbüz, şunları söyledi: "Bilim insanları bu virüse karşı ilaç tedavisi geliştirmeye çalışıyor. İlaç tedavisi yeterli olmayacak, tıp bilimine saygım sonsuz ama Yogi Kazım'ın teknikleri bu hastalıklardan kurtulmada en büyük etken olacak. 1953 yılından beri benim çalışmalarımı bütün dünya yakından takip etti. Birçok devlet insanı ve kralla arkadaşlık yaptım, onların beden bakımlarını yaptım. Unutmayın, bilim insanları hastalıkların tedavisini uygular, ama ruh tedavi eder. Ben şu anda 100 yaşındayım ama benim yaptığım sporu birçok kişi yapamaz, ben beden ilmini öğrendim. Bütün sırlar insanın bedeninde, sayısını bilemediğim insanlara bakım yaptım. Virüs bulaşan hastalar genellikle kronik rahatsızlığı olan kişiler, ben onların kronik ciğer ve kalplerini güçlendirecek sistemi gösteririm, zaten bu iki organ iyileşirse virüste ortadan kalkar." 'FUTBOLCULAR DA YAKALANIYOR' Dünyaca ünlü futbolcuların da koronavirüse yakalandığını hatırlatan Gürbüz, sözlerine şöyle devam etti: "Bir örnek verelim, dünyaca ünlü futbolcular belli bir zamandan sonra yeteneklerini kaybediyor. O özelliklerini vücutları kapatıyor. Benim tekniğimle o kapanan özellikleri tekrar açılarak emirlerine veriliyor. Kanser diye iç organlarımın yarısı alındı; sağ ve sol böbrek bezlerim, pankerasımın yarısı, dalak ve safra kesem yok. Trafik kazası sonucu belim kırıldı, boyum 20 santim kısa ama ben ruhumun başka uzuvlarıyla kendimi sağlıklı tutuyorum. Hastalıklar vücutların zafiyetinden dolayı geliyor, kalp ve ciğer olursa mesele yok." Gürbüz, daha sonra kendi tekniği olan hareketleri göstererek insanların bu hareketleri evde uygulamasını istedi. BAŞARILARLA DOLU HAYAT 1968'de Suudi Arabistan Kralı İbn-i Suud, 1984 yılında Fildişi Sahilleri Cumhurbaşkanı Felix Houphouet ve tedavi ettiği birçok ünlü kişinin kendisine inanılmaz imkanlar sağladığını kaydeden Gürbüz, dünyada birçok devlet başkanı tarafından tanındığını sözlerine ekledi.

Fiyatı altınla yarışıyordu... Can eriğin kilosu 750 TL'den 50 TL'ye düştü

 Antalya'da kilosu 750 TL'den satışa sunulan can eriği, fiyatı altınla yarışırken koronavirüs engeline takıldı. İhracat yapamayan çiftçi Cengiz Avcı, eriğin kilogram fiyatını 50 TL'ye düşürdü. Kepez ilçesinde 1500 metrekarelik alanda sera içinde turfanda can eriği yetiştiren 10 yıllık çiftçi Cengiz Avcı, geçen haftalarda ürünlerinin ilk hasadını yaptı. Kilosu 500 TL ile 750 TL arasında değişen yılın ilk can eriklerini yurt dışındaki ülkelere ihraç eden Avcı, dünyaya yayılan koronavirüs nedeniyle ürünlerini ihraç edememeye başladı. Gümrük kapılarında uzun süre bekleyen can erikleri ülkeler arası koronavirüs engeline takılınca Avcı, can eriğin kilosunu 50 TL'ye kadar düşürdü. Koronavirüs nedeniyle ürünlerden zarar ettiklerini anlatan Cengiz Avcı, ilerleyen süreçte eriğin kilogram fiyatının daha da düşebileceğini belirtti. ERİĞİN KİLOSU 50- 60 TL ARASINDA 2020 yılının ilk hasadını yaklaşık 15- 20 gün önce yaptıklarını anlatan Cengiz Avcı, can eriğinin kilosunu 500 TL- 750 ile arasında satışa sunulduğunu söyleyerek, "Koronavirüs ülkemizde de görüldü ve bu yüzden gümrük kapılarında TIR’ların giriş çıkışında sıkıntı oluştu. Bu yüzden eriğin kilosu 50- 60 TL'ye kadar düştü" dedi. 'FİYATLAR DAHA DA DÜŞEBİLİR' Yılın ilk ürünlerini Dubai'ye gönderdiğini hatırlatan Cengiz Avcı, "Almanya, İngiltere ve bazı Avrupa ülkelerine TIR’larla 100- 150 kilo şeklinde ürünler gidiyordu. Fakat TIR’larımız gümrük kapılarında çok bekliyor o yüzden bizden ürün tercih etmiyorlar. Ondan dolayı fiyatları 50- 60 TL'ye kadar düşürdük. Belki fiyatlar daha da düşebilir. Biz de bu sene kazanmayalım vatandaşımız ürünlerimizi yesin istiyoruz. Erikte C vitamini olduğu için belki virüse de bir nebze faydası olur diye düşünüyorum" diye konuştu. Bu süreçte TIP bulmakta da güçlük çektiklerini söyleyen Avcı, "Şoför yurt dışına çıkınca orada karantinada kalıyor. Buraya geliyor yine 14 gün karantinaya giriyor. Gümrükte 4- 5 gün bekliyor. Bu alanda da sıkıntı yaşıyoruz" dedi.

Fiyatı altınla yarışıyordu... Can eriğin kilosu 750 TL'den 50 TL'ye düştü

 Gün önce

 Antalya'da kilosu 750 TL'den satışa sunulan can eriği, fiyatı altınla yarışırken koronavirüs engeline takıldı. İhracat yapamayan çiftçi Cengiz Avcı, eriğin kilogram fiyatını 50 TL'ye düşürdü. Kepez ilçesinde 1500 metrekarelik alanda sera içinde turfanda can eriği yetiştiren 10 yıllık çiftçi Cengiz Avcı, geçen haftalarda ürünlerinin ilk hasadını yaptı. Kilosu 500 TL ile 750 TL arasında değişen yılın ilk can eriklerini yurt dışındaki ülkelere ihraç eden Avcı, dünyaya yayılan koronavirüs nedeniyle ürünlerini ihraç edememeye başladı. Gümrük kapılarında uzun süre bekleyen can erikleri ülkeler arası koronavirüs engeline takılınca Avcı, can eriğin kilosunu 50 TL'ye kadar düşürdü. Koronavirüs nedeniyle ürünlerden zarar ettiklerini anlatan Cengiz Avcı, ilerleyen süreçte eriğin kilogram fiyatının daha da düşebileceğini belirtti. ERİĞİN KİLOSU 50- 60 TL ARASINDA 2020 yılının ilk hasadını yaklaşık 15- 20 gün önce yaptıklarını anlatan Cengiz Avcı, can eriğinin kilosunu 500 TL- 750 ile arasında satışa sunulduğunu söyleyerek, "Koronavirüs ülkemizde de görüldü ve bu yüzden gümrük kapılarında TIR’ların giriş çıkışında sıkıntı oluştu. Bu yüzden eriğin kilosu 50- 60 TL'ye kadar düştü" dedi. 'FİYATLAR DAHA DA DÜŞEBİLİR' Yılın ilk ürünlerini Dubai'ye gönderdiğini hatırlatan Cengiz Avcı, "Almanya, İngiltere ve bazı Avrupa ülkelerine TIR’larla 100- 150 kilo şeklinde ürünler gidiyordu. Fakat TIR’larımız gümrük kapılarında çok bekliyor o yüzden bizden ürün tercih etmiyorlar. Ondan dolayı fiyatları 50- 60 TL'ye kadar düşürdük. Belki fiyatlar daha da düşebilir. Biz de bu sene kazanmayalım vatandaşımız ürünlerimizi yesin istiyoruz. Erikte C vitamini olduğu için belki virüse de bir nebze faydası olur diye düşünüyorum" diye konuştu. Bu süreçte TIP bulmakta da güçlük çektiklerini söyleyen Avcı, "Şoför yurt dışına çıkınca orada karantinada kalıyor. Buraya geliyor yine 14 gün karantinaya giriyor. Gümrükte 4- 5 gün bekliyor. Bu alanda da sıkıntı yaşıyoruz" dedi.

Van'daki otobüs firmalarından koronavirüs işbirliği

 Van'daki daha önce günde 16 sefer yapan otobüs firmaları, koronavirüse karşı iş birliği yaparak sefer sayılarını 2'ye düşürdü. Metro Turizm Yönetim Kurulu üyesi Halit Yıldız, salgına karşı aldıkları kararın ardından, otobüslerin 20 yolcu ile gidip geldiğini belirterek, "Devlet yetkililerinden ricamız, gişe ve otobanlarla otobüslerden ücret alınmasın. Koronavirüse karşı her türlü tedbirimizi aldık" dedi. İçişleri Bakanlığı'nın tüm toplu ulaşım araçlarında, araç ruhsatında belirtilen yolcu taşıma kapasitesinin yüzde 50 düşürüleceğini bildiren genelgeyi yayınlamasının ardından Van'daki şehirler arası yolcu taşımacılığı yapılan otobüs firmaları koronavirüse karşı iş birliği kararı aldı. Daha önce günde 16 sefer yapan otobüs firmaları, alınan kararın ardından, sefer sayısını ikiye düşürdü. Bu karar doğrultusunda her gün 1 firma 2 sefer yapacak. GELEN YOLCULARIN ATEŞLERİ ÖLÇÜLÜYOR Kentteki Otobüs Terminaline gelen yolcuların, sağlık ekiplerince kimlik kontrelleri yapılıp, ateşleri ölçüldükten sonra yolculuk yapılmasına izin veriliyor. Sağlık sorunu yaşayan yolcular, 112 Sağlık ekiplerine bildirilerek hastaneye götürülüp tedaviye alınıyor. 'SEFERE ÇIKMADAN 3 SAAT ÖNCE OTOBÜSLER DEZENFEKTE EDİLİYOR' Metro Turizm Yönetim Kurulu üyesi Halit Yıldız, devletin koronavirüsün yayılmasını önlemek için her türlü tedbiri aldıklarını belirterek, "Van'daki otobüs firmaları olarak bir araya gelip bir karar aldık. Sıra yaptık. Bundan böyle her gün bir firma iki sefer yapacak. Otobüsler otogarda boş bekliyor. Koronavirüsten dolayı tedbir almak gayet güzel. Araçlarımız sefere çıkmadan 3 saat önce ilaçladırma yapıyoruz. Bütün otobüs firmaları yüzde 50 kapasite kuralına uyuyor" dedi. Best Van Turizm Firması Yönetim Kurulu Başkanı İrem Bayram ise, koronavirüse karşı diğer otobüs firmalarıyla birleşme kararı aldıklarını ve her gün bir firmanın 2 sefer yapacağını söyledi.

Van'daki otobüs firmalarından koronavirüs işbirliği

 Gün önce

 Van'daki daha önce günde 16 sefer yapan otobüs firmaları, koronavirüse karşı iş birliği yaparak sefer sayılarını 2'ye düşürdü. Metro Turizm Yönetim Kurulu üyesi Halit Yıldız, salgına karşı aldıkları kararın ardından, otobüslerin 20 yolcu ile gidip geldiğini belirterek, "Devlet yetkililerinden ricamız, gişe ve otobanlarla otobüslerden ücret alınmasın. Koronavirüse karşı her türlü tedbirimizi aldık" dedi. İçişleri Bakanlığı'nın tüm toplu ulaşım araçlarında, araç ruhsatında belirtilen yolcu taşıma kapasitesinin yüzde 50 düşürüleceğini bildiren genelgeyi yayınlamasının ardından Van'daki şehirler arası yolcu taşımacılığı yapılan otobüs firmaları koronavirüse karşı iş birliği kararı aldı. Daha önce günde 16 sefer yapan otobüs firmaları, alınan kararın ardından, sefer sayısını ikiye düşürdü. Bu karar doğrultusunda her gün 1 firma 2 sefer yapacak. GELEN YOLCULARIN ATEŞLERİ ÖLÇÜLÜYOR Kentteki Otobüs Terminaline gelen yolcuların, sağlık ekiplerince kimlik kontrelleri yapılıp, ateşleri ölçüldükten sonra yolculuk yapılmasına izin veriliyor. Sağlık sorunu yaşayan yolcular, 112 Sağlık ekiplerine bildirilerek hastaneye götürülüp tedaviye alınıyor. 'SEFERE ÇIKMADAN 3 SAAT ÖNCE OTOBÜSLER DEZENFEKTE EDİLİYOR' Metro Turizm Yönetim Kurulu üyesi Halit Yıldız, devletin koronavirüsün yayılmasını önlemek için her türlü tedbiri aldıklarını belirterek, "Van'daki otobüs firmaları olarak bir araya gelip bir karar aldık. Sıra yaptık. Bundan böyle her gün bir firma iki sefer yapacak. Otobüsler otogarda boş bekliyor. Koronavirüsten dolayı tedbir almak gayet güzel. Araçlarımız sefere çıkmadan 3 saat önce ilaçladırma yapıyoruz. Bütün otobüs firmaları yüzde 50 kapasite kuralına uyuyor" dedi. Best Van Turizm Firması Yönetim Kurulu Başkanı İrem Bayram ise, koronavirüse karşı diğer otobüs firmalarıyla birleşme kararı aldıklarını ve her gün bir firmanın 2 sefer yapacağını söyledi.

Zehirli deniz kestanesi Akdeniz ve Ege'ye yayıldı

 Hint Okyanusu ve Kızıldeniz'de görülen uzun dikenli zehirli deniz kestanesi 'Diadema Setosum', Süveyş Kanalı üzerinden Akdeniz başta olmak üzere Ege kıyılarına yayıldı. Kayalık bölgede sıkça görünen bu canlıya karşı vatandaşları uyaran Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu, "İnsan teniyle temas etmesi halinde dikenleri aracılığıyla zehirler. Zehrinin öldürücü etkisi yok ama alerjisi olan kişiler için riskli olabilir" dedi. Küresel ısınmanın etkileri ile Hint Okyanusu ve Kızıldeniz kökenli birçok tropikal türün, Süveyş Kanalı yoluyla Akdeniz'e göçü devam ediyor. Bugüne kadar bilim adamları ve balıkçılar tarafından rastlanılan tropikal deniz canlılarının sayısının 300'ün üzerinde olduğu tahmin ediliyor. Akdeniz'deki su sıcaklığının artışına bağlı olarak Hint Okyanusu ve Kızıldeniz'den yaşanan göçler arasında balon ve aslan balığının yanı sıra zehirli bir deniz kestanesi de bulunuyor. Antalya'da özellikle kayalık bölgelerde sıkça görülmeye başlanan uzun dikenli deniz kestanesine yönelik uyarıda bulunan Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Su Ürünleri Fakültesi'nden Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu, kayalık bölgelerde denize girenlerin dikkat etmesi gerektiğini hatırlattı. ÖLDÜRÜCÜ DEĞİL CAN YAKICI Uzun dikenli deniz kestanesinin öldürücü olmadığını ancak çok can yaktığını belirten Prof. Dr. Gökoğlu, "Kızıldeniz'den 8-10 yıl önce göç ettiği belirlenen tropikal bir tür olan deniz kestanesinin İsrail, Lübnan ve Mısır kıyılarında da görüldüğü bildirilmişti. Zehirli bir tropikal, dikenli tür. İnsan teniyle temas etmesi halinde dikenleri aracılığıyla zehirler. Zehrinin öldürücü etkisi yok ama alerjisi olan kişiler için riskli olabilir. Dikkatli olunması ve görüldüğü halde temastan kaçınılması, dikenlerinden korunmak gerekiyor" dedi. KABUĞUNU KIRIP ÖLDÜRÜN Antalya bölgesinde ise daha çok falez olarak bilinen kayalık bölgede sıkça görünen bu canlılara karşı vatandaşları uyaran Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu, "Falezlerde denize girenler özellikle deniz ayakkabısı giymeye özen göstersin. Dikenlerinin uzun olması, uzaktan da zarar verici etki yaratabilir. İllaki kayaya yaklaşmanız ve üzerine basmanıza gerek yok. Yanından geçerken de dikenler size dokunabilir ve zarar verebilir. Sualtında bu canlıyı görenler, bir sopa ile dürtüp kabuğunu kırabilir. Öldürmek popülasyon hızını yavaşlatacaktır. Kabuğu kırılan bir deniz kestanesi dakikalar içinde diğer canlılara yem olacaktır" diye konuştu. HEMŞEHRİLERİN DAYANIŞMASI Uzun dikenli deniz kestanelerinin göç etmesinin ardından yerli türlerin sayısında azalma gözlemlediklerini sözlerine ekleyen Prof. Dr. Gökoğlu, "Uzun dikenli deniz kestanesi, kendisi gibi Kızıldeniz'den göç eden kardinal balıklarını dikenleri arasında koruyor. Uzun dikenler arasında dinlenmeye çekilen kardinal balıkları, başka balıklar tarafından avlanmaktan korunuyor. Ben bu güç paylaşımına hemşehrilerin dayanışması diyorum" dedi.

Zehirli deniz kestanesi Akdeniz ve Ege'ye yayıldı

 Gün önce

 Hint Okyanusu ve Kızıldeniz'de görülen uzun dikenli zehirli deniz kestanesi 'Diadema Setosum', Süveyş Kanalı üzerinden Akdeniz başta olmak üzere Ege kıyılarına yayıldı. Kayalık bölgede sıkça görünen bu canlıya karşı vatandaşları uyaran Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu, "İnsan teniyle temas etmesi halinde dikenleri aracılığıyla zehirler. Zehrinin öldürücü etkisi yok ama alerjisi olan kişiler için riskli olabilir" dedi. Küresel ısınmanın etkileri ile Hint Okyanusu ve Kızıldeniz kökenli birçok tropikal türün, Süveyş Kanalı yoluyla Akdeniz'e göçü devam ediyor. Bugüne kadar bilim adamları ve balıkçılar tarafından rastlanılan tropikal deniz canlılarının sayısının 300'ün üzerinde olduğu tahmin ediliyor. Akdeniz'deki su sıcaklığının artışına bağlı olarak Hint Okyanusu ve Kızıldeniz'den yaşanan göçler arasında balon ve aslan balığının yanı sıra zehirli bir deniz kestanesi de bulunuyor. Antalya'da özellikle kayalık bölgelerde sıkça görülmeye başlanan uzun dikenli deniz kestanesine yönelik uyarıda bulunan Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Su Ürünleri Fakültesi'nden Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu, kayalık bölgelerde denize girenlerin dikkat etmesi gerektiğini hatırlattı. ÖLDÜRÜCÜ DEĞİL CAN YAKICI Uzun dikenli deniz kestanesinin öldürücü olmadığını ancak çok can yaktığını belirten Prof. Dr. Gökoğlu, "Kızıldeniz'den 8-10 yıl önce göç ettiği belirlenen tropikal bir tür olan deniz kestanesinin İsrail, Lübnan ve Mısır kıyılarında da görüldüğü bildirilmişti. Zehirli bir tropikal, dikenli tür. İnsan teniyle temas etmesi halinde dikenleri aracılığıyla zehirler. Zehrinin öldürücü etkisi yok ama alerjisi olan kişiler için riskli olabilir. Dikkatli olunması ve görüldüğü halde temastan kaçınılması, dikenlerinden korunmak gerekiyor" dedi. KABUĞUNU KIRIP ÖLDÜRÜN Antalya bölgesinde ise daha çok falez olarak bilinen kayalık bölgede sıkça görünen bu canlılara karşı vatandaşları uyaran Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu, "Falezlerde denize girenler özellikle deniz ayakkabısı giymeye özen göstersin. Dikenlerinin uzun olması, uzaktan da zarar verici etki yaratabilir. İllaki kayaya yaklaşmanız ve üzerine basmanıza gerek yok. Yanından geçerken de dikenler size dokunabilir ve zarar verebilir. Sualtında bu canlıyı görenler, bir sopa ile dürtüp kabuğunu kırabilir. Öldürmek popülasyon hızını yavaşlatacaktır. Kabuğu kırılan bir deniz kestanesi dakikalar içinde diğer canlılara yem olacaktır" diye konuştu. HEMŞEHRİLERİN DAYANIŞMASI Uzun dikenli deniz kestanelerinin göç etmesinin ardından yerli türlerin sayısında azalma gözlemlediklerini sözlerine ekleyen Prof. Dr. Gökoğlu, "Uzun dikenli deniz kestanesi, kendisi gibi Kızıldeniz'den göç eden kardinal balıklarını dikenleri arasında koruyor. Uzun dikenler arasında dinlenmeye çekilen kardinal balıkları, başka balıklar tarafından avlanmaktan korunuyor. Ben bu güç paylaşımına hemşehrilerin dayanışması diyorum" dedi.

Köyde dışarı çıkma, tokalaşma ve komşu ziyareti durduruldu

 Elazığ'ın Alatarla köyünde koronavirüs tedbirleri kapsamında sokağa çıkma ve tokalaşma ile komşu ziyaretleri durduruldu. Merkeze bağlı 40 haneli Alatarla Köyü Muhtarı Nusret Özfidan, koronavirüs salgını nedeniyle tedbir aldı. Muhtar Özfidan, köye, 'Sağlık Bakanlığı'mızın aldığı karar doğrultusunda koronavirüs nedeniyle köyümüzde tokalaşma ve komşular arasında ziyaret geçici bir süreliğine durdurulmuştur' yazılı tabela asıldı. Özfidan ayrıca er gün camiden 65 yaş ve üzerindeki vatandaşların dışarı çıkmaması ile tokalaşma ve komşu ziyaretleri yapılmaması için anons yapıyor. Muhtar Nusret Özfidan, koronavirüse karşı köyde önlem aldıklarını belirterek, "Köylü vatandaşlarımız çok duyarlılar. Muhtar olarak her söylediklerimi hemen hemen harfiyen yerine getirmeye çalışıyorlar. Bizim köyün yüzde ellisi tarımla yüzde ellisi de hayvancılıkla uğraşıyor. Hayvan yemleme saatleri var. O saatin dışında kimse dışarı çıkmamaya özen gösteriyor. Ben de muhtar olarak her gün düzenli bir şekilde saat 10- 11 araları camimizin minaresinde halkı bilinçlendirme yani 'Sokağa çıkmayın, komşularınızı ziyarete gitmeyin, ziyaret bir ara dursun' diyorum" dedi. Köy sakinlerinden Reşit Günay ise "Bu virüs nedeniyle herhangi bir salgın köyde yoktur, muhtarımız dikkatli. Büyüğümüzü küçüğümüzü dışarı salmıyoruz. Bu Allah'tan gelen bir şeydir, sabredeceğiz. Her zaman sabır iyidir. Dua edeceğiz. İnşallah bu virüste köyde ve bütün Türkiye'den çıkar" diye konuştu 71 yaşındaki Hikmet Özfidan de "Kimse dışarı çıkmasın. Cumhurbaşkanımız, Sağlık Bakanımız, tüm büyüklerimiz diyor ki 'Çıkmayın.' Herkes içeride kalsın. Bizim muhtarımız da anons ediyor. Vallahi elimizden geleni de yapıyoruz ve çıkmıyoruz" şeklinde konuştu.

Köyde dışarı çıkma, tokalaşma ve komşu ziyareti durduruldu

 Gün önce

 Elazığ'ın Alatarla köyünde koronavirüs tedbirleri kapsamında sokağa çıkma ve tokalaşma ile komşu ziyaretleri durduruldu. Merkeze bağlı 40 haneli Alatarla Köyü Muhtarı Nusret Özfidan, koronavirüs salgını nedeniyle tedbir aldı. Muhtar Özfidan, köye, 'Sağlık Bakanlığı'mızın aldığı karar doğrultusunda koronavirüs nedeniyle köyümüzde tokalaşma ve komşular arasında ziyaret geçici bir süreliğine durdurulmuştur' yazılı tabela asıldı. Özfidan ayrıca er gün camiden 65 yaş ve üzerindeki vatandaşların dışarı çıkmaması ile tokalaşma ve komşu ziyaretleri yapılmaması için anons yapıyor. Muhtar Nusret Özfidan, koronavirüse karşı köyde önlem aldıklarını belirterek, "Köylü vatandaşlarımız çok duyarlılar. Muhtar olarak her söylediklerimi hemen hemen harfiyen yerine getirmeye çalışıyorlar. Bizim köyün yüzde ellisi tarımla yüzde ellisi de hayvancılıkla uğraşıyor. Hayvan yemleme saatleri var. O saatin dışında kimse dışarı çıkmamaya özen gösteriyor. Ben de muhtar olarak her gün düzenli bir şekilde saat 10- 11 araları camimizin minaresinde halkı bilinçlendirme yani 'Sokağa çıkmayın, komşularınızı ziyarete gitmeyin, ziyaret bir ara dursun' diyorum" dedi. Köy sakinlerinden Reşit Günay ise "Bu virüs nedeniyle herhangi bir salgın köyde yoktur, muhtarımız dikkatli. Büyüğümüzü küçüğümüzü dışarı salmıyoruz. Bu Allah'tan gelen bir şeydir, sabredeceğiz. Her zaman sabır iyidir. Dua edeceğiz. İnşallah bu virüste köyde ve bütün Türkiye'den çıkar" diye konuştu 71 yaşındaki Hikmet Özfidan de "Kimse dışarı çıkmasın. Cumhurbaşkanımız, Sağlık Bakanımız, tüm büyüklerimiz diyor ki 'Çıkmayın.' Herkes içeride kalsın. Bizim muhtarımız da anons ediyor. Vallahi elimizden geleni de yapıyoruz ve çıkmıyoruz" şeklinde konuştu.

Anadolu Yakası'nda sahiller boş kaldı

 Koronavirüs salgını nedeniyle alınan tedbirler ve yapılan uyarıların ardından bu sabah Caddebostan ve Üsküdar sahilindeki sakinlik dikkat çekti. Üsküdar Sahili'nde yürüyen ve spor yapan birkaç kişi kameraya yansırken, Caddebostan Sahili'ndeki sakinlik havadan görüntülendi Dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgınının Türkiye'de de görülmesiyle birlikte geniş çaplı önlemler alınmaya başlandı. Önceden sahillere akın eden İstanbullular virüs salgını nedeniyle evlerinde kalmayı tercih ediyor. Sabah sporu yapmak için Üsküdar ve Caddebostan sahiline giden vatandaşların sayısında düşüş yaşanırken, sahiller boş kaldı. Öte yandan polis ekipleri Üsküdar Sahili'nde vatandaşlara evde kalmaları yönünde uyarı anonsları yaptı. Caddebostan Sahili'nde sakinlik ise havadan görüntülendi.

Anadolu Yakası'nda sahiller boş kaldı

 Gün önce

 Koronavirüs salgını nedeniyle alınan tedbirler ve yapılan uyarıların ardından bu sabah Caddebostan ve Üsküdar sahilindeki sakinlik dikkat çekti. Üsküdar Sahili'nde yürüyen ve spor yapan birkaç kişi kameraya yansırken, Caddebostan Sahili'ndeki sakinlik havadan görüntülendi Dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgınının Türkiye'de de görülmesiyle birlikte geniş çaplı önlemler alınmaya başlandı. Önceden sahillere akın eden İstanbullular virüs salgını nedeniyle evlerinde kalmayı tercih ediyor. Sabah sporu yapmak için Üsküdar ve Caddebostan sahiline giden vatandaşların sayısında düşüş yaşanırken, sahiller boş kaldı. Öte yandan polis ekipleri Üsküdar Sahili'nde vatandaşlara evde kalmaları yönünde uyarı anonsları yaptı. Caddebostan Sahili'nde sakinlik ise havadan görüntülendi.

Cedi Osman'dan "Evde kal" mesajı

 Amerika Basketbol Ligi (NBA) ekiplerinden Cleveland Cavaliers'te forma giyen milli basketbolcu Cedi Osman, NBA'nın sosyal medya hesapları üzerinden Türkiye'deki vatandaşlarına seslendi. Koronavirüsün bulaşmasını engellemek için alınabilecek önlemleri aktaran Cedi Osman, "Öncelikle, bu virüsün yayılmasını engellemek için her şeyi yapmalıyız. Lütfen bir peçeteye öksürün ya da hapşırın. Sonrasında peçeteyi çöpe atın. Kapı kolları, telefon, anahtarlar gibi sürekli temas ettiğimiz materyalleri düzenli dezenfekte edelim. Herhangi bir hastalık belirtisinde hastaneye gitmek dışında lütfen evde kalalım. Temiz ve sağlıklı yarınlar diliyorum" ifadelerini kullandı.

Cedi Osman'dan "Evde kal" mesajı

 Gün önce

 Amerika Basketbol Ligi (NBA) ekiplerinden Cleveland Cavaliers'te forma giyen milli basketbolcu Cedi Osman, NBA'nın sosyal medya hesapları üzerinden Türkiye'deki vatandaşlarına seslendi. Koronavirüsün bulaşmasını engellemek için alınabilecek önlemleri aktaran Cedi Osman, "Öncelikle, bu virüsün yayılmasını engellemek için her şeyi yapmalıyız. Lütfen bir peçeteye öksürün ya da hapşırın. Sonrasında peçeteyi çöpe atın. Kapı kolları, telefon, anahtarlar gibi sürekli temas ettiğimiz materyalleri düzenli dezenfekte edelim. Herhangi bir hastalık belirtisinde hastaneye gitmek dışında lütfen evde kalalım. Temiz ve sağlıklı yarınlar diliyorum" ifadelerini kullandı.

15 Temmuz Demokrasi Otogarı'ndaki sakinlik havadan görüntülendi

 Koronavirüs salgını nedeniyle alınan önlemler kapsamında iller arası otobüs seferlerine kısıtlama kararının getirilmesinin ardından Bayrampaşa'da bulunan 15 Temmuz Demokrasi Otogarı'ndaki sakinlik havadan görüntülendi. İçişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın koronavirüs salgınına ilişkin açıkladığı tedbirlerin detaylarının yer aldığı genelge, 81 il valiliğine gönderildi. Genelgede, Sağlık Bakanlığı ve Bilim Kurulunun tavsiyeleri doğrultusunda alınan kararların etkinliğinin artırılarak virüsün yayılmasının engellenmesi ile toplum sağlığı ve kamu düzenini korumak için şehirlerarası yolcu taşımacılığı yapılan otobüs seferleriyle ilgili ek tedbirlerin alınması zaruriyetinin oluştuğu belirtildi. Genelde sonrası ise çok sayıda otobüs seferi iptal edildi. 15 Temmuz Şehitler Otogarı, seyahat kısıtlamasının ardından havadan görüntülendi. Havadan çekilen görüntülerde hafta sonu yoğunluğun yaşandığı otogarda sakinliğin olduğu görüldü.

15 Temmuz Demokrasi Otogarı'ndaki sakinlik havadan görüntülendi

 11 saatler önce

 Koronavirüs salgını nedeniyle alınan önlemler kapsamında iller arası otobüs seferlerine kısıtlama kararının getirilmesinin ardından Bayrampaşa'da bulunan 15 Temmuz Demokrasi Otogarı'ndaki sakinlik havadan görüntülendi. İçişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın koronavirüs salgınına ilişkin açıkladığı tedbirlerin detaylarının yer aldığı genelge, 81 il valiliğine gönderildi. Genelgede, Sağlık Bakanlığı ve Bilim Kurulunun tavsiyeleri doğrultusunda alınan kararların etkinliğinin artırılarak virüsün yayılmasının engellenmesi ile toplum sağlığı ve kamu düzenini korumak için şehirlerarası yolcu taşımacılığı yapılan otobüs seferleriyle ilgili ek tedbirlerin alınması zaruriyetinin oluştuğu belirtildi. Genelde sonrası ise çok sayıda otobüs seferi iptal edildi. 15 Temmuz Şehitler Otogarı, seyahat kısıtlamasının ardından havadan görüntülendi. Havadan çekilen görüntülerde hafta sonu yoğunluğun yaşandığı otogarda sakinliğin olduğu görüldü.

Caddebostan Sahili’ndeki sakinlik havadan böyle görüntülendi

 TR-me kanallarımıza abone olun: ► DHA: bit.ly/dha-ytabone ► DHA Plus: bit.ly/dhaplus-abone Demirören Haber Ajansı(DHA)'nın en güncel haberlerini www.dha.com.tr 'den takip edebilirsiniz. Sosyal Medya ► facebook.com/dha ► twitter.com/dhainternet ► instagram.com/dha ► tr-me.com/utitle-dha

Caddebostan Sahili’ndeki sakinlik havadan böyle görüntülendi

 Gün önce

 TR-me kanallarımıza abone olun: ► DHA: bit.ly/dha-ytabone ► DHA Plus: bit.ly/dhaplus-abone Demirören Haber Ajansı(DHA)'nın en güncel haberlerini www.dha.com.tr 'den takip edebilirsiniz. Sosyal Medya ► facebook.com/dha ► twitter.com/dhainternet ► instagram.com/dha ► tr-me.com/utitle-dha

Rize'nin Kendirli beldesi ve 4 köyde 'koronavirüs' karantinası

 Rize'nin merkeze bağlı Kendirli beldesi ile yakınında bulunan Yeni Selimiye, Beştepe, Esentepe ve Maltepe köyleri koronavirüs vakalarının önüne geçilebilmesi için karantina altına alındı. Rize İl Sağlık Müdürlüğü tarafından konuyla ilgili yapılan açıklamada, Sağlık Bakanlığı'nın izni ve onayıyla Kendirli beldesi ve yakın teması olan Yeni Selimiye, Beştepe, Esentepe ve Maltepe köylerinin potansiyel koronavirüs vakalarının önüne geçilebilmesi için karantina altına alındığı bildirildi. Açıklamada, bu kapsamda söz konusu bu yerleşim yerlerine giriş çıkışların denetime tabi olduğu belirtirek, "Muhtarlar üzerinden bu bölgede tüm evlerdeki ateş, öksürük gibi semptomu bulunan tüm vatandaşlarımızın isimleri alınacak, akabinde sağlık ekipleri ev ev gezerek tek tek bu isimleri sağlık kontrolünden geçirecektir. Semptomu olan her kişi ya evde mutlak izalosyana alınacak ya da gerekirse hastaneye kaldırılacaktır. Yine vatandaşlarımızın ihtiyacını gideren ve satış yapan fırın, market gibi yerler çok daha sıkı denetlenecektir. Ayrıca çok acil ihtiyaçların karşılanması haricinde ve izin verilenler dışında sokağa çıkışlar ikinci bir karara kadar sınırlandırılmıştır" denildi.

Rize'nin Kendirli beldesi ve 4 köyde 'koronavirüs' karantinası

 11 saatler önce

 Rize'nin merkeze bağlı Kendirli beldesi ile yakınında bulunan Yeni Selimiye, Beştepe, Esentepe ve Maltepe köyleri koronavirüs vakalarının önüne geçilebilmesi için karantina altına alındı. Rize İl Sağlık Müdürlüğü tarafından konuyla ilgili yapılan açıklamada, Sağlık Bakanlığı'nın izni ve onayıyla Kendirli beldesi ve yakın teması olan Yeni Selimiye, Beştepe, Esentepe ve Maltepe köylerinin potansiyel koronavirüs vakalarının önüne geçilebilmesi için karantina altına alındığı bildirildi. Açıklamada, bu kapsamda söz konusu bu yerleşim yerlerine giriş çıkışların denetime tabi olduğu belirtirek, "Muhtarlar üzerinden bu bölgede tüm evlerdeki ateş, öksürük gibi semptomu bulunan tüm vatandaşlarımızın isimleri alınacak, akabinde sağlık ekipleri ev ev gezerek tek tek bu isimleri sağlık kontrolünden geçirecektir. Semptomu olan her kişi ya evde mutlak izalosyana alınacak ya da gerekirse hastaneye kaldırılacaktır. Yine vatandaşlarımızın ihtiyacını gideren ve satış yapan fırın, market gibi yerler çok daha sıkı denetlenecektir. Ayrıca çok acil ihtiyaçların karşılanması haricinde ve izin verilenler dışında sokağa çıkışlar ikinci bir karara kadar sınırlandırılmıştır" denildi.

Haydarpaşa'da gemi mürettebatına korona önlemi

 Haydarpaşa Limanı'nda bir gemideki mürettebatta koronavirüs şüphesi nedeniyle önlem alındı. Haydarpaşa Limanı'na Ukrayna'dan gelen bir geminin mürettebatında koronavirüs şüphesi nedeniyle hareketlilik yaşandı. Polis, geminin etrafından önlem aldı. Sağlık ekiplerinin incelemesinin ardından şüpheli görülen mürettebat otobüs ile buradan götürüldü

Haydarpaşa'da gemi mürettebatına korona önlemi

 Gün önce

 Haydarpaşa Limanı'nda bir gemideki mürettebatta koronavirüs şüphesi nedeniyle önlem alındı. Haydarpaşa Limanı'na Ukrayna'dan gelen bir geminin mürettebatında koronavirüs şüphesi nedeniyle hareketlilik yaşandı. Polis, geminin etrafından önlem aldı. Sağlık ekiplerinin incelemesinin ardından şüpheli görülen mürettebat otobüs ile buradan götürüldü

Burgazada’daki atlar gemi ile Büyükada'ya götürüldü

 TR-me kanallarımıza abone olun: ► DHA: bit.ly/dha-ytabone ► DHA Plus: bit.ly/dhaplus-abone Demirören Haber Ajansı(DHA)'nın en güncel haberlerini www.dha.com.tr 'den takip edebilirsiniz. Sosyal Medya ► facebook.com/dha ► twitter.com/dhainternet ► instagram.com/dha ► tr-me.com/utitle-dha

Burgazada’daki atlar gemi ile Büyükada'ya götürüldü

 Gün önce

 TR-me kanallarımıza abone olun: ► DHA: bit.ly/dha-ytabone ► DHA Plus: bit.ly/dhaplus-abone Demirören Haber Ajansı(DHA)'nın en güncel haberlerini www.dha.com.tr 'den takip edebilirsiniz. Sosyal Medya ► facebook.com/dha ► twitter.com/dhainternet ► instagram.com/dha ► tr-me.com/utitle-dha

KKTC'den gelen 450 kişi, Niğde'deki yurtlara yerleştirildi

 Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden (KKTC) getirilen aralarında öğrencilerin de bulunduğu 450 kişi, koronavirüs tedbirleri kapsamında gözlem altında tutulacakları Niğde Sultan 1'inci Kılıçarslan Yurdu'na yerleştirildi. KKTC'den gemiyle Mersin'in Silifke ilçesindeki SEKA Limanı'na getirilen 450 kişi, burada sağlık kontrolünden geçirildi. Aralarında öğrencilerin de bulunduğu kafile, daha sonra polis eşliğinde 20 otobüse bindirilerek Niğde'ye getirildi. Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi merkez kampüsündeki Kredi Yurtlar Kurumu'na bağlı Sultan 1'inci Kılıçarslan Yurdu'na yerleştirilen 450 kişi, 14 gün boyunca burada gözlem altında tutulacak.

KKTC'den gelen 450 kişi, Niğde'deki yurtlara yerleştirildi

 Gün önce

 Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden (KKTC) getirilen aralarında öğrencilerin de bulunduğu 450 kişi, koronavirüs tedbirleri kapsamında gözlem altında tutulacakları Niğde Sultan 1'inci Kılıçarslan Yurdu'na yerleştirildi. KKTC'den gemiyle Mersin'in Silifke ilçesindeki SEKA Limanı'na getirilen 450 kişi, burada sağlık kontrolünden geçirildi. Aralarında öğrencilerin de bulunduğu kafile, daha sonra polis eşliğinde 20 otobüse bindirilerek Niğde'ye getirildi. Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi merkez kampüsündeki Kredi Yurtlar Kurumu'na bağlı Sultan 1'inci Kılıçarslan Yurdu'na yerleştirilen 450 kişi, 14 gün boyunca burada gözlem altında tutulacak.

Karadeniz'de balık avı durdu, tezgahlarda çeşit azaldı

 Karadeniz'de hava sıcaklıklarının artmasıyla balık sürüleri kuzeye yöneldi, avcılık durma noktasına geldi. Tezgahlarda balık miktarı ve çeşidi de azaldı. Denizlerde, 1 Eylül'de başlayan balık avı sezonu, 15 Nisan’da sona erecek. Karadeniz’de hava sıcaklığının artmasıyla balık sürüleri de daha soğuk olan kuzeyde Gürcistan ve Rusya karasularına yöneldi. Koronavirüs nedeniyle yurt dışına açılamayan balıkçılarda teknelerini limanlara demirleyince avcılık durma noktasına geldi. Tezgahlarda balık miktarı ve çeşidi de azaldı. İstavrit, Mezgit, Palamut, Lüfer, Çinekop gibi çeşitlerde sınırlı miktarda satılıyor. Tezgahlarda daha çok Ege ve Akdeniz’den gelen balıklar yer alıyor. ‘TRABZON’DA BALIKÇILIK YOK’ Bu yıl av sezonunun kötü geçtiğini ve balık çeşitlerinin azaldığını söyleyen balıkçı Cem Yazıcı, "Bilinçsiz avlanmadan dolayı pek verimli geçtiğini söyleyemeyiz. Hastalıktan dolayı büyük kayıkçılar da avlanma sezonunu erken kapattı. Zaten önümüzdeki ayın 15’inde yasak başlıyor. Balık çeşitleri oldukça azaldı. Şu an tombik, uskumru, küpes, yerli mezgit var. Şu anda balık Ege tarafından geliyor, Trabzon’da balıkçılık yok” dedi. Balık sürülerinin Gürcistan sularına kaçtığını söyleyen Yakup Bektaşoğlu da, "Önceden 10-15 çeşit balık vardı, şu anda 3- 4 çeşit balığımız var. Satışlar çok durdu ama vatandaşın bol balık tüketmesi lazım. Balık, vücudun virüse dayanması için ilaç. Kesinlikle yenilmesi lazım” diye konuştu. ‘KORONAVİRÜS ÇIKTI, BALIK BİTTİ’ Gökmen Aydın da "Normalde hamsiye zaten erken başladılar. Hava da sıcak olunca bu kez hayvan soğuğa kaçtı ve balık azaldı. Koronavirüs de çıktı hepten balık bitti. Bir dahaki seneye bakalım ne çıkar. Şimdi levrek, somon gibi balıklar var. Bunlar da olmazsa hiç dükkân açmayacağız ama mecbur açıyoruz. Satışlar şu an yarı yarıya düştü. Koronavirüs yüzünden kimse sokağa çıkmıyor” diye konuştu. Mehmet Ziya Kavuzoğlu da balık çeşidi olmadığı için Akdeniz ve Ege’den gelen balıkları tezgâha koyduklarını söyledi.

Karadeniz'de balık avı durdu, tezgahlarda çeşit azaldı

 Gün önce

 Karadeniz'de hava sıcaklıklarının artmasıyla balık sürüleri kuzeye yöneldi, avcılık durma noktasına geldi. Tezgahlarda balık miktarı ve çeşidi de azaldı. Denizlerde, 1 Eylül'de başlayan balık avı sezonu, 15 Nisan’da sona erecek. Karadeniz’de hava sıcaklığının artmasıyla balık sürüleri de daha soğuk olan kuzeyde Gürcistan ve Rusya karasularına yöneldi. Koronavirüs nedeniyle yurt dışına açılamayan balıkçılarda teknelerini limanlara demirleyince avcılık durma noktasına geldi. Tezgahlarda balık miktarı ve çeşidi de azaldı. İstavrit, Mezgit, Palamut, Lüfer, Çinekop gibi çeşitlerde sınırlı miktarda satılıyor. Tezgahlarda daha çok Ege ve Akdeniz’den gelen balıklar yer alıyor. ‘TRABZON’DA BALIKÇILIK YOK’ Bu yıl av sezonunun kötü geçtiğini ve balık çeşitlerinin azaldığını söyleyen balıkçı Cem Yazıcı, "Bilinçsiz avlanmadan dolayı pek verimli geçtiğini söyleyemeyiz. Hastalıktan dolayı büyük kayıkçılar da avlanma sezonunu erken kapattı. Zaten önümüzdeki ayın 15’inde yasak başlıyor. Balık çeşitleri oldukça azaldı. Şu an tombik, uskumru, küpes, yerli mezgit var. Şu anda balık Ege tarafından geliyor, Trabzon’da balıkçılık yok” dedi. Balık sürülerinin Gürcistan sularına kaçtığını söyleyen Yakup Bektaşoğlu da, "Önceden 10-15 çeşit balık vardı, şu anda 3- 4 çeşit balığımız var. Satışlar çok durdu ama vatandaşın bol balık tüketmesi lazım. Balık, vücudun virüse dayanması için ilaç. Kesinlikle yenilmesi lazım” diye konuştu. ‘KORONAVİRÜS ÇIKTI, BALIK BİTTİ’ Gökmen Aydın da "Normalde hamsiye zaten erken başladılar. Hava da sıcak olunca bu kez hayvan soğuğa kaçtı ve balık azaldı. Koronavirüs de çıktı hepten balık bitti. Bir dahaki seneye bakalım ne çıkar. Şimdi levrek, somon gibi balıklar var. Bunlar da olmazsa hiç dükkân açmayacağız ama mecbur açıyoruz. Satışlar şu an yarı yarıya düştü. Koronavirüs yüzünden kimse sokağa çıkmıyor” diye konuştu. Mehmet Ziya Kavuzoğlu da balık çeşidi olmadığı için Akdeniz ve Ege’den gelen balıkları tezgâha koyduklarını söyledi.

Galata Köprüsü'nde balık tutmayı sürdürdüler

 Koronavirüs tedbirleri kapsamında İçişleri Bakanlığı genelgesiyle balık tutmak da bu geceden itibaren yasaklandı. İstanbul Galata Köprüsü'nde çok sayıda kişinin balık tutmayı sürdürdüğü görüldü. Balıkçılar, yürürlüğe girmesiyle birlikte yasağa uyacaklarını ifade etti.

Galata Köprüsü'nde balık tutmayı sürdürdüler

 Gün önce

 Koronavirüs tedbirleri kapsamında İçişleri Bakanlığı genelgesiyle balık tutmak da bu geceden itibaren yasaklandı. İstanbul Galata Köprüsü'nde çok sayıda kişinin balık tutmayı sürdürdüğü görüldü. Balıkçılar, yürürlüğe girmesiyle birlikte yasağa uyacaklarını ifade etti.

Bayrampaşa Sebze Hali'nde uzun TIR kuyruğu oluştu

 Bayrampaşa Yaş Sebze Hali, koronavirüs salgını nedeniyle her gün 10.00 ile 17.00 saatleri arasında kapatılarak dezenfekte ediliyor. Dezenfekte çalışmaları sonrasında mal kabulüne başlayan Hal kapısında uzun TIR kuyruğu oluştu. Koronavirüs salgını ile mücadele kapsamında Bayrampaşa Yaş Meyve Sebze Hali'nde her gün saat 10.00 ile 17.00 arasında mal kabulü yapılmıyor. Hali'n kapalı olduğu saatlerde salgınla mücadele için dezenfekte çalışmaları yapılıyor. Dezenfekte çalışmaları sonrasında mal kabulüne başlayan Hal'de uzun TIR kuyruğunun oluştuğu görüldü.

Bayrampaşa Sebze Hali'nde uzun TIR kuyruğu oluştu

 Gün önce

 Bayrampaşa Yaş Sebze Hali, koronavirüs salgını nedeniyle her gün 10.00 ile 17.00 saatleri arasında kapatılarak dezenfekte ediliyor. Dezenfekte çalışmaları sonrasında mal kabulüne başlayan Hal kapısında uzun TIR kuyruğu oluştu. Koronavirüs salgını ile mücadele kapsamında Bayrampaşa Yaş Meyve Sebze Hali'nde her gün saat 10.00 ile 17.00 arasında mal kabulü yapılmıyor. Hali'n kapalı olduğu saatlerde salgınla mücadele için dezenfekte çalışmaları yapılıyor. Dezenfekte çalışmaları sonrasında mal kabulüne başlayan Hal'de uzun TIR kuyruğunun oluştuğu görüldü.

Koronavirüs tedbirleri kapsamında barınma evine yerleştirilmek istendi bu cevabı verdi

 Kocaeli'nin Gebze ilçesinde, sokakta yaşayan İsmail İnal (67), koronavirüs tedbirleri kapsamında barınma evine yerleştirilmek istenince zor anlar yaşattı. Barınma evinde sigara içemeyeceğini belirterek gitmek istemeyen İnal, güçlükle ikna edilerek barınma evine götürüldü. TR-me kanallarımıza abone olun: ► DHA: bit.ly/dha-ytabone ► DHA Plus: bit.ly/dhaplus-abone Demirören Haber Ajansı(DHA)'nın en güncel haberlerini www.dha.com.tr 'den takip edebilirsiniz. Sosyal Medya ► facebook.com/dha ► twitter.com/dhainternet ► instagram.com/dha ► tr-me.com/utitle-dha

Koronavirüs tedbirleri kapsamında barınma evine yerleştirilmek istendi bu cevabı verdi

 Gün önce

 Kocaeli'nin Gebze ilçesinde, sokakta yaşayan İsmail İnal (67), koronavirüs tedbirleri kapsamında barınma evine yerleştirilmek istenince zor anlar yaşattı. Barınma evinde sigara içemeyeceğini belirterek gitmek istemeyen İnal, güçlükle ikna edilerek barınma evine götürüldü. TR-me kanallarımıza abone olun: ► DHA: bit.ly/dha-ytabone ► DHA Plus: bit.ly/dhaplus-abone Demirören Haber Ajansı(DHA)'nın en güncel haberlerini www.dha.com.tr 'den takip edebilirsiniz. Sosyal Medya ► facebook.com/dha ► twitter.com/dhainternet ► instagram.com/dha ► tr-me.com/utitle-dha

#CANLI Gençlik ve Spor Bakanı Kasapoğlu ile Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ateş Kara açıklama yapıyor

 #CANLI Gençlik ve Spor Bakanı Kasapoğlu ile Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ateş Kara açıklama yapıyor

#CANLI Gençlik ve Spor Bakanı Kasapoğlu ile Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ateş Kara açıklama yapıyor

 Gün önce

 #CANLI Gençlik ve Spor Bakanı Kasapoğlu ile Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ateş Kara açıklama yapıyor

Polisten 'safları sıklaştırmayın' uyarısı

 Çorum'da koronavirüs tedbirleri kapsamında cuma günleri camilerin kapatılmasına rağmen az sayıda kişi giriş kapısında namaz kıldı. Polis ekipleri kişilere 'safları sıklaştırmayın' uyarısında bulundu. TR-me kanallarımıza abone olun: ► DHA: bit.ly/dha-ytabone ► DHA Plus: bit.ly/dhaplus-abone Demirören Haber Ajansı(DHA)'nın en güncel haberlerini www.dha.com.tr 'den takip edebilirsiniz. Sosyal Medya ► facebook.com/dha ► twitter.com/dhainternet ► instagram.com/dha ► tr-me.com/utitle-dha

Polisten 'safları sıklaştırmayın' uyarısı

 Gün önce

 Çorum'da koronavirüs tedbirleri kapsamında cuma günleri camilerin kapatılmasına rağmen az sayıda kişi giriş kapısında namaz kıldı. Polis ekipleri kişilere 'safları sıklaştırmayın' uyarısında bulundu. TR-me kanallarımıza abone olun: ► DHA: bit.ly/dha-ytabone ► DHA Plus: bit.ly/dhaplus-abone Demirören Haber Ajansı(DHA)'nın en güncel haberlerini www.dha.com.tr 'den takip edebilirsiniz. Sosyal Medya ► facebook.com/dha ► twitter.com/dhainternet ► instagram.com/dha ► tr-me.com/utitle-dha

Kadıköy'de giyim kuşam tezgahları kurulmadı, pazar alanı boş kaldı

 İçişleri Bakanlığı koronavirüs önlemleri kapsamında 81 ile gönderdiği genelge ile semt pazarlarında temel gıda ve temizlik maddelerinin haricindeki diğer tüm ürünlerin satışını yasaklamıştı. Yasak bugün saat 17.00 'den itibaren geçici bir süreliğine başlıyor. Kadıköy Kozyatağı’nda cuma günleri kurulan sosyete pazarında da söz konusu tezgahlar bugün kurulmadı. Pazarcılar, giyim kuşam tezgahlarının olmaması nedeniyle müşteri sayısının daha da azaldığını belirtiyor. Pazarda sadece meyve sebze tezgahlarının kurulmuş olması büyük boşluklar oluşturdu. Pazar adeta ikiye bölünürken, bir sokak uzunluğunda alan giyim kuşamcıların gelmemesi nedeniyle boş kaldı. “BİZ BOĞAZ DERDİNDEYİZ ŞU ANDA, GİYİM KUŞAM DERDİNDE DEĞİL” Pazarlarda giyim kuşam tezgahlarının kurulmama kararından birçok müşteri memnun. Dilek Kolcu, “Bence şu an için en doğru karar. Bizim bile şu anda sebzeye bile çıkmamamız gerekiyor” dedi. Burcu Erdem, “Daha iyi kurulmasın ki ellenmesin bir şeyler. Ben de oralardan bir şeyler alıyordum ama şu şartlarda gerek yok” diye konuştu. Gülgün Bayraktaroğlu, “Aman kurulmasın zaten. Alıp da kullanacak halimiz yok. Biz boğaz derdindeyiz şu anda, giyim kuşam derdinde değil” şeklinde konuştu. Dilek Gören ise, “İyi olduğunu düşünüyorum, hatta bence sokağa çıkma yasağı yapılsın, daha kısa zamanda çözüm bulunur diye düşünüyorum” dedi. “KIYAFETİN OLMADIĞI PAZAR, PAZAR DEĞİL” Pazarcılar ise kurulmayan giyim kuşam tezgahlarının müşteri sayısını azalttığını düşünüyor. Pazar esnafı Bahri Keleşoğlu, “Şu şartlarda bence iyi oldu. Koronavirüs olduğu yerde durduğu için. Giyimcilerin elbiseleri her zaman karıştırılıyor, seçilen mal olduğu için… Bu pazarı çok etkiledi, sadece bu pazarı değil, kıyafetin olmadığı pazar, pazar değil” dedi. Esnaf Adem Koçak ise, “Görüyorsunuz pazar boş, müşteri yok. Kimse çıkmıyor korkudan." diye konuştu. ÜRÜNLERİ TEK TEK SEÇTİLER Öte yandan Kozyatağı pazarında, ambalajsız ürünlerin elle seçilmemesi kuralına uyulmadığı görüldü. Bazı tezgahlarda müşterilerin tek tek ürün seçmesi dikkat çekti.

Kadıköy'de giyim kuşam tezgahları kurulmadı, pazar alanı boş kaldı

 Gün önce

 İçişleri Bakanlığı koronavirüs önlemleri kapsamında 81 ile gönderdiği genelge ile semt pazarlarında temel gıda ve temizlik maddelerinin haricindeki diğer tüm ürünlerin satışını yasaklamıştı. Yasak bugün saat 17.00 'den itibaren geçici bir süreliğine başlıyor. Kadıköy Kozyatağı’nda cuma günleri kurulan sosyete pazarında da söz konusu tezgahlar bugün kurulmadı. Pazarcılar, giyim kuşam tezgahlarının olmaması nedeniyle müşteri sayısının daha da azaldığını belirtiyor. Pazarda sadece meyve sebze tezgahlarının kurulmuş olması büyük boşluklar oluşturdu. Pazar adeta ikiye bölünürken, bir sokak uzunluğunda alan giyim kuşamcıların gelmemesi nedeniyle boş kaldı. “BİZ BOĞAZ DERDİNDEYİZ ŞU ANDA, GİYİM KUŞAM DERDİNDE DEĞİL” Pazarlarda giyim kuşam tezgahlarının kurulmama kararından birçok müşteri memnun. Dilek Kolcu, “Bence şu an için en doğru karar. Bizim bile şu anda sebzeye bile çıkmamamız gerekiyor” dedi. Burcu Erdem, “Daha iyi kurulmasın ki ellenmesin bir şeyler. Ben de oralardan bir şeyler alıyordum ama şu şartlarda gerek yok” diye konuştu. Gülgün Bayraktaroğlu, “Aman kurulmasın zaten. Alıp da kullanacak halimiz yok. Biz boğaz derdindeyiz şu anda, giyim kuşam derdinde değil” şeklinde konuştu. Dilek Gören ise, “İyi olduğunu düşünüyorum, hatta bence sokağa çıkma yasağı yapılsın, daha kısa zamanda çözüm bulunur diye düşünüyorum” dedi. “KIYAFETİN OLMADIĞI PAZAR, PAZAR DEĞİL” Pazarcılar ise kurulmayan giyim kuşam tezgahlarının müşteri sayısını azalttığını düşünüyor. Pazar esnafı Bahri Keleşoğlu, “Şu şartlarda bence iyi oldu. Koronavirüs olduğu yerde durduğu için. Giyimcilerin elbiseleri her zaman karıştırılıyor, seçilen mal olduğu için… Bu pazarı çok etkiledi, sadece bu pazarı değil, kıyafetin olmadığı pazar, pazar değil” dedi. Esnaf Adem Koçak ise, “Görüyorsunuz pazar boş, müşteri yok. Kimse çıkmıyor korkudan." diye konuştu. ÜRÜNLERİ TEK TEK SEÇTİLER Öte yandan Kozyatağı pazarında, ambalajsız ürünlerin elle seçilmemesi kuralına uyulmadığı görüldü. Bazı tezgahlarda müşterilerin tek tek ürün seçmesi dikkat çekti.

Minibüsçüler koronavirüs nedeniyle 7 yolcuyu da bulamıyor

 İzmir'de koronavirüs ile mücadelede uygulamaya konulan toplu taşıma düzenlemesi kapsamında, şehir içi yolcu minibüslerinde taşıma kapasitesi yarı yarıya düşürüldü. İzmir’deki minibüsler bu kuralla en fazla 7 yolcuya hizmet verebiliyor. Minibüsçüler İzmirlilerin evden çıkmama konusunda hassas davranmaları nedeniyle çoğu zaman 7 yolcu bile bulamamaktan yakındı. Kimi minibüs şoförlerinin ise yasağa rağmen bu kurala özen göstermedikleri ileri sürüldü. İçişleri Bakanlığı'nın koronavirüs önlemleri kapsamında, tüm toplu ulaşım araçlarında araç ruhsatında belirtilen yolcu taşıma kapasitesinin yüzde 50 düşürüleceğini bildiren genelgesinin ardından, İzmir'de toplu taşıma araçlarında güvenli mesafenin korunması için tedbirler alındı. Bu kapsamda minibüs şoförleri 14 kişilik yolcu kapasitesini 7 kişiye düşürdü, yolcuları ise her iki koltuğa bir kişi oturacak şekilde, arkalı önlü çapraz taşımaya başladı. Aynı zamanda her yolcuya para alışverişi sırasında kolonya ikram eden minibüs şoförleri, İzmirlilerin 'evde kal' uyarılarına büyük oranda uymaları nedeniyle seferlerinde 7 kişiye dahi ulaşamadıklarını söyledi. ‘DENETİMLER OLDUKÇA SIKI’ İşe gidiş ve dönüş saatlerinde bile en fazla 5 yolcu alabildiklerini belirten Gaziemir- Üçyol hattında sefer yapan minibüs şoförü Baran Aktaş, "Kurallara uyuyoruz. Polis ve zabıta denetimleri oldukça sıkı. Her iki koltuğa bir kişi oturacak şekilde yolcularımızı oturtuyoruz. İzmir'de genel olarak vatandaşların dışarı çıktığını düşünmüyorum. Öğlen saatlerinde ise yolcu bulamadığımız için kan ağlıyoruz. Boş gidip, bomboş dönüyoruz" dedi. '65 YAŞ SINIRLAMASINA DA DİKKAT EDİYORUZ' Minibüs şoförü Mustafa Şahin, "Önceden 14 kişi taşıyorduk şimdi bu rakam 7 kişiye düştü. 7 kişiyi bulmak, bu koşullarda çok zor hatta mümkün değil. Koronavirüs tüm sektörleri etkiledi. Araçlarımızda eldiven ve maske var. Bunları takarak, kendimizin ve yolcularımızın sağlığını korumaya çalışıyoruz. Minibüsçüler olarak kurala uyuyoruz. 65 yaşından büyük yolcularımızı, onların sağlığına düşünerek minibüslerimize almıyoruz" diye konuştu. Fazla yolcu taşıyamadıklarını söyleyen minibüs şoförlerinden Özcan Aslan da "7 yolcuyu bulamıyoruz. Genelde 3 - 4 kişi ile gidip, dönüyoruz. 7'den fazla yolcu alınırsa bunun cezası var. Belediye ekipleri, trafik ekipleri buna müsaade etmiyor. Yolcuların birçoğu da zaten yarı yarıya taşıma kuralını biliyorlar artık" diyerek cezaların yüksek olduğunu anlattı. KURALA UYMAYANLAR DA VAR Gaziemir - Üçyol hattında seyahat eden yolculardan Baran Çevik, "Minibüse binerken, ister istemez tedirgin oluyoruz. Bu uygulama ailemiz ve çocuklarımız için çok iyi oldu. Her sabah, minibüs kullanan biriyim. 7 yolcudan fazla yolcu alınmadığını gözlemliyorum. Cezalar da oldukça ağırmış" dedi. Markette çalıştığı için her gün toplu taşıma kullanmak zorunda olduğunu belirten yolculardan Ayşenur Gürbüzerler ise şunları söyledi: "Her gün mutlaka minibüs ile yolculuk yapıyorum. Bazı minibüslerde gerçekten yolcu sayıları azaltıldı. Ancak, zaman zaman bu kurala uymayan minibüs şoförleri de olabiliyor. Dolu minibüslere de bindiğim oluyor. Böyle durumlarda şoförü uyarıyorum. 'Herkes sizin gibi işe gidiyor. Yolcuyu yolda mı bırakalım?' diyorlar. Kural güzel ama uyulması gerekiyor. Bazılarımız işe gitmeye mecburuz. Bütün minibüs şoförleri kurala uysun ve virüsü birbirimize taşıyıp, sağlımızdan olmayalım."

Minibüsçüler koronavirüs nedeniyle 7 yolcuyu da bulamıyor

 Gün önce

 İzmir'de koronavirüs ile mücadelede uygulamaya konulan toplu taşıma düzenlemesi kapsamında, şehir içi yolcu minibüslerinde taşıma kapasitesi yarı yarıya düşürüldü. İzmir’deki minibüsler bu kuralla en fazla 7 yolcuya hizmet verebiliyor. Minibüsçüler İzmirlilerin evden çıkmama konusunda hassas davranmaları nedeniyle çoğu zaman 7 yolcu bile bulamamaktan yakındı. Kimi minibüs şoförlerinin ise yasağa rağmen bu kurala özen göstermedikleri ileri sürüldü. İçişleri Bakanlığı'nın koronavirüs önlemleri kapsamında, tüm toplu ulaşım araçlarında araç ruhsatında belirtilen yolcu taşıma kapasitesinin yüzde 50 düşürüleceğini bildiren genelgesinin ardından, İzmir'de toplu taşıma araçlarında güvenli mesafenin korunması için tedbirler alındı. Bu kapsamda minibüs şoförleri 14 kişilik yolcu kapasitesini 7 kişiye düşürdü, yolcuları ise her iki koltuğa bir kişi oturacak şekilde, arkalı önlü çapraz taşımaya başladı. Aynı zamanda her yolcuya para alışverişi sırasında kolonya ikram eden minibüs şoförleri, İzmirlilerin 'evde kal' uyarılarına büyük oranda uymaları nedeniyle seferlerinde 7 kişiye dahi ulaşamadıklarını söyledi. ‘DENETİMLER OLDUKÇA SIKI’ İşe gidiş ve dönüş saatlerinde bile en fazla 5 yolcu alabildiklerini belirten Gaziemir- Üçyol hattında sefer yapan minibüs şoförü Baran Aktaş, "Kurallara uyuyoruz. Polis ve zabıta denetimleri oldukça sıkı. Her iki koltuğa bir kişi oturacak şekilde yolcularımızı oturtuyoruz. İzmir'de genel olarak vatandaşların dışarı çıktığını düşünmüyorum. Öğlen saatlerinde ise yolcu bulamadığımız için kan ağlıyoruz. Boş gidip, bomboş dönüyoruz" dedi. '65 YAŞ SINIRLAMASINA DA DİKKAT EDİYORUZ' Minibüs şoförü Mustafa Şahin, "Önceden 14 kişi taşıyorduk şimdi bu rakam 7 kişiye düştü. 7 kişiyi bulmak, bu koşullarda çok zor hatta mümkün değil. Koronavirüs tüm sektörleri etkiledi. Araçlarımızda eldiven ve maske var. Bunları takarak, kendimizin ve yolcularımızın sağlığını korumaya çalışıyoruz. Minibüsçüler olarak kurala uyuyoruz. 65 yaşından büyük yolcularımızı, onların sağlığına düşünerek minibüslerimize almıyoruz" diye konuştu. Fazla yolcu taşıyamadıklarını söyleyen minibüs şoförlerinden Özcan Aslan da "7 yolcuyu bulamıyoruz. Genelde 3 - 4 kişi ile gidip, dönüyoruz. 7'den fazla yolcu alınırsa bunun cezası var. Belediye ekipleri, trafik ekipleri buna müsaade etmiyor. Yolcuların birçoğu da zaten yarı yarıya taşıma kuralını biliyorlar artık" diyerek cezaların yüksek olduğunu anlattı. KURALA UYMAYANLAR DA VAR Gaziemir - Üçyol hattında seyahat eden yolculardan Baran Çevik, "Minibüse binerken, ister istemez tedirgin oluyoruz. Bu uygulama ailemiz ve çocuklarımız için çok iyi oldu. Her sabah, minibüs kullanan biriyim. 7 yolcudan fazla yolcu alınmadığını gözlemliyorum. Cezalar da oldukça ağırmış" dedi. Markette çalıştığı için her gün toplu taşıma kullanmak zorunda olduğunu belirten yolculardan Ayşenur Gürbüzerler ise şunları söyledi: "Her gün mutlaka minibüs ile yolculuk yapıyorum. Bazı minibüslerde gerçekten yolcu sayıları azaltıldı. Ancak, zaman zaman bu kurala uymayan minibüs şoförleri de olabiliyor. Dolu minibüslere de bindiğim oluyor. Böyle durumlarda şoförü uyarıyorum. 'Herkes sizin gibi işe gidiyor. Yolcuyu yolda mı bırakalım?' diyorlar. Kural güzel ama uyulması gerekiyor. Bazılarımız işe gitmeye mecburuz. Bütün minibüs şoförleri kurala uysun ve virüsü birbirimize taşıyıp, sağlımızdan olmayalım."

155'i arayan 86 yaşındaki Celal dededen şaşırtan istek! "Beni evlendirin, yalnızım yalnız”

 Çorum’da, 155 polis hattını arayan Celal Fakı (86), biten ilaçları için sipariş verdi. Fakı, eczaneden aldıkları ilaçlarını getiren polis ekiplerinden kendisini evlendirmeleri için yardım istedi. Bahçelievler Mahallesi Şenyurt Sokak’ta tek başına yaşayan Celal Fakı, biten ilaçları için aradığı 155 polis hattından yardım istedi. Polis ekipleri eczaneden aldığı ilaçları Fakı'ya evinde teslim etti. Bu sırada Fakı ile polisler arasında ilginç bir diyalog yaşandı. Polis ekiplerinden kendisini evlendirmeleri için yardım isteyen Fakı, "Beni evlendirin, yalnızım yalnız, 70 yaşında bir kadınla da evlendirseniz olur” dedi. Fakı'nın isteği karşısında gülümseyen polisler, "Celal amca evlendirme işine girmeyelim, böyle ara sıra seni ziyaret edelim ve ihtiyaçlarını karşılayalım” diye cevap verdi. Celal Fakı, polislere dua etti.

155'i arayan 86 yaşındaki Celal dededen şaşırtan istek! "Beni evlendirin, yalnızım yalnız”

 Gün önce

 Çorum’da, 155 polis hattını arayan Celal Fakı (86), biten ilaçları için sipariş verdi. Fakı, eczaneden aldıkları ilaçlarını getiren polis ekiplerinden kendisini evlendirmeleri için yardım istedi. Bahçelievler Mahallesi Şenyurt Sokak’ta tek başına yaşayan Celal Fakı, biten ilaçları için aradığı 155 polis hattından yardım istedi. Polis ekipleri eczaneden aldığı ilaçları Fakı'ya evinde teslim etti. Bu sırada Fakı ile polisler arasında ilginç bir diyalog yaşandı. Polis ekiplerinden kendisini evlendirmeleri için yardım isteyen Fakı, "Beni evlendirin, yalnızım yalnız, 70 yaşında bir kadınla da evlendirseniz olur” dedi. Fakı'nın isteği karşısında gülümseyen polisler, "Celal amca evlendirme işine girmeyelim, böyle ara sıra seni ziyaret edelim ve ihtiyaçlarını karşılayalım” diye cevap verdi. Celal Fakı, polislere dua etti.

Diyarbakırlılar yağmura ve 'evde kal' çağrılarına rağmen sokaklara çıktı

 Diyarbakır'da, etkili olan sağanak yağışa rağmen koronavirüs salgını nedeniyle yapılan 'evde kal' çağrılarına uymayıp, dışarı çıkanlar oldu. Dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgınına karşı ülke genelinde yapılan 'evde kal' çağrılarına Diyarbakırlı vatandaşlar uymadı. İki gündür etkisini gösteren sağanak yağışa rağmen özellikle Sur ilçesinde bulunan Gazi Caddesi vatandaşların akınına uğradı. Vatandaşların bazıları maske takarken, bazıları ise sosyal mesafe kuralına uymadı. Vatandaşlar ellerinde şemsiyle yürürken, el arabasıyla taşımacılık yapan çocuklar da vücutlarına geçirdikleri naylonlarla yağmurdan korunmaya çalıştı. 'HALKIMIZIN DUYARLI OLMASI LAZIM' Pazarlama sektöründe olduğunu ve mecburen dışarı çıktığını belirten Vahap Demir, "Biz arkadaşlarımızla sosyal mesafeyi koruyoruz. Tüm halkımızdan da bu duyarlılığı bekliyoruz. Biz özel sektördeyiz, çalışıyoruz, mecburuz. Ben şaşırıyorum. Hiç alakasız insanlar bakıyorsunuz dışarıda yağmura rağmen çocuğunun elini tutmuş gezmeye çıkmış. Sanki hiçbir şey yokmuş gibi. Halbuki, gerçekten çok önemli bir şey. Her akşam 15- 16 kişiye çıktı artık ölüm oranı. Bu daha da fazlalaşabilir. Halkımızın buna karşı duyarlı olmamız lazım" dedi.

Diyarbakırlılar yağmura ve 'evde kal' çağrılarına rağmen sokaklara çıktı

 Gün önce

 Diyarbakır'da, etkili olan sağanak yağışa rağmen koronavirüs salgını nedeniyle yapılan 'evde kal' çağrılarına uymayıp, dışarı çıkanlar oldu. Dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgınına karşı ülke genelinde yapılan 'evde kal' çağrılarına Diyarbakırlı vatandaşlar uymadı. İki gündür etkisini gösteren sağanak yağışa rağmen özellikle Sur ilçesinde bulunan Gazi Caddesi vatandaşların akınına uğradı. Vatandaşların bazıları maske takarken, bazıları ise sosyal mesafe kuralına uymadı. Vatandaşlar ellerinde şemsiyle yürürken, el arabasıyla taşımacılık yapan çocuklar da vücutlarına geçirdikleri naylonlarla yağmurdan korunmaya çalıştı. 'HALKIMIZIN DUYARLI OLMASI LAZIM' Pazarlama sektöründe olduğunu ve mecburen dışarı çıktığını belirten Vahap Demir, "Biz arkadaşlarımızla sosyal mesafeyi koruyoruz. Tüm halkımızdan da bu duyarlılığı bekliyoruz. Biz özel sektördeyiz, çalışıyoruz, mecburuz. Ben şaşırıyorum. Hiç alakasız insanlar bakıyorsunuz dışarıda yağmura rağmen çocuğunun elini tutmuş gezmeye çıkmış. Sanki hiçbir şey yokmuş gibi. Halbuki, gerçekten çok önemli bir şey. Her akşam 15- 16 kişiye çıktı artık ölüm oranı. Bu daha da fazlalaşabilir. Halkımızın buna karşı duyarlı olmamız lazım" dedi.

Muhtardan koronavirüs önlemleri

 Antalya'da bir muhtar, muhtarlığa gelenlere önce kolonya, ardından eldiven ve kendi bahçesinden topladığı portakalları ikram ediyor. Muhtar, gelenlerin sosyal mesafeye uyması için masasıyla vatandaşların bulunduğu aralığı tül ile ayırdı. Muratpaşa ilçesi Soğuksu Mahalle Muhtarı Mustafa Aydın, koronavirüse karşı muhtarlık binasında bazı önlemler aldı. Muhtarlık girişinde bulunan tahtaya 'Evde Kal Soğuksu' yazan Aydın, muhtarlığa gelen vatandaşların sosyal mesafeye uyması için masasının olduğu bölümü tül ile ayırdı. İşlerini halletmek için muhtarlığa gelen kişiler ise içeriye birer birer girebiliyor. Muhtarlığa gelen kişilere önce kolonya ikram eden Aydın, ardından eldiven vererek vatandaşlara takması gerektiğini söylüyor. Evraklarını alarak işlerini halleden kişilere kendi bahçesinden topladığı portakallardan ikram eden muhtar, vatandaşları da evde kalmaları ve C vitamini almaları konusunda uyarıyor. Muhtarın bu uygulamasını gören vatandaşlar ise alınan tedbirden memnun kalıyor. Muhtar Aydın, "Dünyayı saran koronavirüse karşı, hem insanlarımızı uyarmak hem de katkıda bulunabilmek için böyle bir farkındalık yaratmak istedik. Gelen insanlara Sağlık Bakanlığı'nın da belirtmiş olduğu sosyal mesafeyi korumamız gerektiğini söylüyoruz. Bunun için kendimizce de böyle bir önlem aldık. Muhtarlığa gelen insanlara da bilgi verelim, belki bir faydamız olur düşüncesiyle de kendi bahçemizden topladığımız portakallarımızı ikram ediyoruz" dedi. Muhtarın eşi Semiha Aydın, "Eşimin böyle bir önlem alacağından haberim yoktu. Bugün muhtarlığa gelince şaşırdım. Bana da eldiven ve maske verdi. Evde kalalım çağrımızı tekrarlıyorum" diye konuştu.

Muhtardan koronavirüs önlemleri

 Gün önce

 Antalya'da bir muhtar, muhtarlığa gelenlere önce kolonya, ardından eldiven ve kendi bahçesinden topladığı portakalları ikram ediyor. Muhtar, gelenlerin sosyal mesafeye uyması için masasıyla vatandaşların bulunduğu aralığı tül ile ayırdı. Muratpaşa ilçesi Soğuksu Mahalle Muhtarı Mustafa Aydın, koronavirüse karşı muhtarlık binasında bazı önlemler aldı. Muhtarlık girişinde bulunan tahtaya 'Evde Kal Soğuksu' yazan Aydın, muhtarlığa gelen vatandaşların sosyal mesafeye uyması için masasının olduğu bölümü tül ile ayırdı. İşlerini halletmek için muhtarlığa gelen kişiler ise içeriye birer birer girebiliyor. Muhtarlığa gelen kişilere önce kolonya ikram eden Aydın, ardından eldiven vererek vatandaşlara takması gerektiğini söylüyor. Evraklarını alarak işlerini halleden kişilere kendi bahçesinden topladığı portakallardan ikram eden muhtar, vatandaşları da evde kalmaları ve C vitamini almaları konusunda uyarıyor. Muhtarın bu uygulamasını gören vatandaşlar ise alınan tedbirden memnun kalıyor. Muhtar Aydın, "Dünyayı saran koronavirüse karşı, hem insanlarımızı uyarmak hem de katkıda bulunabilmek için böyle bir farkındalık yaratmak istedik. Gelen insanlara Sağlık Bakanlığı'nın da belirtmiş olduğu sosyal mesafeyi korumamız gerektiğini söylüyoruz. Bunun için kendimizce de böyle bir önlem aldık. Muhtarlığa gelen insanlara da bilgi verelim, belki bir faydamız olur düşüncesiyle de kendi bahçemizden topladığımız portakallarımızı ikram ediyoruz" dedi. Muhtarın eşi Semiha Aydın, "Eşimin böyle bir önlem alacağından haberim yoktu. Bugün muhtarlığa gelince şaşırdım. Bana da eldiven ve maske verdi. Evde kalalım çağrımızı tekrarlıyorum" diye konuştu.

Yunanistan sınırında bekleyen göçmenler, misafirhanelere gönderildi

 Yunanistan'a geçmek için Edirne'ye akın eden ve günlerdir Pazarkule Sınır Kapısı'nda bekleyen göçmenler, bulundukları bölgeden ayrıldı. Otobüslere bindirilen göçmenler, misafirhanelere gönderildi. Türkiye'nin sınırlarında 'serbest geçiş' uygulamasının ardından Avrupa ülkelerine gitmek isteyen göçmenler, Edirne'ye akın etti. Yunan güvenlik güçleri de göçmenlerin ülkelerine geçişlerini engellemek için Pazarkule Sınır Kapısı'nın karşısında bulunan Kastanies Sınır Kapısı'nı kapattı. Pazarkule'nin kapatılması üzerine 140 binin üzerinde göçmen, Meriç Nehri üzerinden lastik botlarla Yunanistan'a geçerken, binlerce göçmenin Pazarkule Sınır Kapısı tampon bölge ve çevresinde bekleyişleri 1 ay sürdü. Kurdukları çadırlarda kalan ve tüm ihtiyaçları devlet tarafından karşılanan göçmenler, kapıların açılacağı umuduyla sürdürdükleri bekleyişlerini sürdürdü. Pazarkule çevresindeki göçmenlere, Yunan güven güçleri zaman zaman geçişlerini engellemek için gerçek mermi, gaz bombası, plastik mermi ve biber gazı ile müdahale etti. Bu zamana kadar yapılan saldırılar sırasında 3 göçmen vurularak, öldürüldü, 236 göçmen yaralandı, yüzlercesi de atılan gazlardan etkilendi. Yunanistan'ın sınır kapılarını açma umudunu yitiren göçmenlerin büyük bölümü, İl Göç İdaresi yetkililerine, ayrılmak istediklerini bildirdi. Bölgedeki diğer sığınmacılara da koronavirüs salgını nedeniyle dışarıda kalmanın riski artıracağı anlatıldı. Bu durum karşısında ikna olan göçmenler de bölgeden ayrılmak istediklerini söyledi. Göçmenler, talepleri üzerine, Edirne Valiliği koordinasyonunda otobüslerle misafirhanelere gönderildi. Yetkililer, koronavirüs tedbirleri kapsamında misafirhanelerde karantina altında tutulacak göçmenlerin daha sonra uygun bölgelere gönderileceğini söyledi. Göçmenlerin ayrılmasının ardından Pazarkule çevresinde kurulan çadırlar, görevliler tarafından söküldü, alanda temizlik çalışması yapıldı.

Yunanistan sınırında bekleyen göçmenler, misafirhanelere gönderildi

 Gün önce

 Yunanistan'a geçmek için Edirne'ye akın eden ve günlerdir Pazarkule Sınır Kapısı'nda bekleyen göçmenler, bulundukları bölgeden ayrıldı. Otobüslere bindirilen göçmenler, misafirhanelere gönderildi. Türkiye'nin sınırlarında 'serbest geçiş' uygulamasının ardından Avrupa ülkelerine gitmek isteyen göçmenler, Edirne'ye akın etti. Yunan güvenlik güçleri de göçmenlerin ülkelerine geçişlerini engellemek için Pazarkule Sınır Kapısı'nın karşısında bulunan Kastanies Sınır Kapısı'nı kapattı. Pazarkule'nin kapatılması üzerine 140 binin üzerinde göçmen, Meriç Nehri üzerinden lastik botlarla Yunanistan'a geçerken, binlerce göçmenin Pazarkule Sınır Kapısı tampon bölge ve çevresinde bekleyişleri 1 ay sürdü. Kurdukları çadırlarda kalan ve tüm ihtiyaçları devlet tarafından karşılanan göçmenler, kapıların açılacağı umuduyla sürdürdükleri bekleyişlerini sürdürdü. Pazarkule çevresindeki göçmenlere, Yunan güven güçleri zaman zaman geçişlerini engellemek için gerçek mermi, gaz bombası, plastik mermi ve biber gazı ile müdahale etti. Bu zamana kadar yapılan saldırılar sırasında 3 göçmen vurularak, öldürüldü, 236 göçmen yaralandı, yüzlercesi de atılan gazlardan etkilendi. Yunanistan'ın sınır kapılarını açma umudunu yitiren göçmenlerin büyük bölümü, İl Göç İdaresi yetkililerine, ayrılmak istediklerini bildirdi. Bölgedeki diğer sığınmacılara da koronavirüs salgını nedeniyle dışarıda kalmanın riski artıracağı anlatıldı. Bu durum karşısında ikna olan göçmenler de bölgeden ayrılmak istediklerini söyledi. Göçmenler, talepleri üzerine, Edirne Valiliği koordinasyonunda otobüslerle misafirhanelere gönderildi. Yetkililer, koronavirüs tedbirleri kapsamında misafirhanelerde karantina altında tutulacak göçmenlerin daha sonra uygun bölgelere gönderileceğini söyledi. Göçmenlerin ayrılmasının ardından Pazarkule çevresinde kurulan çadırlar, görevliler tarafından söküldü, alanda temizlik çalışması yapıldı.

Köpekler saldırınca çıktığı ağaçta mahsur kalan vaşak kurtarıldı

 Tunceli'de köpekler saldırınca çıktığı meşe ağacında mahsur kalan nesli tükenme tehlikesindeki vaşak, Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürlüğü ekiplerince kurtarıldı. Merkeze bağlı Güleç köyü Nurşit mezrasında köpeklerin saldırdığı vaşak, meşe ağacına çıktı. Burada mahsur kalan vaşağı gören Serdar Duman, Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürlüğü'ne haber verdi. İhbarla bölgeye yönlendirilen ekipler, köpekleri uzaklaştırınca vaşak aşağıya inip hızla uzaklaştı. Nesle tükenme tehlikesinde olan vaşağın 2 saat boyunca ağaçta beklediğini anlatan Serdar Duman, "Engel olmaya çalıştım ancak köpekler durmadan kovalayınca vaşak meşe ağacına tırmandı ve 2 saat boyunca bekledi. Haber verdiğimiz ekipler gelip kurtardı" dedi.

Köpekler saldırınca çıktığı ağaçta mahsur kalan vaşak kurtarıldı

 Gün önce

 Tunceli'de köpekler saldırınca çıktığı meşe ağacında mahsur kalan nesli tükenme tehlikesindeki vaşak, Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürlüğü ekiplerince kurtarıldı. Merkeze bağlı Güleç köyü Nurşit mezrasında köpeklerin saldırdığı vaşak, meşe ağacına çıktı. Burada mahsur kalan vaşağı gören Serdar Duman, Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürlüğü'ne haber verdi. İhbarla bölgeye yönlendirilen ekipler, köpekleri uzaklaştırınca vaşak aşağıya inip hızla uzaklaştı. Nesle tükenme tehlikesinde olan vaşağın 2 saat boyunca ağaçta beklediğini anlatan Serdar Duman, "Engel olmaya çalıştım ancak köpekler durmadan kovalayınca vaşak meşe ağacına tırmandı ve 2 saat boyunca bekledi. Haber verdiğimiz ekipler gelip kurtardı" dedi.

Profesör Yalçın: Koronavirüse karşı eldiven takmak yanlış

 Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ata Nevzat Yalçın, eldiven kullanmanın koruyucu olmadığı gibi virüsün daha çok yayılmasına neden olduğuna dikkati çekerek, "Çünkü eldiven el temizliğine engel olur. Bir yüzeyden alınan virüsü sonradan dokunulan her yere yayma riskini artırır. Eldiven kullanmak yanlış güvenlik hissi verir" dedi. AÜ Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ata Nevzat Yalçın, koronavirüse yakalanmamak için bireysel hijyene dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı. Koronavirüs günlerinde sağlık çalışanlarının eldiven kullanmasının önemine dikkati çeken Prof. Dr. Yalçın, eldiveni koronavirüsle ilgili enfeksiyon şüphesi olan hastalarla temas edildiğinde sağlık çalışanlarının bone, galoş ve diğer koruyucu giysilerle birlikte kullanması gerektiğini, bu hastalara hizmet verirken doktor, hemşire ve sağlık memurlarının mutlaka takması gerektiğini söyledi. ELDİVEN KULLANMANIN ANLAMI YOK Vatandaşların temizlik ve virüsten korunma anlamında eldiven kullanılmasının hiç bir anlamının olmadığını belirten Prof. Dr. Yalçın, "Aslında günlük yaşamımızda bir çok vatandaşımızın eldiven kullandığını görüyorum. Bu yanlış bir uygulama ve bize yanlış bir güvenlik hissi veriyor. Çünkü eldivenle bir yere dokunduğumuz zaman aslında orada bulunan bir çok bakteri, virüs gibi bir çok mikroorganizma ile temasta bulunabiliyoruz. Eldivenin üzerinde uzun bir süre kalabiliyor. Dolayısıyla eldivenimizi çıkarmadığımız başka yerlere de dokunduğumuz takdirde orada var olan mikroorganizmaları başka yerlere bulaşma riski taşıyor" dedi. ELDİVEN DEĞİL EL HİJYENİ ÖNEMLİ Eldiven kullanılması değil, riski davranışlardan sonra el hijyeninin sağlanmasının önemli olduğunu kaydeden Prof. Dr. Ata Nevzat Yalçın, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bir çok faaliyetten sonra, sokaktan eve döndüğümüzde, tuvalet önce ve sonrası, yemek öncesi ve sonrası, meyve ve sebzeyle temas, başka gıdalarla temas, evcil hayvanlarla temas gibi durumlarda ellerin mutlaka sabun ile yıkanmasını istiyoruz. O an için böyle bir olanağımız yoksa lavaboya uzaktaysak el antiseptiklerinden yararlanabiliriz. Yanımızda taşıyacağımız el antiseptiği de aynı işi görebilir. Bundan da yoksun isek kolonya aynı işi görür. Eldiven sadece şüpheli hastalara hizmet verilirken kullanılmalı. Aksi takdirde yanlış bir güvenlik hissi vererek daha olumsuz yerlere de götürebilir bizi." Prof. Dr. Yalçın, "El yıkarken belirli ilkelere uyduğumuz takdirde, elimizin her yeri su ve sabunla temas edecektir. Her türlü gözden kaçabilecek alanı yıkamış olacağız. Bu yıkama biçimiyle bu tür aksamaları da yok etmiş oluruz" dedi.

Profesör Yalçın: Koronavirüse karşı eldiven takmak yanlış

 Gün önce

 Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ata Nevzat Yalçın, eldiven kullanmanın koruyucu olmadığı gibi virüsün daha çok yayılmasına neden olduğuna dikkati çekerek, "Çünkü eldiven el temizliğine engel olur. Bir yüzeyden alınan virüsü sonradan dokunulan her yere yayma riskini artırır. Eldiven kullanmak yanlış güvenlik hissi verir" dedi. AÜ Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ata Nevzat Yalçın, koronavirüse yakalanmamak için bireysel hijyene dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı. Koronavirüs günlerinde sağlık çalışanlarının eldiven kullanmasının önemine dikkati çeken Prof. Dr. Yalçın, eldiveni koronavirüsle ilgili enfeksiyon şüphesi olan hastalarla temas edildiğinde sağlık çalışanlarının bone, galoş ve diğer koruyucu giysilerle birlikte kullanması gerektiğini, bu hastalara hizmet verirken doktor, hemşire ve sağlık memurlarının mutlaka takması gerektiğini söyledi. ELDİVEN KULLANMANIN ANLAMI YOK Vatandaşların temizlik ve virüsten korunma anlamında eldiven kullanılmasının hiç bir anlamının olmadığını belirten Prof. Dr. Yalçın, "Aslında günlük yaşamımızda bir çok vatandaşımızın eldiven kullandığını görüyorum. Bu yanlış bir uygulama ve bize yanlış bir güvenlik hissi veriyor. Çünkü eldivenle bir yere dokunduğumuz zaman aslında orada bulunan bir çok bakteri, virüs gibi bir çok mikroorganizma ile temasta bulunabiliyoruz. Eldivenin üzerinde uzun bir süre kalabiliyor. Dolayısıyla eldivenimizi çıkarmadığımız başka yerlere de dokunduğumuz takdirde orada var olan mikroorganizmaları başka yerlere bulaşma riski taşıyor" dedi. ELDİVEN DEĞİL EL HİJYENİ ÖNEMLİ Eldiven kullanılması değil, riski davranışlardan sonra el hijyeninin sağlanmasının önemli olduğunu kaydeden Prof. Dr. Ata Nevzat Yalçın, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bir çok faaliyetten sonra, sokaktan eve döndüğümüzde, tuvalet önce ve sonrası, yemek öncesi ve sonrası, meyve ve sebzeyle temas, başka gıdalarla temas, evcil hayvanlarla temas gibi durumlarda ellerin mutlaka sabun ile yıkanmasını istiyoruz. O an için böyle bir olanağımız yoksa lavaboya uzaktaysak el antiseptiklerinden yararlanabiliriz. Yanımızda taşıyacağımız el antiseptiği de aynı işi görebilir. Bundan da yoksun isek kolonya aynı işi görür. Eldiven sadece şüpheli hastalara hizmet verilirken kullanılmalı. Aksi takdirde yanlış bir güvenlik hissi vererek daha olumsuz yerlere de götürebilir bizi." Prof. Dr. Yalçın, "El yıkarken belirli ilkelere uyduğumuz takdirde, elimizin her yeri su ve sabunla temas edecektir. Her türlü gözden kaçabilecek alanı yıkamış olacağız. Bu yıkama biçimiyle bu tür aksamaları da yok etmiş oluruz" dedi.

Yasağa rağmen girip futbol oynuyorlar!'Bazen polis bizi dışarı çıkarıyor ama sonra tekrar geliyoruz'

 Antalya'da çocuklar, koronavirüs önlemi kapsamında faaliyetlerine geçici süre ara verilen halı sahalara tel örgü arasındaki boşluktan girerek, futbol oynamaya başladı. Çocuklar, kendilerini uyaran polislerin halı sahadan ayrılmasından yarım saat sonra yeniden top oynamaya başladıklarını söyledi. Koronavirüs nedeniyle alınan tedbirler kapsamında, vatandaşların spor aktivitesi olarak kullandığı halı sahaların faaliyetlerine geçici bir süreliğine ara verildi. Karar doğrultusunda Antalya'daki halı sahalar kapılarına zincir vurdu. Yasağa rağmen bazı halı sahalarda çocuklar, tel örgülerin arasındaki boşluklardan girerek sağlığını hiçe saydı. Kepez ilçesindeki bir halı sahada 6 arkadaşıyla futbol oynayan 12 yaşındaki Samet, evde dersini yaptıktan sonra sıkıldığı için dışarı çıktığını söyledi. Halı sahanın kapısındaki kilit kırık olduğu için arkadaşlarıyla içeri girdiğini anlatan çocuk, "Bazen polis geliyor, bizi dışarı çıkarıyor ama onlar gittikten yarım saat sonra tekrar geliyoruz" dedi. Sağlığı için evinde kalması gerektiği uyarısı yapılan Samet, "Çocuklara bir şey olmuyor" sözleriyle şaşırttı. ‘TOPLUM SAĞLIĞI AÇISINDAN TEHLİKELİ’ Halı Saha İşletmecileri Derneği Başkanı Başkanı Mehmet Ak, Aksu, Döşemealtı, Kepez Muratpaşa ve Konyaaltı ilçelerindeki 90 halı sahanın koronavirüse yönelik tedbirler kapsamında faaliyetlerine ara verildiğini söyledi. İşletmeci olarak halı sahaların girişini kapatarak önlem aldıklarını anlatan Ak, "Antalya'da halı sahalarımızı genelge sonrasında toplum sağlığı açısından hizmete kapattık. Ancak aldığımız duyumlara göre gençlerimiz ve çocuklarımız kapalı olmasına rağmen bazı sahaların kapılarını zorlayarak veya telleri kopartarak, girip top oynuyor. Bu da toplum sağlığı açısından çok tehlikeli bir durum yaratmaktadır. Bu konuda vatandaşlarımızın gerekli hassasiyeti göstermesini talep ediyoruz" dedi.

Yasağa rağmen girip futbol oynuyorlar!'Bazen polis bizi dışarı çıkarıyor ama sonra tekrar geliyoruz'

 Gün önce

 Antalya'da çocuklar, koronavirüs önlemi kapsamında faaliyetlerine geçici süre ara verilen halı sahalara tel örgü arasındaki boşluktan girerek, futbol oynamaya başladı. Çocuklar, kendilerini uyaran polislerin halı sahadan ayrılmasından yarım saat sonra yeniden top oynamaya başladıklarını söyledi. Koronavirüs nedeniyle alınan tedbirler kapsamında, vatandaşların spor aktivitesi olarak kullandığı halı sahaların faaliyetlerine geçici bir süreliğine ara verildi. Karar doğrultusunda Antalya'daki halı sahalar kapılarına zincir vurdu. Yasağa rağmen bazı halı sahalarda çocuklar, tel örgülerin arasındaki boşluklardan girerek sağlığını hiçe saydı. Kepez ilçesindeki bir halı sahada 6 arkadaşıyla futbol oynayan 12 yaşındaki Samet, evde dersini yaptıktan sonra sıkıldığı için dışarı çıktığını söyledi. Halı sahanın kapısındaki kilit kırık olduğu için arkadaşlarıyla içeri girdiğini anlatan çocuk, "Bazen polis geliyor, bizi dışarı çıkarıyor ama onlar gittikten yarım saat sonra tekrar geliyoruz" dedi. Sağlığı için evinde kalması gerektiği uyarısı yapılan Samet, "Çocuklara bir şey olmuyor" sözleriyle şaşırttı. ‘TOPLUM SAĞLIĞI AÇISINDAN TEHLİKELİ’ Halı Saha İşletmecileri Derneği Başkanı Başkanı Mehmet Ak, Aksu, Döşemealtı, Kepez Muratpaşa ve Konyaaltı ilçelerindeki 90 halı sahanın koronavirüse yönelik tedbirler kapsamında faaliyetlerine ara verildiğini söyledi. İşletmeci olarak halı sahaların girişini kapatarak önlem aldıklarını anlatan Ak, "Antalya'da halı sahalarımızı genelge sonrasında toplum sağlığı açısından hizmete kapattık. Ancak aldığımız duyumlara göre gençlerimiz ve çocuklarımız kapalı olmasına rağmen bazı sahaların kapılarını zorlayarak veya telleri kopartarak, girip top oynuyor. Bu da toplum sağlığı açısından çok tehlikeli bir durum yaratmaktadır. Bu konuda vatandaşlarımızın gerekli hassasiyeti göstermesini talep ediyoruz" dedi.

Evde kanaryasıyla vakit geçiyor... 'Kanaryama da evde kalmasını tembihledim'

 Antalya'nın Alanya ilçesinde, koronavirüs nedeniyle kendilerini eve kapatan Ayhan ve Olcay Öcek çifti, günlerini kanaryaları Fındık ile ve dua ederek geçiriyor. Ayhan Öcek, kanaryası 'Fındık'a da evde kalmayı tembihlediğini söyledi. Antalya'nın Alanya ilçesi Mahmutlar Mahallesi'nde yaşayan Ayhan- Olcay Öcek çifti de kendilerini salgın sonrası eve kapattı. Kronik diyabet hastası emekli Ayhan Öcek (59) ve eşi Olcay Öcek (57), 11 yıldır Mahmutlar'da yaşıyor. Emekli olduktan sonra Alanya'ya yerleştiklerini ve burayı çok sevdiklerini belirten Ayhan Öcek, kışları burada, yaz aylarında ise kalp hastalığı da olduğu için memleketi Yozgat'a gittiklerini söyledi. Koronavirüs salgını sonrası kendilerini eve kapattıklarını, sadece market ve eczane alışverişi için eşi Olcay Öcek'in dışarı çıktığını belirten Ayhan Öcek, salgında bulaşma riski en yüksek olan grupta diyabet ve solunum hastaları olduğu için evden hiçbir şekilde çıkmadığını belirtti. 'KANARYAMA DA EVDE KALMASINI TEMBİHLEDİM' Normalde günlerini eşiyle gezerek ve yürüyüş yaparak geçtiğini belirten Ayhan Öcek, salgının Türkiye'ye de gelmesinin ardından kendilerini eve kapattıklarını, mümkün olduğunca dışarı çıkmamaya özen gösterdiklerini söyledi. Evi temizleyerek dezenfekte etmeye çalıştıklarını belirten Öcek, “Sadece eşim zorunlu ihtiyaçlar durumunda dışarı çıkıyor ama geldiğinde mutlaka her yeri temizliyor. Temiz ortama çok önem veriyor" dedi. Evinde bir de kanarya besleyen Öcek çifti, kuşlarına 'Fındık' adını verdi. Ona da evden dışarı çıkmamaları gerektiğini söylediğini anlatan Ayhan Öcek, kanaryasına 'evde kal' tembihinde bulundu. GÜNLERİ EŞİYLE SOHBET EDEREK VE DUAYLA GEÇİYOR Özellikle yaşlıların ve kronik hastaların evden çıkamaması gerektiğini vurgulayan Öcek, herkesin tedbiri kendisinin alması gerektiğini aktardı. Öcek, evde günlerini nasıl geçirdiklerini ise şöyle anlattı: “Öncelikle sabah kalktığımızda elimizi yüzümüzü sabunla yıkıyoruz. Herhangi bir virüs varsa yok olsun diye. Sonra kahvaltımızı yapıyoruz. Ardından eşim evi dezenfekte etmek için her yeri temizliyor. Daha sonra ibadetimizi yapıyoruz. Kuran'ımızı okuyor, inşallah bu virüsten kurtuluruz diye duamızı ediyoruz. Bu şekilde günlerimizi geçiriyoruz. Bu konuda insanlar biraz sabredecek." 'EVDE KALIN TÜRKİYE' Vatandaşlara 'evde kalın' mesajı vermeyi de ihmal etmeyen Ayhan Öcek, “Halkımız inşallah bir an evvel bu virüsten kurtulur. Allah'ım sağlık sıhhat nasip eder. En güzel vereceğimiz mesaj, devletimizin dediği gibi sayın halkımız lütfen evde kalın" dedi. 'KOLONYALARIMIZ, ISLAK MENDİLLERİMİZ MASA BAŞINDA' Olcay Öcek, hem eşinin kronik diyabet hastası olmasından dolayı hem de salgından korunmak için çok dikkatli olduğunu aktardı. Ne gibi tedbirler aldığını anlatan Olcay Öcek, “Evin temizliğine daha çok dikkat ediyorum. Doktorların dediği gibi, parmaklarımızdaki yüzükleri dahi çıkardık. Kolonyalarımız, ıslak mendillerimiz masamızın başında her an kullanıyoruz" diye konuştu. Bu günlerde herkesin bol bol sabra ihtiyacı olduğunu ifade eden Olcay Öcek, “Evde kal, sokağa çıkma" dedi.

Evde kanaryasıyla vakit geçiyor... 'Kanaryama da evde kalmasını tembihledim'

 Gün önce

 Antalya'nın Alanya ilçesinde, koronavirüs nedeniyle kendilerini eve kapatan Ayhan ve Olcay Öcek çifti, günlerini kanaryaları Fındık ile ve dua ederek geçiriyor. Ayhan Öcek, kanaryası 'Fındık'a da evde kalmayı tembihlediğini söyledi. Antalya'nın Alanya ilçesi Mahmutlar Mahallesi'nde yaşayan Ayhan- Olcay Öcek çifti de kendilerini salgın sonrası eve kapattı. Kronik diyabet hastası emekli Ayhan Öcek (59) ve eşi Olcay Öcek (57), 11 yıldır Mahmutlar'da yaşıyor. Emekli olduktan sonra Alanya'ya yerleştiklerini ve burayı çok sevdiklerini belirten Ayhan Öcek, kışları burada, yaz aylarında ise kalp hastalığı da olduğu için memleketi Yozgat'a gittiklerini söyledi. Koronavirüs salgını sonrası kendilerini eve kapattıklarını, sadece market ve eczane alışverişi için eşi Olcay Öcek'in dışarı çıktığını belirten Ayhan Öcek, salgında bulaşma riski en yüksek olan grupta diyabet ve solunum hastaları olduğu için evden hiçbir şekilde çıkmadığını belirtti. 'KANARYAMA DA EVDE KALMASINI TEMBİHLEDİM' Normalde günlerini eşiyle gezerek ve yürüyüş yaparak geçtiğini belirten Ayhan Öcek, salgının Türkiye'ye de gelmesinin ardından kendilerini eve kapattıklarını, mümkün olduğunca dışarı çıkmamaya özen gösterdiklerini söyledi. Evi temizleyerek dezenfekte etmeye çalıştıklarını belirten Öcek, “Sadece eşim zorunlu ihtiyaçlar durumunda dışarı çıkıyor ama geldiğinde mutlaka her yeri temizliyor. Temiz ortama çok önem veriyor" dedi. Evinde bir de kanarya besleyen Öcek çifti, kuşlarına 'Fındık' adını verdi. Ona da evden dışarı çıkmamaları gerektiğini söylediğini anlatan Ayhan Öcek, kanaryasına 'evde kal' tembihinde bulundu. GÜNLERİ EŞİYLE SOHBET EDEREK VE DUAYLA GEÇİYOR Özellikle yaşlıların ve kronik hastaların evden çıkamaması gerektiğini vurgulayan Öcek, herkesin tedbiri kendisinin alması gerektiğini aktardı. Öcek, evde günlerini nasıl geçirdiklerini ise şöyle anlattı: “Öncelikle sabah kalktığımızda elimizi yüzümüzü sabunla yıkıyoruz. Herhangi bir virüs varsa yok olsun diye. Sonra kahvaltımızı yapıyoruz. Ardından eşim evi dezenfekte etmek için her yeri temizliyor. Daha sonra ibadetimizi yapıyoruz. Kuran'ımızı okuyor, inşallah bu virüsten kurtuluruz diye duamızı ediyoruz. Bu şekilde günlerimizi geçiriyoruz. Bu konuda insanlar biraz sabredecek." 'EVDE KALIN TÜRKİYE' Vatandaşlara 'evde kalın' mesajı vermeyi de ihmal etmeyen Ayhan Öcek, “Halkımız inşallah bir an evvel bu virüsten kurtulur. Allah'ım sağlık sıhhat nasip eder. En güzel vereceğimiz mesaj, devletimizin dediği gibi sayın halkımız lütfen evde kalın" dedi. 'KOLONYALARIMIZ, ISLAK MENDİLLERİMİZ MASA BAŞINDA' Olcay Öcek, hem eşinin kronik diyabet hastası olmasından dolayı hem de salgından korunmak için çok dikkatli olduğunu aktardı. Ne gibi tedbirler aldığını anlatan Olcay Öcek, “Evin temizliğine daha çok dikkat ediyorum. Doktorların dediği gibi, parmaklarımızdaki yüzükleri dahi çıkardık. Kolonyalarımız, ıslak mendillerimiz masamızın başında her an kullanıyoruz" diye konuştu. Bu günlerde herkesin bol bol sabra ihtiyacı olduğunu ifade eden Olcay Öcek, “Evde kal, sokağa çıkma" dedi.

Esenyurt'ta iş yerlerinin önüne "sosyal mesafeni koru" çıkartmaları yapıştırıldı

 Esenyurt Belediyesi'ne bağlı zabıta ekipleri koronavirüs salgını nedeniyle alınan tedbirler kapsamında vatandaşlara sosyal mesafe uyarısında bulundu. Pazar, market ve banka önlerine giden zabıta ekipleri burada vatandaş ve çalışanları bilgilendirdi, yerlere üzerinde "sağlığın için mesafeni koru" yazılı çıkartmalar yapıştırıldı. Esenyurt'ta zabıta ekipleri ilk olarak kapalı pazar alanına gitti. Ekipler, İçişleri Bakanlığı'nın son yayınladığı pazar yerleri ile ilgili genelge kapsamında denetimlerde bulundu. Pazarcılar hijyen kuralları konusunda, vatandaşlar da yine alınacak tedbirler ve sosyal mesafe konusunda bilgilendirildi. Yapılan uyarıların ardından müşterilerin pazar tezgahlarıyla aralarına koyması gereken mesafeyi belirtmek için yerlere çıkartmalar yapıştırıldı. Ekipler ardından banka ve marketlere giderek uygulama hakkında bilgi verdi. Marketlerde de kasa ile kasap reyonları önüne etiketler konuldu. Görevlilere uyarılar yapılarak vatandaşları yönlendirmeleri istendi. ATM ve banka girişlerinde oluşan sıralar için de mesafe kontrolünü hatırlatan çıkartmalar yapıştırıldı. 10 yıldır pazarcılık yapan İbrahim Dönmez, " Kurallara elimizden geldiğince uymaya çalışıyoruz. eldiven takıyoruz. Seçmece yaptırmıyoruz. Vatandaşlar yapmasa bile biz elimizden geldiğince yapmaya çalışıyoruz. Seçmelerine müsade etmiyoruz, her şeyin başı sağlık" diye konuştu.Vatandaşlar da uygulamadan memnun olduklarını dile getirdi.

Esenyurt'ta iş yerlerinin önüne "sosyal mesafeni koru" çıkartmaları yapıştırıldı

 Gün önce

 Esenyurt Belediyesi'ne bağlı zabıta ekipleri koronavirüs salgını nedeniyle alınan tedbirler kapsamında vatandaşlara sosyal mesafe uyarısında bulundu. Pazar, market ve banka önlerine giden zabıta ekipleri burada vatandaş ve çalışanları bilgilendirdi, yerlere üzerinde "sağlığın için mesafeni koru" yazılı çıkartmalar yapıştırıldı. Esenyurt'ta zabıta ekipleri ilk olarak kapalı pazar alanına gitti. Ekipler, İçişleri Bakanlığı'nın son yayınladığı pazar yerleri ile ilgili genelge kapsamında denetimlerde bulundu. Pazarcılar hijyen kuralları konusunda, vatandaşlar da yine alınacak tedbirler ve sosyal mesafe konusunda bilgilendirildi. Yapılan uyarıların ardından müşterilerin pazar tezgahlarıyla aralarına koyması gereken mesafeyi belirtmek için yerlere çıkartmalar yapıştırıldı. Ekipler ardından banka ve marketlere giderek uygulama hakkında bilgi verdi. Marketlerde de kasa ile kasap reyonları önüne etiketler konuldu. Görevlilere uyarılar yapılarak vatandaşları yönlendirmeleri istendi. ATM ve banka girişlerinde oluşan sıralar için de mesafe kontrolünü hatırlatan çıkartmalar yapıştırıldı. 10 yıldır pazarcılık yapan İbrahim Dönmez, " Kurallara elimizden geldiğince uymaya çalışıyoruz. eldiven takıyoruz. Seçmece yaptırmıyoruz. Vatandaşlar yapmasa bile biz elimizden geldiğince yapmaya çalışıyoruz. Seçmelerine müsade etmiyoruz, her şeyin başı sağlık" diye konuştu.Vatandaşlar da uygulamadan memnun olduklarını dile getirdi.

Üst geçitteki gasp anı güvenlik kamerasına böyle yansıdı

 Kocaeli’nin Gebze ilçesinde üst geçitte bir kadının çantasını gasp eden İ.E., güvenlik kameralarından tespit edilip, yakalandı. İ.E.’nin, kadının çantasını gasp ettiği anlar üst geçidin güvenlik kameralarına yansıdı. Olay, 22 Mart günü yaşandı. Üst geçitte yürüyen bir kadının yanına yaklaşan gaspçı, kadının kolundaki çantasını alıp kaçtı. O anlar üst geçitte bulunan güvenlik kameralarınca kaydedildi. Olayın ardından çalışma başlatan polis ekipleri, çevrede bulunan güvenlik kameralarını incelemeye aldı. Yapılan incelemelerde, gaspçının, cinsel saldırı ve kasten yaralama gibi 14 farklı suçtan sabıkası bulunan İ.E. olduğu belirledi. İ.E., yapılan operasyonla gözaltına alındı. Gebze İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne getirilen İ.E., burada tamamlanan işlemlerinin ardından sevk edildiği adliyede, mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Üst geçitteki gasp anı güvenlik kamerasına böyle yansıdı

 Gün önce

 Kocaeli’nin Gebze ilçesinde üst geçitte bir kadının çantasını gasp eden İ.E., güvenlik kameralarından tespit edilip, yakalandı. İ.E.’nin, kadının çantasını gasp ettiği anlar üst geçidin güvenlik kameralarına yansıdı. Olay, 22 Mart günü yaşandı. Üst geçitte yürüyen bir kadının yanına yaklaşan gaspçı, kadının kolundaki çantasını alıp kaçtı. O anlar üst geçitte bulunan güvenlik kameralarınca kaydedildi. Olayın ardından çalışma başlatan polis ekipleri, çevrede bulunan güvenlik kameralarını incelemeye aldı. Yapılan incelemelerde, gaspçının, cinsel saldırı ve kasten yaralama gibi 14 farklı suçtan sabıkası bulunan İ.E. olduğu belirledi. İ.E., yapılan operasyonla gözaltına alındı. Gebze İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne getirilen İ.E., burada tamamlanan işlemlerinin ardından sevk edildiği adliyede, mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Sosyete pazarına 'koronavirüs' engeli

 İçişleri Bakanlığı'nın koronavirüs tedbirleri kapsamında semt pazarlarında temel gıda ve temizlik malzemeleri dışında satış yapılmayacağı kararının ardından İzmir'in Gaziemir ilçesinde bulunan 'sosyete pazarı' kurulmadı. Genelgeden haberi olmayan bazı vatandaşlar alışveriş yapmak için geldikleri pazardan eli boş döndü. İçişleri Bakanlığı'nın koronavirüs tedbirleri kapsamında 81 ile gönderdiği genelgede, semt pazarlarında temel gıda ve temizlik ürünleri dışındaki ürünlerin satışına izin verilmeyeceği kararının ardından, halk arasında 'sosyete pazarı' olarak adlandırılan ve tezgahlarında kıyafet, çanta, aksesuar, ayakkabı gibi ürünlerin satıldığı semt pazarları kurulmadı. Koronavirise karşı vatandaşların birbirleriyle olan temaslarını en az seviyeye indirmeyi hedefleyen genelge nedeniyle, cuma günleri Gaziemir'de kurulan 'sosyete pazarı' da bu hafta kurulmadı. Genelgeden haberi olmayan bazı vatandaşlar pazaryerinden eli boş döndü. Vatandaşlar, alınan bu kararı ise olumlu bulduklarını söyledi. Ekonomik olmasından dolayı sosyete pazarına geldiğini belirten Metin Yılmaz (52), "Her Cuma burada sosyete pazarı kuruluyordu. Pazarda kıyafet, ayakkabı gibi ürünler olurdu. Fiyatlarının da uygun olmasından dolayı bizler de buraya gelip ihtiyaçlarımızı karşılıyorduk. Ancak bugün kapalı olduğundan habersiz bir şekilde geldim ve pazaryerini boş gördüm. Genelgeden haberim yoktu. Alışverişe gelmiştim ama şimdi geri evime döneceğim. Hepimizin temennisi koronavirüsten bir an önce kurtulabilmek. Umarım en az hasarla bu süreci atlatırız" dedi. 'SABAH GELDİĞİMİZDE ŞAŞIRDIK' Gülay Kiraz (60) da, vatandaşların temastan kaçınması gerektiğinin altını çizerek sosyete pazarlarının kapatılması kararının doğru olduğunu belirtti. Kiraz, "Koronovirüs her tarafa yayıldığı için sosyete pazarlarının kapatılması kararının doğru olduğunu düşünüyorum. Çünkü mümkün olduğunca dışarı çıkılmaması gerekiyor. Eşim ve benim almamız gereken ilaçlar vadr. Eczacımız, ilaçlarımızı getirdi. Onları aldım şimdi tekrar evime dönüyorum" diye konuştu. Sosyete pazarının kurulduğu bölgede bakkal dükkanı işleten Gökhan Yılmaz (35), alınan kararın doğru olduğunu belirterek şunları kaydetti: "Gıda satışı yapılan yerler dışında tüm pazarlar kapatılıyor. Alınan önlemler kapsamında gelişmeyi olumlu karşıladım. Ancak yine de tam anlamıyla yeterli olmadığını düşünüyorum. Gıda satışı yapılan pazarlarda da önlemlerin ve denetimlerin artması gerektiğine inanıyorum. Pazarların faaliyetlerinin durdurulmasının ardından belediyelerin, pazarcı esnafına da sahip çıkması gerekiyor. Pazaryerinin yanında çalışan bir esnaf olarak işlerimde düşüş meydana geldi. Dükkanlarımızı bugünlerde yüksek gelir beklentisiyle açmıyoruz." Pazarcı Halit Akgün (34) de, vatandaşların durumu şaşkınlıkla karşıladığını söyleyerek, "Sabah geldiğimizde kıyafet satan arkadaşlarımızı göremeyince şaşırdık. Ardından da böyle bir karar alındığını öğrendik. Vatandaşlar da bize durumu sordular. Açıkçası biz birbirimizi tamamlıyorduk. Giyim için gelen gıda da alıyordu. Bizim de işlerimizi etkiledi" dedi.

Sosyete pazarına 'koronavirüs' engeli

 Gün önce

 İçişleri Bakanlığı'nın koronavirüs tedbirleri kapsamında semt pazarlarında temel gıda ve temizlik malzemeleri dışında satış yapılmayacağı kararının ardından İzmir'in Gaziemir ilçesinde bulunan 'sosyete pazarı' kurulmadı. Genelgeden haberi olmayan bazı vatandaşlar alışveriş yapmak için geldikleri pazardan eli boş döndü. İçişleri Bakanlığı'nın koronavirüs tedbirleri kapsamında 81 ile gönderdiği genelgede, semt pazarlarında temel gıda ve temizlik ürünleri dışındaki ürünlerin satışına izin verilmeyeceği kararının ardından, halk arasında 'sosyete pazarı' olarak adlandırılan ve tezgahlarında kıyafet, çanta, aksesuar, ayakkabı gibi ürünlerin satıldığı semt pazarları kurulmadı. Koronavirise karşı vatandaşların birbirleriyle olan temaslarını en az seviyeye indirmeyi hedefleyen genelge nedeniyle, cuma günleri Gaziemir'de kurulan 'sosyete pazarı' da bu hafta kurulmadı. Genelgeden haberi olmayan bazı vatandaşlar pazaryerinden eli boş döndü. Vatandaşlar, alınan bu kararı ise olumlu bulduklarını söyledi. Ekonomik olmasından dolayı sosyete pazarına geldiğini belirten Metin Yılmaz (52), "Her Cuma burada sosyete pazarı kuruluyordu. Pazarda kıyafet, ayakkabı gibi ürünler olurdu. Fiyatlarının da uygun olmasından dolayı bizler de buraya gelip ihtiyaçlarımızı karşılıyorduk. Ancak bugün kapalı olduğundan habersiz bir şekilde geldim ve pazaryerini boş gördüm. Genelgeden haberim yoktu. Alışverişe gelmiştim ama şimdi geri evime döneceğim. Hepimizin temennisi koronavirüsten bir an önce kurtulabilmek. Umarım en az hasarla bu süreci atlatırız" dedi. 'SABAH GELDİĞİMİZDE ŞAŞIRDIK' Gülay Kiraz (60) da, vatandaşların temastan kaçınması gerektiğinin altını çizerek sosyete pazarlarının kapatılması kararının doğru olduğunu belirtti. Kiraz, "Koronovirüs her tarafa yayıldığı için sosyete pazarlarının kapatılması kararının doğru olduğunu düşünüyorum. Çünkü mümkün olduğunca dışarı çıkılmaması gerekiyor. Eşim ve benim almamız gereken ilaçlar vadr. Eczacımız, ilaçlarımızı getirdi. Onları aldım şimdi tekrar evime dönüyorum" diye konuştu. Sosyete pazarının kurulduğu bölgede bakkal dükkanı işleten Gökhan Yılmaz (35), alınan kararın doğru olduğunu belirterek şunları kaydetti: "Gıda satışı yapılan yerler dışında tüm pazarlar kapatılıyor. Alınan önlemler kapsamında gelişmeyi olumlu karşıladım. Ancak yine de tam anlamıyla yeterli olmadığını düşünüyorum. Gıda satışı yapılan pazarlarda da önlemlerin ve denetimlerin artması gerektiğine inanıyorum. Pazarların faaliyetlerinin durdurulmasının ardından belediyelerin, pazarcı esnafına da sahip çıkması gerekiyor. Pazaryerinin yanında çalışan bir esnaf olarak işlerimde düşüş meydana geldi. Dükkanlarımızı bugünlerde yüksek gelir beklentisiyle açmıyoruz." Pazarcı Halit Akgün (34) de, vatandaşların durumu şaşkınlıkla karşıladığını söyleyerek, "Sabah geldiğimizde kıyafet satan arkadaşlarımızı göremeyince şaşırdık. Ardından da böyle bir karar alındığını öğrendik. Vatandaşlar da bize durumu sordular. Açıkçası biz birbirimizi tamamlıyorduk. Giyim için gelen gıda da alıyordu. Bizim de işlerimizi etkiledi" dedi.

Şırnak'ta, 3D yazıcıyla gönüllü siper maske üretimi

 Şırnak'ta, Gençlik ve Spor Müdürlüğü Gençlik Merkezi gönüllüleri ile Milli Eğitim Müdürlüğü'nden öğretmenler, 3D yazıcılarda siper maske üretimine başladı. Şırnak Gençlik ve Spor Müdürlüğü’ne bağlı Gençlik Merkezi gönüllüleri ile Milli Eğitim Müdürlüğü’ne bağlı gönüllü öğretmenler, koronavirüsün Türkiye'de de görülmesinin ardından özellikle sağlık çalışanlarının kullanabileceği siper maske üretimine başladı. 20 gönüllü, hem elle hem de 3D yazıcılarda siper maske üretiyor. Gençlik ve Spor İl Müdürü Beytullah Birlik, maskelerin sağlık çalışanlarına verileceğini belirterek, "İnovasyon atölyemizde bütün yüzü koruyan maske yaptık 3D yazıcılarımızla. Bizim de sağlığa katkımız olsun. Onlar bizim için gece gündüz çalışıyorlar. Bizler de gönüllü gençlerimizle birlikte maske üretmeye karar verdik. Şu an ilk etapta günde 100 tane yapıyoruz. Hedefimiz haftada 1000 tane yapıp sağlık çalışanlarımıza, hemşirelerimize, doktorlarımıza bunları vermek" dedi. Gönüllü öğretmen Batuhan Bekar ise "Bizler burada gönüllü öğretmenleriz. 24 saat boyunca durmadan vardiyalı bir şekilde 3D yazıcılarla maske üretiyoruz. İnşallah sadece Şırnak’ımıza değil 81 ilin tamamına, hastanelerimize gücümüzün yettiğince maske göndermeye çalışacağız" diye konuştu.

Şırnak'ta, 3D yazıcıyla gönüllü siper maske üretimi

 Gün önce

 Şırnak'ta, Gençlik ve Spor Müdürlüğü Gençlik Merkezi gönüllüleri ile Milli Eğitim Müdürlüğü'nden öğretmenler, 3D yazıcılarda siper maske üretimine başladı. Şırnak Gençlik ve Spor Müdürlüğü’ne bağlı Gençlik Merkezi gönüllüleri ile Milli Eğitim Müdürlüğü’ne bağlı gönüllü öğretmenler, koronavirüsün Türkiye'de de görülmesinin ardından özellikle sağlık çalışanlarının kullanabileceği siper maske üretimine başladı. 20 gönüllü, hem elle hem de 3D yazıcılarda siper maske üretiyor. Gençlik ve Spor İl Müdürü Beytullah Birlik, maskelerin sağlık çalışanlarına verileceğini belirterek, "İnovasyon atölyemizde bütün yüzü koruyan maske yaptık 3D yazıcılarımızla. Bizim de sağlığa katkımız olsun. Onlar bizim için gece gündüz çalışıyorlar. Bizler de gönüllü gençlerimizle birlikte maske üretmeye karar verdik. Şu an ilk etapta günde 100 tane yapıyoruz. Hedefimiz haftada 1000 tane yapıp sağlık çalışanlarımıza, hemşirelerimize, doktorlarımıza bunları vermek" dedi. Gönüllü öğretmen Batuhan Bekar ise "Bizler burada gönüllü öğretmenleriz. 24 saat boyunca durmadan vardiyalı bir şekilde 3D yazıcılarla maske üretiyoruz. İnşallah sadece Şırnak’ımıza değil 81 ilin tamamına, hastanelerimize gücümüzün yettiğince maske göndermeye çalışacağız" diye konuştu.

Afrika'nın çatısına Kilimanjaro Dağı'na Türk bayrağını dikti

 Muğla'nın Datça ilçesinde yaşayan 71 yaşındaki dağcı Doğan Can, Afrika kıtasının çatısı olarak bilinen Kilimanjaro Dağı'nın zirvesine çıkan ilk ve tek Türk dağcı unvanının sahibi oldu. Kocaeli TÜPRAŞ Petrol Rafinerisi'nde 7 yıl hak petrol teknikeri olarak çalıştıktan sonra 1977 yılında gittiği İngiltere'de 33 yıl süreyle Londra'da konfeksiyon işiyle uğraşan Doğan Can, 14 yıl önce Türkiye'le kesin dönüş yapıp, Muğla'nın Datça ilçesine yerleşti. Evli, iki çocuk babası Can, Türkiye'nirn oksijeni en bol yerlerinden olan Datça'da arkadaş gruplarıyla doğa yürüyüşlerine başladı. Memleketi olan Bursa'da da bir evi bulunan Can'ın, yazın Datça, kış aylarırnda ise Bursa'da katıldığı doğa yürüşleri zamanla tutkusu oldu. Kış aylarında Bursa'da, üyesi olduğu Sınır Tanımayan Dağcılar Kulübü ile birlikte dağ tırmanışlarına başlayan Can, Türkiye'nin Erciyes, Süphan ve Kaçkar gibi dağlarının zirvelerine çıktıktan sonra, 2016 yılında ilk kez yurt dışında Fas'ın Atlas Dağları'nda tırmanış yaptı. Atlas Dağları'nın 4 bin 200 metrelik zirvesine çıkan Can, ardından 2017 yılında Moğolistan, 20919 yılında ise Nepal'da Everest'e tırmandı. Everest'in 5 bin 364 metre yüksekliğindeki ana kampına çıkmayı başaran Can, en son tırmanışını ise Afrika'da gerçekleştirdi. 62 KİLOMETRE YÜRÜDÜLER Türkiye'den 10 dağcının, Kilimanjaro Dağı'nın 1820 inci metresinden başladığı ve beş gün süren tırmanışı, 5 bin 895 metrede zirvede tamamlandı. Dağcılar bu süre içerisinde 4 bin 75 metre irtifa çıktı. Toplam 62 kilometre yürüdü. Bu yürüyüşün 40 kilometresi çıkış, 22 kilometresi ise iniş olarak gerçekleşti. Beş günlük yürüyüşün ardından zirveye uylaşan Türk dağcıların inişi ise iki günde tamamlandı. 8 ŞUBAT'TA TIRMANIŞA BAŞLADILAR Bursa Sınır Tanımayan Dağcılar Kulübü'nden 9 dağcı ile birlikte, 8 Şubat 2020'te başlayan ve 5 gün süren bir tırmanışın ardından Kilimanjaro'nun 5 bin 895 metrelik zirvesine 12 Şubat Çarşamba günü saat 08.30'da ayak basan Can, zirveye Türk bayrağına dikerek büyük bir başarıya imza attı. Can, Türkiye Dağcılık Federasyonu kayıtlarına, 70 yaş üstü Kilimanjaro zirvesine çıkan ilk Türk olarak ismini yazdırdı. Dağcılık sporuna 2006 yılında başladığını belirten Can, "Dağcılık, bana tarifi mümkün olmayan bir haz duygusu veriyor, benim için bir yaşam biçimi oldu. 14 yıl önce dağcılığa başladığımda bu noktaya geleceğimi elbette düşünemiyordum. Ancak her tırmanış beni bir sonrasına yönlendirdi" dedi. ULUDAĞ'DA HAZIRLIK YAPTILAR Can, dağcılık serüvenini ve Kilimanjaro tırmanışı öncesi zorlu hazırlık dönemini DHA'ya anlattı. Kilimanjaro tırmanışı öncesi, Bursa Sınır Tanımayan Dağcılar Kulübü ile birlikte 6 aylık bir hazırlık devresi geçirdiklerini ifade eden Can, "Kilimanjaro bizim için bir hayaldi, en büyük hedefimizdi. Everest tırmanışından sonra Türkiye'de çok ciddi hazırlıklar yaptık. Uludağ'ın zirvesi ve Uludağ'ın çevresindeki tepelerde günler süren tırmanışlar gerçekleştirdik. Vücudumuzu yüksek irtifaya alıştırmak için uzun ve yorucu antrenmanlar yaptık. Hazırlıklarımız 6 ay sürdü" diye konuştu. EKSİ 12 DERECEDE KAR ALTINDA YÜRÜDÜLER' Hazırlıklar ve işlemlerin tamamlanmasından sonra, 8 Şubat Cumartesi günü Kilimanjaro tırmanışına başladıklarını belirten Can şunları anlattı: "Tırmanışımız, Tanzanya Milli Parkı Macheme Kapısı'nda, yağmur ormanlarından başladı. Tırmanış tam beş gün sürdü. Dördüncü günün gecesi son kampımızı yaptık. Kampta tüm hazırlıklarımızı tamamladık. Gece saat 24.00'de kar maskeleri, tepe lambaları, yürüyüş botlarımızla yürüyüşe başladık. Zirveye yaklaşırken, kar başladı. Karlı bir ortamda yürürken, artık enerjimiz tükenmeye başlamıştı. Hava sıcaklığı eksi 12 dereceye kadar düşmüştü. Yorgunluk, uykusuzluk, yeterli beslenme bizi zorlamaya başladı. Ancak biz azimliydik, istekliydik. Türkiye'den 10 dağcı bu işi başaracaktık, birbirimize söz vermiştik. Ve 8.5 saat süren yürüyüşün sonunda, tırmanışımızın beşinci günü saat 08.30'da, Afrika'nın çatısına, Kilimanjaro'nun zirvesine ulaştık ve zirveye Türk bayrağını diktik. Tırmanışa katılan 10 dağcı da bu başarıyı gösterdi. Kendi adıma gurur duyuyorum, mutluyum. 70 yaş üzeri bir kişi olarak Kilimanjaro'nun zirvesine çıkan ilk ve tek Türk oldum. Kulübümle övünüyorum. Kulübüme ve bu tırmanışta benimle birlikte katılan tüm sporculara teşekkür ediyorum" dedi. Dağcılığın kendisine tarifi mümkün olmayan bir haz verdiğini vurgulayan Can, "Tırmanmak benim için bir yaşam biçimi oldu. 14 yıl önce dağcılığa başladığımda bu noktaya geleceğimi elbette düşünemiyordum. Ancak her tırmanış beni bir sonrasına yönlendirdi" diye konuştu.

Afrika'nın çatısına Kilimanjaro Dağı'na Türk bayrağını dikti

 Gün önce

 Muğla'nın Datça ilçesinde yaşayan 71 yaşındaki dağcı Doğan Can, Afrika kıtasının çatısı olarak bilinen Kilimanjaro Dağı'nın zirvesine çıkan ilk ve tek Türk dağcı unvanının sahibi oldu. Kocaeli TÜPRAŞ Petrol Rafinerisi'nde 7 yıl hak petrol teknikeri olarak çalıştıktan sonra 1977 yılında gittiği İngiltere'de 33 yıl süreyle Londra'da konfeksiyon işiyle uğraşan Doğan Can, 14 yıl önce Türkiye'le kesin dönüş yapıp, Muğla'nın Datça ilçesine yerleşti. Evli, iki çocuk babası Can, Türkiye'nirn oksijeni en bol yerlerinden olan Datça'da arkadaş gruplarıyla doğa yürüyüşlerine başladı. Memleketi olan Bursa'da da bir evi bulunan Can'ın, yazın Datça, kış aylarırnda ise Bursa'da katıldığı doğa yürüşleri zamanla tutkusu oldu. Kış aylarında Bursa'da, üyesi olduğu Sınır Tanımayan Dağcılar Kulübü ile birlikte dağ tırmanışlarına başlayan Can, Türkiye'nin Erciyes, Süphan ve Kaçkar gibi dağlarının zirvelerine çıktıktan sonra, 2016 yılında ilk kez yurt dışında Fas'ın Atlas Dağları'nda tırmanış yaptı. Atlas Dağları'nın 4 bin 200 metrelik zirvesine çıkan Can, ardından 2017 yılında Moğolistan, 20919 yılında ise Nepal'da Everest'e tırmandı. Everest'in 5 bin 364 metre yüksekliğindeki ana kampına çıkmayı başaran Can, en son tırmanışını ise Afrika'da gerçekleştirdi. 62 KİLOMETRE YÜRÜDÜLER Türkiye'den 10 dağcının, Kilimanjaro Dağı'nın 1820 inci metresinden başladığı ve beş gün süren tırmanışı, 5 bin 895 metrede zirvede tamamlandı. Dağcılar bu süre içerisinde 4 bin 75 metre irtifa çıktı. Toplam 62 kilometre yürüdü. Bu yürüyüşün 40 kilometresi çıkış, 22 kilometresi ise iniş olarak gerçekleşti. Beş günlük yürüyüşün ardından zirveye uylaşan Türk dağcıların inişi ise iki günde tamamlandı. 8 ŞUBAT'TA TIRMANIŞA BAŞLADILAR Bursa Sınır Tanımayan Dağcılar Kulübü'nden 9 dağcı ile birlikte, 8 Şubat 2020'te başlayan ve 5 gün süren bir tırmanışın ardından Kilimanjaro'nun 5 bin 895 metrelik zirvesine 12 Şubat Çarşamba günü saat 08.30'da ayak basan Can, zirveye Türk bayrağına dikerek büyük bir başarıya imza attı. Can, Türkiye Dağcılık Federasyonu kayıtlarına, 70 yaş üstü Kilimanjaro zirvesine çıkan ilk Türk olarak ismini yazdırdı. Dağcılık sporuna 2006 yılında başladığını belirten Can, "Dağcılık, bana tarifi mümkün olmayan bir haz duygusu veriyor, benim için bir yaşam biçimi oldu. 14 yıl önce dağcılığa başladığımda bu noktaya geleceğimi elbette düşünemiyordum. Ancak her tırmanış beni bir sonrasına yönlendirdi" dedi. ULUDAĞ'DA HAZIRLIK YAPTILAR Can, dağcılık serüvenini ve Kilimanjaro tırmanışı öncesi zorlu hazırlık dönemini DHA'ya anlattı. Kilimanjaro tırmanışı öncesi, Bursa Sınır Tanımayan Dağcılar Kulübü ile birlikte 6 aylık bir hazırlık devresi geçirdiklerini ifade eden Can, "Kilimanjaro bizim için bir hayaldi, en büyük hedefimizdi. Everest tırmanışından sonra Türkiye'de çok ciddi hazırlıklar yaptık. Uludağ'ın zirvesi ve Uludağ'ın çevresindeki tepelerde günler süren tırmanışlar gerçekleştirdik. Vücudumuzu yüksek irtifaya alıştırmak için uzun ve yorucu antrenmanlar yaptık. Hazırlıklarımız 6 ay sürdü" diye konuştu. EKSİ 12 DERECEDE KAR ALTINDA YÜRÜDÜLER' Hazırlıklar ve işlemlerin tamamlanmasından sonra, 8 Şubat Cumartesi günü Kilimanjaro tırmanışına başladıklarını belirten Can şunları anlattı: "Tırmanışımız, Tanzanya Milli Parkı Macheme Kapısı'nda, yağmur ormanlarından başladı. Tırmanış tam beş gün sürdü. Dördüncü günün gecesi son kampımızı yaptık. Kampta tüm hazırlıklarımızı tamamladık. Gece saat 24.00'de kar maskeleri, tepe lambaları, yürüyüş botlarımızla yürüyüşe başladık. Zirveye yaklaşırken, kar başladı. Karlı bir ortamda yürürken, artık enerjimiz tükenmeye başlamıştı. Hava sıcaklığı eksi 12 dereceye kadar düşmüştü. Yorgunluk, uykusuzluk, yeterli beslenme bizi zorlamaya başladı. Ancak biz azimliydik, istekliydik. Türkiye'den 10 dağcı bu işi başaracaktık, birbirimize söz vermiştik. Ve 8.5 saat süren yürüyüşün sonunda, tırmanışımızın beşinci günü saat 08.30'da, Afrika'nın çatısına, Kilimanjaro'nun zirvesine ulaştık ve zirveye Türk bayrağını diktik. Tırmanışa katılan 10 dağcı da bu başarıyı gösterdi. Kendi adıma gurur duyuyorum, mutluyum. 70 yaş üzeri bir kişi olarak Kilimanjaro'nun zirvesine çıkan ilk ve tek Türk oldum. Kulübümle övünüyorum. Kulübüme ve bu tırmanışta benimle birlikte katılan tüm sporculara teşekkür ediyorum" dedi. Dağcılığın kendisine tarifi mümkün olmayan bir haz verdiğini vurgulayan Can, "Tırmanmak benim için bir yaşam biçimi oldu. 14 yıl önce dağcılığa başladığımda bu noktaya geleceğimi elbette düşünemiyordum. Ancak her tırmanış beni bir sonrasına yönlendirdi" diye konuştu.

Burdur'da berberlere kaçak tıraş uyarısı

 Burdur Berberler, Kuaförler ve Güzellik İşletmesi Esnaf Odası Başkanı Veli Soy, koronavirüs tedbirleri kapsamında iş yerleri kapalı olan üyelerinin evlerde kaçak tıraş yaptıklarının tespit edilmesi halinde 3 bin 150 lira ceza kesileceğini belirtti. Veli Soy, koronavirüs ile mücadele tebdirleri kapsamında İçişleri Bakanlığı'nca 21 Mart günü Berber, Kuaför ve Güzellik Merkezi işletmelerinin faaliyetinin ikinci bir duyuruya kadar durdurulduğunu söyledi. Soy, "21 Mart 2020'de İçişleri Bakanlığı'nın genelgesi ile üyelerimizin işyerlerinin faaliyetleri durduruldu. Ben bunu ivedilikle üyelerimize bildirdim" dedi. Kaçak hizmet verenler olduğuna yönelik ihbarlar geldiğini aktaran Soy, "Üyelerimizi mesajla uyardım, buradan da sizin aracılığınızla uyarıyorum. Evlerde kaçak tıraş ettiğinizin tespit edilmesi durumunda 3 bin 150 lira ceza ile karşı karşıya kalabilirsiniz. Meslektaşlarımdan ricam, önce sağlık. Para kazanılır, kaybedilir. Siz taşıyıcı olabilirsiniz, insanları hasta edebilirsiniz. Devletimiz bu virüsle yoğun mücadele içerisinde. Bizim de halk olarak bu mücadeleye destek vermemiz gerekiyor. İnşallah bir an önce bu illetten kurtuluruz" diye konuştu. "Ekonomik olarak belli bir süre sıkıntı çekebiliriz ama ölmeyiz" diyen Veli Soy, "Bunun ucunda ölüm var. En büyük servet sağlık. Üyelerimden ve halkımızdan biraz sabırlı olmalarını rica ediyorum. İnşallah bu sıkıntılı günleri ülke olarak atlatacağız" dedi.

Burdur'da berberlere kaçak tıraş uyarısı

 Gün önce

 Burdur Berberler, Kuaförler ve Güzellik İşletmesi Esnaf Odası Başkanı Veli Soy, koronavirüs tedbirleri kapsamında iş yerleri kapalı olan üyelerinin evlerde kaçak tıraş yaptıklarının tespit edilmesi halinde 3 bin 150 lira ceza kesileceğini belirtti. Veli Soy, koronavirüs ile mücadele tebdirleri kapsamında İçişleri Bakanlığı'nca 21 Mart günü Berber, Kuaför ve Güzellik Merkezi işletmelerinin faaliyetinin ikinci bir duyuruya kadar durdurulduğunu söyledi. Soy, "21 Mart 2020'de İçişleri Bakanlığı'nın genelgesi ile üyelerimizin işyerlerinin faaliyetleri durduruldu. Ben bunu ivedilikle üyelerimize bildirdim" dedi. Kaçak hizmet verenler olduğuna yönelik ihbarlar geldiğini aktaran Soy, "Üyelerimizi mesajla uyardım, buradan da sizin aracılığınızla uyarıyorum. Evlerde kaçak tıraş ettiğinizin tespit edilmesi durumunda 3 bin 150 lira ceza ile karşı karşıya kalabilirsiniz. Meslektaşlarımdan ricam, önce sağlık. Para kazanılır, kaybedilir. Siz taşıyıcı olabilirsiniz, insanları hasta edebilirsiniz. Devletimiz bu virüsle yoğun mücadele içerisinde. Bizim de halk olarak bu mücadeleye destek vermemiz gerekiyor. İnşallah bir an önce bu illetten kurtuluruz" diye konuştu. "Ekonomik olarak belli bir süre sıkıntı çekebiliriz ama ölmeyiz" diyen Veli Soy, "Bunun ucunda ölüm var. En büyük servet sağlık. Üyelerimden ve halkımızdan biraz sabırlı olmalarını rica ediyorum. İnşallah bu sıkıntılı günleri ülke olarak atlatacağız" dedi.

50 yıllık evlik çift: Ne kadar sıkılsak da sağlığımız için evdeyiz

 Isparta'da koronavirüs nedeniyle evlerinden çıkmayan Ramazan Külcü (75) ile eşi Hacer Külcü (67), evlerinde ne kadar sıkılsalar da sağlık için buna katlandıklarını söyledi. Isparta Çünür Mahallesi'nde bir sitede yaşayan 50 yıllık evli Ramazan ve Hacer Külcü çifti, her şeyin başının sağlık olduğunu söyledi. İşçi emeklisi Ramazan Külcü, koronavirüs salgını çıkmadan önce evde pek oturmadığını, otomobiliyle fatura yatırmak, evin ihtiyaçlarını gidermek için gezip dolaştığını belirterek, "Bugünlerde akşama kadar televizyonun başındayım. O kanal senin bu kanal benim gezip duruyorum. Haberleri dinliyorum, türkü, şarkı dinliyorum. Yarışma programları izliyorum. Canım sıkılınca kitap okuyup, bulmaca çözüyorum" dedi. 'BU YAŞIMA KADAR BÖYLE BİR ŞEY GÖRMEDİM' Ramazan Külcü, 75 yaşında olmasına rağmen bugüne kadar böyle bir şey görmediğini ifade etti. Hastalığın yenileceğine inandığını ve dua ettiklerini söyleyen Külcü, “Bizler elimizden geldiği kadar kurallara uyuyoruz. Çocuklarımla, torunlarımla karşıdan karşıya görüşüyoruz. Telefonla konuşuyoruz. Çocuklar taşıyıcı olabiliyormuş, o yüzden çocukları getirmiyorlar. Bu yaşa kadar böyle bir şey yaşamadık Allah muhafaza buyursun" diye konuştu. 'BİRBİRİMİZİ İDARE EDİP GİDİYORUZ' Hacer Külcü de akşama kadar ev işleriyle meşgul olduğunu, eşinin isteklerini yerine getirmeye çalıştığını belirterek, "Ne yapalım birbirimizi idare edip gidiyoruz. Bana pek fazla eziyeti olmuyor. Çay demliyorum, yemeğini yapıyorum, beraber geçinip gidiyoruz" dedi. Hacer Külcü, eşi ile 24 saat bir arada bulunmaktan şikayetçi olmadığını da kaydetti. Ev işlerinden arta kalan zamanlarında Kuran okuduğunu ve dua ettiğini belirten Hacer Külcü, “Rabbim ümmeti Muhammed'i korusun. Görsün gözetsin. Durmadan dualar ediyorum, Allahım çoluğumuzu çocuğumuzu korusun. Ne yapalım belki günahlarımıza kefarettir" diye konuştu.

50 yıllık evlik çift: Ne kadar sıkılsak da sağlığımız için evdeyiz

 Gün önce

 Isparta'da koronavirüs nedeniyle evlerinden çıkmayan Ramazan Külcü (75) ile eşi Hacer Külcü (67), evlerinde ne kadar sıkılsalar da sağlık için buna katlandıklarını söyledi. Isparta Çünür Mahallesi'nde bir sitede yaşayan 50 yıllık evli Ramazan ve Hacer Külcü çifti, her şeyin başının sağlık olduğunu söyledi. İşçi emeklisi Ramazan Külcü, koronavirüs salgını çıkmadan önce evde pek oturmadığını, otomobiliyle fatura yatırmak, evin ihtiyaçlarını gidermek için gezip dolaştığını belirterek, "Bugünlerde akşama kadar televizyonun başındayım. O kanal senin bu kanal benim gezip duruyorum. Haberleri dinliyorum, türkü, şarkı dinliyorum. Yarışma programları izliyorum. Canım sıkılınca kitap okuyup, bulmaca çözüyorum" dedi. 'BU YAŞIMA KADAR BÖYLE BİR ŞEY GÖRMEDİM' Ramazan Külcü, 75 yaşında olmasına rağmen bugüne kadar böyle bir şey görmediğini ifade etti. Hastalığın yenileceğine inandığını ve dua ettiklerini söyleyen Külcü, “Bizler elimizden geldiği kadar kurallara uyuyoruz. Çocuklarımla, torunlarımla karşıdan karşıya görüşüyoruz. Telefonla konuşuyoruz. Çocuklar taşıyıcı olabiliyormuş, o yüzden çocukları getirmiyorlar. Bu yaşa kadar böyle bir şey yaşamadık Allah muhafaza buyursun" diye konuştu. 'BİRBİRİMİZİ İDARE EDİP GİDİYORUZ' Hacer Külcü de akşama kadar ev işleriyle meşgul olduğunu, eşinin isteklerini yerine getirmeye çalıştığını belirterek, "Ne yapalım birbirimizi idare edip gidiyoruz. Bana pek fazla eziyeti olmuyor. Çay demliyorum, yemeğini yapıyorum, beraber geçinip gidiyoruz" dedi. Hacer Külcü, eşi ile 24 saat bir arada bulunmaktan şikayetçi olmadığını da kaydetti. Ev işlerinden arta kalan zamanlarında Kuran okuduğunu ve dua ettiğini belirten Hacer Külcü, “Rabbim ümmeti Muhammed'i korusun. Görsün gözetsin. Durmadan dualar ediyorum, Allahım çoluğumuzu çocuğumuzu korusun. Ne yapalım belki günahlarımıza kefarettir" diye konuştu.

Semt pazarlarında ek genelge sonrası denetimler sıkılaştırıldı

 Bahçelievler Belediyesi Zabıta ekipleri, temel gıda ve temizlik gibi zaruri olmayan ürünlerin dışında satışın yasak olduğu pazarlarda denetlemelerde bulundu. Pazar tezgâhları arası en az 3 metre olacak şekilde düzenlenirken, esnaf ambalajsız satılan sebze meyvelerin poşetlenerek satılması konusunda uyarıldı. İçişleri Bakanlığı’nın Koronavirüs Salgını ile Mücadele Kapsamında pazar satış yerleri ile yayınladığı ek genelge kapsamında vatandaşların sebze, meyve, tahıl, bakliyat, temizlik malzemesi gibi temel gıda ve temizlik maddelerinin karşılandığı pazarlarda giyim, oyuncak, vb. zaruri olmayan ihtiyaç maddelerinin satışına izin verilmemesi ve her bir tezgâh arasında en az 3 metre mesafe olacak şekilde düzenlenmesinin ardından ilçelerde denetimler arttı. Bahçelievler Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekipleri de Zafer Mahallesi ve Kocasinan Mahallesi'nde bulunan pazarlara denetim gerçekleştirdi. Pazarda bulunan tezgahlardaki mesafelerin 3 metre olması sağlanırken kurallara uymayan satıcılar ekipler tarafından uyarıldı. Zabıta ekipleri aynı zamanda pazar esnafına eldiven ve maske kullanmaları gerektiğini hatırlattı. Maskesi ve eldiveni olmayan bazı satıcılara ekipler tarafından maske ve eldiven verildi. “ELİMİZDEN GELDİĞİ KADAR KURALLARA UYMAYA ÇALIŞIYORUZ” Pazar esnaflarından Ethem Yaşar, tüm esnafın mümkün olduğunca kurallara uyduğunu belirtti. Yaşar, “Elimizden geldiği kadarıyla kurallara uymaya çalışıyoruz. Müşterilerimizi de üzüp kırmamak için elimizden geldiği kadar uğraşıyoruz. Tabii bazı müşteriler tepki veriyor. Şu an da seçme yasak ama müşteriler bunu anlamak istemiyor. ‘Seçmezsem almam’ diyenler var. İşin bu yönü de var tabii ama bizler yine de elimizden geldiği kadar kurallara uymaya çalışıyoruz. Eldivenimizi maskemizi takıyoruz. Mesela sebzeleri torbaya koyalım dedik ama öyle de müşteri kabul etmedi. Birer kiloluk torbalara koyup hazırlamak istedik ama yerli müşterimiz itiraz etti. Malı görmeyince çürük olup olmadığından emin olamıyor. Müşteri üstü kapalı pazarlara gitmeye korkuyor. Haklılar. Herkes kurallara uymuyor. Buralar biraz daha açık pazarlar olduğu için satışlarımız iyi gidiyor. Tezgahlarımızın arası da bayağı açık. Hepimiz kurallara riayet etmeye çalışıyoruz” dedi.

Semt pazarlarında ek genelge sonrası denetimler sıkılaştırıldı

 Gün önce

 Bahçelievler Belediyesi Zabıta ekipleri, temel gıda ve temizlik gibi zaruri olmayan ürünlerin dışında satışın yasak olduğu pazarlarda denetlemelerde bulundu. Pazar tezgâhları arası en az 3 metre olacak şekilde düzenlenirken, esnaf ambalajsız satılan sebze meyvelerin poşetlenerek satılması konusunda uyarıldı. İçişleri Bakanlığı’nın Koronavirüs Salgını ile Mücadele Kapsamında pazar satış yerleri ile yayınladığı ek genelge kapsamında vatandaşların sebze, meyve, tahıl, bakliyat, temizlik malzemesi gibi temel gıda ve temizlik maddelerinin karşılandığı pazarlarda giyim, oyuncak, vb. zaruri olmayan ihtiyaç maddelerinin satışına izin verilmemesi ve her bir tezgâh arasında en az 3 metre mesafe olacak şekilde düzenlenmesinin ardından ilçelerde denetimler arttı. Bahçelievler Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekipleri de Zafer Mahallesi ve Kocasinan Mahallesi'nde bulunan pazarlara denetim gerçekleştirdi. Pazarda bulunan tezgahlardaki mesafelerin 3 metre olması sağlanırken kurallara uymayan satıcılar ekipler tarafından uyarıldı. Zabıta ekipleri aynı zamanda pazar esnafına eldiven ve maske kullanmaları gerektiğini hatırlattı. Maskesi ve eldiveni olmayan bazı satıcılara ekipler tarafından maske ve eldiven verildi. “ELİMİZDEN GELDİĞİ KADAR KURALLARA UYMAYA ÇALIŞIYORUZ” Pazar esnaflarından Ethem Yaşar, tüm esnafın mümkün olduğunca kurallara uyduğunu belirtti. Yaşar, “Elimizden geldiği kadarıyla kurallara uymaya çalışıyoruz. Müşterilerimizi de üzüp kırmamak için elimizden geldiği kadar uğraşıyoruz. Tabii bazı müşteriler tepki veriyor. Şu an da seçme yasak ama müşteriler bunu anlamak istemiyor. ‘Seçmezsem almam’ diyenler var. İşin bu yönü de var tabii ama bizler yine de elimizden geldiği kadar kurallara uymaya çalışıyoruz. Eldivenimizi maskemizi takıyoruz. Mesela sebzeleri torbaya koyalım dedik ama öyle de müşteri kabul etmedi. Birer kiloluk torbalara koyup hazırlamak istedik ama yerli müşterimiz itiraz etti. Malı görmeyince çürük olup olmadığından emin olamıyor. Müşteri üstü kapalı pazarlara gitmeye korkuyor. Haklılar. Herkes kurallara uymuyor. Buralar biraz daha açık pazarlar olduğu için satışlarımız iyi gidiyor. Tezgahlarımızın arası da bayağı açık. Hepimiz kurallara riayet etmeye çalışıyoruz” dedi.

Kağıthane’de koronavirüs tedbirleri kapsamında taksiler dezenfekte edildi

 Türkiye’de de koronavirüs (Covid-19) vakalarında artışların görülmesiyle birlikte önlemler ve denetimler ülke genelinde artırılıyor. Vatandaşların toplu olarak kullandıkları noktalar ilaçlanıp dezenfekte edilirken toplu taşıma araçları da bu kapsamda ilaçlanıyor. Kağıthane’de bu kapsamda belediyeye bağlı ekipler, ticari taksileri ilaçlayarak önlem almaya devam etti. Çin’in Vuhan kentinde ortaya çıkan ve dünyaya yayılarak büyük bir tehdit oluşturan yeni tip koronavirüs (Covid-19), Türkiye’yi de etkisi altına aldı. Vaka sayılarında artış tespit edilirken ülke genelinde de önlemler sıklaştırıldı. Vatandaşların yoğunlukta olduğu yerler ilaçlama yapılan yerlerin başında gelirken toplu taşıma araçları da ekipler tarafından dezenfekte ediliyor. Bu kapsamda Kağıthane Belediyesi’ne bağlı ekipler ilçedeki 26 taksi durağını ve taksileri ilaçlıyor. Duraklara maske, eldiven ve dezenfektan malzemesi vererek taksicilerin ateşlerini ölçen ekipler, koronavirüs önlemleri kapsamında bilgilendirmede yapıyor. Müşterilere daha sağlıklı hizmet edeceklerini söyleyen taksiciler, herkesin sağlığı için ilaçlamanın gerekli olduğunu belirttiler. KARABULUT: “HASTANEDEN ALDIĞIMIZ MÜŞTERİLERDEN ÇEKİNİYORUZ” Taksi şoförü Bayram Karabulut, kendilerince koronavirüsten korunmak için önlem aldıklarını belirtti. Özellikle hastanelerden aldıkları yolculardan çekindiklerini ifade eden Karabulut, “Akşam nöbetlerini aldığımızda diğer takım arkadaşımız arabayı dezenfekte ederek yıkanmış şekilde getiriyor. Yıkanmış, içi dışı tertemiz şekilde. Gün içerisinde de aldığımız yolcularımızı mümkün olduğu kadar sağ arka koltuğa yönlendiriyoruz ve yolculuğumuza devam ediyoruz. Bunun yanı sıra arabalarımızda çeşitli dezenfektan malzemelerimiz bulunuyor. Bunun yanı sıra hastanelere gittiğimizde hastaneden aldığımız müşterilerimiz oluyor. En ufak öksürmelerinde ‘acaba mı?’ diyoruz. Kafamızda soru işaretleri beliriyor. Bu süreci iyi atlatmaya çalışıyoruz. Kağıthane Belediyesi’ne teşekkür ederiz. Üç dört günde bir gelir araçlarımızı dezenfekte ederek ateşlerimizi ölçerler." dedi. GÜRBÜZ : “YANIMIZDA BİRİLERİNİN OLDUĞUNU BİLMEK ÇOK GÜZEL” Taksi şoförü Ahmet Gürbüz, önlemler alarak yolculuğa devam ettiklerini belirtti. ‘Yanımızda birilerinin olduğunu bilmek güzel’ diyen taksi şoförü Gürbüz, “Genelde arabada kolonya ve dezenfektan malzemesi kullanıyoruz. Camları açarak havalandırarak devam etmek zorunda kalıyoruz. Camları sürekli açtığımız için baş ağrısı yapıyor. Bunlara da katlanmak zorunda kalıyoruz. Ama elimizden gelen bu. Paradan kaçacak halimiz yok. Parayı alıyoruz torpidonun üzerine koyduktan sonra elimizi dezenfekte ediyoruz. Eve gidince kıyafetlerimizi balkona asıyoruz. Sekiz saat bekliyoruz. Yapabildiğimiz bu. Kağıthane Belediyesi’ne çok teşekkür ediyoruz. İlçe genelinde her yerde yapıyorlar. Allah eksikliklerini göstermesin. İçimiz böylece rahat oluyor. Yanımızda birilerinin olduğunu hissetmek kadar güzel bir şey yok” şeklinde konuştu. ARSLAN : “ÖNCE KENDİMİZİ KORUMAMIZ GEREKİYOR” Taksicileri bilgilendiren ve ilaçlayan ekipteki Abidin Arslan, taksicilerin müşterilerle mesafelerini korumaları gerektiğini ifade etti. Yakın temasta bulunduktan sonra kendilerini dezenfekte ederek yollarına devam etmeleri gerektiğini de vurgulayan Arslan şunları söyledi:“Öncelikle taksici arkadaşlarımız ‘sosyal mesafe’ kuralına dikkat etmek zorunda. Çünkü bu hastalık birebir temastan bulaşan hastalık. İnsanlar bu süreçte çok endişeli. Toplu taşıma araçlarını kullanmıyorlar. Taksileri tercih ediyorlar. Taksici arkadaşlarımız yolculuk esnasında ön koltuğu kapatmalı. Sadece sağ arka koltuğa yolcuyu alabilmeli. İki yolcu varsa ikisini de arka koltuğa almayı tercih etmeli. Öncelikle kendisini izole etmeliler. Taksici arkadaşlarımız vardiyalı çalışıyorlar. Vardiyalarını değiştirmeden önce araçlarını temizlemeleri gerekiyor. Müşterilerle yakın temaslarda paraları aldıktan sonra kendi ellerini dezenfekte ederek ağız, burun ve göz bölgelerine temas etmemelidirler. Önce kendilerini sonra ailelerini korumalıdırlar”

Kağıthane’de koronavirüs tedbirleri kapsamında taksiler dezenfekte edildi

 Gün önce

 Türkiye’de de koronavirüs (Covid-19) vakalarında artışların görülmesiyle birlikte önlemler ve denetimler ülke genelinde artırılıyor. Vatandaşların toplu olarak kullandıkları noktalar ilaçlanıp dezenfekte edilirken toplu taşıma araçları da bu kapsamda ilaçlanıyor. Kağıthane’de bu kapsamda belediyeye bağlı ekipler, ticari taksileri ilaçlayarak önlem almaya devam etti. Çin’in Vuhan kentinde ortaya çıkan ve dünyaya yayılarak büyük bir tehdit oluşturan yeni tip koronavirüs (Covid-19), Türkiye’yi de etkisi altına aldı. Vaka sayılarında artış tespit edilirken ülke genelinde de önlemler sıklaştırıldı. Vatandaşların yoğunlukta olduğu yerler ilaçlama yapılan yerlerin başında gelirken toplu taşıma araçları da ekipler tarafından dezenfekte ediliyor. Bu kapsamda Kağıthane Belediyesi’ne bağlı ekipler ilçedeki 26 taksi durağını ve taksileri ilaçlıyor. Duraklara maske, eldiven ve dezenfektan malzemesi vererek taksicilerin ateşlerini ölçen ekipler, koronavirüs önlemleri kapsamında bilgilendirmede yapıyor. Müşterilere daha sağlıklı hizmet edeceklerini söyleyen taksiciler, herkesin sağlığı için ilaçlamanın gerekli olduğunu belirttiler. KARABULUT: “HASTANEDEN ALDIĞIMIZ MÜŞTERİLERDEN ÇEKİNİYORUZ” Taksi şoförü Bayram Karabulut, kendilerince koronavirüsten korunmak için önlem aldıklarını belirtti. Özellikle hastanelerden aldıkları yolculardan çekindiklerini ifade eden Karabulut, “Akşam nöbetlerini aldığımızda diğer takım arkadaşımız arabayı dezenfekte ederek yıkanmış şekilde getiriyor. Yıkanmış, içi dışı tertemiz şekilde. Gün içerisinde de aldığımız yolcularımızı mümkün olduğu kadar sağ arka koltuğa yönlendiriyoruz ve yolculuğumuza devam ediyoruz. Bunun yanı sıra arabalarımızda çeşitli dezenfektan malzemelerimiz bulunuyor. Bunun yanı sıra hastanelere gittiğimizde hastaneden aldığımız müşterilerimiz oluyor. En ufak öksürmelerinde ‘acaba mı?’ diyoruz. Kafamızda soru işaretleri beliriyor. Bu süreci iyi atlatmaya çalışıyoruz. Kağıthane Belediyesi’ne teşekkür ederiz. Üç dört günde bir gelir araçlarımızı dezenfekte ederek ateşlerimizi ölçerler." dedi. GÜRBÜZ : “YANIMIZDA BİRİLERİNİN OLDUĞUNU BİLMEK ÇOK GÜZEL” Taksi şoförü Ahmet Gürbüz, önlemler alarak yolculuğa devam ettiklerini belirtti. ‘Yanımızda birilerinin olduğunu bilmek güzel’ diyen taksi şoförü Gürbüz, “Genelde arabada kolonya ve dezenfektan malzemesi kullanıyoruz. Camları açarak havalandırarak devam etmek zorunda kalıyoruz. Camları sürekli açtığımız için baş ağrısı yapıyor. Bunlara da katlanmak zorunda kalıyoruz. Ama elimizden gelen bu. Paradan kaçacak halimiz yok. Parayı alıyoruz torpidonun üzerine koyduktan sonra elimizi dezenfekte ediyoruz. Eve gidince kıyafetlerimizi balkona asıyoruz. Sekiz saat bekliyoruz. Yapabildiğimiz bu. Kağıthane Belediyesi’ne çok teşekkür ediyoruz. İlçe genelinde her yerde yapıyorlar. Allah eksikliklerini göstermesin. İçimiz böylece rahat oluyor. Yanımızda birilerinin olduğunu hissetmek kadar güzel bir şey yok” şeklinde konuştu. ARSLAN : “ÖNCE KENDİMİZİ KORUMAMIZ GEREKİYOR” Taksicileri bilgilendiren ve ilaçlayan ekipteki Abidin Arslan, taksicilerin müşterilerle mesafelerini korumaları gerektiğini ifade etti. Yakın temasta bulunduktan sonra kendilerini dezenfekte ederek yollarına devam etmeleri gerektiğini de vurgulayan Arslan şunları söyledi:“Öncelikle taksici arkadaşlarımız ‘sosyal mesafe’ kuralına dikkat etmek zorunda. Çünkü bu hastalık birebir temastan bulaşan hastalık. İnsanlar bu süreçte çok endişeli. Toplu taşıma araçlarını kullanmıyorlar. Taksileri tercih ediyorlar. Taksici arkadaşlarımız yolculuk esnasında ön koltuğu kapatmalı. Sadece sağ arka koltuğa yolcuyu alabilmeli. İki yolcu varsa ikisini de arka koltuğa almayı tercih etmeli. Öncelikle kendisini izole etmeliler. Taksici arkadaşlarımız vardiyalı çalışıyorlar. Vardiyalarını değiştirmeden önce araçlarını temizlemeleri gerekiyor. Müşterilerle yakın temaslarda paraları aldıktan sonra kendi ellerini dezenfekte ederek ağız, burun ve göz bölgelerine temas etmemelidirler. Önce kendilerini sonra ailelerini korumalıdırlar”

PTT şubesindeki yoğunlukta sosyal mesafe korundu

 Şırnak’ın Silopi ilçesinde, PTT şubesinde önünde yoğunluk oluşunca polis ekipleri devreye girdi. Ekipler, bekleyenlerin ‘sosyal mesafe’yi koruyarak sıraya girmesini sağladı. Silopi ilçesinde, Şartlı Nakit Transferi kapsamında PTT’de dağıtılan eğitim yardımından yararlanmak isteyen kadınlar, koronavirüs tehdidine rağmen şubeye gitti. Yeşiltepe Mahallesi’nde bulunan PTT şubesine gelen kadınlar, yoğunluk oluşturdu. Bölgeye gelen polis ekipleri, bekleyenleri sosyal mesafeyi koruyarak sırada kalmaları yönünde uyardı. Kadınların birer metre mesafeyle beklemesini sağlayan polis ekipleri, zırhlı araçtan da uyarı anonsları yaptı.

PTT şubesindeki yoğunlukta sosyal mesafe korundu

 Gün önce

 Şırnak’ın Silopi ilçesinde, PTT şubesinde önünde yoğunluk oluşunca polis ekipleri devreye girdi. Ekipler, bekleyenlerin ‘sosyal mesafe’yi koruyarak sıraya girmesini sağladı. Silopi ilçesinde, Şartlı Nakit Transferi kapsamında PTT’de dağıtılan eğitim yardımından yararlanmak isteyen kadınlar, koronavirüs tehdidine rağmen şubeye gitti. Yeşiltepe Mahallesi’nde bulunan PTT şubesine gelen kadınlar, yoğunluk oluşturdu. Bölgeye gelen polis ekipleri, bekleyenleri sosyal mesafeyi koruyarak sırada kalmaları yönünde uyardı. Kadınların birer metre mesafeyle beklemesini sağlayan polis ekipleri, zırhlı araçtan da uyarı anonsları yaptı.

Koronavirüse karşı takside şeffaf brandalı önlem

 Bingöl'de taksicilik yapan Eren Oğur, koronavirüsten korunmak için ilginç önlemler aldı. Oğur, şoför koltuğunun etrafını şeffaf branda ile kapatırken, müşterilerden aldığı paraları da dezenfekte etmeye başladı. Kentte 3 yıldır taksi şoförlüğü yapan Eren Oğur, koronavirüsten korunmak amacıyla aracının şoför koltuğu çevresini şeffaf brandayla kapatıp yolcularla arasına mesafe koydu. Brandaya açtığı bölme ile müşterilerinden aldığı parayı da ayrıca dezenfekte eden Oğur, aldığı önlemlerin müşteriler tarafından takdirle karşılandığını söyledi. Önlemler ile hem kendini hem müşterilerini koruduğunu söyleyen Oğur, "Koronavirüsten dolayı böyle bir önlem aldık. Sürekli yolcularla iç içeyiz. Bizden onlara, onlardan bizlere bulaşmaması için böyle bir önlem aldık. Bunu gören diğer ticari taksiler de aynı önlemi almaya başladı. Yolcular da iyi karşılıyor, takdir ediyorlar" dedi.

Koronavirüse karşı takside şeffaf brandalı önlem

 Gün önce

 Bingöl'de taksicilik yapan Eren Oğur, koronavirüsten korunmak için ilginç önlemler aldı. Oğur, şoför koltuğunun etrafını şeffaf branda ile kapatırken, müşterilerden aldığı paraları da dezenfekte etmeye başladı. Kentte 3 yıldır taksi şoförlüğü yapan Eren Oğur, koronavirüsten korunmak amacıyla aracının şoför koltuğu çevresini şeffaf brandayla kapatıp yolcularla arasına mesafe koydu. Brandaya açtığı bölme ile müşterilerinden aldığı parayı da ayrıca dezenfekte eden Oğur, aldığı önlemlerin müşteriler tarafından takdirle karşılandığını söyledi. Önlemler ile hem kendini hem müşterilerini koruduğunu söyleyen Oğur, "Koronavirüsten dolayı böyle bir önlem aldık. Sürekli yolcularla iç içeyiz. Bizden onlara, onlardan bizlere bulaşmaması için böyle bir önlem aldık. Bunu gören diğer ticari taksiler de aynı önlemi almaya başladı. Yolcular da iyi karşılıyor, takdir ediyorlar" dedi.

Gaziantep'te hastane bahçesine 'acil durum' çadırları kuruldu

 Gaziantep'te, Dr. Ersin Arslan Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ndeki yoğunluğu azaltmak için bahçeye 'acil durum' çadırları kuruldu. Kentte, hasta yoğunluğu fazla olan hastanelerden Dr. Ersin Arslan Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin bahçesine 2 çadır kuruldu.112'şer metrekare alana sahip olan çadırlar, koronavirüs şüphesiyle gelen hastalara hizmet verecek. Testleri burada yapılacak olan şüpheli vakaların, sevk işlemleri de çadırdan gerçekleştirilecek. Böylelikle hastanedeki yoğunluğun azaltılması amaçlanıyor. Çadırların yerinde bir önlem olduğunu söyleyen Mehmet Bakır isimli vatandaş, "Bu çadırlar ile hastanelerdeki insan yoğunluğu azalacak. Bugünlerde hastaneler sakin ama bu virüs hızla yayılıyor. O yüzden ileriye dönük olarak güzel bir düşünce olmuş. Yapanlardan Allah razı olsun'' dedi. Şu anda kapalı olan çadırların hasta yoğunluğu olması halinde kullanılacağı belirtildi.

Gaziantep'te hastane bahçesine 'acil durum' çadırları kuruldu

 Gün önce

 Gaziantep'te, Dr. Ersin Arslan Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ndeki yoğunluğu azaltmak için bahçeye 'acil durum' çadırları kuruldu. Kentte, hasta yoğunluğu fazla olan hastanelerden Dr. Ersin Arslan Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin bahçesine 2 çadır kuruldu.112'şer metrekare alana sahip olan çadırlar, koronavirüs şüphesiyle gelen hastalara hizmet verecek. Testleri burada yapılacak olan şüpheli vakaların, sevk işlemleri de çadırdan gerçekleştirilecek. Böylelikle hastanedeki yoğunluğun azaltılması amaçlanıyor. Çadırların yerinde bir önlem olduğunu söyleyen Mehmet Bakır isimli vatandaş, "Bu çadırlar ile hastanelerdeki insan yoğunluğu azalacak. Bugünlerde hastaneler sakin ama bu virüs hızla yayılıyor. O yüzden ileriye dönük olarak güzel bir düşünce olmuş. Yapanlardan Allah razı olsun'' dedi. Şu anda kapalı olan çadırların hasta yoğunluğu olması halinde kullanılacağı belirtildi.

Kocaeli’de su kullanımına koronavirüs etkisi

 Kocaeli'nin içme suyunun büyük bir kısmını karşılayan Yuvacık Barajı'nda doluluk oranı yüzde 97'ye yükselirken, önlem olarak baraj kapakları açıldı. Geçen yıl ile bu yılın 13 ile 26 Mart tarihlerinde su kullanımı karşılaştırıldığında ise yüzde 4,5 artış olduğu görüldü. Vatandaşlara 'evde kalınması' ve 'sık el yıkanması' yönündeki çağrıların bu artışa neden olduğu düşünülüyor. Kocaeli'nin yüksek kesimlerinde karların erimesi ve yağmur yağışının ardından akarsuların dolması ile birlikte Yuvacık Barajı’nda su seviyesi yükseldi. Kocaeli Su ve Kanalizasyon İdaresi'nin resmi internet sitesinden yapılan açıklamaya göre, Yuvacık Barajı'nda doluluk oranı yüzde 97'ye çıktı. Toplam 51 milyon metreküp kapasiteli baraj havzasında şu anda 49 milyon 480 bin metreküp su bulunurken, baraj kapakları açıldı önlem için açıldı. SU KULLANIMINDA ARTIŞ Kocaeli Su ve Kanalizasyon İdaresi tarafından yapılan ölçüme göre, 13 ile 26 Mart tarihleri arasında Kocaeli’deki su kullanımı 2019 yılının aynı dönemine göre yüzde 4,5 artarak 4 milyon 499 bin 292 metreküpten, 4 milyon 710 bin 714 metreküpe yükseldi.

Kocaeli’de su kullanımına koronavirüs etkisi

 Gün önce

 Kocaeli'nin içme suyunun büyük bir kısmını karşılayan Yuvacık Barajı'nda doluluk oranı yüzde 97'ye yükselirken, önlem olarak baraj kapakları açıldı. Geçen yıl ile bu yılın 13 ile 26 Mart tarihlerinde su kullanımı karşılaştırıldığında ise yüzde 4,5 artış olduğu görüldü. Vatandaşlara 'evde kalınması' ve 'sık el yıkanması' yönündeki çağrıların bu artışa neden olduğu düşünülüyor. Kocaeli'nin yüksek kesimlerinde karların erimesi ve yağmur yağışının ardından akarsuların dolması ile birlikte Yuvacık Barajı’nda su seviyesi yükseldi. Kocaeli Su ve Kanalizasyon İdaresi'nin resmi internet sitesinden yapılan açıklamaya göre, Yuvacık Barajı'nda doluluk oranı yüzde 97'ye çıktı. Toplam 51 milyon metreküp kapasiteli baraj havzasında şu anda 49 milyon 480 bin metreküp su bulunurken, baraj kapakları açıldı önlem için açıldı. SU KULLANIMINDA ARTIŞ Kocaeli Su ve Kanalizasyon İdaresi tarafından yapılan ölçüme göre, 13 ile 26 Mart tarihleri arasında Kocaeli’deki su kullanımı 2019 yılının aynı dönemine göre yüzde 4,5 artarak 4 milyon 499 bin 292 metreküpten, 4 milyon 710 bin 714 metreküpe yükseldi.

Erciyes'te 'koronavirüs' sessizliği

 Türkiye'nin önemli kış turizm merkezlerinden Erciyes Kayak Merkezi'nde, koronavirüs salgını ile birlikte alınan önlemlerin ardından pistlerin büyük bölümü kayağa kapatılırken, açık olan pistler de boş kaldı. Dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgınının Türkiye'de de görülmesinin ardından alınan önlemler artırıldı. Evden çıkmama yönündeki çağrıları ile birlikte Erciyes Kayak Merkezi'nde pistlerin büyük bölümü kapatıldı. Kayak merkezindeki Hisarcık, Hacılar ve Develi kapı bölgesindeki pistler kapatılırken, sadece Tekir kapı bölgesindeki pistler açık bırakıldı. Ancak koronavirüs salgını nedeniyle alınan önlemlerle birlikte kayak merkezine ilginin az olduğu görüldü. Erciyes A.Ş. kayak merkezinde dezenfekte çalışmalarını sürdürerek, gerekli önlemleri alıyor. Erciyes'te kış sporları işletmecisi ve antrenörü Veysel Değirmenci, Erciyes'in boş kaldığını belirterek, "İnsanlar yetkililerin uyarılarını dikkate alıyor ve sağlıkları için evde kalıyorlar. Erciyes'e de kimse gelmez oldu. Çok az sayıda ziyaretçi oluyor. Sezon içinde Erciyes hiç bu kadar boş kalmamıştı. Hava almak ve kayak yapmaya günlük yaklaşık 10 ila 25 arası ziyaretçi geliyor" dedi.

Erciyes'te 'koronavirüs' sessizliği

 Gün önce

 Türkiye'nin önemli kış turizm merkezlerinden Erciyes Kayak Merkezi'nde, koronavirüs salgını ile birlikte alınan önlemlerin ardından pistlerin büyük bölümü kayağa kapatılırken, açık olan pistler de boş kaldı. Dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgınının Türkiye'de de görülmesinin ardından alınan önlemler artırıldı. Evden çıkmama yönündeki çağrıları ile birlikte Erciyes Kayak Merkezi'nde pistlerin büyük bölümü kapatıldı. Kayak merkezindeki Hisarcık, Hacılar ve Develi kapı bölgesindeki pistler kapatılırken, sadece Tekir kapı bölgesindeki pistler açık bırakıldı. Ancak koronavirüs salgını nedeniyle alınan önlemlerle birlikte kayak merkezine ilginin az olduğu görüldü. Erciyes A.Ş. kayak merkezinde dezenfekte çalışmalarını sürdürerek, gerekli önlemleri alıyor. Erciyes'te kış sporları işletmecisi ve antrenörü Veysel Değirmenci, Erciyes'in boş kaldığını belirterek, "İnsanlar yetkililerin uyarılarını dikkate alıyor ve sağlıkları için evde kalıyorlar. Erciyes'e de kimse gelmez oldu. Çok az sayıda ziyaretçi oluyor. Sezon içinde Erciyes hiç bu kadar boş kalmamıştı. Hava almak ve kayak yapmaya günlük yaklaşık 10 ila 25 arası ziyaretçi geliyor" dedi.

Otobüste koronavirüs önlemleri altında yolculuk

 İstanbul'da, toplu taşıma araçlarını kullanım sayısı, Koronavirüs tespitinin ardından yüzde 83 düştü. Her zaman tıklım tıklım olan Kayaşehir- Cebeci hattında otobüsler boş sefer yapıyor Çin'de ortaya çıkan ve tüm dünyayı tehdit eden Koronavirüs salgınına karşı Türkiye büyük bir mücadele veriyor. Tüm toplu ulaşım araçlarında araç ruhsatında belirtilen yolcu taşıma kapasitesinin yüzde 50'ye düşürülmesinin ardından, araç koltuklarına da sosyal mesafe standartları getirildi. İstanbul genelindeki metro, tramvaylar ile metrobüs ve otobüs araçlarına "Güvenli mesafe için lütfen boş bırakınız" çıkartmaları ile bilgilendirici afişler asıldı. Boş bırakılması gereken koltukların üstüne yapıştırılan çıkartmalar ile bir metre kuralına toplu ulaşım araçlarında da uyulması sağlanıyor. Araç içi anonslarla da düzenleme halka duyuruluyor. Uzmanların, virüsün yayılmaması için kalabalık ortamlardan kaçınılması ve yakın temasta bulunulmaması gerektiği yönündeki uyarıları, İstanbul'da toplu taşıma araçlarında etkisini gösterdi. İBB, İstanbul'da yeni tip koronavirüs nedeniyle metro, metrobüs, otobüs gibi toplu ulaşım araçlarını kullanım oranının yüzde 83 azaldığını açıkladı. Kayaşehir-Cebeci seferlerinin yapıldığı 79-C hattında ise kullanım oldukça azaldı. Kimi zaman 5, kimi zaman ise sadece 1 yolcu ile seyahat ediliyor. "MESLEK HAYATIMDA KARŞILAŞTIĞIM EN SAKİN DÖNEM" İETT'de 15 yılını tamamlayan şoför Mutlu Çakır, "Bugüne kadar böyle bir sessizlikle karşılaşmadım. Koronavirüs nedeniyle baya bir yolcumuz azaldı. Virüsle mücadelede belediyemiz, devletimiz tedbirlerini alıyor. Bizde elimizden geldiği kadar tedbir almaya çalışıyoruz. Koltuklar dolmuyor ama binen yolcularımız kurallara uyuyor. Anons sistemi var otobüslerde. Aynı zamanda devamlı anons sisteminden yolcuların kurallara uyması için bilgilendirme yapılıyor. Meslek hayatımda karşılaştığım en sessiz ve sakin bir süreç yaşıyorum" dedi. "OTOBÜSÜ BOŞ GÖRÜNCE İSTANBUL'DA OLDUĞUMA ŞAŞIRIYORUM" Otobüste bulunan tek yolcu olan Servet Öztürk ise ,"Sürekli bu hattı kullanıyorum. Virüs başladığından beri otobüs genellikle böyle. Akşam dönüş saatlerinde bazen 4-5 kişi oluyor. Normalde tek başıma gidip, tek başıma geliyorum. Bizde tedbirlerimizi alıyoruz. Otobüsü boş görünce bazen İstanbul'da olduğuma şaşırıyorum.79-C'ye bindim diye kafama da takılmıyor değil. Çünkü sürekli ağzına kadar dolu olan bir otobüs. Ve şu anda hiç kimse yok" diye konuştu.

Otobüste koronavirüs önlemleri altında yolculuk

 Gün önce

 İstanbul'da, toplu taşıma araçlarını kullanım sayısı, Koronavirüs tespitinin ardından yüzde 83 düştü. Her zaman tıklım tıklım olan Kayaşehir- Cebeci hattında otobüsler boş sefer yapıyor Çin'de ortaya çıkan ve tüm dünyayı tehdit eden Koronavirüs salgınına karşı Türkiye büyük bir mücadele veriyor. Tüm toplu ulaşım araçlarında araç ruhsatında belirtilen yolcu taşıma kapasitesinin yüzde 50'ye düşürülmesinin ardından, araç koltuklarına da sosyal mesafe standartları getirildi. İstanbul genelindeki metro, tramvaylar ile metrobüs ve otobüs araçlarına "Güvenli mesafe için lütfen boş bırakınız" çıkartmaları ile bilgilendirici afişler asıldı. Boş bırakılması gereken koltukların üstüne yapıştırılan çıkartmalar ile bir metre kuralına toplu ulaşım araçlarında da uyulması sağlanıyor. Araç içi anonslarla da düzenleme halka duyuruluyor. Uzmanların, virüsün yayılmaması için kalabalık ortamlardan kaçınılması ve yakın temasta bulunulmaması gerektiği yönündeki uyarıları, İstanbul'da toplu taşıma araçlarında etkisini gösterdi. İBB, İstanbul'da yeni tip koronavirüs nedeniyle metro, metrobüs, otobüs gibi toplu ulaşım araçlarını kullanım oranının yüzde 83 azaldığını açıkladı. Kayaşehir-Cebeci seferlerinin yapıldığı 79-C hattında ise kullanım oldukça azaldı. Kimi zaman 5, kimi zaman ise sadece 1 yolcu ile seyahat ediliyor. "MESLEK HAYATIMDA KARŞILAŞTIĞIM EN SAKİN DÖNEM" İETT'de 15 yılını tamamlayan şoför Mutlu Çakır, "Bugüne kadar böyle bir sessizlikle karşılaşmadım. Koronavirüs nedeniyle baya bir yolcumuz azaldı. Virüsle mücadelede belediyemiz, devletimiz tedbirlerini alıyor. Bizde elimizden geldiği kadar tedbir almaya çalışıyoruz. Koltuklar dolmuyor ama binen yolcularımız kurallara uyuyor. Anons sistemi var otobüslerde. Aynı zamanda devamlı anons sisteminden yolcuların kurallara uyması için bilgilendirme yapılıyor. Meslek hayatımda karşılaştığım en sessiz ve sakin bir süreç yaşıyorum" dedi. "OTOBÜSÜ BOŞ GÖRÜNCE İSTANBUL'DA OLDUĞUMA ŞAŞIRIYORUM" Otobüste bulunan tek yolcu olan Servet Öztürk ise ,"Sürekli bu hattı kullanıyorum. Virüs başladığından beri otobüs genellikle böyle. Akşam dönüş saatlerinde bazen 4-5 kişi oluyor. Normalde tek başıma gidip, tek başıma geliyorum. Bizde tedbirlerimizi alıyoruz. Otobüsü boş görünce bazen İstanbul'da olduğuma şaşırıyorum.79-C'ye bindim diye kafama da takılmıyor değil. Çünkü sürekli ağzına kadar dolu olan bir otobüs. Ve şu anda hiç kimse yok" diye konuştu.

Burdur'da parklar, sokak hayvanlarına kaldı

 Burdur'da, koronavirüsle mücadele kapsamında 65 yaş ve üstü kişilerin sokağa çıkmasının kısıtlanmasının ardından, Cumhuriyet Parkı sessizliğe büründü. Burdurluların çoğunlukla yasağa uyduğu görülürken, park ise sokak hayvanlarına kaldı. Günün her saatinde birçok kişinin vakit geçirdiği Cumhuriyet Parkı, koronavirüsle mücadele kapsamında 65 yaş üstü kişilerin sokağa çıkmasının kısıtlanmasının ardından sessizliğe büründü. Metin Atagündüz (58) adlı vatandaş "Eskiden burada oturacak yer olmuyordu virüs hadiselerinden önce. Şimdi bomboş. Köpeklere kaldı park" dedi.

Burdur'da parklar, sokak hayvanlarına kaldı

 Gün önce

 Burdur'da, koronavirüsle mücadele kapsamında 65 yaş ve üstü kişilerin sokağa çıkmasının kısıtlanmasının ardından, Cumhuriyet Parkı sessizliğe büründü. Burdurluların çoğunlukla yasağa uyduğu görülürken, park ise sokak hayvanlarına kaldı. Günün her saatinde birçok kişinin vakit geçirdiği Cumhuriyet Parkı, koronavirüsle mücadele kapsamında 65 yaş üstü kişilerin sokağa çıkmasının kısıtlanmasının ardından sessizliğe büründü. Metin Atagündüz (58) adlı vatandaş "Eskiden burada oturacak yer olmuyordu virüs hadiselerinden önce. Şimdi bomboş. Köpeklere kaldı park" dedi.

İstanbul'da cemaatsiz ikinci cuma

 Dünyayı etkisi altına alan Koranavirüs salgını nedeniyle Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından alınan tedbir kapsamında camilerde ikinci kez Cuma namazı kılınmadı. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Koranavirüs salgınıyla mücadele kapsamında aldığı karar doğrultusunda ikinci kez Cuma namazı kılınmadı. Salgının kalabalık ortamlarda yayılmasını önlemek amacıyla alınan karar neticesinde İstanbul'da camilerin boş kaldığı görüldü. Beyoğlu'nda bulunan Kasımpaşa Büyük Camii, Ataşehir İçerenköy'de bulunan Gökyiğit Camii ve Kartal'da bulunan Fatih Camii cemaatin yokluğunda sessizliğe büründü. Cuma namazı için Ataşehir'de bulunan Gökyiğit Camii'ne gelen Yakup Yavuz," Cemaat olur, namazı kılarız diye şansım denemek istedim. Ancak kimse yok. Görevlilerde kılınmayacağını söyledi. Bende evimde kılacağım" ifadelerini kullandı. İNŞALLAH EN KISA ZAMANDA ESKİ GÜNLERİMİZE DÖNERİZ Vatandaşların sağlıklı bir şekilde evde kalmaları gerektiğini belirten Ataşehir Gökyiğit Camii görevlisi Mustafa Erpiz ise, " Şuanda cemaatsiz geçen ikinci cumamız. Vatandaşlarımız yetkililerin açıklamalarına dikkat etsin. Vatandaşlarımızı sağlıklı bir şekilde evde kalmalarını talep ediyoruz, tek tek gelen vatandaşlarımızı da uyarıyoruz. Geri gönderiyoruz, inşallah en kısa zamanda eski günlerimize döneriz" şeklinde konuştu.

İstanbul'da cemaatsiz ikinci cuma

 Gün önce

 Dünyayı etkisi altına alan Koranavirüs salgını nedeniyle Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından alınan tedbir kapsamında camilerde ikinci kez Cuma namazı kılınmadı. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Koranavirüs salgınıyla mücadele kapsamında aldığı karar doğrultusunda ikinci kez Cuma namazı kılınmadı. Salgının kalabalık ortamlarda yayılmasını önlemek amacıyla alınan karar neticesinde İstanbul'da camilerin boş kaldığı görüldü. Beyoğlu'nda bulunan Kasımpaşa Büyük Camii, Ataşehir İçerenköy'de bulunan Gökyiğit Camii ve Kartal'da bulunan Fatih Camii cemaatin yokluğunda sessizliğe büründü. Cuma namazı için Ataşehir'de bulunan Gökyiğit Camii'ne gelen Yakup Yavuz," Cemaat olur, namazı kılarız diye şansım denemek istedim. Ancak kimse yok. Görevlilerde kılınmayacağını söyledi. Bende evimde kılacağım" ifadelerini kullandı. İNŞALLAH EN KISA ZAMANDA ESKİ GÜNLERİMİZE DÖNERİZ Vatandaşların sağlıklı bir şekilde evde kalmaları gerektiğini belirten Ataşehir Gökyiğit Camii görevlisi Mustafa Erpiz ise, " Şuanda cemaatsiz geçen ikinci cumamız. Vatandaşlarımız yetkililerin açıklamalarına dikkat etsin. Vatandaşlarımızı sağlıklı bir şekilde evde kalmalarını talep ediyoruz, tek tek gelen vatandaşlarımızı da uyarıyoruz. Geri gönderiyoruz, inşallah en kısa zamanda eski günlerimize döneriz" şeklinde konuştu.

İslahiye'de müze ve ören yerleri ziyarete kapatıldı

 Gaziantep’in İslahiye ilçesinde bulunan Yesemek Açık Hava Müzesi ve Heykel Atölyesi ile Tilmen Höyük Arkeoloji Parkı, koronavirüs tedbileri kapsamında ziyaretçilere kapatıldı. Kültür ve Turizm Bakanlığı genelgesi ile tüm müze ve ören yerlerinin 30 Mart'a kadar kapatıldığı açıklanmasının ardından İslahiye'de bulunan 518 eserin bulunduğu Yesemek Açık Hava Müzesi ve Heykel Atölyesi ile Tilmen Höyük Arkeoloji Parkı da ziyaretçilere kapandı. Kapanan müzelere gelen vatandaşlar geri dönmek zoruna kalırken, müzelerin girişlerine de uyarı tabelası asıldı.

İslahiye'de müze ve ören yerleri ziyarete kapatıldı

 Gün önce

 Gaziantep’in İslahiye ilçesinde bulunan Yesemek Açık Hava Müzesi ve Heykel Atölyesi ile Tilmen Höyük Arkeoloji Parkı, koronavirüs tedbileri kapsamında ziyaretçilere kapatıldı. Kültür ve Turizm Bakanlığı genelgesi ile tüm müze ve ören yerlerinin 30 Mart'a kadar kapatıldığı açıklanmasının ardından İslahiye'de bulunan 518 eserin bulunduğu Yesemek Açık Hava Müzesi ve Heykel Atölyesi ile Tilmen Höyük Arkeoloji Parkı da ziyaretçilere kapandı. Kapanan müzelere gelen vatandaşlar geri dönmek zoruna kalırken, müzelerin girişlerine de uyarı tabelası asıldı.

Vicdansızlık! Engellinin tekerlekli sandalyesini böyle çaldı

 Bursa’da, engelli Hayati Karakurt’un (46) bir iş yerinin bahçesine bıraktığı tekerlekli sandalyesi çalındı. Karakurt, tekerlekli sandalyesi olmadan dışarıya çıkamayacağını söylerken, hırsızlık anı güvenlik kameralarına yansıdı. Olay, İnegöl’e bağlı Mahmudiye Mahallesi Park Caddesi’nde meydana geldi. Engelli Hayati Karakurt tekerlekli sandalyesini, güvenli olduğu düşüncesiyle evinin karşısında bulunan bir iş yerinin bahçesine bıraktı. Geçen salı günü, dernek bahçesine gelen kimliği belirsiz bir kişi, Karakurt’un tekerlekli sandalyesini çalarak uzaklaştı. Bir süre sonra sandalyesinin çalındığını fark eden Karakurt, durumu polis ekiplerine haber verdi. Polis, hırsızı yakalamak için çalışma başlattı. Öte yandan hırsızlık anı iş yerinin güvenlik kamerasına yansıdı. 'ARTIK DIŞARI ÇIKAMAYACAĞIM' Tekerlekli sandalyenin kendisine hediye edildiğini söyleyen Hayati Karakurt, “Sandalyem çalındığı için artık ne dışarıya çıkabileceğim ne de kendi ihtiyaçlarımı kendim görebileceğim. Allah hırsızı ıslah eylesin. Emniyet ekiplerimizin bu hırsızı en kısa sürede yakalayıp, adli makamlara teslim etmesini ümit ediyorum” dedi.

Vicdansızlık! Engellinin tekerlekli sandalyesini böyle çaldı

 Gün önce

 Bursa’da, engelli Hayati Karakurt’un (46) bir iş yerinin bahçesine bıraktığı tekerlekli sandalyesi çalındı. Karakurt, tekerlekli sandalyesi olmadan dışarıya çıkamayacağını söylerken, hırsızlık anı güvenlik kameralarına yansıdı. Olay, İnegöl’e bağlı Mahmudiye Mahallesi Park Caddesi’nde meydana geldi. Engelli Hayati Karakurt tekerlekli sandalyesini, güvenli olduğu düşüncesiyle evinin karşısında bulunan bir iş yerinin bahçesine bıraktı. Geçen salı günü, dernek bahçesine gelen kimliği belirsiz bir kişi, Karakurt’un tekerlekli sandalyesini çalarak uzaklaştı. Bir süre sonra sandalyesinin çalındığını fark eden Karakurt, durumu polis ekiplerine haber verdi. Polis, hırsızı yakalamak için çalışma başlattı. Öte yandan hırsızlık anı iş yerinin güvenlik kamerasına yansıdı. 'ARTIK DIŞARI ÇIKAMAYACAĞIM' Tekerlekli sandalyenin kendisine hediye edildiğini söyleyen Hayati Karakurt, “Sandalyem çalındığı için artık ne dışarıya çıkabileceğim ne de kendi ihtiyaçlarımı kendim görebileceğim. Allah hırsızı ıslah eylesin. Emniyet ekiplerimizin bu hırsızı en kısa sürede yakalayıp, adli makamlara teslim etmesini ümit ediyorum” dedi.

Prof. Dr. Türkmen: Diyaliz hastaları için ekstra önlem gerekiyor

 Türkiye'de kronik böbrek yetmezliği çeken yaklaşık 70 bin diyaliz hastası bulunuyor. Ancak koronavirüs açısından yüksek riskli grupta yer alan bu hastalar, haftada 3 gün diyalize girebilmek için evlerinden çıkmak zorunda. Diyaliz merkezlerine servisle giden hastaların kalabalık bir şekilde servis araçlarında bulundurulmaması gerektiğini söyleyen uzmanlar, hastaların mutlaka maske kullanmasını, bağışıklığı güçlendirmek için de doktor kontrolünde B ve C vitamini desteği almaları gerektiğini söylüyor. Türkiye’de sayısı 70 binlere ulaşan diyaliz hastalarının haftada üç gün diyalize gitmesi gerektiğini vurgulayan İstanbul Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Nefroloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Aydın Türkmen, koronavirüs salgını açısından yüksek risk grubunda olan kronik böbrek yetmezliği ve diyaliz hastaları ile organ nakilli hastaların ekstra korunması gerektiğini söyledi. Türkiye Organ Nakli Kuruluşları Koordinasyon Derneği Yönetim Kurulu üyesi de olan Prof. Dr. Türkmen, şöyle konuştu: “Ülkemiz çok olağanüstü bir dönemden geçiyor. Bu salgın, kronik böbrek yetmezliği hastaları ve organ nakilli kişiler için ayrı bir zorluk oluşturuyor. 70 bine yakın hemodiyaliz hastamız var. 30 bine yakın da böbrek nakilli, ayaktan takip ettiğimiz hasta grubumuz var. Diyaliz hastaları toplumun diğer üyeleri gibi çok kolay izole edilebilen kişiler değil. Çünkü yaşamlarını sürdürebilmek için haftada üç kez diyalize gitmek zorundalar. Ev diyalizi yapan hasta sayımız maalesef çok az, 900 civarında. Bu hastaların diyaliz merkezlerine taşınması gerçekten önemli bir sorun. Özellikle Anadolu'da diyaliz merkezlerinin çoğu ilçelerde. Köylerden 20-30 kilometre mesafelerden oralara hasta taşınıyor. Her hastanın izole olarak tek tek kendi imkanları ile gitmeleri en ideali. Ama bunu yapamayacak olanlar var. O nedenle diyaliz merkezlerinin mutlaka servis sayısını artırıp araç içindeki hasta sayısını seyreltmesi gerekli. Ayrıca bu hastalar mutlaka maske kullanmalı. Her servis aracının ciddi bir şekilde dezenfekte edilmesi, özellikle yüzey dezenfeksiyonunun çok iyi yapılması gerekiyor. Hastalarımızın da evlerine dönüşlerinde çok dikkatli bir şekilde tüm giysilerini çıkarıp mümkünse hemen duş almaları, ellerini çok iyi yıkamaları gerekiyor. Hijyenik tedbirler herkes için önemli ama bizim kronik böbrek hastalarımız çok daha fazla dikkat etmek zorunda. Çünkü yakalanırsa hastalığın ağır seyretme ihtimali çok yüksek olan bir grup.” NAKİLLİ HASTALAR DOKTORA SORMADAN İLAÇ DOZLARINI DEĞİŞTİRMESİN Türkiye'deki böbrek yetmezliğinin en önemli nedeninin diyabet ve hipertansiyon olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Türkmen, şöyle devam etti: “Bu iki hastalık da koronavirüs enfeksiyonu için çok önemli risk faktörleri. Organ nakilli hastaların yaklaşık yüzde 60-70’inde hipertansiyon görüyoruz. Hem bağışıklık sisteminin baskılanması, hem de bu komorbit dediğimiz altta hipertansiyon, diyabet gibi başka hastalıkların olması bizim hastalarımız açısından Covid-19 salgınını daha tehlikeli hale getiriyor. Bir diğer boyutu da organ nakilli hastalar. Bu konuda da bize çok soru geliyor. Yılda 4 bin civarında böbrek nakli yapılıyor ülkemizde. Yaklaşık 30 bin böbrek nakilli hastayı ayaktan takip ediyoruz. Organ reddi yaşamamaları için bağışıklık sistemi baskılayan ilaçlar kullanıyorlar. Özellikle nakilden sonraki ilk 6 ay kullandığımız ilaçlar yüzünden bağışıklık sistemleri daha düşkün hale geliyor. Bu dönemde virüs kapmaları bizi endişelendiriyor. İki hafta oldu salgın Türkiye'de yaygın hale geleli, çok ağır hastalarımız olmadı ama karantinaya aldığımız nakilli hastalarımız oldu maalesef. Düzelenler de var aralarında. Geçtiğimiz 6 ay içinde nakil geçirmiş hastalarımız daha dikkatli olmalı. Belli aralıklarla tahlil yaptırmaları gerekiyor. Hastaneye gitmeleri gerekiyor bu nedenle. Ama bu tahliller çok mutlak gerekliyse yapılmasını tavsiye ediyoruz şu dönemde. Gelip kanlarını verip gitsinler, biz daha sonra kendilerine dönüp ilaçları ile ilgili gereksinimlerini, değişiklikleri, telefonda aktarabiliriz” diye konuştu.

Prof. Dr. Türkmen: Diyaliz hastaları için ekstra önlem gerekiyor

 Gün önce

 Türkiye'de kronik böbrek yetmezliği çeken yaklaşık 70 bin diyaliz hastası bulunuyor. Ancak koronavirüs açısından yüksek riskli grupta yer alan bu hastalar, haftada 3 gün diyalize girebilmek için evlerinden çıkmak zorunda. Diyaliz merkezlerine servisle giden hastaların kalabalık bir şekilde servis araçlarında bulundurulmaması gerektiğini söyleyen uzmanlar, hastaların mutlaka maske kullanmasını, bağışıklığı güçlendirmek için de doktor kontrolünde B ve C vitamini desteği almaları gerektiğini söylüyor. Türkiye’de sayısı 70 binlere ulaşan diyaliz hastalarının haftada üç gün diyalize gitmesi gerektiğini vurgulayan İstanbul Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Nefroloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Aydın Türkmen, koronavirüs salgını açısından yüksek risk grubunda olan kronik böbrek yetmezliği ve diyaliz hastaları ile organ nakilli hastaların ekstra korunması gerektiğini söyledi. Türkiye Organ Nakli Kuruluşları Koordinasyon Derneği Yönetim Kurulu üyesi de olan Prof. Dr. Türkmen, şöyle konuştu: “Ülkemiz çok olağanüstü bir dönemden geçiyor. Bu salgın, kronik böbrek yetmezliği hastaları ve organ nakilli kişiler için ayrı bir zorluk oluşturuyor. 70 bine yakın hemodiyaliz hastamız var. 30 bine yakın da böbrek nakilli, ayaktan takip ettiğimiz hasta grubumuz var. Diyaliz hastaları toplumun diğer üyeleri gibi çok kolay izole edilebilen kişiler değil. Çünkü yaşamlarını sürdürebilmek için haftada üç kez diyalize gitmek zorundalar. Ev diyalizi yapan hasta sayımız maalesef çok az, 900 civarında. Bu hastaların diyaliz merkezlerine taşınması gerçekten önemli bir sorun. Özellikle Anadolu'da diyaliz merkezlerinin çoğu ilçelerde. Köylerden 20-30 kilometre mesafelerden oralara hasta taşınıyor. Her hastanın izole olarak tek tek kendi imkanları ile gitmeleri en ideali. Ama bunu yapamayacak olanlar var. O nedenle diyaliz merkezlerinin mutlaka servis sayısını artırıp araç içindeki hasta sayısını seyreltmesi gerekli. Ayrıca bu hastalar mutlaka maske kullanmalı. Her servis aracının ciddi bir şekilde dezenfekte edilmesi, özellikle yüzey dezenfeksiyonunun çok iyi yapılması gerekiyor. Hastalarımızın da evlerine dönüşlerinde çok dikkatli bir şekilde tüm giysilerini çıkarıp mümkünse hemen duş almaları, ellerini çok iyi yıkamaları gerekiyor. Hijyenik tedbirler herkes için önemli ama bizim kronik böbrek hastalarımız çok daha fazla dikkat etmek zorunda. Çünkü yakalanırsa hastalığın ağır seyretme ihtimali çok yüksek olan bir grup.” NAKİLLİ HASTALAR DOKTORA SORMADAN İLAÇ DOZLARINI DEĞİŞTİRMESİN Türkiye'deki böbrek yetmezliğinin en önemli nedeninin diyabet ve hipertansiyon olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Türkmen, şöyle devam etti: “Bu iki hastalık da koronavirüs enfeksiyonu için çok önemli risk faktörleri. Organ nakilli hastaların yaklaşık yüzde 60-70’inde hipertansiyon görüyoruz. Hem bağışıklık sisteminin baskılanması, hem de bu komorbit dediğimiz altta hipertansiyon, diyabet gibi başka hastalıkların olması bizim hastalarımız açısından Covid-19 salgınını daha tehlikeli hale getiriyor. Bir diğer boyutu da organ nakilli hastalar. Bu konuda da bize çok soru geliyor. Yılda 4 bin civarında böbrek nakli yapılıyor ülkemizde. Yaklaşık 30 bin böbrek nakilli hastayı ayaktan takip ediyoruz. Organ reddi yaşamamaları için bağışıklık sistemi baskılayan ilaçlar kullanıyorlar. Özellikle nakilden sonraki ilk 6 ay kullandığımız ilaçlar yüzünden bağışıklık sistemleri daha düşkün hale geliyor. Bu dönemde virüs kapmaları bizi endişelendiriyor. İki hafta oldu salgın Türkiye'de yaygın hale geleli, çok ağır hastalarımız olmadı ama karantinaya aldığımız nakilli hastalarımız oldu maalesef. Düzelenler de var aralarında. Geçtiğimiz 6 ay içinde nakil geçirmiş hastalarımız daha dikkatli olmalı. Belli aralıklarla tahlil yaptırmaları gerekiyor. Hastaneye gitmeleri gerekiyor bu nedenle. Ama bu tahliller çok mutlak gerekliyse yapılmasını tavsiye ediyoruz şu dönemde. Gelip kanlarını verip gitsinler, biz daha sonra kendilerine dönüp ilaçları ile ilgili gereksinimlerini, değişiklikleri, telefonda aktarabiliriz” diye konuştu.

Polisten koronavirüs önlemi; 39 polis merkezi girişine termal kamera kuruldu

 Koronavirüs tedbirleri kapsamında İstanbul Emniyet Müdürlüğü 39 ilçede bulunan polis merkezlerine termal kamera yerleştirdi. Polis merkezlerinin girişlerine konulan termal kameralar X Ray kapılarından geçen vatandaşların vücut ısılarını ölçüyor. Koronavirüs şüphesi görülen vatandaşlar binaya sokulmadan ilgili sağlık merkezlerine ambulanslarla yönlendiriliyor. İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde koronavirüs salgını nedeniyle, vatandaşlarla yoğun temas içerisinde olan polisleri korumak amacıyla alınan önlemler üst seviyeye çıkarıldı. Polislerin maske ve eldivenle çalışması gibi alınan bireysel önlemlerin yanı sıra İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün Vatan Caddesi Yerleşkesi de dahil olmak üzere 39 ilçede bulunan polis merkezlerine ateş ölçer termal kamera yerleştirildi. ŞÜPHELİLER İÇİN DE TERMAL KAMERA İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nün Vatan Caddesi yerleşkesinde bulunan binasının ana girişi dışında içeride bulunan şube birimlerinin bulunduğu blok girişlerine de termal kameralar konuldu. Bu kameraların, gözaltına alınan şüphelilerin ana girişten geçmeyerek araçlarla içeri alınması nedeniyle bu noktalara yerleştirildiği öğrenildi. Bu şekilde sadece vatandaşların değil şüphelilerin de termal kameralarla vücut ısılarının tespit edilmesi sağlanıyor. Şüpheliler içinde koronavirüs belirtisi fark edildiğinde hızla sağlık kuruluşuna götürülerek gerekli müdahalenin yapılması planlandı.

Polisten koronavirüs önlemi; 39 polis merkezi girişine termal kamera kuruldu

 Gün önce

 Koronavirüs tedbirleri kapsamında İstanbul Emniyet Müdürlüğü 39 ilçede bulunan polis merkezlerine termal kamera yerleştirdi. Polis merkezlerinin girişlerine konulan termal kameralar X Ray kapılarından geçen vatandaşların vücut ısılarını ölçüyor. Koronavirüs şüphesi görülen vatandaşlar binaya sokulmadan ilgili sağlık merkezlerine ambulanslarla yönlendiriliyor. İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde koronavirüs salgını nedeniyle, vatandaşlarla yoğun temas içerisinde olan polisleri korumak amacıyla alınan önlemler üst seviyeye çıkarıldı. Polislerin maske ve eldivenle çalışması gibi alınan bireysel önlemlerin yanı sıra İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün Vatan Caddesi Yerleşkesi de dahil olmak üzere 39 ilçede bulunan polis merkezlerine ateş ölçer termal kamera yerleştirildi. ŞÜPHELİLER İÇİN DE TERMAL KAMERA İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nün Vatan Caddesi yerleşkesinde bulunan binasının ana girişi dışında içeride bulunan şube birimlerinin bulunduğu blok girişlerine de termal kameralar konuldu. Bu kameraların, gözaltına alınan şüphelilerin ana girişten geçmeyerek araçlarla içeri alınması nedeniyle bu noktalara yerleştirildiği öğrenildi. Bu şekilde sadece vatandaşların değil şüphelilerin de termal kameralarla vücut ısılarının tespit edilmesi sağlanıyor. Şüpheliler içinde koronavirüs belirtisi fark edildiğinde hızla sağlık kuruluşuna götürülerek gerekli müdahalenin yapılması planlandı.

Muaythaici baba oğul koronavirüs nedeniyle antrenmanlarını parkta sürdürüyor

 Kayseri'de, koronavirüs salgını ile mücadele kapsamında müsabakaların askıya alınmasının ardından, Muaythai Milli Takımlar Başantrenörü Göksel Cingöz ile lisanslı muaythai sporcusu oğlu Ayaz Cingöz, çalışmalarını evlerinin önündeki parkta sürdürüyor. Koronavirüs salgınına karşı alınan tedbirler kapsamında, bütün spor branşlarında organizasyonlar askıya alınırken, sporcular çalışmalarını bireysel olarak sürdürüyor. Muaythai Milli Takımlar Başantrenörü Göksel Cingöz ile lisanslı muaythai sporcusu oğlu Ayaz Cingöz de formda kalmak için çalışmalarına Kayseri'nin Talas ilçesinde bulunan evlerinin önündeki parkta devam ediyor. Baba-oğul parkta koşup, gölge boksu yaparak formlarını korumaya çalışıyor. 'BİREYSEL ÇALIŞMALARIMIZA DEVAM EDİYORUZ' Çalışmaları hakkında Demirören Haber Ajansı'na (DHA) açıklamalarda bulunan Muaythai Milli Takımlar Başantrenörü Göksel Cingöz, "Birleşik Arap Emirlikleri'nin başkenti Abu Dabi'de yapılması planlanan Dünya Şampiyonası'na Kayseri'den 9 sporcu vardı ve bu yarışlar için hazırlanıyorlardı ama maalesef o da iptal oldu. Koronavirüs salgını tedbirleri kapsamında spor salonunda yaptığımız antrenmanlarımıza da ara verildi. Ama biz bireysel çalışmalarımıza devam ediyoruz. Sağlık için spor yapıyoruz. Muaythai Milli Takımlar Başantrenörü olarak 'Evde kal sporda kal' diyorum" ifadelerini kullandı. 'ANTRENMANLARI EVDE SÜRDÜRSÜNLER' Sporculara da seslenen Göksel Cingöz, "Bireysel antrenmanları evde sürdürsünler. Bu sürecin uzun sürmeyeceğini umut ediyoruz. Gençlik ve Spor Bakanımızın söylediği gibi 'Dönüşümüz muhteşem olacak'. Bu süreçte de evdeki antrenmanlarımızı aralıksız sürdüreceğiz. Sporcularımıza evde gölge boksu ve kuvvet antrenmanları tavsiye ettik. Performansları belki üst seviyede olmayacak ama en azından formlarını korumak adına bu çalışmaları önerdik" dedi. 'DÖNÜŞÜMÜZ MUHTEŞEM OLACAK' Yaklaşık 2 senedir muaythai yapan ve bu yıl Kayseri şampiyonu olarak Okullararası Muaythai Şampiyonası'na katılmaya hak kazanan Ayaz Cingöz ise "Müsabakalara 1 gün kala organizasyon iptal oldu. Kilo vermiştim ve şampiyonaya hazırdım. Şimdi babamla antrenman yapıyoruz. Gölge boksu yapıyoruz. Kendi kendimize hazırlanıp formumuzu koruyoruz. Dönüşümüz muhteşem olacak" şeklinde konuştu.

Muaythaici baba oğul koronavirüs nedeniyle antrenmanlarını parkta sürdürüyor

 Gün önce

 Kayseri'de, koronavirüs salgını ile mücadele kapsamında müsabakaların askıya alınmasının ardından, Muaythai Milli Takımlar Başantrenörü Göksel Cingöz ile lisanslı muaythai sporcusu oğlu Ayaz Cingöz, çalışmalarını evlerinin önündeki parkta sürdürüyor. Koronavirüs salgınına karşı alınan tedbirler kapsamında, bütün spor branşlarında organizasyonlar askıya alınırken, sporcular çalışmalarını bireysel olarak sürdürüyor. Muaythai Milli Takımlar Başantrenörü Göksel Cingöz ile lisanslı muaythai sporcusu oğlu Ayaz Cingöz de formda kalmak için çalışmalarına Kayseri'nin Talas ilçesinde bulunan evlerinin önündeki parkta devam ediyor. Baba-oğul parkta koşup, gölge boksu yaparak formlarını korumaya çalışıyor. 'BİREYSEL ÇALIŞMALARIMIZA DEVAM EDİYORUZ' Çalışmaları hakkında Demirören Haber Ajansı'na (DHA) açıklamalarda bulunan Muaythai Milli Takımlar Başantrenörü Göksel Cingöz, "Birleşik Arap Emirlikleri'nin başkenti Abu Dabi'de yapılması planlanan Dünya Şampiyonası'na Kayseri'den 9 sporcu vardı ve bu yarışlar için hazırlanıyorlardı ama maalesef o da iptal oldu. Koronavirüs salgını tedbirleri kapsamında spor salonunda yaptığımız antrenmanlarımıza da ara verildi. Ama biz bireysel çalışmalarımıza devam ediyoruz. Sağlık için spor yapıyoruz. Muaythai Milli Takımlar Başantrenörü olarak 'Evde kal sporda kal' diyorum" ifadelerini kullandı. 'ANTRENMANLARI EVDE SÜRDÜRSÜNLER' Sporculara da seslenen Göksel Cingöz, "Bireysel antrenmanları evde sürdürsünler. Bu sürecin uzun sürmeyeceğini umut ediyoruz. Gençlik ve Spor Bakanımızın söylediği gibi 'Dönüşümüz muhteşem olacak'. Bu süreçte de evdeki antrenmanlarımızı aralıksız sürdüreceğiz. Sporcularımıza evde gölge boksu ve kuvvet antrenmanları tavsiye ettik. Performansları belki üst seviyede olmayacak ama en azından formlarını korumak adına bu çalışmaları önerdik" dedi. 'DÖNÜŞÜMÜZ MUHTEŞEM OLACAK' Yaklaşık 2 senedir muaythai yapan ve bu yıl Kayseri şampiyonu olarak Okullararası Muaythai Şampiyonası'na katılmaya hak kazanan Ayaz Cingöz ise "Müsabakalara 1 gün kala organizasyon iptal oldu. Kilo vermiştim ve şampiyonaya hazırdım. Şimdi babamla antrenman yapıyoruz. Gölge boksu yapıyoruz. Kendi kendimize hazırlanıp formumuzu koruyoruz. Dönüşümüz muhteşem olacak" şeklinde konuştu.

İnşaat ustasından koronavirüs türküsü

 Konya'da inşaat ustası Cengiz Çelik (52), koronavirüs için bestelediği türküyü bağlaması eşliğinde söyleyip, 'Evde kal' mesajı verdi. Hadim ilçesinde oturan ve çevresinde de 'Aşık Cengiz' olarak tanınan 5 çocuk babası Cengiz Çelik, koronavirüs için beste yaptı. Yaptğı besteyi bağlaması eşliğinde söyleyen ve herkesi evde kalmaya davet eden Çelik, ''İnşaat ustasıyım. Koronavirüs nedeniyle işler durdu. Tedbir amaçlı da evde kalıyorum. Mümkün oldukça evden çıkmıyorum ve herkesi de evde kalmaya davet ediyorum. Koronavirüs için bir şiir yazdım ve Volkan Konak'ın seslendirdiği şarkının müziğine uyarlayıp, türkü olarak söylüyorum'' dedi. Cengiz Çelik'in türküsünün sözlerinden bazıları şöyle: Seni gidi korona, çıkmam dışarı çıkmam Babam gelse kapıya, açmam vallahi açmam Günde 5 kez abdest al, hijyen olursun Tevekkül et Allah'a merhem ondandır Mikrop ile savaşım, ondandır bu telaşım Gücenme ha gardaşım, tutmam elinden tutmam

İnşaat ustasından koronavirüs türküsü

 Gün önce

 Konya'da inşaat ustası Cengiz Çelik (52), koronavirüs için bestelediği türküyü bağlaması eşliğinde söyleyip, 'Evde kal' mesajı verdi. Hadim ilçesinde oturan ve çevresinde de 'Aşık Cengiz' olarak tanınan 5 çocuk babası Cengiz Çelik, koronavirüs için beste yaptı. Yaptğı besteyi bağlaması eşliğinde söyleyen ve herkesi evde kalmaya davet eden Çelik, ''İnşaat ustasıyım. Koronavirüs nedeniyle işler durdu. Tedbir amaçlı da evde kalıyorum. Mümkün oldukça evden çıkmıyorum ve herkesi de evde kalmaya davet ediyorum. Koronavirüs için bir şiir yazdım ve Volkan Konak'ın seslendirdiği şarkının müziğine uyarlayıp, türkü olarak söylüyorum'' dedi. Cengiz Çelik'in türküsünün sözlerinden bazıları şöyle: Seni gidi korona, çıkmam dışarı çıkmam Babam gelse kapıya, açmam vallahi açmam Günde 5 kez abdest al, hijyen olursun Tevekkül et Allah'a merhem ondandır Mikrop ile savaşım, ondandır bu telaşım Gücenme ha gardaşım, tutmam elinden tutmam

Camları gazete kağıdıyla kapatılan kıraathanede oyun oynarken yakalandılar

 Fatih'te koronavirüs önlemleri kapsamında kapalı olması gereken kıraathanede oyun oynayan kişiler yakalandı. Kıraathane sahibine ceza kesilirken, kıraathanenin camlarının gazete kağıdıyla kapatılması dikkat çekti. İçişleri Bakanlığı tarafından koronavirüs önlemleri kapsamında yayımlanan genelgeyle aralarında kıraathanelerin de bulunduğu birçok işletme kapatıldı. Fatih, Karagümrük Prof. Naci Şensoy Caddesi'ndeki bir kıraathanenin açık olduğu ihbarını alan Fatih İlçe Müdürlüğü ekipleri belirlenen adrese operasyon düzenledi. Ekipler, dış cephesi gazete kâğıtları ile kapalı ve kapısı içeriden kilitli olan kıraathane içinde oyun oynandığı tespit etti. Kıraathane kapatılırken, işyeri sahibi İbrahim A.'ya 5326 Sayılı Kabahatler Kanununun 32. Maddesi kapsamında 392 TL idari para cezası kesildi.

Camları gazete kağıdıyla kapatılan kıraathanede oyun oynarken yakalandılar

 Gün önce

 Fatih'te koronavirüs önlemleri kapsamında kapalı olması gereken kıraathanede oyun oynayan kişiler yakalandı. Kıraathane sahibine ceza kesilirken, kıraathanenin camlarının gazete kağıdıyla kapatılması dikkat çekti. İçişleri Bakanlığı tarafından koronavirüs önlemleri kapsamında yayımlanan genelgeyle aralarında kıraathanelerin de bulunduğu birçok işletme kapatıldı. Fatih, Karagümrük Prof. Naci Şensoy Caddesi'ndeki bir kıraathanenin açık olduğu ihbarını alan Fatih İlçe Müdürlüğü ekipleri belirlenen adrese operasyon düzenledi. Ekipler, dış cephesi gazete kâğıtları ile kapalı ve kapısı içeriden kilitli olan kıraathane içinde oyun oynandığı tespit etti. Kıraathane kapatılırken, işyeri sahibi İbrahim A.'ya 5326 Sayılı Kabahatler Kanununun 32. Maddesi kapsamında 392 TL idari para cezası kesildi.

Virüsün yayıldığı Çin'de son durum

 Çin'in Tientsin kentinde yaşayan Türk vatandaşı Alp Nogay Yavrucuk, Çin'deki gündelik yaşamı DHA için görüntüledi. Koronavirüs salgının yavaşlamakta olduğu Çin'den izlenimlerini aktardı, hayatın düzelmeye başladığını ifade etti. Çin'in en büyük kentleri arasında yer alan 10 milyon nüfuslu Tientsin kentinde yaşayan Türk vatandaşı Alp Nogay Yavrucuk, kenteki gündelik yaşamı DHA için görüntüledi. Koronavirüs salgının gün geçtikçe yavaşlamakta olduğu Çin'den izlenimlerini paylaştı. Yavrucuk, 'Burada her şey yavaş yavaş düzelmeye başladı. Koronavirüs vaka sayılarında düşüş başladı. Yeni vakaların ya tümü ya da tümüne yakın hep yurtdışından gelen kişilerdi. Birçok eğlence merkezleri, restoran ve kafeler iş başı yapmaya başladı. Bazı turistik yerlerde sınırlamalar devam ediyor, tedbirli biçimde girişlerde ateş ölçümü ve oturma düzeni gibi tedbirler devam ediyor. Müşteriler arasında 1,5 metre mesafe koyulması gerekiyor, bu da bir zorunluluk ve alınan tedbirlerden biri. 2 ay içinde herşey eski haline gelecektir diye düşünüyorum' dedi.

Virüsün yayıldığı Çin'de son durum

 Gün önce

 Çin'in Tientsin kentinde yaşayan Türk vatandaşı Alp Nogay Yavrucuk, Çin'deki gündelik yaşamı DHA için görüntüledi. Koronavirüs salgının yavaşlamakta olduğu Çin'den izlenimlerini aktardı, hayatın düzelmeye başladığını ifade etti. Çin'in en büyük kentleri arasında yer alan 10 milyon nüfuslu Tientsin kentinde yaşayan Türk vatandaşı Alp Nogay Yavrucuk, kenteki gündelik yaşamı DHA için görüntüledi. Koronavirüs salgının gün geçtikçe yavaşlamakta olduğu Çin'den izlenimlerini paylaştı. Yavrucuk, 'Burada her şey yavaş yavaş düzelmeye başladı. Koronavirüs vaka sayılarında düşüş başladı. Yeni vakaların ya tümü ya da tümüne yakın hep yurtdışından gelen kişilerdi. Birçok eğlence merkezleri, restoran ve kafeler iş başı yapmaya başladı. Bazı turistik yerlerde sınırlamalar devam ediyor, tedbirli biçimde girişlerde ateş ölçümü ve oturma düzeni gibi tedbirler devam ediyor. Müşteriler arasında 1,5 metre mesafe koyulması gerekiyor, bu da bir zorunluluk ve alınan tedbirlerden biri. 2 ay içinde herşey eski haline gelecektir diye düşünüyorum' dedi.

Ordu'da dezenfeksiyon tüneli ilgi görüyor

 Ordu’da koronavirüsten korunmak için geliştirilen ‘Aircor 52’ adı verilen dezenfeksiyon tüneline vatandaşlar ilgi gösteriyor. Tünelden gelip geçenler, kendilerini dezenfekte ediyor. Ordu Büyükşehir Belediyesi tarafından koronavirüs salgınına karşı yerli ve milli imkanlarla ‘Aircor 52’ adı verilen dezenfeksiyon tüneli tasarlanarak, marka tescili için başvuru yapıldı. İlk etapta kent merkezinde 15 Temmuz Demokrasi meydanına kurulan 5 metre uzunluğunda bir kabinden oluşan tünel, sokaktaki vatandaşların yoğun ilgisini çekti. Otomatik sensörler aracılığı ile devreye giren tünel, özel karışımlı 360 derecelik solüsyon buharı salarak, içinden geçen vatandaşların kıyafetlerindeki zararlı bakterileri temizliyor. Zorunlu olarak sokağa çıkan vatandaşlar bu tünelden geçerek, elbiselerini dezenfekte ederken, uygulamanın il genelinde ve Türkiye’ye yayılması için de çalışma başlatıldı. Ordu Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanı Sefa Okutucu, Türkiye’de böyle bir uygulamanın ilk kez Ordu’da gerçekleştiğini belirterek, dezenfeksiyon tünelinin insan sağlığını etkileyecek herhangi bir madde içermediği söyledi. Okutucu, "Vatandaşlarımız tünelin başlangıcından sonuna kadar 10 saniye içerisinde yürüdüğü müddetçe 360 derece tüm kıyafetine temas ederek herhangi sağlık ve hijyen sıkıntısı bulunmamakta” dedi. ‘GAYET GÜZEL DÜŞÜNÜLMÜŞ’ Vatandaşlar ise uygulamanın oldukça güzel olduğunu belirterek kısa sürede il geneline yayılmasını istiyor. Tünelden geçerek elbiselerini dezenfekte eden Erhan Yılmaz, “Gayet güzel bir uygulama. Bunun Türkiye’nin her tarafında uygulanması lazım. El ve elbise dezenfektesi var, tünelden geçtim gayet güzel düşünülmüş bir proje” dedi. Dezenfeksiyon tünelinden geçen Barış Egem ise, sistemin oldukça başarılı olduğunu belirterek Ordu Büyükşehir Belediyesi’ne böyle bir çalışma yaptığı için teşekkür etti.

Ordu'da dezenfeksiyon tüneli ilgi görüyor

 Gün önce

 Ordu’da koronavirüsten korunmak için geliştirilen ‘Aircor 52’ adı verilen dezenfeksiyon tüneline vatandaşlar ilgi gösteriyor. Tünelden gelip geçenler, kendilerini dezenfekte ediyor. Ordu Büyükşehir Belediyesi tarafından koronavirüs salgınına karşı yerli ve milli imkanlarla ‘Aircor 52’ adı verilen dezenfeksiyon tüneli tasarlanarak, marka tescili için başvuru yapıldı. İlk etapta kent merkezinde 15 Temmuz Demokrasi meydanına kurulan 5 metre uzunluğunda bir kabinden oluşan tünel, sokaktaki vatandaşların yoğun ilgisini çekti. Otomatik sensörler aracılığı ile devreye giren tünel, özel karışımlı 360 derecelik solüsyon buharı salarak, içinden geçen vatandaşların kıyafetlerindeki zararlı bakterileri temizliyor. Zorunlu olarak sokağa çıkan vatandaşlar bu tünelden geçerek, elbiselerini dezenfekte ederken, uygulamanın il genelinde ve Türkiye’ye yayılması için de çalışma başlatıldı. Ordu Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanı Sefa Okutucu, Türkiye’de böyle bir uygulamanın ilk kez Ordu’da gerçekleştiğini belirterek, dezenfeksiyon tünelinin insan sağlığını etkileyecek herhangi bir madde içermediği söyledi. Okutucu, "Vatandaşlarımız tünelin başlangıcından sonuna kadar 10 saniye içerisinde yürüdüğü müddetçe 360 derece tüm kıyafetine temas ederek herhangi sağlık ve hijyen sıkıntısı bulunmamakta” dedi. ‘GAYET GÜZEL DÜŞÜNÜLMÜŞ’ Vatandaşlar ise uygulamanın oldukça güzel olduğunu belirterek kısa sürede il geneline yayılmasını istiyor. Tünelden geçerek elbiselerini dezenfekte eden Erhan Yılmaz, “Gayet güzel bir uygulama. Bunun Türkiye’nin her tarafında uygulanması lazım. El ve elbise dezenfektesi var, tünelden geçtim gayet güzel düşünülmüş bir proje” dedi. Dezenfeksiyon tünelinden geçen Barış Egem ise, sistemin oldukça başarılı olduğunu belirterek Ordu Büyükşehir Belediyesi’ne böyle bir çalışma yaptığı için teşekkür etti.

İBB'den koronavirüsten ölümlerle ilgili defin açıklaması

 İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), koronavirüsten ölümler sonrası defin işlemleri ile ilgili açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, "Koronavirüs ölümlerinin personel ve halk sağlığını riske atmaması için titiz gerekli önlemler alındı. Kentin her iki yakasında da koronavirüs ölümleri için mezarlıklar belirlendi. Personelin koruma donanımları uygun hale getirildi" denildi. "RİSKLERİN EN ALT DÜZEYE İNDİRGENMESİ AMAÇLANDI" İBB'den yapılan yazılı açıklamada şöyle denildi: "Virüs nedeniyle ölümlerin artması üzerine İBB, Avrupa'da Kilyos, Anadolu Yakası'nda ise Yukarı Baklacı mezarlıklarını defin yeri olarak belirlendi. Böylece bir pandemi halini alan hastalığın bulaşıcılığının önüne geçilmesi ve halk sağlığı açısından risklerin en alt düzeye indirgenmesi amaçlandı. Kilyos Mezarlığı'nda definler, rutin olarak sürdürülmekle beraber Yukarı Baklacı Mezarlığı'nda bir dizi düzenlemeye gidilmek zorunda kalındı. Orman Bakanlı tarafından İBB'ye 2016 yılında tahsis edilen arazi, define uygun bir yapıya sahip değildi. Bunun üzerine ilk kez iki yıl önce zemin çalışmaları yapıldı. Mezarlığın kullanımının artmasına bağlı olarak son dönemde yeniden arazide zemin temizliği ve tesviye işlemleri yapılması yoluna gidildi. Ancak sık bitki örtüsüne sahip bu arazide, hiçbir ağaç kesimi yapılmadı. Ağaçların korunması konusunda titiz davranıldı" "ÖNLEMLER EN ÜST DÜZEYDE ALINIYOR" "Diğer yandan İBB, defin işlemlerinde personel sağlığının korunması için de gerekli önlemleri aldı. Alınan yeni bir kararla, İstanbul'da meydana gelen her ölüm vakası, koronavirüsten gerçekleşmiş gibi varsayılıyor ve defin işlemleri sırasında önlemler en üst düzeyde alınıyor. Mezarlıklar Müdürlüğü'ne bağlı tüm personel, sahada iş sağlığı ve güvenliğinin gerektirdiği tam donanımla çalışmalarını sürdürüyor. Öte yandan kayıtlı nüfusu 16 milyonu bulan ve yılda 70 bin definin gerçekleştiği İstanbul'da, her yıl 250 dönüm yeni mezarlık alanı kullanıma sokulmak zorunda. Nüfusun her geçen yıl çoğalmasından dolayı araziye duyulan gereksinim de artıyor. Kentte, mezarlık olarak kullanılabilecek arazilerin kıtlığı yüzünden, bu gereksimin kamu arsa ve arazilerinin tahsisi yoluyla gideriliyor"

İBB'den koronavirüsten ölümlerle ilgili defin açıklaması

 Gün önce

 İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), koronavirüsten ölümler sonrası defin işlemleri ile ilgili açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, "Koronavirüs ölümlerinin personel ve halk sağlığını riske atmaması için titiz gerekli önlemler alındı. Kentin her iki yakasında da koronavirüs ölümleri için mezarlıklar belirlendi. Personelin koruma donanımları uygun hale getirildi" denildi. "RİSKLERİN EN ALT DÜZEYE İNDİRGENMESİ AMAÇLANDI" İBB'den yapılan yazılı açıklamada şöyle denildi: "Virüs nedeniyle ölümlerin artması üzerine İBB, Avrupa'da Kilyos, Anadolu Yakası'nda ise Yukarı Baklacı mezarlıklarını defin yeri olarak belirlendi. Böylece bir pandemi halini alan hastalığın bulaşıcılığının önüne geçilmesi ve halk sağlığı açısından risklerin en alt düzeye indirgenmesi amaçlandı. Kilyos Mezarlığı'nda definler, rutin olarak sürdürülmekle beraber Yukarı Baklacı Mezarlığı'nda bir dizi düzenlemeye gidilmek zorunda kalındı. Orman Bakanlı tarafından İBB'ye 2016 yılında tahsis edilen arazi, define uygun bir yapıya sahip değildi. Bunun üzerine ilk kez iki yıl önce zemin çalışmaları yapıldı. Mezarlığın kullanımının artmasına bağlı olarak son dönemde yeniden arazide zemin temizliği ve tesviye işlemleri yapılması yoluna gidildi. Ancak sık bitki örtüsüne sahip bu arazide, hiçbir ağaç kesimi yapılmadı. Ağaçların korunması konusunda titiz davranıldı" "ÖNLEMLER EN ÜST DÜZEYDE ALINIYOR" "Diğer yandan İBB, defin işlemlerinde personel sağlığının korunması için de gerekli önlemleri aldı. Alınan yeni bir kararla, İstanbul'da meydana gelen her ölüm vakası, koronavirüsten gerçekleşmiş gibi varsayılıyor ve defin işlemleri sırasında önlemler en üst düzeyde alınıyor. Mezarlıklar Müdürlüğü'ne bağlı tüm personel, sahada iş sağlığı ve güvenliğinin gerektirdiği tam donanımla çalışmalarını sürdürüyor. Öte yandan kayıtlı nüfusu 16 milyonu bulan ve yılda 70 bin definin gerçekleştiği İstanbul'da, her yıl 250 dönüm yeni mezarlık alanı kullanıma sokulmak zorunda. Nüfusun her geçen yıl çoğalmasından dolayı araziye duyulan gereksinim de artıyor. Kentte, mezarlık olarak kullanılabilecek arazilerin kıtlığı yüzünden, bu gereksimin kamu arsa ve arazilerinin tahsisi yoluyla gideriliyor"

Ekrem İmamoğlu: Atatürk Havalimanı geçici hastaneye dönüştürülmeli

 İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, gıda ve temizlik malzemesi stoklanmaması konusunda çağrıda bulunarak “Garanti ediyoruz, gıda ve hijyen malzemesi temin edilmesinde hiçbir sıkıntı olmayacak” dedi. İmamoğlu, birçok boş ve kapalı alanı bulunan Atatürk Havalimanı’nın koronavirüs ile mücadele kapsamında geçici hastaneye dönüştürülmesini istedi. İBB Başkanı İmamoğlu, Yenikapı'daki Avrasya Gösteri ve Sanat Merkezi'nde koronavirüs önlemleriyle ilgili olarak açıklamalarda bulundu. Geçmişteki siyasi kutuplaşma ve hesapların geride bırakılarak, birlikte hareket etme, sırt sırta verme ve dayanışma içinde olunması gerektiğini belirten İmamoğlu, yaptıkları hazırlık çalışmalarını 10 başlık altında topladı. İmamoğlu, ilk başlık için şunları söyledi: “İstanbul’da faaliyet gösteren gıda ve perakende zincir yöneticileri ile toplantılar yaptık. Öncelikle bu toplantılara katılan ve İstanbullulara destek veren değerli markalarımızın yöneticilerine teşekkür etmek isterim. Bu toplantılar neticesinde çok önemli bir noktaya geldik: Bu şehirde yaşayan herkes emin olsun ki, salgın sona erene kadar 16 milyonun temel gıda ve hijyen malzemesi ihtiyaçlarının temin edilmesinde hiçbir sıkıntı olmayacak. Bunu İBB olarak garanti ediyoruz. Ama lütfen her birimiz sorumlu davranalım ve ihtiyaç fazlası gıda ve hijyen malzemesi stoklamayalım.” OTELLERDE SAĞLIK ÇALIŞANLARININ KONAKLAMALARI SAĞLANACAK İstanbul Turizm Platform aracılığı ile kentteki 600 otel yöneticisi ile görüşmeler ve toplantılar yaptıklarını anlatan İmamoğlu, sağlık çalışanlarının kendi ailelerini korumak üzere, kendi evlerinin dışında ve çalıştıkları hastanelere yürüme mesafesindeki otellerde konaklamalarını sağlamak üzere prensip anlaşmasına vardıklarını, bu kapsamda toplam 2 bin odanın sağlık çalışanlarının kullanımına açılması için gerekli desteği sağladıklarını söyledi. DAĞITIM ŞİRKETLERİYLE ANLAŞMA İstanbul'da yalnız yaşayan yaşlılara gıda ve hijyen malzemesi ulaştırmak için online dağıtım şirketleri ile toplantılar yaptıklarını belirten İmamoğlu, “Aldığımız ortak dayanışma kararları nedeniyle bu değerli şirketlerimizin yöneticilerine teşekkür etmek isterim” dedi. YARDIMLAŞMA KOORDİNASYON MERKEZİ Salgın hastalığa karşı ortaya konacak tüm çabaların birleştirilmesi için İBB öncülüğünde tüm sivil toplumu ve gönüllü vatandaşları bir araya getirmek üzere, “İstanbul Yardımlaşma ve Koordinasyon Merkezi” oluşturduklarını anlatan İmamoğlu, salgınla mücadele sona erene kadar Yenikapı’daki merkezin İstanbul’un “Yardımlaşma ve Koordinasyon Merkezi"olduğunu açıkladı. İmamoğlu, zor durumdaki vatandaşlara elini uzatmak isteyenlere yaptığı çağrı da “İstanbul Yardımlaşma ve Koordinasyon Merkezi sizin destek ve yardımlarınızı doğru kişilere en hızlı biçimde, en organize şekilde ulaştırmanızı sağlayabilecek, tüm yardımlaşma ve dayanışma çabalarını en verimli biçimde koordine edebilecek tek devlet adresidir. Bütünüyle şeffaf ve sonuna kadar katılımcı bir idari yapısı vardır. Gelin, bu çatı altında güçlerimizi birleştirelim, hep birlikte başaralım.” dedi. SAHRA HASTANELERİ ALANI Salgın hastalığın yayılma hızının artması olasılığına karşı İBB bünyesindeki bazı mekanların geçici karantina mekanı ve sahra hastane alanları olarak belirlediklerine değinen İmamoğlu, Yenikapı Miting Alanı, Maltepe Miting Alanı ve Beylikdüzü Gürpınar Su Ürünleri Hali’nin bulunduğu alanları bu amaçla tanımladıklarını söyledi.

Ekrem İmamoğlu: Atatürk Havalimanı geçici hastaneye dönüştürülmeli

 Gün önce

 İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, gıda ve temizlik malzemesi stoklanmaması konusunda çağrıda bulunarak “Garanti ediyoruz, gıda ve hijyen malzemesi temin edilmesinde hiçbir sıkıntı olmayacak” dedi. İmamoğlu, birçok boş ve kapalı alanı bulunan Atatürk Havalimanı’nın koronavirüs ile mücadele kapsamında geçici hastaneye dönüştürülmesini istedi. İBB Başkanı İmamoğlu, Yenikapı'daki Avrasya Gösteri ve Sanat Merkezi'nde koronavirüs önlemleriyle ilgili olarak açıklamalarda bulundu. Geçmişteki siyasi kutuplaşma ve hesapların geride bırakılarak, birlikte hareket etme, sırt sırta verme ve dayanışma içinde olunması gerektiğini belirten İmamoğlu, yaptıkları hazırlık çalışmalarını 10 başlık altında topladı. İmamoğlu, ilk başlık için şunları söyledi: “İstanbul’da faaliyet gösteren gıda ve perakende zincir yöneticileri ile toplantılar yaptık. Öncelikle bu toplantılara katılan ve İstanbullulara destek veren değerli markalarımızın yöneticilerine teşekkür etmek isterim. Bu toplantılar neticesinde çok önemli bir noktaya geldik: Bu şehirde yaşayan herkes emin olsun ki, salgın sona erene kadar 16 milyonun temel gıda ve hijyen malzemesi ihtiyaçlarının temin edilmesinde hiçbir sıkıntı olmayacak. Bunu İBB olarak garanti ediyoruz. Ama lütfen her birimiz sorumlu davranalım ve ihtiyaç fazlası gıda ve hijyen malzemesi stoklamayalım.” OTELLERDE SAĞLIK ÇALIŞANLARININ KONAKLAMALARI SAĞLANACAK İstanbul Turizm Platform aracılığı ile kentteki 600 otel yöneticisi ile görüşmeler ve toplantılar yaptıklarını anlatan İmamoğlu, sağlık çalışanlarının kendi ailelerini korumak üzere, kendi evlerinin dışında ve çalıştıkları hastanelere yürüme mesafesindeki otellerde konaklamalarını sağlamak üzere prensip anlaşmasına vardıklarını, bu kapsamda toplam 2 bin odanın sağlık çalışanlarının kullanımına açılması için gerekli desteği sağladıklarını söyledi. DAĞITIM ŞİRKETLERİYLE ANLAŞMA İstanbul'da yalnız yaşayan yaşlılara gıda ve hijyen malzemesi ulaştırmak için online dağıtım şirketleri ile toplantılar yaptıklarını belirten İmamoğlu, “Aldığımız ortak dayanışma kararları nedeniyle bu değerli şirketlerimizin yöneticilerine teşekkür etmek isterim” dedi. YARDIMLAŞMA KOORDİNASYON MERKEZİ Salgın hastalığa karşı ortaya konacak tüm çabaların birleştirilmesi için İBB öncülüğünde tüm sivil toplumu ve gönüllü vatandaşları bir araya getirmek üzere, “İstanbul Yardımlaşma ve Koordinasyon Merkezi” oluşturduklarını anlatan İmamoğlu, salgınla mücadele sona erene kadar Yenikapı’daki merkezin İstanbul’un “Yardımlaşma ve Koordinasyon Merkezi"olduğunu açıkladı. İmamoğlu, zor durumdaki vatandaşlara elini uzatmak isteyenlere yaptığı çağrı da “İstanbul Yardımlaşma ve Koordinasyon Merkezi sizin destek ve yardımlarınızı doğru kişilere en hızlı biçimde, en organize şekilde ulaştırmanızı sağlayabilecek, tüm yardımlaşma ve dayanışma çabalarını en verimli biçimde koordine edebilecek tek devlet adresidir. Bütünüyle şeffaf ve sonuna kadar katılımcı bir idari yapısı vardır. Gelin, bu çatı altında güçlerimizi birleştirelim, hep birlikte başaralım.” dedi. SAHRA HASTANELERİ ALANI Salgın hastalığın yayılma hızının artması olasılığına karşı İBB bünyesindeki bazı mekanların geçici karantina mekanı ve sahra hastane alanları olarak belirlediklerine değinen İmamoğlu, Yenikapı Miting Alanı, Maltepe Miting Alanı ve Beylikdüzü Gürpınar Su Ürünleri Hali’nin bulunduğu alanları bu amaçla tanımladıklarını söyledi.

Kumluca Ziraat Odası Başkanı Kökce: Haldeki ürün alınıp dağıtılsın

 Kumluca Ziraat Odası Başkanı Hidayet Kökce, koronavirüsün tarım sektörünü de etkilediğini belirterek, kilosu 50-60 kuruş olan domatesi kimsenin almadığını, diğer sebzelere de talep olmadığını söyledi. Kökce, "Haldeki ürünün ucuz ya da pahalı demeden alınıp, Türkiye'ye dağıtılmasını istiyoruz" dedi. Türkiye'nin önemli örtü altı sebze üretim merkezlerinden Antalya'nın Kumluca ilçesindeki halde sebze piyasası, koronavirüs nedeniyle durma noktasına geldi. Kumluca Yaş Sebze ve Meyve Toptancı Hali'nde, fiyatı 50 veya 60 kuruş olan domatesi alıp, satanın olmadığı belirtildi. Hal esnafı, domateslerin ya çöpe gittiğini ya da salça yapılması için TIR'larla gönderildiğini söyledi. Domatesin yanı sıra fiyatı ne kadar olursa olsun biber, patlıcan, salatalık ve kabak gibi ürünlerin de ya zamanında toplanamadığı ya da belirlenen fiyatlardan satılamadığı belirtildi. Kumluca Ziraat Odası Başkanı Hidayet Kökce, koronavirüsün tarım sektörünü de etkilediğini belirterek, "Domatesi 50- 60 kuruşa alan yok, çöpe döküyoruz. Tarım girdileri çok yüksek. Ne yazık ki zor durumdayız. Tarımcı, çiftçi olarak üzgünüz. Biz üretmek zorundayız" diye konuştu. Halden ürünün 'ucuz' ya da 'pahalı' denilmeden alınarak, Türkiye'ye dağıtılmasını talep ettiklerini aktaran Kökce, "Ürettiğimiz ürünler halden ileri geçmiyor. Sağlıklı beslenmemiz, sağlıklı kalmamız için ürünlerimizi halkımıza yedirmemiz lazım. Kumluca halinden ürünlerin Türkiye’nin her yerindeki hallere ulaştırılması için yardım bekliyoruz" dedi.

Kumluca Ziraat Odası Başkanı Kökce: Haldeki ürün alınıp dağıtılsın

 Gün önce

 Kumluca Ziraat Odası Başkanı Hidayet Kökce, koronavirüsün tarım sektörünü de etkilediğini belirterek, kilosu 50-60 kuruş olan domatesi kimsenin almadığını, diğer sebzelere de talep olmadığını söyledi. Kökce, "Haldeki ürünün ucuz ya da pahalı demeden alınıp, Türkiye'ye dağıtılmasını istiyoruz" dedi. Türkiye'nin önemli örtü altı sebze üretim merkezlerinden Antalya'nın Kumluca ilçesindeki halde sebze piyasası, koronavirüs nedeniyle durma noktasına geldi. Kumluca Yaş Sebze ve Meyve Toptancı Hali'nde, fiyatı 50 veya 60 kuruş olan domatesi alıp, satanın olmadığı belirtildi. Hal esnafı, domateslerin ya çöpe gittiğini ya da salça yapılması için TIR'larla gönderildiğini söyledi. Domatesin yanı sıra fiyatı ne kadar olursa olsun biber, patlıcan, salatalık ve kabak gibi ürünlerin de ya zamanında toplanamadığı ya da belirlenen fiyatlardan satılamadığı belirtildi. Kumluca Ziraat Odası Başkanı Hidayet Kökce, koronavirüsün tarım sektörünü de etkilediğini belirterek, "Domatesi 50- 60 kuruşa alan yok, çöpe döküyoruz. Tarım girdileri çok yüksek. Ne yazık ki zor durumdayız. Tarımcı, çiftçi olarak üzgünüz. Biz üretmek zorundayız" diye konuştu. Halden ürünün 'ucuz' ya da 'pahalı' denilmeden alınarak, Türkiye'ye dağıtılmasını talep ettiklerini aktaran Kökce, "Ürettiğimiz ürünler halden ileri geçmiyor. Sağlıklı beslenmemiz, sağlıklı kalmamız için ürünlerimizi halkımıza yedirmemiz lazım. Kumluca halinden ürünlerin Türkiye’nin her yerindeki hallere ulaştırılması için yardım bekliyoruz" dedi.

Sultanahmet ve Eminönü'ndeki sakinlik havadan böyle görüntülendi

 Koronavirüs salgını nedeniyle yapılan evde kal çağrılarının ardından İstanbul'un en kalabalık noktalarından olan Eminönü ve Sultanahmet Meydanı boş kaldı. Özellikle Cuma günleri yoğunluğun arttığı meydanlar havadan görüntülendi. Koronavirüs salgını nedeniyle Türkiye'de de önlemler gün geçtikçe arttırılıyor. Evden çıkmayın uyarılarını dikkate alan çok sayıda İstanbullu sokağa çıkmazken, kentin en kalabalık noktalarından olan Eminönü ve Sultanahmet Meydanı boş kaldı. Özellikle Cuma günleri yoğunluğun daha da arttığı meydanlardaki sakinlik havadan görüntülendi. Meydanların boş kalmasının yanı sıra araç trafiğinin yoğun olduğu Eminönü'ndeki boş yollar da dikkat çekti.

Sultanahmet ve Eminönü'ndeki sakinlik havadan böyle görüntülendi

 Gün önce

 Koronavirüs salgını nedeniyle yapılan evde kal çağrılarının ardından İstanbul'un en kalabalık noktalarından olan Eminönü ve Sultanahmet Meydanı boş kaldı. Özellikle Cuma günleri yoğunluğun arttığı meydanlar havadan görüntülendi. Koronavirüs salgını nedeniyle Türkiye'de de önlemler gün geçtikçe arttırılıyor. Evden çıkmayın uyarılarını dikkate alan çok sayıda İstanbullu sokağa çıkmazken, kentin en kalabalık noktalarından olan Eminönü ve Sultanahmet Meydanı boş kaldı. Özellikle Cuma günleri yoğunluğun daha da arttığı meydanlardaki sakinlik havadan görüntülendi. Meydanların boş kalmasının yanı sıra araç trafiğinin yoğun olduğu Eminönü'ndeki boş yollar da dikkat çekti.

Poşetli ekmekte kanserojen uyarısı! “Kızartarak ekmekleri tüketmek daha güvenli”

 Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Alper Şener, poşette ekmek konusunda önemli uyarılarda bulundu. Plastik ürünlerin kanserojen madde içerdiğini belirten Doç. Dr. Alper Şener, "Kanserojen maddelerin ekmeğin üzerine yapışma ve taşınma ihtimali hiç de azımsanmayacak oranda" dedi. Çin'in Vuhan kentinde ortaya çıkan, kısa sürede dünyaya yayılan ve binlerce kişinin ölümüne yol açan koronovirüsün, Türkiye'de de her geçen gün vaka sayısı artarken yetkililer tedbir almaya, uzmanlar da uyarılarda bulunmaya devam ediyor. ÇOMÜ Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Alper Şener'de, günlük hayatta koronavirüse karşı ekmeğin sağlıklı tüketimiyle ilgili alınması gereken önlemleri anlattı. 'EKMEĞİN POŞETLENME, PAKETLENMESİ SÜRECİNDE HATA PAYI ARTACAKTIR' Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Alper Şener, "Fırınlardan elde edilmiş yada fırınlardan eve götürülmüş ekmeklerde kontamilasyonun minimum olacağını bilmekte fayda var. Çünkü seri üretimlerle marketlere taşınan ekmeklerde birden çok kişini eline değmesi yada çok kişinin eline değdiği zaman poşetlenme, paketlenmesi sürecinde olabilecek olan hata payı artacaktır. Ekmek bildiğiniz gibi materyal olarak 300 derecenin üstünde pişen bir materyal gıda ürünü" dedi. 'KANSEROJEN MADDELERİN EKMEĞE YAPIŞMA VE TAŞINMA İHTİMALİ YÜKSEK Piştikten sonra ekmeğin hemen sıcak sıcak poşetlenmesinin çok akılcı olmadığını belirten Doç. Dr. Alper Şener, şunları söyledi: "Sıcak sıcak paketlendiği zaman buharlaşma nedeniyle ekmeğin kalitesi, hamuru, ağız tadı bozulacaktır. Onun dışında da bakteri yerleşmesiyle ilgili bazı kaygılar var. Bildiğimiz gibi poşetleme aslında plastik ürünlerle oluyor. Plastik ürünlerinde ne kadar engel olursak olalım, içerisinde minimumda olsa kanserojen maddeler var. Kanserojen maddelerin ekmeğin üzerine yapışma ve taşınma ihtimali hiçte azımsanmayacak oranda. Ekmeği poşetlemede dikat edilecek olan nokta şu olabilir. Ekmeği poşetleme anlamında poşetleyen kişinin elinde eldiven olması artı poşetlerken poşeti açmak için poşetin içine üflememesi. Çünkü tükürük vesaire sekrasyon onun içine sık sık girecektir." 'KIZARTARAK EKMEKLERİ TÜKETMEK DAHA GÜVENLİ OLACAKTIR' Ekmeği eve götürdükten sonra nasıl yenmesi konusuna da değinen Şener, "Ekmeği tüketirken, ideali 60 derecenin üstünde ısıtarak tüketmek gerekiyor. Çünkü biliyoruz ki, virüs 60 derecenin altında yaşıyor. 5 ile 60 derece optimum üreme ısısı. Güvenlik anlamında, ekmekleri kızartarak tüketmek daha makul ve mantıklı olacaktır. Ekmeklerinizi fırından tüketin" diye konuştu. 'HİJYEN KURALLARI İÇERİSİNDE SATIŞIMIZI YAPIYORUZ' İşyeri sahibi Metin Süt ise, "Ekmeğimiz direk fırından çıkar, çıkmaz satış arkadaşlarımız tarafından el değmeden eldivenle poşetlenerek, hijyenik bir şekilde müşterilerimizin satışına sunuluyor. Tek elden, ilk elden veriyoruz. O yüzden biz zaten cama da yapıştırdık. Fırından ekmeğinizi alın diyoruz. Burada bizzat hiç el değmeden hijyen kurallar içerisinde satışımızı yapıyoruz" dedi.

Poşetli ekmekte kanserojen uyarısı! “Kızartarak ekmekleri tüketmek daha güvenli”

 Gün önce

 Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Alper Şener, poşette ekmek konusunda önemli uyarılarda bulundu. Plastik ürünlerin kanserojen madde içerdiğini belirten Doç. Dr. Alper Şener, "Kanserojen maddelerin ekmeğin üzerine yapışma ve taşınma ihtimali hiç de azımsanmayacak oranda" dedi. Çin'in Vuhan kentinde ortaya çıkan, kısa sürede dünyaya yayılan ve binlerce kişinin ölümüne yol açan koronovirüsün, Türkiye'de de her geçen gün vaka sayısı artarken yetkililer tedbir almaya, uzmanlar da uyarılarda bulunmaya devam ediyor. ÇOMÜ Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Alper Şener'de, günlük hayatta koronavirüse karşı ekmeğin sağlıklı tüketimiyle ilgili alınması gereken önlemleri anlattı. 'EKMEĞİN POŞETLENME, PAKETLENMESİ SÜRECİNDE HATA PAYI ARTACAKTIR' Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Alper Şener, "Fırınlardan elde edilmiş yada fırınlardan eve götürülmüş ekmeklerde kontamilasyonun minimum olacağını bilmekte fayda var. Çünkü seri üretimlerle marketlere taşınan ekmeklerde birden çok kişini eline değmesi yada çok kişinin eline değdiği zaman poşetlenme, paketlenmesi sürecinde olabilecek olan hata payı artacaktır. Ekmek bildiğiniz gibi materyal olarak 300 derecenin üstünde pişen bir materyal gıda ürünü" dedi. 'KANSEROJEN MADDELERİN EKMEĞE YAPIŞMA VE TAŞINMA İHTİMALİ YÜKSEK Piştikten sonra ekmeğin hemen sıcak sıcak poşetlenmesinin çok akılcı olmadığını belirten Doç. Dr. Alper Şener, şunları söyledi: "Sıcak sıcak paketlendiği zaman buharlaşma nedeniyle ekmeğin kalitesi, hamuru, ağız tadı bozulacaktır. Onun dışında da bakteri yerleşmesiyle ilgili bazı kaygılar var. Bildiğimiz gibi poşetleme aslında plastik ürünlerle oluyor. Plastik ürünlerinde ne kadar engel olursak olalım, içerisinde minimumda olsa kanserojen maddeler var. Kanserojen maddelerin ekmeğin üzerine yapışma ve taşınma ihtimali hiçte azımsanmayacak oranda. Ekmeği poşetlemede dikat edilecek olan nokta şu olabilir. Ekmeği poşetleme anlamında poşetleyen kişinin elinde eldiven olması artı poşetlerken poşeti açmak için poşetin içine üflememesi. Çünkü tükürük vesaire sekrasyon onun içine sık sık girecektir." 'KIZARTARAK EKMEKLERİ TÜKETMEK DAHA GÜVENLİ OLACAKTIR' Ekmeği eve götürdükten sonra nasıl yenmesi konusuna da değinen Şener, "Ekmeği tüketirken, ideali 60 derecenin üstünde ısıtarak tüketmek gerekiyor. Çünkü biliyoruz ki, virüs 60 derecenin altında yaşıyor. 5 ile 60 derece optimum üreme ısısı. Güvenlik anlamında, ekmekleri kızartarak tüketmek daha makul ve mantıklı olacaktır. Ekmeklerinizi fırından tüketin" diye konuştu. 'HİJYEN KURALLARI İÇERİSİNDE SATIŞIMIZI YAPIYORUZ' İşyeri sahibi Metin Süt ise, "Ekmeğimiz direk fırından çıkar, çıkmaz satış arkadaşlarımız tarafından el değmeden eldivenle poşetlenerek, hijyenik bir şekilde müşterilerimizin satışına sunuluyor. Tek elden, ilk elden veriyoruz. O yüzden biz zaten cama da yapıştırdık. Fırından ekmeğinizi alın diyoruz. Burada bizzat hiç el değmeden hijyen kurallar içerisinde satışımızı yapıyoruz" dedi.

Gaziantepli hayırsever, mahallelinin borçlarını kapattı

 Gaziantep'te, bir hayırsever Kahvelipınar Mahallesi'nde 3 bakkal ile 2 fırına gidip mahalle halkının veresiye defterlerindeki 20 bin lira borcunu ödedi. Veresiye borçlarının kapatıldığı fırın ve bakkalların camına da; '24 Mart'a kadar olan tüm borçlar bir hayırsever tarafından ödenmiştir' yazısı asıldı. Mahallede şaşkınlıkla karşılanan olayın ardından esnaf veresiye defterlerinden kurtulmanın, vatandaşlar ise borçlarının ödenmiş olmasının mutluluğunu yaşayıp, gizemli hayırsevere teşekkür etti. Çarşamba günü merkez Şahinbey ilçesinde bulunan Kahvelipınar Mahallesi’nde bulunan bakkal ve ekmek fırınlarına gelen kimliği belirsiz bir kişi, esnafa mahalle halkının veresiye borçlarının olup olmadığını sordu. Bunun üzerine esnaf, mahalle sakinlerinin kendilerine olan borçlarını çıkardı ve gizemli hayırsever 3 bakkal ile 2 fırına 20 bin lira ödeme yaparak, veresiye defterlerini aldı. Veresiye borçlarını kapatan gizemli hayırsever, bakkal ile fırınların camlarında da, “24 Marta kadar olan tüm borçlar bir hayırsever tarafından ödenmiştir" yazısı yapıştırarak kayıplara karıştı. ESNAF ŞAŞKIN, MAHALLELİ MÜTEŞEKKİR Mahalle esnafından Metin Ekiciler, hayırsever vatandaşın veresiye defterini alıp vatandaşların tüm borcunu ödediğini söyledi. Gizemli kişinin iş yerine gelerek veresiye defterini istediğini belirterek, "Ne için istediğini sorduğumuzu zaman bize hayır yapmak için borçları ödeyeceğini söyledi. Biz böyle bir olaya sevindik. Buraya gelen müşteriler borçlarının silindiğini duyunca çok sevindiler. Kimin borçlarını ödediğini merak ettiler. Bu durum bizi çok şaşırttı ama vatandaşı da mutlu etti. Allah ondan razı olsun" dedi. Borçlarının ödendiğini öğrenen vatandaşlar ise bakkal ve fırınlara gelerek veresiye defterini alan hayırsevere müteşekkir olduklarını kaydetti.

Gaziantepli hayırsever, mahallelinin borçlarını kapattı

 Gün önce

 Gaziantep'te, bir hayırsever Kahvelipınar Mahallesi'nde 3 bakkal ile 2 fırına gidip mahalle halkının veresiye defterlerindeki 20 bin lira borcunu ödedi. Veresiye borçlarının kapatıldığı fırın ve bakkalların camına da; '24 Mart'a kadar olan tüm borçlar bir hayırsever tarafından ödenmiştir' yazısı asıldı. Mahallede şaşkınlıkla karşılanan olayın ardından esnaf veresiye defterlerinden kurtulmanın, vatandaşlar ise borçlarının ödenmiş olmasının mutluluğunu yaşayıp, gizemli hayırsevere teşekkür etti. Çarşamba günü merkez Şahinbey ilçesinde bulunan Kahvelipınar Mahallesi’nde bulunan bakkal ve ekmek fırınlarına gelen kimliği belirsiz bir kişi, esnafa mahalle halkının veresiye borçlarının olup olmadığını sordu. Bunun üzerine esnaf, mahalle sakinlerinin kendilerine olan borçlarını çıkardı ve gizemli hayırsever 3 bakkal ile 2 fırına 20 bin lira ödeme yaparak, veresiye defterlerini aldı. Veresiye borçlarını kapatan gizemli hayırsever, bakkal ile fırınların camlarında da, “24 Marta kadar olan tüm borçlar bir hayırsever tarafından ödenmiştir" yazısı yapıştırarak kayıplara karıştı. ESNAF ŞAŞKIN, MAHALLELİ MÜTEŞEKKİR Mahalle esnafından Metin Ekiciler, hayırsever vatandaşın veresiye defterini alıp vatandaşların tüm borcunu ödediğini söyledi. Gizemli kişinin iş yerine gelerek veresiye defterini istediğini belirterek, "Ne için istediğini sorduğumuzu zaman bize hayır yapmak için borçları ödeyeceğini söyledi. Biz böyle bir olaya sevindik. Buraya gelen müşteriler borçlarının silindiğini duyunca çok sevindiler. Kimin borçlarını ödediğini merak ettiler. Bu durum bizi çok şaşırttı ama vatandaşı da mutlu etti. Allah ondan razı olsun" dedi. Borçlarının ödendiğini öğrenen vatandaşlar ise bakkal ve fırınlara gelerek veresiye defterini alan hayırsevere müteşekkir olduklarını kaydetti.

Saffet Sancaklı: Haydi Türkiyem, hep beraber kurallara uyalım, bu beladan kurtulalım!

 MHP Kocaeli Milletvekili ve eski milli futbolcu Saffet Sancaklı, koronavirüs için yapılan uyarıların dikkate alınması gerektiğini vurguladı. Demirören Haber Ajansı'na (DHA) konuşan Sancaklı, "Kurallara uyarsak hep beraber koronavirüsten kurtuluruz" dedi. Milletvekili Sancaklı, koronavirüsten korunmak için bireysel temizliğin önemine dikkat çekerken, "Dünyayı ve ülkemizi tehdit eden koronavirüs tehlikesiyle karşı karşıyayız. Yapmamız gerekenler var. Birincisi devlet yetkililerinin, Sağlık Bakanlığı'nın ve Bilim Kurulu'nun kararlarına birebir riayet etmek zorundayız. İkincisi ise herkesin bireysel olarak yapması gerekenler var. Evde kalalım, sosyal mesafemizi koruyalım. Dezenfektemizi yapalım. Bunları hep beraber yaparsak bu beladan en az hasarla kurtuluruz. Haydi Türkiyem, hep beraber kurallara uyalım ve bu beladan kurtulalım! Evde kal Türkiye" açıklamasında bulundu.

Saffet Sancaklı: Haydi Türkiyem, hep beraber kurallara uyalım, bu beladan kurtulalım!

 Gün önce

 MHP Kocaeli Milletvekili ve eski milli futbolcu Saffet Sancaklı, koronavirüs için yapılan uyarıların dikkate alınması gerektiğini vurguladı. Demirören Haber Ajansı'na (DHA) konuşan Sancaklı, "Kurallara uyarsak hep beraber koronavirüsten kurtuluruz" dedi. Milletvekili Sancaklı, koronavirüsten korunmak için bireysel temizliğin önemine dikkat çekerken, "Dünyayı ve ülkemizi tehdit eden koronavirüs tehlikesiyle karşı karşıyayız. Yapmamız gerekenler var. Birincisi devlet yetkililerinin, Sağlık Bakanlığı'nın ve Bilim Kurulu'nun kararlarına birebir riayet etmek zorundayız. İkincisi ise herkesin bireysel olarak yapması gerekenler var. Evde kalalım, sosyal mesafemizi koruyalım. Dezenfektemizi yapalım. Bunları hep beraber yaparsak bu beladan en az hasarla kurtuluruz. Haydi Türkiyem, hep beraber kurallara uyalım ve bu beladan kurtulalım! Evde kal Türkiye" açıklamasında bulundu.

Sağlık çalışanının küçük kızı: Beni babama kavuşmaktan mahrum bırakmayın, lütfen evde kalın

 İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü, 2 yaşındaki kızı Alara Elif'in, "Beni babama kavuşmaktan mahrum bırakmayın. Lütfen evde kalın" çağrısını paylaştı. İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü, resmi sosyal medya hesabı üzerinden anlamlı paylaşımda bulundu. Paylaşımda bir sağlık çalışanının 2 yaşındaki kızı Alara Elif, evde kalın çağrısında bulundu. Küçük kız, "Beni babama kavuşmaktan mahrum bırakmayın. Lütfen evde kalın" ifadelerini kullandı.

Sağlık çalışanının küçük kızı: Beni babama kavuşmaktan mahrum bırakmayın, lütfen evde kalın

 Gün önce

 İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü, 2 yaşındaki kızı Alara Elif'in, "Beni babama kavuşmaktan mahrum bırakmayın. Lütfen evde kalın" çağrısını paylaştı. İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü, resmi sosyal medya hesabı üzerinden anlamlı paylaşımda bulundu. Paylaşımda bir sağlık çalışanının 2 yaşındaki kızı Alara Elif, evde kalın çağrısında bulundu. Küçük kız, "Beni babama kavuşmaktan mahrum bırakmayın. Lütfen evde kalın" ifadelerini kullandı.

Çağdaş Yıldız'ın babası: Oğlum Kestel Belediye Başkanı'nı vurmadığı için öldürüldü

 Bursa'da, ticari anlaşmazlık nedeniyle Yusuf Demir (47) tarafından tabancayla vurularak öldürülen Çağdaş Yıldız'ın (37) babası Ergün Yıldız, "Yusuf Demir, oğlumu daha önceki Kestel Belediye Başkanı Yener Acar'ı silahla yaralaması için azmettirdi. Şimdiki Kestel Belediye Başkanı Önder Tanır'ı da silahla vurdurmak istedi. Oğlum yapmayınca, öldürüldü" dedi. Olay, 19 Mart saat 23.00 sıralarında, Yıldırım ilçesi Yavuz Selim Mahallesi'nde meydana geldi. Ticari anlaşmazlık yaşadıkları öne sürülen Çağdaş Yıldız ve Yusuf Demir, konuşmak için buluştu. İddiaya göre ikili aralasında çıkan tartışmada, Demir, ruhsatsız tabancasıyla Çağdaş Yıldız'ı göğsünden vurdu. Ağır yaralanan Yıldız'ı, Demir'in yakınları, özel otomobil ile Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi'ne götürdü. Yıldız, burada yapılan tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Olayın ardından Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri, şüphelilerin ev ve iş yerlerine yaptığı eş zamanlı operasyonlarla Yusuf Demir ile olay anında yanında bulunan E.D.(34), M.D.(48) ve İ.D.'yi (30) gözaltına aldı. Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen şüphelilerden Yusuf Demir emniyet çıkışında gazetecilerin, "Neden vurdunuz?" sorusuna, "Kazayla oldu" yanıtını verdi. Adliyeye sevk edilen şüphelilerden Yusuf Demir tutuklanarak cezaevine gönderilirken, E.D., M.D. ve İ.D. tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. 'OĞLUMU KESTEL BELEDİYE BAŞKANINI VURMADIĞI İÇİN ÖLDÜRDÜ' Öldürülen Çağdaş Yıldız'ın babası Ergün Yıldız DHA’ya konuştu. Yusuf Demir'in 15 senedir oğlundan çeşitli konularda faydalandığını iddia eden Yıldız, "Yusuf Demir, 15 senedir oğlumun yanına gelip kan emen bir adamdır. Ağabey-kardeş gibi yaklaşarak oğlumdan geçinen bir insandır. Ailesi de dahil evine, oğlum bakıyordu. Eski Kestel Belediye Başkanı Yener Acar'ı da oğlumun kafasına girerek vurduran Yusuf Demir. Şimdi ki Kestel Belediye Başkanı Önder Tanır'ı da vurdurmak istedi. Ben de 6 ay önce yaşananlara müdahale ettim. Oğlumla konuşarak olayların farkına varmasını sağladım. Bu nedenle oğlum Yusuf Demir'le arasına mesafe koydu. Araları açılınca da oğlumu öldürdü" dedi. 'OĞLUMUN SIRTINDAN GEÇİNİYORDU' Yusuf Demir'in oğlu Çağdaş Yıldız'I barışmak bahanesiyle ailesinin yanına çağırdığını iddia eden Ergün Yıldız, "Kestel Belediye Başkanı Önder Tanır'a silahlı saldırısını önledim. Çağdaş'ı ondan ayırdığım için oğluma kumpas kurarak, ailesinin yanında konuştuktan 1 saat sonra arabaya çağırıyor. Orada göğsüne silahla ateş ediyor. Bunun hiçbir ortaklığı yok oğlumla" diye konuştu. 'CEZADA İNDİRİM ALABİLMEK İÇİN KAZAYLA VURDUM DEDİ' Yusuf Demir'in oğlunu kazayla vurduğuna inanmadığını belirten baba Yıldız, "Oğlumu kazayla vurduğunu söylemesinin nedeni belli. Yusuf Demir adliye ortamlarını çok iyi bildiği için senaryo yazdı. Hem cezasında indirim alabilmek için böyle demiştir hem de toplumda da senelerdir ailesine bakan, sürekli nemalandığı birini öldürdüğünden dışlanmamak için kaza demesi doğaldır" diye konuştu.

Çağdaş Yıldız'ın babası: Oğlum Kestel Belediye Başkanı'nı vurmadığı için öldürüldü

 Gün önce

 Bursa'da, ticari anlaşmazlık nedeniyle Yusuf Demir (47) tarafından tabancayla vurularak öldürülen Çağdaş Yıldız'ın (37) babası Ergün Yıldız, "Yusuf Demir, oğlumu daha önceki Kestel Belediye Başkanı Yener Acar'ı silahla yaralaması için azmettirdi. Şimdiki Kestel Belediye Başkanı Önder Tanır'ı da silahla vurdurmak istedi. Oğlum yapmayınca, öldürüldü" dedi. Olay, 19 Mart saat 23.00 sıralarında, Yıldırım ilçesi Yavuz Selim Mahallesi'nde meydana geldi. Ticari anlaşmazlık yaşadıkları öne sürülen Çağdaş Yıldız ve Yusuf Demir, konuşmak için buluştu. İddiaya göre ikili aralasında çıkan tartışmada, Demir, ruhsatsız tabancasıyla Çağdaş Yıldız'ı göğsünden vurdu. Ağır yaralanan Yıldız'ı, Demir'in yakınları, özel otomobil ile Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi'ne götürdü. Yıldız, burada yapılan tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Olayın ardından Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri, şüphelilerin ev ve iş yerlerine yaptığı eş zamanlı operasyonlarla Yusuf Demir ile olay anında yanında bulunan E.D.(34), M.D.(48) ve İ.D.'yi (30) gözaltına aldı. Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen şüphelilerden Yusuf Demir emniyet çıkışında gazetecilerin, "Neden vurdunuz?" sorusuna, "Kazayla oldu" yanıtını verdi. Adliyeye sevk edilen şüphelilerden Yusuf Demir tutuklanarak cezaevine gönderilirken, E.D., M.D. ve İ.D. tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. 'OĞLUMU KESTEL BELEDİYE BAŞKANINI VURMADIĞI İÇİN ÖLDÜRDÜ' Öldürülen Çağdaş Yıldız'ın babası Ergün Yıldız DHA’ya konuştu. Yusuf Demir'in 15 senedir oğlundan çeşitli konularda faydalandığını iddia eden Yıldız, "Yusuf Demir, 15 senedir oğlumun yanına gelip kan emen bir adamdır. Ağabey-kardeş gibi yaklaşarak oğlumdan geçinen bir insandır. Ailesi de dahil evine, oğlum bakıyordu. Eski Kestel Belediye Başkanı Yener Acar'ı da oğlumun kafasına girerek vurduran Yusuf Demir. Şimdi ki Kestel Belediye Başkanı Önder Tanır'ı da vurdurmak istedi. Ben de 6 ay önce yaşananlara müdahale ettim. Oğlumla konuşarak olayların farkına varmasını sağladım. Bu nedenle oğlum Yusuf Demir'le arasına mesafe koydu. Araları açılınca da oğlumu öldürdü" dedi. 'OĞLUMUN SIRTINDAN GEÇİNİYORDU' Yusuf Demir'in oğlu Çağdaş Yıldız'I barışmak bahanesiyle ailesinin yanına çağırdığını iddia eden Ergün Yıldız, "Kestel Belediye Başkanı Önder Tanır'a silahlı saldırısını önledim. Çağdaş'ı ondan ayırdığım için oğluma kumpas kurarak, ailesinin yanında konuştuktan 1 saat sonra arabaya çağırıyor. Orada göğsüne silahla ateş ediyor. Bunun hiçbir ortaklığı yok oğlumla" diye konuştu. 'CEZADA İNDİRİM ALABİLMEK İÇİN KAZAYLA VURDUM DEDİ' Yusuf Demir'in oğlunu kazayla vurduğuna inanmadığını belirten baba Yıldız, "Oğlumu kazayla vurduğunu söylemesinin nedeni belli. Yusuf Demir adliye ortamlarını çok iyi bildiği için senaryo yazdı. Hem cezasında indirim alabilmek için böyle demiştir hem de toplumda da senelerdir ailesine bakan, sürekli nemalandığı birini öldürdüğünden dışlanmamak için kaza demesi doğaldır" diye konuştu.

Tekirdağ'da iki şirket işçilerine, 'koronavirüs' ikramiyesi dağıttı

 Tekirdağ'da bulunan Asyaport limanı ile Kaptan Demir Çelik Fabrikası, yaklaşık 2'şer bin kişi olan çalışanlarına koronavirüs önlemleri kapsamında ikramiye desteğinde bulundu. Demir çelik fabrikası birer asgari ücret desteğinde bulunurken, Asyaport, 1000'er lira ikramiye verdi. Türkiye'nin en büyük konteyner limanı Asyaport, koronavirüs tedbirlerini aldıktan sonra çalışmalarına ara vermeden devam ederken, medlog yönetimi, depo, filo, liman operasyon ve teknik birimlerinde çalışan yaklaşık 2 bin çalışanın mart ayı maaşlarına ek olarak koronavirüs nedeniyle 1000 lira destek ikramiyesi ödeme kararı aldı. Asyaport Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Soyuer, üretim ve lojistik hizmetlerinin dünya ekonomisinin temel taşı olduğunu söyleyerek, ''Üretim ve lojistik hizmetler olmazsa sağlıklı bir hayat sürdürülemez. Hayatlarını riske ederek hayat kurtarmaya çalışan sağlık ordusu nasıl görevinin başında ise, üretimin tüketime ulaşması için lojistik ordusu da görevinin başında olmalı. Asyaport, medlog, MSC şirketlerinin kadroları görev başındayız. Yaptığımız hizmet bir kamu görevidir ve toplum menfaati için aksamadan sürdürülmesi gerekmektedir. Bu amaçla gece gündüz çalışmalarını sahada yürüten çalışanlarımıza ve ailelerine moral ve destek olması için mart ayı maaşlarına ilave net 1000 lira destek vermeyi kararlaştırdık. Tarlada izi olanın harmanda yüzü olur. Şirketlerimizde gururla çalışmayı özümsemiş ve aileleri için iş yerlerini emniyetli bir gelecek olarak kabul etmiş bütün çalışanlarımıza yaptığımız katkı helal olsun" dedi. 'ÖNLEMLERİ ALDIK, ÇALIŞIYORUZ' Asyaport Genel Müdürü Kadir Uzun, limana yanaşan gemilerde tamamen izole bir şekilde çalışma yürüttüklerini ifade ederek, "Bir taraftan da hayat devam ediyor. Aldığımız tüm tedbirler, devlet otoritemizin koymuş olduğu kurallar ile bizim işletme olarak da yerine getirdiğimiz kurallar. Hijyenin sağlanması, mümkün olduğu kadar mesafenin korunması, yemekhane, kullandığımız tüm sosyal alanlarda, çalıştığımız iş sahalarında bunları sağlamaya çalışıyoruz. Bunun paralelinde gemilerle ki bizim işimiz liman tahliye ve yükleme işlemleri, gemilerle olan bütün temasımızı kestik. Devlet otoritemizin almış olduğu kararlar ve bizim uygulamalarımızla ne gemi personelinin sahaya çıkması ne de bizim gemilere çıkmamız mümkün değil. Tamamen izole bir çalışma sistemimiz var. Konteynerlerin yüklemesi ve indirilmesi şeklinde gelişiyor. Bu önlemler ile bugüne kadar çok şükür olsun ki hiçbir vaka yaşamadan bu süreci en kısa zamanda limanımız, ülkemiz ve işletmemiz olarak aşmaya çalışıyoruz" dedi. 'İLAVE KATKI SAĞLADIK' Uzun, iş gücünün azaltılması ile ilgili hiçbir problemleri olmadığını belirterek, "Tüm çalışanlarımızla devam ediyoruz. Hatta bu ay onların ihtiyaçları doğrultusunda ilave 1000 TL net ücretlerine, maaşlarına ilave bir katkı sağladık. Sağ olsun patronlarımızla almış olduğumuz bir kararla bu da onların moral, motivasyon ihtiyaçları doğrultusunda, böyle hep birlikte zorlukları aştığımız bir günde çok önemli bir katkı sağladı. Bu zamanı bu süreci hep birlikte maddi ve manevi olarak hep birlikte aşmaya çalışıyoruz. Biz bunu özellikle saha da özverili, evde çalıştırabileceğimiz çalışanlarımız gene önlemler çerçevesinde gönderdik. Onlar ile ilgili bu uygulamayı yapmayacağız, özellikle sahada işin başında olan, vardiyalı olarak 24 saat bu süreci devam eden arkadaşlarımıza bu desteği sağlıyoruz. Bunu aynı şekilde diğer şirket gruplarımız da MSC, medlog ve Asyaport'un tamamında bunu uyguluyoruz. Yaklaşık 2 bine yakın sahada çalışanımıza bu katkıyı sağlıyoruz" diye konuştu. ÇALIŞANLAR MUTLU Liman personelinden Ayhan Kaygusu, limanda koronavirüs salgını karşısında tüm tedbirlerin alındığını belirterek, "Şirketimiz çalışanlar için ek olarak ödenek verecek. Biz çalışanlar olarak çok mutluyuz. İyi bir iş yerimiz var, çalışmaya devam ediyoruz. Biz de aksine adam çıkarma gibi bir durum yoktur. Bundan herkes emin olsun" dedi. Müge Yorulmaz "Firmamız 1000 lira ikramiye verdi bize, çok güzel bir şey. Biz de teşekkür ediyoruz onlara, bize motive oldu" dedi. Limanda operatör olarak çalışan Gürkan Engin ise, "Malum bazı şirketlerde işverenlerin bazı işçileri ücretsiz izne çıkarması durumu var. Sağlık açısından da çok zor durumlar yaşıyoruz, çok zor günler geçiriyoruz. Bu açıdan tabii ki şirketimizin yaptığı bu katkı olağanüstü bir katkı. Çünkü bunla her yerde karşılaşamıyorsunuz. Ücretsiz izinle gidip şu an evde oturup, çok zor duruma düşen insanlarımız var. O yüzden Asyaport'un, şirketimizin bu şekilde bir düşünceye girmesi bizler için, çalışanlar için çok değerlidir" diye konuştu.

Tekirdağ'da iki şirket işçilerine, 'koronavirüs' ikramiyesi dağıttı

 Gün önce

 Tekirdağ'da bulunan Asyaport limanı ile Kaptan Demir Çelik Fabrikası, yaklaşık 2'şer bin kişi olan çalışanlarına koronavirüs önlemleri kapsamında ikramiye desteğinde bulundu. Demir çelik fabrikası birer asgari ücret desteğinde bulunurken, Asyaport, 1000'er lira ikramiye verdi. Türkiye'nin en büyük konteyner limanı Asyaport, koronavirüs tedbirlerini aldıktan sonra çalışmalarına ara vermeden devam ederken, medlog yönetimi, depo, filo, liman operasyon ve teknik birimlerinde çalışan yaklaşık 2 bin çalışanın mart ayı maaşlarına ek olarak koronavirüs nedeniyle 1000 lira destek ikramiyesi ödeme kararı aldı. Asyaport Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Soyuer, üretim ve lojistik hizmetlerinin dünya ekonomisinin temel taşı olduğunu söyleyerek, ''Üretim ve lojistik hizmetler olmazsa sağlıklı bir hayat sürdürülemez. Hayatlarını riske ederek hayat kurtarmaya çalışan sağlık ordusu nasıl görevinin başında ise, üretimin tüketime ulaşması için lojistik ordusu da görevinin başında olmalı. Asyaport, medlog, MSC şirketlerinin kadroları görev başındayız. Yaptığımız hizmet bir kamu görevidir ve toplum menfaati için aksamadan sürdürülmesi gerekmektedir. Bu amaçla gece gündüz çalışmalarını sahada yürüten çalışanlarımıza ve ailelerine moral ve destek olması için mart ayı maaşlarına ilave net 1000 lira destek vermeyi kararlaştırdık. Tarlada izi olanın harmanda yüzü olur. Şirketlerimizde gururla çalışmayı özümsemiş ve aileleri için iş yerlerini emniyetli bir gelecek olarak kabul etmiş bütün çalışanlarımıza yaptığımız katkı helal olsun" dedi. 'ÖNLEMLERİ ALDIK, ÇALIŞIYORUZ' Asyaport Genel Müdürü Kadir Uzun, limana yanaşan gemilerde tamamen izole bir şekilde çalışma yürüttüklerini ifade ederek, "Bir taraftan da hayat devam ediyor. Aldığımız tüm tedbirler, devlet otoritemizin koymuş olduğu kurallar ile bizim işletme olarak da yerine getirdiğimiz kurallar. Hijyenin sağlanması, mümkün olduğu kadar mesafenin korunması, yemekhane, kullandığımız tüm sosyal alanlarda, çalıştığımız iş sahalarında bunları sağlamaya çalışıyoruz. Bunun paralelinde gemilerle ki bizim işimiz liman tahliye ve yükleme işlemleri, gemilerle olan bütün temasımızı kestik. Devlet otoritemizin almış olduğu kararlar ve bizim uygulamalarımızla ne gemi personelinin sahaya çıkması ne de bizim gemilere çıkmamız mümkün değil. Tamamen izole bir çalışma sistemimiz var. Konteynerlerin yüklemesi ve indirilmesi şeklinde gelişiyor. Bu önlemler ile bugüne kadar çok şükür olsun ki hiçbir vaka yaşamadan bu süreci en kısa zamanda limanımız, ülkemiz ve işletmemiz olarak aşmaya çalışıyoruz" dedi. 'İLAVE KATKI SAĞLADIK' Uzun, iş gücünün azaltılması ile ilgili hiçbir problemleri olmadığını belirterek, "Tüm çalışanlarımızla devam ediyoruz. Hatta bu ay onların ihtiyaçları doğrultusunda ilave 1000 TL net ücretlerine, maaşlarına ilave bir katkı sağladık. Sağ olsun patronlarımızla almış olduğumuz bir kararla bu da onların moral, motivasyon ihtiyaçları doğrultusunda, böyle hep birlikte zorlukları aştığımız bir günde çok önemli bir katkı sağladı. Bu zamanı bu süreci hep birlikte maddi ve manevi olarak hep birlikte aşmaya çalışıyoruz. Biz bunu özellikle saha da özverili, evde çalıştırabileceğimiz çalışanlarımız gene önlemler çerçevesinde gönderdik. Onlar ile ilgili bu uygulamayı yapmayacağız, özellikle sahada işin başında olan, vardiyalı olarak 24 saat bu süreci devam eden arkadaşlarımıza bu desteği sağlıyoruz. Bunu aynı şekilde diğer şirket gruplarımız da MSC, medlog ve Asyaport'un tamamında bunu uyguluyoruz. Yaklaşık 2 bine yakın sahada çalışanımıza bu katkıyı sağlıyoruz" diye konuştu. ÇALIŞANLAR MUTLU Liman personelinden Ayhan Kaygusu, limanda koronavirüs salgını karşısında tüm tedbirlerin alındığını belirterek, "Şirketimiz çalışanlar için ek olarak ödenek verecek. Biz çalışanlar olarak çok mutluyuz. İyi bir iş yerimiz var, çalışmaya devam ediyoruz. Biz de aksine adam çıkarma gibi bir durum yoktur. Bundan herkes emin olsun" dedi. Müge Yorulmaz "Firmamız 1000 lira ikramiye verdi bize, çok güzel bir şey. Biz de teşekkür ediyoruz onlara, bize motive oldu" dedi. Limanda operatör olarak çalışan Gürkan Engin ise, "Malum bazı şirketlerde işverenlerin bazı işçileri ücretsiz izne çıkarması durumu var. Sağlık açısından da çok zor durumlar yaşıyoruz, çok zor günler geçiriyoruz. Bu açıdan tabii ki şirketimizin yaptığı bu katkı olağanüstü bir katkı. Çünkü bunla her yerde karşılaşamıyorsunuz. Ücretsiz izinle gidip şu an evde oturup, çok zor duruma düşen insanlarımız var. O yüzden Asyaport'un, şirketimizin bu şekilde bir düşünceye girmesi bizler için, çalışanlar için çok değerlidir" diye konuştu.

Gül yağı altınla yarışıyor! Piyasada litre fiyatı tam 6 bin euro

 Türkiye'nin gül bahçesi Isparta'da gül çiçeğinden elde edilen gül yağı, piyasada litre fiyatı 6 bin euro (yaklaşık 42 bin TL) civarında satışa sunuluyor. Gülbirlik Genel Müdürü Hasan Çelik, gül yağının bundan 7 yıl önce litre fiyatının 12 bin euro'ya çıktığı günleri gördüklerini ancak rekoltedeki artış, gül yağındaki artış ve arz-talep dengesinin bozulması ile fiyatın 6 bin euro'ya kadar gerilediğini söyledi. Türkiye'nin en önemli gül çiçeği ve gül yağı üretim merkezlerinden Isparta'da mayıs ayında başlayacak hasat mevsimi öncesi hazırlıklar tamamlandı. Haziran ayının ortasına kadar sürecek hasat döneminde, bahçelerde yetiştirilen gül çiçekleri özenle toplandıktan sonra, S.S. Gül- Gülyağı ve Yağlı Tohumlar Tarım Satış Kooperatifleri Birliği'ne (Gülbirlik) teslim ediliyor. Toplanan çiçeklerden de gül yağı, gül konkreti ve gülsuyu elde ediliyor. Gül konkreti ve gülsuyu çeşitli gül ürünleri üretmekte kullanılırken, parfümeri ve kozmetik sektöründe kullanılan gül yağı ise piyasada oldukça yüksek fiyatlardan değer görüyor. '6 BİN EURO'YA KADAR DÜŞTÜ' Gülbirlik Genel Müdürü Hasan Çelik, bu yılı da bolluk ve bereket içinde geçirmeyi umut ettiklerini söyledi. Çelik, gül çiçeğinden elde edilen gül yağının parfümeri ve kozmetik sanayiinde kullanılan en önemli ve en pahalı hammaddelerden biri olduğuna dikkati çekerek şöyle konuştu: "Gül yağı bu yönüyle hakikaten diğer kimyasallar ve uçucu yağlar ile karşılaştırıldığında ön plana çıkıyor. Pahalı olması sebebiyle gündemdeki yerini koruyor. Geçen yıllarda gül yağı litre fiyatının 12 bin euro'ya kadar çıktığı günleri gördük. Ama buna karşılık çok bol üretildiği, arz ve talep dengesinin bozulduğu yıllarda da 1500 euro'ları yaşadığını da gördük. Ancak son 7-8 yıldır gül çiçeği ya da gül yağı fiyatında birbirine paralel olarak fiyat artışı söz konusudur. Bu durum, sökümlerden kaynaklanan ya da doğal afetlerden kaynaklanan rekolte düşüşlerine bağlı gelişti. Ama bu süreç içinde gül çiçeği dikim alanları genişledi hem de gül yağı üretimi miktarında artış oldu. Bu sadece ülkemizde değil, dünyada gül çiçeği üretimi yapan özellikle Bulgaristan'da da aynı şekilde böyle bir seyir sürecini hep birlikte yaşadık. 12 bin euro'ları gören gül yağının litre fiyatı, 2019 yılında ortalama fiyat olarak 6 bin euro'ya kadar düştü. Sebebi ise rekoltedeki artış, gül yağındaki artış ve arz-talep dengesinin bozulması, buna bağlı olarak fiyatları geriye çekti." 'ÇİÇEKLERİN, KOKU DÜNYASININ KRALİÇESİ' Bu yıl hasat mevsiminin yaklaştığını ve şu ana kadar herhangi bir olumsuzluk yaşamadıklarını söyleyen Gülbirlik Genel Müdürü Hasan Çelik, "Mevsim normal ve don riski görmedik. Ancak, dünyanın başına bela olan virüsten bahsediyoruz. Bu sadece kişilerin değil; sadece ülke bazında değil dünyayı kendi rotasına sokmuş vaziyettedir. Bunlarla boğuşuyoruz. Önümüze neler getirebileceğini, ekonomiyi nasıl sarsacağını, hangi olumsuzları karşımıza çıkaracağını çok fazla tahmin edememekle birlikte neler olabileceğini kestirebiliyoruz. Umarım en kısa sürede bu koronavirüs belası dünyanın başından gider de hayırlısıyla her şey normale döner, insanlar günlük yaşantılarına döner. Ticari alışverişler eski günlerine dönünce herhangi bir sorun görmüyoruz. Bu sektör ayakta kalacaksa, altının fiyatı ile yarışan, zaman zaman belki altın fiyatlarını bile geçtiği yılları gördüğümüz gül yağı her zaman sektör tarafından aranan, kendine pazarda yer bulabilen bir üründür. Gül yağı hakikaten çok kıymetlidir. Çiçeklerin, koku dünyasının kraliçesi olarak bakılan bir üründür" diye konuştu.

Gül yağı altınla yarışıyor! Piyasada litre fiyatı tam 6 bin euro

 Gün önce

 Türkiye'nin gül bahçesi Isparta'da gül çiçeğinden elde edilen gül yağı, piyasada litre fiyatı 6 bin euro (yaklaşık 42 bin TL) civarında satışa sunuluyor. Gülbirlik Genel Müdürü Hasan Çelik, gül yağının bundan 7 yıl önce litre fiyatının 12 bin euro'ya çıktığı günleri gördüklerini ancak rekoltedeki artış, gül yağındaki artış ve arz-talep dengesinin bozulması ile fiyatın 6 bin euro'ya kadar gerilediğini söyledi. Türkiye'nin en önemli gül çiçeği ve gül yağı üretim merkezlerinden Isparta'da mayıs ayında başlayacak hasat mevsimi öncesi hazırlıklar tamamlandı. Haziran ayının ortasına kadar sürecek hasat döneminde, bahçelerde yetiştirilen gül çiçekleri özenle toplandıktan sonra, S.S. Gül- Gülyağı ve Yağlı Tohumlar Tarım Satış Kooperatifleri Birliği'ne (Gülbirlik) teslim ediliyor. Toplanan çiçeklerden de gül yağı, gül konkreti ve gülsuyu elde ediliyor. Gül konkreti ve gülsuyu çeşitli gül ürünleri üretmekte kullanılırken, parfümeri ve kozmetik sektöründe kullanılan gül yağı ise piyasada oldukça yüksek fiyatlardan değer görüyor. '6 BİN EURO'YA KADAR DÜŞTÜ' Gülbirlik Genel Müdürü Hasan Çelik, bu yılı da bolluk ve bereket içinde geçirmeyi umut ettiklerini söyledi. Çelik, gül çiçeğinden elde edilen gül yağının parfümeri ve kozmetik sanayiinde kullanılan en önemli ve en pahalı hammaddelerden biri olduğuna dikkati çekerek şöyle konuştu: "Gül yağı bu yönüyle hakikaten diğer kimyasallar ve uçucu yağlar ile karşılaştırıldığında ön plana çıkıyor. Pahalı olması sebebiyle gündemdeki yerini koruyor. Geçen yıllarda gül yağı litre fiyatının 12 bin euro'ya kadar çıktığı günleri gördük. Ama buna karşılık çok bol üretildiği, arz ve talep dengesinin bozulduğu yıllarda da 1500 euro'ları yaşadığını da gördük. Ancak son 7-8 yıldır gül çiçeği ya da gül yağı fiyatında birbirine paralel olarak fiyat artışı söz konusudur. Bu durum, sökümlerden kaynaklanan ya da doğal afetlerden kaynaklanan rekolte düşüşlerine bağlı gelişti. Ama bu süreç içinde gül çiçeği dikim alanları genişledi hem de gül yağı üretimi miktarında artış oldu. Bu sadece ülkemizde değil, dünyada gül çiçeği üretimi yapan özellikle Bulgaristan'da da aynı şekilde böyle bir seyir sürecini hep birlikte yaşadık. 12 bin euro'ları gören gül yağının litre fiyatı, 2019 yılında ortalama fiyat olarak 6 bin euro'ya kadar düştü. Sebebi ise rekoltedeki artış, gül yağındaki artış ve arz-talep dengesinin bozulması, buna bağlı olarak fiyatları geriye çekti." 'ÇİÇEKLERİN, KOKU DÜNYASININ KRALİÇESİ' Bu yıl hasat mevsiminin yaklaştığını ve şu ana kadar herhangi bir olumsuzluk yaşamadıklarını söyleyen Gülbirlik Genel Müdürü Hasan Çelik, "Mevsim normal ve don riski görmedik. Ancak, dünyanın başına bela olan virüsten bahsediyoruz. Bu sadece kişilerin değil; sadece ülke bazında değil dünyayı kendi rotasına sokmuş vaziyettedir. Bunlarla boğuşuyoruz. Önümüze neler getirebileceğini, ekonomiyi nasıl sarsacağını, hangi olumsuzları karşımıza çıkaracağını çok fazla tahmin edememekle birlikte neler olabileceğini kestirebiliyoruz. Umarım en kısa sürede bu koronavirüs belası dünyanın başından gider de hayırlısıyla her şey normale döner, insanlar günlük yaşantılarına döner. Ticari alışverişler eski günlerine dönünce herhangi bir sorun görmüyoruz. Bu sektör ayakta kalacaksa, altının fiyatı ile yarışan, zaman zaman belki altın fiyatlarını bile geçtiği yılları gördüğümüz gül yağı her zaman sektör tarafından aranan, kendine pazarda yer bulabilen bir üründür. Gül yağı hakikaten çok kıymetlidir. Çiçeklerin, koku dünyasının kraliçesi olarak bakılan bir üründür" diye konuştu.

Maden işçilerine koronavirüs önlemleri

 Türkiye Taşkömürü Kurumu'nun (TTK) bulunduğu Zonguldak'ta, maden ocaklarında çalışan işçilerin koronavirüsten korunması için önlemler alınıyor. Vali Erdoğan Bektaş, madenciler için birçok tedbir uygulandığını, TTK'da işçilerin gruplar halinde ocağa alınıp, işçi sayısının düşürüldüğünü söyledi. Türkiye'nin en büyük taş kömürü havzasının bulunduğu Zonguldak'ta, maden işçilerinin koronavirüsten korunmaları için önlemler alınıyor. TTK ve Genel Maden İşçileri Sendikası (GMİS) arasında yapılan görüşmelerin ardından işçiler için alınan önlemler açıklandı. 7 bin 600 işçinin çalıştığı TTK'da, mevcut personelin yüzde 50'sinin 15 gün çalıştırılacağı açıklandı. Diğer yarısının da ayın diğer 15 gününde çalışacağı belirtilen açıklamada, tüm bürolarda ise asgari seviyede personelin çalışacağı belirtildi. Zonguldak Valisi Erdoğan Bektaş, maden işçilerinin korunması için bir dizi önlemler alındığını söyledi. TTK ve GMİS'in bu konuda çalışmalar yaptığını anlatan Vali Bektaş, "Bir dizi önlemler aldılar. Ocağa girerken, ocakta bulundukları sürede alınacak tedbirler hep görüşüldü. Girişte yapılan kontroller var. Herhangi bulgu ortaya çıkınca hemen bir ayrıştırma uygulanacak. O işçimiz hemen sağlık kontrolüne gönderilecek. Özel sektör için de Cumhurbaşkanlığımızın bir genelgesi var. Oradaki işçilerimiz içinde çalışıyoruz. Genelge ile özel firmalara birtakım imkanlar getirildi. Bizler şimdilik genel hayatı durduracak kadar bir panik halinde değiliz. Çok şükür değiliz. Olmadan da bu süreci atlatırız inşallah. Herkesin dikkatli olmasını istiyoruz. Madenlerde, aşağıda ve yukarıda istenen alınması gereken tedbirlerin alındığını biliyoruz" dedi. 'İŞÇİLERİ SÜREKLİ BİLGİLENDİRİYORUZ' GMİS Genel Başkanı Hakan Yeşil ise koronavirüse karşı maden işçilerini sürekli bilgilendirdikleri ve gerekli tedbirleri almaya çalıştıklarını söyledi. TTK'da yeraltına inen işçi sayısını yarı yarıya düşürdüklerini kaydeden Yeşil, şöyle konuştu: "İş yerlerimizde sağlıkçılarla birlikte yaptığımız istişareler sonrasında iş yerleri dezenfekte edilmeye başlandı. İşçilerimizi sürekli bilgilendiriyoruz. En son TTK ile yaptığımız toplantı sonucunda iş yerlerindeki yoğunluğu azaltmak için işçilerimizi yarı yarıya düşürdük. Bizler yakın temas halinde çalışan meslek grubuyuz. Yeraltındaki arkadaşlarımızın da sayısını o yüzden azalttık. Yeraltı işçi arkadaşlarımız 15 gün bir grup, 15 gün bir grup şekline çalışıyorlar. Arkadaşlarımız ocağa 20'şerli gruplarla inip çıkıyorlar. Normalde 52 kişilik gruplar halinde iniyorlardı. İkinci bir karar ya da bakanlığımızdan yeni bir talimat gelmediği sürece biler çalışmaya devam ediyoruz. İşi yerini sıkıntıya sokmayacak şekilde bir iş düzeni sağladık."

Maden işçilerine koronavirüs önlemleri

 Gün önce

 Türkiye Taşkömürü Kurumu'nun (TTK) bulunduğu Zonguldak'ta, maden ocaklarında çalışan işçilerin koronavirüsten korunması için önlemler alınıyor. Vali Erdoğan Bektaş, madenciler için birçok tedbir uygulandığını, TTK'da işçilerin gruplar halinde ocağa alınıp, işçi sayısının düşürüldüğünü söyledi. Türkiye'nin en büyük taş kömürü havzasının bulunduğu Zonguldak'ta, maden işçilerinin koronavirüsten korunmaları için önlemler alınıyor. TTK ve Genel Maden İşçileri Sendikası (GMİS) arasında yapılan görüşmelerin ardından işçiler için alınan önlemler açıklandı. 7 bin 600 işçinin çalıştığı TTK'da, mevcut personelin yüzde 50'sinin 15 gün çalıştırılacağı açıklandı. Diğer yarısının da ayın diğer 15 gününde çalışacağı belirtilen açıklamada, tüm bürolarda ise asgari seviyede personelin çalışacağı belirtildi. Zonguldak Valisi Erdoğan Bektaş, maden işçilerinin korunması için bir dizi önlemler alındığını söyledi. TTK ve GMİS'in bu konuda çalışmalar yaptığını anlatan Vali Bektaş, "Bir dizi önlemler aldılar. Ocağa girerken, ocakta bulundukları sürede alınacak tedbirler hep görüşüldü. Girişte yapılan kontroller var. Herhangi bulgu ortaya çıkınca hemen bir ayrıştırma uygulanacak. O işçimiz hemen sağlık kontrolüne gönderilecek. Özel sektör için de Cumhurbaşkanlığımızın bir genelgesi var. Oradaki işçilerimiz içinde çalışıyoruz. Genelge ile özel firmalara birtakım imkanlar getirildi. Bizler şimdilik genel hayatı durduracak kadar bir panik halinde değiliz. Çok şükür değiliz. Olmadan da bu süreci atlatırız inşallah. Herkesin dikkatli olmasını istiyoruz. Madenlerde, aşağıda ve yukarıda istenen alınması gereken tedbirlerin alındığını biliyoruz" dedi. 'İŞÇİLERİ SÜREKLİ BİLGİLENDİRİYORUZ' GMİS Genel Başkanı Hakan Yeşil ise koronavirüse karşı maden işçilerini sürekli bilgilendirdikleri ve gerekli tedbirleri almaya çalıştıklarını söyledi. TTK'da yeraltına inen işçi sayısını yarı yarıya düşürdüklerini kaydeden Yeşil, şöyle konuştu: "İş yerlerimizde sağlıkçılarla birlikte yaptığımız istişareler sonrasında iş yerleri dezenfekte edilmeye başlandı. İşçilerimizi sürekli bilgilendiriyoruz. En son TTK ile yaptığımız toplantı sonucunda iş yerlerindeki yoğunluğu azaltmak için işçilerimizi yarı yarıya düşürdük. Bizler yakın temas halinde çalışan meslek grubuyuz. Yeraltındaki arkadaşlarımızın da sayısını o yüzden azalttık. Yeraltı işçi arkadaşlarımız 15 gün bir grup, 15 gün bir grup şekline çalışıyorlar. Arkadaşlarımız ocağa 20'şerli gruplarla inip çıkıyorlar. Normalde 52 kişilik gruplar halinde iniyorlardı. İkinci bir karar ya da bakanlığımızdan yeni bir talimat gelmediği sürece biler çalışmaya devam ediyoruz. İşi yerini sıkıntıya sokmayacak şekilde bir iş düzeni sağladık."

Kadıköy'de koronaviüs nedeniyle işsiz kalanlara bedava ekmek veriyor

 Kadıköy'de bir ekmek fırını sahibi, koronavirüs nedeniyle işsiz kalan vatandaşlara 30 gün boyunca bedava ekmek vermeye başladı. Hayata geçirdiği uygulamaya yoğun talep olduğunu söyleyen fırın işletmecisi Vedat Yılmaz, koronavirüs salgını devam ettiği sürece uygulamayı sürdüreceğini söyledi: “Bu zamanlarda birbirimize destek çıkmak amacıyla böyle bir şey yaptık.” diyen Yılmaz, şöyle konuştu: “Mahallemizde böyle bir şey yapmak istedim. Özellikle muhtarımız bu konuya çok önem verdiği için. İhtiyaç şu anda bizim de başımıza gelebilirdi. Bu salgından dolayı çoğu insan işsiz kaldı. Bizim mahallemizde bir sürü kafe ve işletme var, hepsi kapandı. Orada çalışan arkadaşlarımız var onların hepsi işsiz kaldı. Kolay değil. Bu zamanlarda birbirimize destek çıkmak amacıyla böyle bir şey yaptık. Bir ay boyunca ücretsiz ekmek vermek istedik. Talep oluyor, günde üretimimizin onda biri ya da ikisi kadar talep var yani. Şu anda 30 gün sürecek. İnşallah devam etmez bu salgın olayı. Ederse de artık biz de devam ettirmeyi düşünüyoruz zaten.” Bir mahalle sakini ise, “Fırınımız mahallemizin fırını. Çok güzel bir uygulama yapmış. Tebrik ediyorum onu. Herkesi de bu uygulamaya davet ediyorum.” Diye konuştu.

Kadıköy'de koronaviüs nedeniyle işsiz kalanlara bedava ekmek veriyor

 Gün önce

 Kadıköy'de bir ekmek fırını sahibi, koronavirüs nedeniyle işsiz kalan vatandaşlara 30 gün boyunca bedava ekmek vermeye başladı. Hayata geçirdiği uygulamaya yoğun talep olduğunu söyleyen fırın işletmecisi Vedat Yılmaz, koronavirüs salgını devam ettiği sürece uygulamayı sürdüreceğini söyledi: “Bu zamanlarda birbirimize destek çıkmak amacıyla böyle bir şey yaptık.” diyen Yılmaz, şöyle konuştu: “Mahallemizde böyle bir şey yapmak istedim. Özellikle muhtarımız bu konuya çok önem verdiği için. İhtiyaç şu anda bizim de başımıza gelebilirdi. Bu salgından dolayı çoğu insan işsiz kaldı. Bizim mahallemizde bir sürü kafe ve işletme var, hepsi kapandı. Orada çalışan arkadaşlarımız var onların hepsi işsiz kaldı. Kolay değil. Bu zamanlarda birbirimize destek çıkmak amacıyla böyle bir şey yaptık. Bir ay boyunca ücretsiz ekmek vermek istedik. Talep oluyor, günde üretimimizin onda biri ya da ikisi kadar talep var yani. Şu anda 30 gün sürecek. İnşallah devam etmez bu salgın olayı. Ederse de artık biz de devam ettirmeyi düşünüyoruz zaten.” Bir mahalle sakini ise, “Fırınımız mahallemizin fırını. Çok güzel bir uygulama yapmış. Tebrik ediyorum onu. Herkesi de bu uygulamaya davet ediyorum.” Diye konuştu.

Çağla, üreticiyi memnun etmedi! “Pazarlamada sıkıntı yaşanıyor”

 Muğla'nın Datça ilçesinde, 1 hafta önce hasadına başlanan ve kilosu 50 TL'den alıcı bulan çağlanın fiyatı koronavirüs salgını nedeniyle 12 TL'ye kadar geriledi. Datça'da bu yıl soğuk ve yağışlı havalar nedeniyle gecikmeli olarak hasadına başlanan çağla, üreticinin yüzünü güldürmedi. Hızırşah, Yaka, Yazı ve Cumalı mahallelerinde yaklaşık 1 hafta önce hasadına başlandığında 50 TL'den alıcı bulan ürünün kilosu, koronavirüs nedeniyle pazarlamada sıkıntı yaşanınca, 12 TL'ye kadar düştü. Datça'da, 13 yıldır organik tarım üretimi yapan emekli tarih öğretmeni Necip Arslan (69), bu yıl rekoltenin beklenilenin üzerinde gerçekleştiğini söyledi. Geçen yıllara göre 1 aylık gecikmeli de olsa iyi bir ürün elde edildiğini belirten Arslan, "Yarımadanın genelinde bu mevsimde 750-800 ton civarında çağlanın elde edilmesi bekleniyor. Ağustos aylarında ise 1500, 2 bin ton civarı kuru badem üretimi yapılacağı tahmin ediliyor" dedi. Dünyanın en güzel çağlasının Datça'da yetiştiğini ifade eden Arslan, "Bu güzelliği taçlandırmak için, bizde 13 yıldır organik tarım yapıyoruz. Badem, yörenin en verimli ürünlerinden biridir ve yılda üç defa para kazanırız. Mart ayında ilk olarak çağlalar toplanır. Daha sonra, taze iken kırılıp piyasaya buzlu badem olarak verilir. Üçüncü ve son olarak ise ağustos ayında kuruyemiş olarak iç badem satışı yapılır" diye konuştu. PAZARLAMADA SIKINTI YAŞANIYOR Meyvenin henüz ağaçta çağla halindeyken bir bölümünün toplanması gerektiğine dikkat çeken Arslan, "Ağacın dinlenebilmesi, iç bademin iri ve kaliteli olması için çağlaların bir kısmı bu mevsimde toplanır. Böylece ağacın ömrü uzun olur. Aksi halde bademin içi gelişmez, zayıf kalır. Bu yıl verim çok iyi oldu. Ancak fiyatlar biraz düşük. Bugün çağlanın tarlada kilosu 12 TL'den alıcı buluyor. Ülkenin koşulları dikkate alındığında fiyat yine de iyi sayılır. Gönül isterdi ki, fiyatlar daha yüksek olsun. Ancak virüs krizi nedeniyle pazarlamada sıkıntılar yaşanıyor. Dileriz, ülkemiz ve dünya en kısa sürede bu krizden kurtulur" dedi.

Çağla, üreticiyi memnun etmedi! “Pazarlamada sıkıntı yaşanıyor”

 Gün önce

 Muğla'nın Datça ilçesinde, 1 hafta önce hasadına başlanan ve kilosu 50 TL'den alıcı bulan çağlanın fiyatı koronavirüs salgını nedeniyle 12 TL'ye kadar geriledi. Datça'da bu yıl soğuk ve yağışlı havalar nedeniyle gecikmeli olarak hasadına başlanan çağla, üreticinin yüzünü güldürmedi. Hızırşah, Yaka, Yazı ve Cumalı mahallelerinde yaklaşık 1 hafta önce hasadına başlandığında 50 TL'den alıcı bulan ürünün kilosu, koronavirüs nedeniyle pazarlamada sıkıntı yaşanınca, 12 TL'ye kadar düştü. Datça'da, 13 yıldır organik tarım üretimi yapan emekli tarih öğretmeni Necip Arslan (69), bu yıl rekoltenin beklenilenin üzerinde gerçekleştiğini söyledi. Geçen yıllara göre 1 aylık gecikmeli de olsa iyi bir ürün elde edildiğini belirten Arslan, "Yarımadanın genelinde bu mevsimde 750-800 ton civarında çağlanın elde edilmesi bekleniyor. Ağustos aylarında ise 1500, 2 bin ton civarı kuru badem üretimi yapılacağı tahmin ediliyor" dedi. Dünyanın en güzel çağlasının Datça'da yetiştiğini ifade eden Arslan, "Bu güzelliği taçlandırmak için, bizde 13 yıldır organik tarım yapıyoruz. Badem, yörenin en verimli ürünlerinden biridir ve yılda üç defa para kazanırız. Mart ayında ilk olarak çağlalar toplanır. Daha sonra, taze iken kırılıp piyasaya buzlu badem olarak verilir. Üçüncü ve son olarak ise ağustos ayında kuruyemiş olarak iç badem satışı yapılır" diye konuştu. PAZARLAMADA SIKINTI YAŞANIYOR Meyvenin henüz ağaçta çağla halindeyken bir bölümünün toplanması gerektiğine dikkat çeken Arslan, "Ağacın dinlenebilmesi, iç bademin iri ve kaliteli olması için çağlaların bir kısmı bu mevsimde toplanır. Böylece ağacın ömrü uzun olur. Aksi halde bademin içi gelişmez, zayıf kalır. Bu yıl verim çok iyi oldu. Ancak fiyatlar biraz düşük. Bugün çağlanın tarlada kilosu 12 TL'den alıcı buluyor. Ülkenin koşulları dikkate alındığında fiyat yine de iyi sayılır. Gönül isterdi ki, fiyatlar daha yüksek olsun. Ancak virüs krizi nedeniyle pazarlamada sıkıntılar yaşanıyor. Dileriz, ülkemiz ve dünya en kısa sürede bu krizden kurtulur" dedi.

Koronavirüs salgını, Urla Karantina Adası'nı hatırlattı

 İzmir'in Urla ilçesinde bulunan ve Osmanlı İmparatorluğu döneminde bulaşıcı hastalıklarla mücadelede kullanılan 'Urla Karantina Adası', dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgını nedeniyle ilgi çekiyor. Restorasyon çalışmalarıyla müzeleştirilecek olan ada, dönemin koşullarında oluşturulmuş olmasına rağmen ileri düzey sistemiyle günümüz karantina sistemlerine örnek oluyor. Osmanlı İmparatorluğu döneminde Fransızlara yaptırılan ve dönemin kolera, veba gibi bulaşıcı hastalıklarıyla mücadelesinde kullanılan Urla Karantina Adası, dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgını nedeniyle ilgi çekiyor. Türkiye Hudut ve Sahilleri Genel Müdürlüğü tarafından yaptırılacak restorasyon kapsamında, 16 tarihi yapısı yenilenecek olan ada, dönemin koşullarında oluşturulmuş olmasına rağmen ileri düzey sistemiyle günümüz karantina sistemlerine örnek oluyor. Urla Karantina Adası'nın 1865-1869 yılları arasında faaliyete geçirildiğini söyleyen Urla Karantina Adası Müdürü Turgut Yılmaz, "İzmir'de karantina ilk kez 1840 yılında 'Karantina Semti' olarak isimlendirilen semtte uygulanıyor. İzmir şehri hızla büyüdüğünden demiryolu ve ticarette hacmi arttığından, şehir içinde kalan bu izolasyon merkezi, Urla'ya taşınıyor. 1866 yılına kadar karantina süresi ve uygulamalarında dünyada belirlenmiş bir standart ve bilimsellik yok. Bu standardın olmaması seyahatleri kısıtlıyor ve bunun sonucunda İstanbul Konferansı'nda kolera bakterisini baz alarak bilimsel uygulamalar başlatılıyor. Burası da bilimsel karantina kapsamında yapılmış ilk yerdir. Bu adanın günümüz karantina merkezlerinden hiçbir farkı yok. Çalışma sistemi tamamen aynıdır" dedi. 'KIYAFETLER 360 DERECE DÖNEN DOLAPLARDA DEZENFEKTE EDİLİRDİ' Kullanıldığı dönemde, adaya yanaşan gemilerden indirilen yolcuların filikalarla ana binaya alındığını söyleyen Yılmaz, adadaki uygulamaları şöyle anlattı: "Yolcular kişisel kıyafetlerini dönen dolaplardaki özel filelerin içine koyarlardı. Görevliler ise bu kıyafetleri 360 derece dönen ve sıcak hava üfleyen dolaplara yerleştirip buharla dezenfeksiyon işlemine başlardı. Yolcular ise bu esnada üzerlerinde yalnızca peştamal ve takunyalarla özel duş salonlarına alınır, daha sonra doktor muayenesinden geçirilirdi. Burada sağlıklı olduğu düşünülen yolcular konaklama bölümünde ortalama 8 ila 10 gün boyunca karantinaya alınırdı. Hasta olanlar ise tedavi edilmek amacıyla özel bölmelerde kontrol altında tutulur, vefat ederler ise kireç dökülmüş mezarlara derine gömülerek izole edilirdi. Bu ada 323 dönüm üzerine kurulmuştur. Dönemden kalan 16 taşınmaz var. Kapasitesi ise ortalama 600 kişiliktir. Bugünkü salgın sebebiyle vatandaşların Karantina Adası'na merakını artırdı.’’ ADANIN RESTORASYON İHALE SÜRECİ BAŞLADI Türkiye Hudut ve Sahilleri Genel Müdürlüğü tarafından 2018 Nisan ayında restorasyon sürecinin başlatıldığını söyleyen Yılmaz, "Bu kapsamda ana binanın müzeleştirilme süreci de başlatıldı. Geçen ekim ayında proje aşaması tamamlandı. Şu anda restorasyon ihale aşamasındayız" diye konuştu.

Koronavirüs salgını, Urla Karantina Adası'nı hatırlattı

 Gün önce

 İzmir'in Urla ilçesinde bulunan ve Osmanlı İmparatorluğu döneminde bulaşıcı hastalıklarla mücadelede kullanılan 'Urla Karantina Adası', dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgını nedeniyle ilgi çekiyor. Restorasyon çalışmalarıyla müzeleştirilecek olan ada, dönemin koşullarında oluşturulmuş olmasına rağmen ileri düzey sistemiyle günümüz karantina sistemlerine örnek oluyor. Osmanlı İmparatorluğu döneminde Fransızlara yaptırılan ve dönemin kolera, veba gibi bulaşıcı hastalıklarıyla mücadelesinde kullanılan Urla Karantina Adası, dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgını nedeniyle ilgi çekiyor. Türkiye Hudut ve Sahilleri Genel Müdürlüğü tarafından yaptırılacak restorasyon kapsamında, 16 tarihi yapısı yenilenecek olan ada, dönemin koşullarında oluşturulmuş olmasına rağmen ileri düzey sistemiyle günümüz karantina sistemlerine örnek oluyor. Urla Karantina Adası'nın 1865-1869 yılları arasında faaliyete geçirildiğini söyleyen Urla Karantina Adası Müdürü Turgut Yılmaz, "İzmir'de karantina ilk kez 1840 yılında 'Karantina Semti' olarak isimlendirilen semtte uygulanıyor. İzmir şehri hızla büyüdüğünden demiryolu ve ticarette hacmi arttığından, şehir içinde kalan bu izolasyon merkezi, Urla'ya taşınıyor. 1866 yılına kadar karantina süresi ve uygulamalarında dünyada belirlenmiş bir standart ve bilimsellik yok. Bu standardın olmaması seyahatleri kısıtlıyor ve bunun sonucunda İstanbul Konferansı'nda kolera bakterisini baz alarak bilimsel uygulamalar başlatılıyor. Burası da bilimsel karantina kapsamında yapılmış ilk yerdir. Bu adanın günümüz karantina merkezlerinden hiçbir farkı yok. Çalışma sistemi tamamen aynıdır" dedi. 'KIYAFETLER 360 DERECE DÖNEN DOLAPLARDA DEZENFEKTE EDİLİRDİ' Kullanıldığı dönemde, adaya yanaşan gemilerden indirilen yolcuların filikalarla ana binaya alındığını söyleyen Yılmaz, adadaki uygulamaları şöyle anlattı: "Yolcular kişisel kıyafetlerini dönen dolaplardaki özel filelerin içine koyarlardı. Görevliler ise bu kıyafetleri 360 derece dönen ve sıcak hava üfleyen dolaplara yerleştirip buharla dezenfeksiyon işlemine başlardı. Yolcular ise bu esnada üzerlerinde yalnızca peştamal ve takunyalarla özel duş salonlarına alınır, daha sonra doktor muayenesinden geçirilirdi. Burada sağlıklı olduğu düşünülen yolcular konaklama bölümünde ortalama 8 ila 10 gün boyunca karantinaya alınırdı. Hasta olanlar ise tedavi edilmek amacıyla özel bölmelerde kontrol altında tutulur, vefat ederler ise kireç dökülmüş mezarlara derine gömülerek izole edilirdi. Bu ada 323 dönüm üzerine kurulmuştur. Dönemden kalan 16 taşınmaz var. Kapasitesi ise ortalama 600 kişiliktir. Bugünkü salgın sebebiyle vatandaşların Karantina Adası'na merakını artırdı.’’ ADANIN RESTORASYON İHALE SÜRECİ BAŞLADI Türkiye Hudut ve Sahilleri Genel Müdürlüğü tarafından 2018 Nisan ayında restorasyon sürecinin başlatıldığını söyleyen Yılmaz, "Bu kapsamda ana binanın müzeleştirilme süreci de başlatıldı. Geçen ekim ayında proje aşaması tamamlandı. Şu anda restorasyon ihale aşamasındayız" diye konuştu.

Yurt dışından gelenler, Bolu'da yurda yerleştirildi

 Kazakistan'dan gelen 130, Hong Kong'dan gelen 2 Türk vatandaşı, koronavirüs tedbirleri kapsamında, 14 günlük karantina süreleri için öğrenci yurduna yerleştirildi. Kazakistan'dan 130, Hong Kong'dan 2 Türk vatandaşı, uçakla getirildikleri İstanbul'dan, otobüsler ile Bolu'ya getirildi. 132 Türk vatandaşı, sağlık kontrolleri yapıldıktan sonra Hayreddin Tokadi Öğrenci Yurdu’ndaki odalara yerleştirildi. Polisin güvenlik önlemi aldığı yurda yerleştirilenler, koronavirüs tedbirleri kapsamında 14 gün karantina altında tutulacak. Yurda daha önce de Yunanistan'dan 69, Kolombiya'dan 10, Pakistan'dan 20, İsveç'ten 23, Fransa'dan 138, Kazakistan'dan 22, Ukrayna'dan 34, Bulgaristan'dan 42, Moldova'dan 40 Türk getirilerek yerleştirilmişti. Yurtta kalanların sayısı yeni gelenlerle 530'a yükseldi.

Yurt dışından gelenler, Bolu'da yurda yerleştirildi

 Gün önce

 Kazakistan'dan gelen 130, Hong Kong'dan gelen 2 Türk vatandaşı, koronavirüs tedbirleri kapsamında, 14 günlük karantina süreleri için öğrenci yurduna yerleştirildi. Kazakistan'dan 130, Hong Kong'dan 2 Türk vatandaşı, uçakla getirildikleri İstanbul'dan, otobüsler ile Bolu'ya getirildi. 132 Türk vatandaşı, sağlık kontrolleri yapıldıktan sonra Hayreddin Tokadi Öğrenci Yurdu’ndaki odalara yerleştirildi. Polisin güvenlik önlemi aldığı yurda yerleştirilenler, koronavirüs tedbirleri kapsamında 14 gün karantina altında tutulacak. Yurda daha önce de Yunanistan'dan 69, Kolombiya'dan 10, Pakistan'dan 20, İsveç'ten 23, Fransa'dan 138, Kazakistan'dan 22, Ukrayna'dan 34, Bulgaristan'dan 42, Moldova'dan 40 Türk getirilerek yerleştirilmişti. Yurtta kalanların sayısı yeni gelenlerle 530'a yükseldi.

Malatya'da yerli tanı kiti üretimi çalışmasına başlandı

 Malatya İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Fizyoloji Ana Bilim Dalı Geliştirme Laboratuvarı'nda, koronavirüs tespitinde kullanılacak yerli tanı kiti üretimi için çalışmalara başlandı. Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sedat Yıldız, ekibiyle 3 aşamada üretime geçirmeyi planladıkları tanı kitine ilişkin çalışmaları, 2 ayda tamamlamayı hedeflediklerini söyledi. Dünyada yayılan ve Türkiye'de de görülen koronavirüs salgını ile mücadele kapsamında, 15 dakikada virüs tespiti yapılan hızlı tanı kitleri, 23 Mart'ta Çin'den ülkeye getirildi. Bu gelişmenin ardından İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Fizyoloji Ana Bilim Dalı Geliştirme Laboratuvarı'nda, koronavirüs tespitinde kullanılacak yerli tanı kiti üretimi için çalışmalara başlandı. Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sedat Yıldız ile ekibi, yerli hızlı tanı kitini üretmek amacıyla göreve başladı. 3 aşamada üretime geçilmesi planlanırken, tanı kitleriyle ilgili çalışmanın 30- 60 gün içinde sonuçlandırılacağı tahmin ediliyor. Amaçlarının, Türkiye'ye ve çok sayıda ülkeye yetecek kadar tanı kiti üretmek olduğunu belirten Prof. Dr. Yıldız, "Koronavirüse karşı antikor üreterek, onun antijenini tespit etmeye yönelik herhangi bir teknik oluşturarak bu virüsü çok kısa sürede test edebilecek bir tanı kitini oluşturma hedefindeyiz ve çalışmalarımıza başladık" dedi.

Malatya'da yerli tanı kiti üretimi çalışmasına başlandı

 Gün önce

 Malatya İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Fizyoloji Ana Bilim Dalı Geliştirme Laboratuvarı'nda, koronavirüs tespitinde kullanılacak yerli tanı kiti üretimi için çalışmalara başlandı. Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sedat Yıldız, ekibiyle 3 aşamada üretime geçirmeyi planladıkları tanı kitine ilişkin çalışmaları, 2 ayda tamamlamayı hedeflediklerini söyledi. Dünyada yayılan ve Türkiye'de de görülen koronavirüs salgını ile mücadele kapsamında, 15 dakikada virüs tespiti yapılan hızlı tanı kitleri, 23 Mart'ta Çin'den ülkeye getirildi. Bu gelişmenin ardından İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Fizyoloji Ana Bilim Dalı Geliştirme Laboratuvarı'nda, koronavirüs tespitinde kullanılacak yerli tanı kiti üretimi için çalışmalara başlandı. Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sedat Yıldız ile ekibi, yerli hızlı tanı kitini üretmek amacıyla göreve başladı. 3 aşamada üretime geçilmesi planlanırken, tanı kitleriyle ilgili çalışmanın 30- 60 gün içinde sonuçlandırılacağı tahmin ediliyor. Amaçlarının, Türkiye'ye ve çok sayıda ülkeye yetecek kadar tanı kiti üretmek olduğunu belirten Prof. Dr. Yıldız, "Koronavirüse karşı antikor üreterek, onun antijenini tespit etmeye yönelik herhangi bir teknik oluşturarak bu virüsü çok kısa sürede test edebilecek bir tanı kitini oluşturma hedefindeyiz ve çalışmalarımıza başladık" dedi.

Vali Ali Yerlikaya: 65 yaş üstü 50 bin vatandaşa 6 hafta boyunca hayır kolisi ulaştıracağız

 İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, "65 yaş ve üstü maddi durumu iyi olmayan 50 bin vatandaşımıza düzenli olarak 6 hafta boyunca gıda kolisi ulaştıracağız. Bu amaçla, hayırseverlerimizin desteğiyle 300 bin gıda kolisi hazırlıyoruz. Gıda kolilerini Pazartesi gününden itibaren, ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza ulaştıracağız" dedi. İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Valiliği'nde düzenlenecek İl ve İlçeler Vefa Sosyal Destek çalışmaları toplantısı öncesi açıklama yaptı. Vali Yerlikaya, koronavirüs tedbirleri kapsamında basın toplantısına sadece haber ajanslarının çağırıldığını belirterek, "Koronavirüs tedbirleri kapsamında 'sosyal mesafeyi korumak' için maalesef, bugün tüm basınımızı davet edemedik, basın kuruluşlarımız ve basın mensubu arkadaşlarımıza anlayışları için teşekkür ediyoruz" dedi. Yerlikaya, "Koronavirüs salgınıyla mücadele kapsamında devletimiz pek çok tedbir aldı, almaya da devam ediyor. Bu tedbirlerden biri de Sağlık Bakanlığı ve Koronavirüs Bilim Kurulu kararları doğrultusunda; İçişleri Bakanlığımızca 22 Mart'ta ülkemiz genelinde öncelikli risk grubunda bulunan 65 yaş ve üstü ile kronik hastalığı bulunan vatandaşlarımızın sokağa çıkmalarının yasaklanması uygulamasıdır. Bu uygulamanın kararlılıkla sürdürülmesi, salgınla mücadelede çok büyük önem taşıyor. Kronik hastalığı bulunanlar ve yaşlılarımıza virüs bulaşmasını önlemenin tek yolu, vatandaşlarımızın gönüllü olarak kendilerine karantina uygulamaları, yani mecbur kalmadıkça evden dışarıya çıkmamalarıdır. Sayın Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği gibi; Yaşlı büyüklerimizle ilgili hassasiyetimizin sebebi, onların diğerlerine hastalık bulaştırıyor olması değil, onlara hastalık bulaşmasının önüne geçmektir. Bunun için başımızın tacı olan yaşlılarımızı sevgiyle saygıyla özenle korumalıyız. Büyüklerimizi incitecek en küçük bir saygısızlığı dahi kabul edemeyiz. Değerli İstanbullulardan ricamız, önümüzdeki kritik günlerde hastalığın yayılmasını engellemek için, Bilim Kurulumuzun tavsiyeleri doğrultusunda hareket etmeleri; Sağlık Bakanlığımız ve İçişleri Bakanlığımız ile ilgili kurumlarımızdan gelen ikazlara azami hassasiyeti göstermeleri; evlerinde kalmalarıdır" diye konuştu. "36 BİN 301 VATANDAŞIMIZIN TEMEL İHTİYAÇLARI İLE İLGİLİ TALEPLERİ ALINDI VE YERİNE GETİRİLDİ" Yerlikaya, "65 yaş ve üstü olan büyüklerimizden maddi durumu iyi olmayan, kronik rahatsızlığı bulunan, evlerinde ihtiyaçlarını karşılayacak yakınları bulunmayan bu vatandaşlarımızın sokağa çıkmadan temel ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla, il ve ilçelerimizde Vefa Sosyal Destek Grupları kurduk. 112, 155 ve 156'ya sizlerden gelen çağrı ve talepleri yerine getirmek için kaymakamlarımızın koordinasyonunda 39 ilçemizdeki Vefa İletişim Merkezlerimizde görevli polis, jandarma, belediye, AFAD, Kızılay ve Sivil Toplum Kuruluşlarımızın ekipleri yoğun bir gayret gösteriyor. Uygulamanın başladığı 22 Mart Pazar günü saat 13.00'ten bugün sabaha kadar 'Vefa' çalışmaları kapsamında İstanbul genelinde toplam 39 bin 614 vatandaşımızın çağrısına cevap verildi. 36 bin 301 vatandaşımızın temel ihtiyaçları ile ilgili talepleri alındı ve yerine getirildi. 3 bin 313 vatandaşımızın ise bilgi edinme amaçlı çağrısına cevap verildi" dedi.

Vali Ali Yerlikaya: 65 yaş üstü 50 bin vatandaşa 6 hafta boyunca hayır kolisi ulaştıracağız

 Gün önce

 İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, "65 yaş ve üstü maddi durumu iyi olmayan 50 bin vatandaşımıza düzenli olarak 6 hafta boyunca gıda kolisi ulaştıracağız. Bu amaçla, hayırseverlerimizin desteğiyle 300 bin gıda kolisi hazırlıyoruz. Gıda kolilerini Pazartesi gününden itibaren, ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza ulaştıracağız" dedi. İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Valiliği'nde düzenlenecek İl ve İlçeler Vefa Sosyal Destek çalışmaları toplantısı öncesi açıklama yaptı. Vali Yerlikaya, koronavirüs tedbirleri kapsamında basın toplantısına sadece haber ajanslarının çağırıldığını belirterek, "Koronavirüs tedbirleri kapsamında 'sosyal mesafeyi korumak' için maalesef, bugün tüm basınımızı davet edemedik, basın kuruluşlarımız ve basın mensubu arkadaşlarımıza anlayışları için teşekkür ediyoruz" dedi. Yerlikaya, "Koronavirüs salgınıyla mücadele kapsamında devletimiz pek çok tedbir aldı, almaya da devam ediyor. Bu tedbirlerden biri de Sağlık Bakanlığı ve Koronavirüs Bilim Kurulu kararları doğrultusunda; İçişleri Bakanlığımızca 22 Mart'ta ülkemiz genelinde öncelikli risk grubunda bulunan 65 yaş ve üstü ile kronik hastalığı bulunan vatandaşlarımızın sokağa çıkmalarının yasaklanması uygulamasıdır. Bu uygulamanın kararlılıkla sürdürülmesi, salgınla mücadelede çok büyük önem taşıyor. Kronik hastalığı bulunanlar ve yaşlılarımıza virüs bulaşmasını önlemenin tek yolu, vatandaşlarımızın gönüllü olarak kendilerine karantina uygulamaları, yani mecbur kalmadıkça evden dışarıya çıkmamalarıdır. Sayın Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği gibi; Yaşlı büyüklerimizle ilgili hassasiyetimizin sebebi, onların diğerlerine hastalık bulaştırıyor olması değil, onlara hastalık bulaşmasının önüne geçmektir. Bunun için başımızın tacı olan yaşlılarımızı sevgiyle saygıyla özenle korumalıyız. Büyüklerimizi incitecek en küçük bir saygısızlığı dahi kabul edemeyiz. Değerli İstanbullulardan ricamız, önümüzdeki kritik günlerde hastalığın yayılmasını engellemek için, Bilim Kurulumuzun tavsiyeleri doğrultusunda hareket etmeleri; Sağlık Bakanlığımız ve İçişleri Bakanlığımız ile ilgili kurumlarımızdan gelen ikazlara azami hassasiyeti göstermeleri; evlerinde kalmalarıdır" diye konuştu. "36 BİN 301 VATANDAŞIMIZIN TEMEL İHTİYAÇLARI İLE İLGİLİ TALEPLERİ ALINDI VE YERİNE GETİRİLDİ" Yerlikaya, "65 yaş ve üstü olan büyüklerimizden maddi durumu iyi olmayan, kronik rahatsızlığı bulunan, evlerinde ihtiyaçlarını karşılayacak yakınları bulunmayan bu vatandaşlarımızın sokağa çıkmadan temel ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla, il ve ilçelerimizde Vefa Sosyal Destek Grupları kurduk. 112, 155 ve 156'ya sizlerden gelen çağrı ve talepleri yerine getirmek için kaymakamlarımızın koordinasyonunda 39 ilçemizdeki Vefa İletişim Merkezlerimizde görevli polis, jandarma, belediye, AFAD, Kızılay ve Sivil Toplum Kuruluşlarımızın ekipleri yoğun bir gayret gösteriyor. Uygulamanın başladığı 22 Mart Pazar günü saat 13.00'ten bugün sabaha kadar 'Vefa' çalışmaları kapsamında İstanbul genelinde toplam 39 bin 614 vatandaşımızın çağrısına cevap verildi. 36 bin 301 vatandaşımızın temel ihtiyaçları ile ilgili talepleri alındı ve yerine getirildi. 3 bin 313 vatandaşımızın ise bilgi edinme amaçlı çağrısına cevap verildi" dedi.

Kanuni sondaj gemisinin Taşucu'ndaki bekleyişi sürüyor

 Türkiye'nin sondaj çalışmalarını yoğunlaştırmak için Fatih ve Yavuz gemilerine ek olarak satın aldığı Kanuni isimli sondaj gemisi, Mersin'in Silifke ilçesinde bulunan Taşucu sahili açıklarında bekleyişini sürdürüyor. 2012 yılında Güney Kore'de üretimi tamamlanan ve daha sonra Türkiye'ye getirilen sondaj gemisine 'Kanuni' ismi verilmişti. Toplam 11 bin 400 metre derinliğe ve 3 bin metre sondaj açabilme kapasitesine sahip olan Kanuni gemisi, 2015'e kadar Brezilya'da enerji firması Petrobras tarafından kullanıldı. Kanuni, altıncı nesil ultra deniz sondaj gemisi olarak da biliniyor.Türkiye'de Yavuz ve Fatih gemileriyle Akdeniz'deki sondaj çalışmaları devam ederken Kanuni gemisi ise Silifke ilçesine bağlı Taşucu Mahallesi açıklarında 12 gündür demir atmış şekilde bekletiliyor. KORONAVİRÜS TEDBİRİ Geminin Türkiye'ye gelmesi ve Taşucu'nda demirlemesinin ardından Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımda, "35 TPAO personeliyle Türkiye'ye giriş yapan Kanuni'ye koronavirüs tedbirleri çerçevesinde giriş ve çıkış yasak olacak. Bu süre zarfında açıklanan tedbirler gereği gemi ve mürettebatla ilgili uygulamalar hayata geçirilecek. Kovid-19 önlemleriyle ilgili sürecin tamamlanmasının ardından gemimizin bakım, güncelleme ve geliştirme süreci başlayacak. Milletimizin desteği, Cumhurbaşkanımızın güçlü iradesiyle Kanuni yeni ultra derin deniz sondajlarına en kısa zamanda başlayacak" ifadelerine yer verdi.

Kanuni sondaj gemisinin Taşucu'ndaki bekleyişi sürüyor

 2 gün önce

 Türkiye'nin sondaj çalışmalarını yoğunlaştırmak için Fatih ve Yavuz gemilerine ek olarak satın aldığı Kanuni isimli sondaj gemisi, Mersin'in Silifke ilçesinde bulunan Taşucu sahili açıklarında bekleyişini sürdürüyor. 2012 yılında Güney Kore'de üretimi tamamlanan ve daha sonra Türkiye'ye getirilen sondaj gemisine 'Kanuni' ismi verilmişti. Toplam 11 bin 400 metre derinliğe ve 3 bin metre sondaj açabilme kapasitesine sahip olan Kanuni gemisi, 2015'e kadar Brezilya'da enerji firması Petrobras tarafından kullanıldı. Kanuni, altıncı nesil ultra deniz sondaj gemisi olarak da biliniyor.Türkiye'de Yavuz ve Fatih gemileriyle Akdeniz'deki sondaj çalışmaları devam ederken Kanuni gemisi ise Silifke ilçesine bağlı Taşucu Mahallesi açıklarında 12 gündür demir atmış şekilde bekletiliyor. KORONAVİRÜS TEDBİRİ Geminin Türkiye'ye gelmesi ve Taşucu'nda demirlemesinin ardından Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımda, "35 TPAO personeliyle Türkiye'ye giriş yapan Kanuni'ye koronavirüs tedbirleri çerçevesinde giriş ve çıkış yasak olacak. Bu süre zarfında açıklanan tedbirler gereği gemi ve mürettebatla ilgili uygulamalar hayata geçirilecek. Kovid-19 önlemleriyle ilgili sürecin tamamlanmasının ardından gemimizin bakım, güncelleme ve geliştirme süreci başlayacak. Milletimizin desteği, Cumhurbaşkanımızın güçlü iradesiyle Kanuni yeni ultra derin deniz sondajlarına en kısa zamanda başlayacak" ifadelerine yer verdi.

İlk koronavirüs vakasının ardından görüştüğü kişileri not alıyor

 Van'da Bülent Menteşe, koronavirüs nedeniyle günlük tutmaya başladı. Her gün evden çıkınca temas kurduğu kişileri tarih ve saatiyle birlikte not alan Menteşe, virüs nedeniyle enfekte olma durumunda bunun çok işe yarayacağını söyledi. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nde teknisyen olarak görev yapan Bülent Menteşe, koronavirüs için önlemlerini alıyor. Özellikle işe gelirken ve eve dönerken tüm hijyen kurallarına dikkat ettiğini belirten Menteşe, Türkiye'de ilk koronavirüs vakasının açıklanmasının ardından da günlük tutmaya başladığını söyledi. Sabah evden çıktıktan sonra, görüştüğü kim varsa tarih ve saatiyle birlikte not alan Menteşe not tutmanın, herhangi bir enfekte olma durumu karşısında karantina için büyük önem taşıyacağını söyledi. 'BAKAN İLK VAKAYI AÇIKLADIKTAN SONRA BAŞLADIM' Bülent Menteşe, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın ilk enfekte haberini verdiği 11 Mart'ta not tutmaya başladığını söyleyerek, ''Bakanımız, 'Vvirüs bulaşan hastamızın geçmişe dönük olarak gittiği yerleri, iletişim kurduğu insanları araştırıyoruz' dedi. Ben de bu bilgiler ışığında günlük tutmaya başladım. Gündelik hayatımda gittiğim yerleri yazıyorum. 2 metre alanımdaki insanları not alıyorum. Şu anda sizinle röportaj yaptığım için sizi de yazacağım. Bunları Allah korusun bir enfekte olma durumunda günlüğe bakarak sizinle iletişim halinde olmaları hayati olur. Böylelikle virüsün yayılmaması anlamında güzel bir tedbir olarak düşündüm. Umarım bugünleri atlatırız ve bunlarda birer anı olarak kalır'' diye konuştu.

İlk koronavirüs vakasının ardından görüştüğü kişileri not alıyor

 2 gün önce

 Van'da Bülent Menteşe, koronavirüs nedeniyle günlük tutmaya başladı. Her gün evden çıkınca temas kurduğu kişileri tarih ve saatiyle birlikte not alan Menteşe, virüs nedeniyle enfekte olma durumunda bunun çok işe yarayacağını söyledi. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nde teknisyen olarak görev yapan Bülent Menteşe, koronavirüs için önlemlerini alıyor. Özellikle işe gelirken ve eve dönerken tüm hijyen kurallarına dikkat ettiğini belirten Menteşe, Türkiye'de ilk koronavirüs vakasının açıklanmasının ardından da günlük tutmaya başladığını söyledi. Sabah evden çıktıktan sonra, görüştüğü kim varsa tarih ve saatiyle birlikte not alan Menteşe not tutmanın, herhangi bir enfekte olma durumu karşısında karantina için büyük önem taşıyacağını söyledi. 'BAKAN İLK VAKAYI AÇIKLADIKTAN SONRA BAŞLADIM' Bülent Menteşe, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın ilk enfekte haberini verdiği 11 Mart'ta not tutmaya başladığını söyleyerek, ''Bakanımız, 'Vvirüs bulaşan hastamızın geçmişe dönük olarak gittiği yerleri, iletişim kurduğu insanları araştırıyoruz' dedi. Ben de bu bilgiler ışığında günlük tutmaya başladım. Gündelik hayatımda gittiğim yerleri yazıyorum. 2 metre alanımdaki insanları not alıyorum. Şu anda sizinle röportaj yaptığım için sizi de yazacağım. Bunları Allah korusun bir enfekte olma durumunda günlüğe bakarak sizinle iletişim halinde olmaları hayati olur. Böylelikle virüsün yayılmaması anlamında güzel bir tedbir olarak düşündüm. Umarım bugünleri atlatırız ve bunlarda birer anı olarak kalır'' diye konuştu.

Evde tıraş yapan berbere 3 bin 150 lira ceza uyarısı

 Koronavirüs önlemleri kapsamında berber, kuaför ve güzellik salonlarının kapandığı ilk günlerde, sosyal medya ve telefon üzerinden 'evlerde tıraş yapılır' gibi paylaşım ve mesajlar atıldığını belirten Adana Berberler Odası Başkanı İlhami Uygunsözlü, evlere tıraşa giden berberin 3 bin 150 lira para cezası alacağını kaydederek "Bakanlıklarımız gereken önlemleri duyurdu. Buna uymayıp hem kendi hem de toplum sağlığını riske atmak akıl işi değildir. Dükkanda da evde de şu an için bu işlem risklidir" dedi. Türkiye'de 75 kişinin yaşamını yitirmesine yol açan yeni tip koronavirüs salgınının ardından alınan önlemler kapsamında yakın temasın yoğun olduğu berber, kuaför ve güzellik salonları geçici süreliğine kapatıldı. Berberlerin sosyal medya ve telefon üzerinden 'evlerde tıraş yapılır' gibi paylaşım ve mesajlar attığını belirten Adana Berberler Odası Başkanı İlhami Uygunsözlü, bu durum hakkında genelge yayınladıklarını söyledi. Evlere tıraşa giden berberin 3 bin 150 TL para cezası alacağını kaydeden Uygunsözlü, "Bazı meslektaşlarımız yapılan tüm uyarılara rağmen hataya düşmeye devam ediyorlar. Bakanlıklarımız gereken önlemleri duyurdu. Buna uymayıp hem kendi hem de toplum sağlığını riske atmak akıl işi değildir. Dükkanda da evde de şu an için bu işlem risklidir" dedi. 'GEREKİRSE KAPATILIR' Kentteki tüm berberleri SMS yoluyla bilgilendirdiklerini dile getiren Uygunsözlü, uyarılara rağmen evde tıraş etmeyi sürdüren berberlerin ilk olarak para cezasıyla cezalandıracaklarını fakat bu durumun devam etmesinin ruhsat iptaline kadar gidebileceğini vurguladı. Tekrar tekrar uyarılarına devam edeceklerini ama 2 bin berberi tek tek takip edemeyeceklerini belirten Uygunsözlü, şunları söyledi: "Kişinin bilinçli davranması gerekiyor. Sorumsuzca davranıp sağlığı tehlikeye atmanın bahanesi olamaz. Ev tıraşı bu bağlamda çok risklidir. Müşterilerimizi ve kendimizi korumak adına tüm önlemlere uymalıyız. İkinci bir emre kadar bu süreç böyle devam edecektir." 'TEKLİF EDENLER OLUYOR' Kentte uzun yıllardır berberlik yaptığını ve alınan önlemler sonrası iş yerini kapattığını söyleyen Casim Karabulut ise zaman zaman bazı müşterilerinin ve dostlarının kendisini evlerine çağırıp tıraş olmak istediklerini, hatta cazip teklifler yaptığını belirtti. Bu teklifleri geri çevirdiğini söyleyen Karabulut, "Bazı arkadaşlarımız eve tıraşa gidiyormuş. Ama ben ne kendi çocuklarımı tıraş ederim ne de tıraş edeceğim kişinin ailesinin sağlığını riske atarım" diye konuştu.

Evde tıraş yapan berbere 3 bin 150 lira ceza uyarısı

 2 gün önce

 Koronavirüs önlemleri kapsamında berber, kuaför ve güzellik salonlarının kapandığı ilk günlerde, sosyal medya ve telefon üzerinden 'evlerde tıraş yapılır' gibi paylaşım ve mesajlar atıldığını belirten Adana Berberler Odası Başkanı İlhami Uygunsözlü, evlere tıraşa giden berberin 3 bin 150 lira para cezası alacağını kaydederek "Bakanlıklarımız gereken önlemleri duyurdu. Buna uymayıp hem kendi hem de toplum sağlığını riske atmak akıl işi değildir. Dükkanda da evde de şu an için bu işlem risklidir" dedi. Türkiye'de 75 kişinin yaşamını yitirmesine yol açan yeni tip koronavirüs salgınının ardından alınan önlemler kapsamında yakın temasın yoğun olduğu berber, kuaför ve güzellik salonları geçici süreliğine kapatıldı. Berberlerin sosyal medya ve telefon üzerinden 'evlerde tıraş yapılır' gibi paylaşım ve mesajlar attığını belirten Adana Berberler Odası Başkanı İlhami Uygunsözlü, bu durum hakkında genelge yayınladıklarını söyledi. Evlere tıraşa giden berberin 3 bin 150 TL para cezası alacağını kaydeden Uygunsözlü, "Bazı meslektaşlarımız yapılan tüm uyarılara rağmen hataya düşmeye devam ediyorlar. Bakanlıklarımız gereken önlemleri duyurdu. Buna uymayıp hem kendi hem de toplum sağlığını riske atmak akıl işi değildir. Dükkanda da evde de şu an için bu işlem risklidir" dedi. 'GEREKİRSE KAPATILIR' Kentteki tüm berberleri SMS yoluyla bilgilendirdiklerini dile getiren Uygunsözlü, uyarılara rağmen evde tıraş etmeyi sürdüren berberlerin ilk olarak para cezasıyla cezalandıracaklarını fakat bu durumun devam etmesinin ruhsat iptaline kadar gidebileceğini vurguladı. Tekrar tekrar uyarılarına devam edeceklerini ama 2 bin berberi tek tek takip edemeyeceklerini belirten Uygunsözlü, şunları söyledi: "Kişinin bilinçli davranması gerekiyor. Sorumsuzca davranıp sağlığı tehlikeye atmanın bahanesi olamaz. Ev tıraşı bu bağlamda çok risklidir. Müşterilerimizi ve kendimizi korumak adına tüm önlemlere uymalıyız. İkinci bir emre kadar bu süreç böyle devam edecektir." 'TEKLİF EDENLER OLUYOR' Kentte uzun yıllardır berberlik yaptığını ve alınan önlemler sonrası iş yerini kapattığını söyleyen Casim Karabulut ise zaman zaman bazı müşterilerinin ve dostlarının kendisini evlerine çağırıp tıraş olmak istediklerini, hatta cazip teklifler yaptığını belirtti. Bu teklifleri geri çevirdiğini söyleyen Karabulut, "Bazı arkadaşlarımız eve tıraşa gidiyormuş. Ama ben ne kendi çocuklarımı tıraş ederim ne de tıraş edeceğim kişinin ailesinin sağlığını riske atarım" diye konuştu.

Konyalı minik Elmira'dan şarkı söyleyerek 'Evde kalın' çağrısı

 Konya'da Beyşehir Şehit Ömer Halisdemir Anaokulu öğrencisi Elmira Dönmez'in (5), koronavirüsle mücadele kapsamında şarkı söyleyerek yaptığı 'Evde kalın' çağrısı sosyal medyada büyük ilgi gördü. Çin'in Vuhan kentinde ortaya çıktıktan sonra hızla yayılarak dünyada olduğu gibi Türkiye'de de ölümlere yol açan koronavirüs salgınına karşı Bilim Kurulu'nun aldığı tedbirler kapsamında özellikle 'Evde kalın' çağrısı yurt genelinde istenilen düzeyde karşılık bulmadı. Yetkililerin ve sağlık uzmanlarının ısrarla sokağa çıkılmaması konusundaki çağrılarına uymayan vatandaşlar için sosyal medyada 7'den 70'e, sanatçısından öğrencisine her kesimden uyarı amaçlı paylaşımlar yapılarak dikkat çekilmek istendi. Konya'nın Beyşehir ilçesinde oturan Sinan ve Şeyma Dönmez çiftinin kızları, Şehit Ömer Halisdemir Anaokulu öğrencisi Elmira Dönmez (5) de, koronavirüsle etkin mücadele çerçevesinde sosyal medyadan 'Evinde kal' çağrısı yaptı. Minik Elmira'nın sosyal medyadan şarkı söyleyerek yaptığı 'Evde kalın' çağrısı kısa sürede büyük ilgi gördü.

Konyalı minik Elmira'dan şarkı söyleyerek 'Evde kalın' çağrısı

 Gün önce

 Konya'da Beyşehir Şehit Ömer Halisdemir Anaokulu öğrencisi Elmira Dönmez'in (5), koronavirüsle mücadele kapsamında şarkı söyleyerek yaptığı 'Evde kalın' çağrısı sosyal medyada büyük ilgi gördü. Çin'in Vuhan kentinde ortaya çıktıktan sonra hızla yayılarak dünyada olduğu gibi Türkiye'de de ölümlere yol açan koronavirüs salgınına karşı Bilim Kurulu'nun aldığı tedbirler kapsamında özellikle 'Evde kalın' çağrısı yurt genelinde istenilen düzeyde karşılık bulmadı. Yetkililerin ve sağlık uzmanlarının ısrarla sokağa çıkılmaması konusundaki çağrılarına uymayan vatandaşlar için sosyal medyada 7'den 70'e, sanatçısından öğrencisine her kesimden uyarı amaçlı paylaşımlar yapılarak dikkat çekilmek istendi. Konya'nın Beyşehir ilçesinde oturan Sinan ve Şeyma Dönmez çiftinin kızları, Şehit Ömer Halisdemir Anaokulu öğrencisi Elmira Dönmez (5) de, koronavirüsle etkin mücadele çerçevesinde sosyal medyadan 'Evinde kal' çağrısı yaptı. Minik Elmira'nın sosyal medyadan şarkı söyleyerek yaptığı 'Evde kalın' çağrısı kısa sürede büyük ilgi gördü.

Sokakta yaşayanların koronavirüs tedirginliği

 Koronavirüs salgını nedeniyle ülke genelinde 65 yaş ve üstü ile kronik rahatsızlığı olanlar için sokağa çıkma kısıtlaması getirildi. Fakat ileri yaştaki evsizler, hala sokakta kalıyorlar. "BİZİM TEDBİR ALACAK POZİSYONUMUZ YOK, SOKAKTA YAŞIYORUZ" Çin'de başlayıp yayılan koronavirüs salgını nedeniyle pek çok ülkede tedbir olarak sokağa çıkma yasağı getirildi. Ülkemizde de vaka sayısının artmasının ardından, İçişleri Bakanlığı '65 yaş ve üstü ile kronik rahatsızlığı bulunan' vatandaşların ikametlerinden dışarı çıkmalarını sınırlandırdı. Fakat 65 yaş ve üstü olan evsizler, hala sokaklarda yaşamaya devam ediyor. Sokakta yaşayanlar koronavirüs tedirginliği yaşıyor. Sokaklarda aralıklı olarak 35 yıldır yaşadığını belirten Alaattin Arslan koronavirüse karşı aldıkları tedbirlerle ilgili, " Şu an tedbir denilen bir şey yok. İkimiz karşı karşıya konuşuyoruz, arkadaşta maske var ama bizde yok. Şimdi 1 metre mesafesi koydular. Ağzımızdan çıkan ufak tükürükler, hastalık varsa zaten birbirimize bulaşacak. Şu an bizim tedbir alacak pozisyonumuz yok. Neden yok? Biz sokakta yaşıyoruz" dedi. "CAMİLERDE SABUNLA ELİMİZİ, YÜZÜMÜZÜ YIKIYORUZ" Arslan, "Burada, sokakta yatan arkadaşlarımızla mesafeli durmaya çalışıyoruz. Camilerden, açık olan esnaf arkadaşlardan dezenfekte ilaçlar almaya çalışıyoruz, ki esnafın da hemen hemen yüzde 60'ı kapalı. Elimizi, yüzümüzü temiz tutmaya çalışıyoruz. Camilerde sabunlarla ellerimizi, yüzümüzü yıkıyoruz. Bunun dışında sokakta yaşıyoruz. Hijyen olarak bir avantajımız var, temiz hava. Virüs çıktıktan sonra yetkili kişilerden gelen kimse yok. Duyarlı vatandaşlarımız ve ilk defa televizyon kanalı olarak siz geliyorsunuz. Burada yapmamız gereken şu, bizim sokakta yatan vatandaşlarımız elbette ki bir şeylerini kaybettiler. Hiç kimse keyfi olarak kalkıp da burada kalmaz. Yattığımız yerler ne kadar temiz olursa olsun, kedi ve köpek pisliğinin üstünde yatıyoruz. Vakıflara ait kullanılabilir, atıl durumda olan binalar, çok cüzi masraflarla restore edilip biz sokakta yatanlar için kriz dönemlerinde yahut sürekli bir yer temin edilebilir. Belki bu şekilde atlatabiliriz diye düşünüyorum" dedi. "TEMİZLİK KURALLARINA DİKKAT ETMEYE ÇALIŞIYORUM" İsmini vermek istemeyen bir başka evsiz vatandaş ise işsiz olduğunu ve 6 aydır sokakta kaldığını belirterek, "Mümkün olduğu kadar ellerimi temiz tutmaya çalışıyorum. Elimden geldiği kadar temizlik kurallarına dikkat etmeye çalışıyorum. Yeteri kadar bu işin önleminin alınmadığını düşünüyorum. Önlem alındı deniyor ama benim gibi çok sayıda sokakta kalan insanlar var. Daha zor durumda olan yaşlılar var. Belediyenin yeri var, orası da dolu diyorlar. Hasta olduğumuzda, çok mecbur kalırsak acilden giriyorum. Oradan alıyorlar. Özellikle sokakta kalanlar için yeterince önlem alındığını düşünmüyorum. Herkes birbirinden kaçıyor" dedi. Öte yandan İstanbul Büyükşehir Belediyesi 'den edinilen bilgiye göre gelen ihbarlar doğrultusunda evsizler küçük otellere alınıyor Daha önce spor salonundaki toplanmalara ise risk nedeniyle izin verilmiyor.

Sokakta yaşayanların koronavirüs tedirginliği

 Gün önce

 Koronavirüs salgını nedeniyle ülke genelinde 65 yaş ve üstü ile kronik rahatsızlığı olanlar için sokağa çıkma kısıtlaması getirildi. Fakat ileri yaştaki evsizler, hala sokakta kalıyorlar. "BİZİM TEDBİR ALACAK POZİSYONUMUZ YOK, SOKAKTA YAŞIYORUZ" Çin'de başlayıp yayılan koronavirüs salgını nedeniyle pek çok ülkede tedbir olarak sokağa çıkma yasağı getirildi. Ülkemizde de vaka sayısının artmasının ardından, İçişleri Bakanlığı '65 yaş ve üstü ile kronik rahatsızlığı bulunan' vatandaşların ikametlerinden dışarı çıkmalarını sınırlandırdı. Fakat 65 yaş ve üstü olan evsizler, hala sokaklarda yaşamaya devam ediyor. Sokakta yaşayanlar koronavirüs tedirginliği yaşıyor. Sokaklarda aralıklı olarak 35 yıldır yaşadığını belirten Alaattin Arslan koronavirüse karşı aldıkları tedbirlerle ilgili, " Şu an tedbir denilen bir şey yok. İkimiz karşı karşıya konuşuyoruz, arkadaşta maske var ama bizde yok. Şimdi 1 metre mesafesi koydular. Ağzımızdan çıkan ufak tükürükler, hastalık varsa zaten birbirimize bulaşacak. Şu an bizim tedbir alacak pozisyonumuz yok. Neden yok? Biz sokakta yaşıyoruz" dedi. "CAMİLERDE SABUNLA ELİMİZİ, YÜZÜMÜZÜ YIKIYORUZ" Arslan, "Burada, sokakta yatan arkadaşlarımızla mesafeli durmaya çalışıyoruz. Camilerden, açık olan esnaf arkadaşlardan dezenfekte ilaçlar almaya çalışıyoruz, ki esnafın da hemen hemen yüzde 60'ı kapalı. Elimizi, yüzümüzü temiz tutmaya çalışıyoruz. Camilerde sabunlarla ellerimizi, yüzümüzü yıkıyoruz. Bunun dışında sokakta yaşıyoruz. Hijyen olarak bir avantajımız var, temiz hava. Virüs çıktıktan sonra yetkili kişilerden gelen kimse yok. Duyarlı vatandaşlarımız ve ilk defa televizyon kanalı olarak siz geliyorsunuz. Burada yapmamız gereken şu, bizim sokakta yatan vatandaşlarımız elbette ki bir şeylerini kaybettiler. Hiç kimse keyfi olarak kalkıp da burada kalmaz. Yattığımız yerler ne kadar temiz olursa olsun, kedi ve köpek pisliğinin üstünde yatıyoruz. Vakıflara ait kullanılabilir, atıl durumda olan binalar, çok cüzi masraflarla restore edilip biz sokakta yatanlar için kriz dönemlerinde yahut sürekli bir yer temin edilebilir. Belki bu şekilde atlatabiliriz diye düşünüyorum" dedi. "TEMİZLİK KURALLARINA DİKKAT ETMEYE ÇALIŞIYORUM" İsmini vermek istemeyen bir başka evsiz vatandaş ise işsiz olduğunu ve 6 aydır sokakta kaldığını belirterek, "Mümkün olduğu kadar ellerimi temiz tutmaya çalışıyorum. Elimden geldiği kadar temizlik kurallarına dikkat etmeye çalışıyorum. Yeteri kadar bu işin önleminin alınmadığını düşünüyorum. Önlem alındı deniyor ama benim gibi çok sayıda sokakta kalan insanlar var. Daha zor durumda olan yaşlılar var. Belediyenin yeri var, orası da dolu diyorlar. Hasta olduğumuzda, çok mecbur kalırsak acilden giriyorum. Oradan alıyorlar. Özellikle sokakta kalanlar için yeterince önlem alındığını düşünmüyorum. Herkes birbirinden kaçıyor" dedi. Öte yandan İstanbul Büyükşehir Belediyesi 'den edinilen bilgiye göre gelen ihbarlar doğrultusunda evsizler küçük otellere alınıyor Daha önce spor salonundaki toplanmalara ise risk nedeniyle izin verilmiyor.

YORUMLAR