Demirören Haber Ajansı

Demirören Haber Ajansı

Demirören Haber Ajansı

DHA (Demirören Haber Ajansı) olarak Türkiye ve dünya geneline yayılmış muhabir ağımız ile günde ortalama 400 haber, 200 görüntü ve 1500 fotoğraf servisi yapmaktayız. Son dakika, siyaset, ekonomi, spor, dünya, teknoloji, oyun, magazin ve güncel haberleri, haberin kaynağından takip edebilirsiniz.

Galatasaray'da 20 yıllık hasret sona erdi! Fenerbahçe - Galatasaray: 1-3

 Süper Lig’in 23’üncü haftasında Galatasaray, deplasmanda Fenerbahçe’yi 40’ıncı dakikada Donk, 80’inci dakikada penaltıdan Falcao ve 90+7’nci dakikada Onyekuru’nun attığı gollerle 3-1 mağlup etti. TR-me kanallarımıza abone olun: ► DHA: bit.ly/dha-ytabone ► DHA Plus: bit.ly/dhaplus-abone Demirören Haber Ajansı(DHA)'nın en güncel haberlerini www.dha.com.tr 'den takip edebilirsiniz. Sosyal Medya ► facebook.com/dha ► twitter.com/dhainternet ► instagram.com/dha ► tr-me.com/utitle-dha

Galatasaray'da 20 yıllık hasret sona erdi! Fenerbahçe - Galatasaray: 1-3

 Gün önce

 Süper Lig’in 23’üncü haftasında Galatasaray, deplasmanda Fenerbahçe’yi 40’ıncı dakikada Donk, 80’inci dakikada penaltıdan Falcao ve 90+7’nci dakikada Onyekuru’nun attığı gollerle 3-1 mağlup etti. TR-me kanallarımıza abone olun: ► DHA: bit.ly/dha-ytabone ► DHA Plus: bit.ly/dhaplus-abone Demirören Haber Ajansı(DHA)'nın en güncel haberlerini www.dha.com.tr 'den takip edebilirsiniz. Sosyal Medya ► facebook.com/dha ► twitter.com/dhainternet ► instagram.com/dha ► tr-me.com/utitle-dha

'Kırmızı altın'a talep çok... Fiyatı otomobil fiyatlarıyla yarışıyor

 Muğla'nın Marmaris ilçesinde, ikinci el otomobil fiyatına satılan İran safranının kilosu, ürünün bollaşmasıyla birlikte 70 bin TL'den 42 bin TL'ye kadar düşünce, aktarlar uğrak yeri oldu. İran safranına alternatif olan İspanya safranın fiyatı ise 40 bin TL'den 30 bin TL'ye kadar indi. TR-me kanallarımıza abone olun: ► DHA: bit.ly/dha-ytabone ► DHA Plus: bit.ly/dhaplus-abone Demirören Haber Ajansı(DHA)'nın en güncel haberlerini www.dha.com.tr 'den takip edebilirsiniz. Sosyal Medya ► facebook.com/dha ► twitter.com/dhainternet ► instagram.com/dha ► tr-me.com/utitle-dha

'Kırmızı altın'a talep çok... Fiyatı otomobil fiyatlarıyla yarışıyor

 Gün önce

 Muğla'nın Marmaris ilçesinde, ikinci el otomobil fiyatına satılan İran safranının kilosu, ürünün bollaşmasıyla birlikte 70 bin TL'den 42 bin TL'ye kadar düşünce, aktarlar uğrak yeri oldu. İran safranına alternatif olan İspanya safranın fiyatı ise 40 bin TL'den 30 bin TL'ye kadar indi. TR-me kanallarımıza abone olun: ► DHA: bit.ly/dha-ytabone ► DHA Plus: bit.ly/dhaplus-abone Demirören Haber Ajansı(DHA)'nın en güncel haberlerini www.dha.com.tr 'den takip edebilirsiniz. Sosyal Medya ► facebook.com/dha ► twitter.com/dhainternet ► instagram.com/dha ► tr-me.com/utitle-dha

Gençlik ve Spor Bakanı Kasapoğlu Fenerbahçe-Galatasaray derbisini tribünden izledi

 Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu derbi maçta yer aldı. Bakan Kasapoğlu statta Fenerbahçe Başkanı Ali Koç tarafından karşılanırken, protokol tribününde Galatasaray Kulübü Başkanı Mustafa Cengiz ve Ali Koç ile bir süre sohbet etti. Maç başlamadan önce centilmenlik adına güzel görüntülerin yaşanmasında önemli pay sahibi olan Bakan Kasapoğlu, iki başkana derbi için başarı diledi. Maç başlamadan kısa bir süre önce protokol tribününden ayrılan Ali Koç, Mustafa Cengiz'e başarılar dileyip her maçta olduğu gibi uğur denemesi nedeniyle locasına geçerken, Bakan Kasapoğlu ve Mustafa Cengiz mücadeleyi birlikte takip ettiler. Bakan ve Başkanlar karşılaşma öncesinde saygı duruşunun ardından milli marşın okunmasına da eşlik ettiler TR-me kanallarımıza abone olun: ► DHA: bit.ly/dha-ytabone ► DHA Plus: bit.ly/dhaplus-abone Demirören Haber Ajansı(DHA)'nın en güncel haberlerini www.dha.com.tr 'den takip edebilirsiniz. Sosyal Medya ► facebook.com/dha ► twitter.com/dhainternet ► instagram.com/dha ► tr-me.com/utitle-dha

Gençlik ve Spor Bakanı Kasapoğlu Fenerbahçe-Galatasaray derbisini tribünden izledi

 Gün önce

 Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu derbi maçta yer aldı. Bakan Kasapoğlu statta Fenerbahçe Başkanı Ali Koç tarafından karşılanırken, protokol tribününde Galatasaray Kulübü Başkanı Mustafa Cengiz ve Ali Koç ile bir süre sohbet etti. Maç başlamadan önce centilmenlik adına güzel görüntülerin yaşanmasında önemli pay sahibi olan Bakan Kasapoğlu, iki başkana derbi için başarı diledi. Maç başlamadan kısa bir süre önce protokol tribününden ayrılan Ali Koç, Mustafa Cengiz'e başarılar dileyip her maçta olduğu gibi uğur denemesi nedeniyle locasına geçerken, Bakan Kasapoğlu ve Mustafa Cengiz mücadeleyi birlikte takip ettiler. Bakan ve Başkanlar karşılaşma öncesinde saygı duruşunun ardından milli marşın okunmasına da eşlik ettiler TR-me kanallarımıza abone olun: ► DHA: bit.ly/dha-ytabone ► DHA Plus: bit.ly/dhaplus-abone Demirören Haber Ajansı(DHA)'nın en güncel haberlerini www.dha.com.tr 'den takip edebilirsiniz. Sosyal Medya ► facebook.com/dha ► twitter.com/dhainternet ► instagram.com/dha ► tr-me.com/utitle-dha

Fenerbahçe'den Galatasaray'a koreografili gönderme!

 #FBvGS #Galatasaray #Fenerbahçe #derbi Süper Lig’in 23’üncü haftasında Fenerbahçe, Galatasaray’ı konuk ediyor. Ülker Stadyumu’nda saat 19:00’da başlayan maçta hakem Halil Umut Meler düdük çaldı. Meler’in yardımcılıklarını ise Mustafa Emre Eyisoy ile Kerem Ersoy üstlendi. Fenerbahçe Teknik Direkrörü Ersun Yanal, ligin 22’nci haftasında oynanan MKE Ankaragücü maçının 11’ine göre 2 değişik isimle Galatasaray derbisine çıktı. Yanal, sarı kart cezalısı olan Luis Gustavo yerine Tolgay Arslan’a, Deniz Türüç yerine ise sakatlığı sona eren Hasan Ali Kaldırım’a ilk 11’de forma verdi. Ersun Yanal, Galatasaray derbisine şu 11’le çıktı: ‘’ Altay Bayındır - Isla, Serdar Aziz, Jailson, Hasan Ali, Ozan Tufan, Tolgay Arslan, Tolga Ciğerci, Dirar, Kruse, Vedat Muriç.’’ HASAN ALİ 11’DE YER ALDI Sarı-lacivertli ekipte sakatlığı sona eren Hasan Ali Kaldırım, Galatasaray maçında ilk 11’de yer aldı. En son 6 Aralık’ta Gençlerbirliği ile oynanan lig mücadelede forma giyen Hasan Ali, ZTK’da GMG Kırklarelispor ile oynanan maçta 45 dakika sahada yer almıştı. Sakatlık sonrası riske edilmeyerek dinlendirilen Hasan Ali, Galatasaray mücadelesiyle kendisine 11’de yer buldu. SARI-LACİVERTLİ EKİPTE 3 OYUNCU EKSİK Fenerbahçe Teknik Direktörü Ersun Yanal, Galatasaray maçına 3 oyuncusundan yoksun çıktı. Sarı-lacivertli ekipte sakatlıkları bulunan Emre Belözoğlu ile Garry Rodrigues'in yanı sıra sarı kart cezalı Luis Gustavo, sarı-kırmızılı ekip ile oynanan derbide forma giyemedi. 17 YIL SONRA VOLKAN’SIZ Fenerbahçe formasını ile 2003 yılında giyen Volkan Demirel, 17 yıl sonra Galatasaray derbisinde yer almadı. Futbolculuk kariyerini sonlandırarak teknik heyete geçen Volkan Demirel, geride kalan süre zarfında ilk kez Galatasaray’a karşı kalede yer alamadı. TARAFTARLARDAN KOREOGRAFİ Fenerbahçe-Galatasaray maçı öncesinde sarı-lacivertli taraftarlar, koreografi gösterisinde bulundu. Okul Açık Tribünü’nde açılan ‘Rocky & Muhammed Ali’ pankartlarının yanı sıra orta alanda yer alan ‘Seni de Seni Seveni de Sevmiyoruz’ pankartı yer aldı. İKİ TAKIM FUTBOLCULARINDAN ALMANYA TEPKİSİ Fenerbahçe ile Galatasaray futbolcuları sahaya ırkçılığı kınayan pankartla çıktı. Almanya’nın Hanau kentinde ırkçı terör saldırısını protesto etmek amacıyla iki takım futbolcuları sahaya ‘’#YeterArtık Esreicht’’ ‘’#Hanau’’ yazılı pankartlarla çıktı. FALCAO VE BELHANDA İLK 11’E GERİ DÖNDÜ Galatasaray’da ise teknik direktör Fatih Terim, kritik derbi öncesinde hücum hattında Younes Belhanda ile Kolombiyalı golcü Radamel Falcao’ya şans tanıdı. Faslı oyuncu Belhanda, ligde iki maç aradan sonra ilk 11’e geri dönerken son olarak Galatasaray’ın 20’inci hafta oynadığı Hes Kablo Kayserispor maçında forma giymişti. Kolombiyalı oyuncu Radamel Falcao ise 19’uncu haftada oynanan İttifak Holding Konyaspor mücadelesinde kendisine ilk 11’de şans bulmuş ve 1 de gol kaydetmişti. ÜLKER STADYUMU KAPALI GİŞE Fenerbahçe taraftarları, Galatasaray derbisine büyük ilgi gösterdi. Sarı-lacivertli takımın Galatasaray’ıı konuk ettiği maçta tüm biletler satışa çıkar çıkmaz tükenirken, mücadele derbi kapalı gişe oynandı. Galatasaray taraftarları da kendilerine ayrılan bölümü tamamen doldurdu. SHEFFİELD UNİTED MENAJERİ WİDER İLE LUGANO KADIKÖY’DE Sheffield United menajeri Chris Wilder ile Fenerbahçe’nin eski futbolcularından Diego Lugano, Galatasaray derbisinde Fenerbahçe’ye destek olmak için Kadıköy’e geldi. Wilder, Fenerbahçe yöneticisi Selahattin Baki’nin davetlisi olarak maçta yer aldı. TR-me kanallarımıza abone olun: ► DHA: bit.ly/dha-ytabone ► DHA Plus: bit.ly/dhaplus-abone Demirören Haber Ajansı(DHA)'nın en güncel haberlerini www.dha.com.tr 'den takip edebilirsiniz. Sosyal Medya ► facebook.com/dha ► twitter.com/dhainternet ► instagram.com/dha ► tr-me.com/utitle-dha

Fenerbahçe'den Galatasaray'a koreografili gönderme!

 Gün önce

 #FBvGS #Galatasaray #Fenerbahçe #derbi Süper Lig’in 23’üncü haftasında Fenerbahçe, Galatasaray’ı konuk ediyor. Ülker Stadyumu’nda saat 19:00’da başlayan maçta hakem Halil Umut Meler düdük çaldı. Meler’in yardımcılıklarını ise Mustafa Emre Eyisoy ile Kerem Ersoy üstlendi. Fenerbahçe Teknik Direkrörü Ersun Yanal, ligin 22’nci haftasında oynanan MKE Ankaragücü maçının 11’ine göre 2 değişik isimle Galatasaray derbisine çıktı. Yanal, sarı kart cezalısı olan Luis Gustavo yerine Tolgay Arslan’a, Deniz Türüç yerine ise sakatlığı sona eren Hasan Ali Kaldırım’a ilk 11’de forma verdi. Ersun Yanal, Galatasaray derbisine şu 11’le çıktı: ‘’ Altay Bayındır - Isla, Serdar Aziz, Jailson, Hasan Ali, Ozan Tufan, Tolgay Arslan, Tolga Ciğerci, Dirar, Kruse, Vedat Muriç.’’ HASAN ALİ 11’DE YER ALDI Sarı-lacivertli ekipte sakatlığı sona eren Hasan Ali Kaldırım, Galatasaray maçında ilk 11’de yer aldı. En son 6 Aralık’ta Gençlerbirliği ile oynanan lig mücadelede forma giyen Hasan Ali, ZTK’da GMG Kırklarelispor ile oynanan maçta 45 dakika sahada yer almıştı. Sakatlık sonrası riske edilmeyerek dinlendirilen Hasan Ali, Galatasaray mücadelesiyle kendisine 11’de yer buldu. SARI-LACİVERTLİ EKİPTE 3 OYUNCU EKSİK Fenerbahçe Teknik Direktörü Ersun Yanal, Galatasaray maçına 3 oyuncusundan yoksun çıktı. Sarı-lacivertli ekipte sakatlıkları bulunan Emre Belözoğlu ile Garry Rodrigues'in yanı sıra sarı kart cezalı Luis Gustavo, sarı-kırmızılı ekip ile oynanan derbide forma giyemedi. 17 YIL SONRA VOLKAN’SIZ Fenerbahçe formasını ile 2003 yılında giyen Volkan Demirel, 17 yıl sonra Galatasaray derbisinde yer almadı. Futbolculuk kariyerini sonlandırarak teknik heyete geçen Volkan Demirel, geride kalan süre zarfında ilk kez Galatasaray’a karşı kalede yer alamadı. TARAFTARLARDAN KOREOGRAFİ Fenerbahçe-Galatasaray maçı öncesinde sarı-lacivertli taraftarlar, koreografi gösterisinde bulundu. Okul Açık Tribünü’nde açılan ‘Rocky & Muhammed Ali’ pankartlarının yanı sıra orta alanda yer alan ‘Seni de Seni Seveni de Sevmiyoruz’ pankartı yer aldı. İKİ TAKIM FUTBOLCULARINDAN ALMANYA TEPKİSİ Fenerbahçe ile Galatasaray futbolcuları sahaya ırkçılığı kınayan pankartla çıktı. Almanya’nın Hanau kentinde ırkçı terör saldırısını protesto etmek amacıyla iki takım futbolcuları sahaya ‘’#YeterArtık Esreicht’’ ‘’#Hanau’’ yazılı pankartlarla çıktı. FALCAO VE BELHANDA İLK 11’E GERİ DÖNDÜ Galatasaray’da ise teknik direktör Fatih Terim, kritik derbi öncesinde hücum hattında Younes Belhanda ile Kolombiyalı golcü Radamel Falcao’ya şans tanıdı. Faslı oyuncu Belhanda, ligde iki maç aradan sonra ilk 11’e geri dönerken son olarak Galatasaray’ın 20’inci hafta oynadığı Hes Kablo Kayserispor maçında forma giymişti. Kolombiyalı oyuncu Radamel Falcao ise 19’uncu haftada oynanan İttifak Holding Konyaspor mücadelesinde kendisine ilk 11’de şans bulmuş ve 1 de gol kaydetmişti. ÜLKER STADYUMU KAPALI GİŞE Fenerbahçe taraftarları, Galatasaray derbisine büyük ilgi gösterdi. Sarı-lacivertli takımın Galatasaray’ıı konuk ettiği maçta tüm biletler satışa çıkar çıkmaz tükenirken, mücadele derbi kapalı gişe oynandı. Galatasaray taraftarları da kendilerine ayrılan bölümü tamamen doldurdu. SHEFFİELD UNİTED MENAJERİ WİDER İLE LUGANO KADIKÖY’DE Sheffield United menajeri Chris Wilder ile Fenerbahçe’nin eski futbolcularından Diego Lugano, Galatasaray derbisinde Fenerbahçe’ye destek olmak için Kadıköy’e geldi. Wilder, Fenerbahçe yöneticisi Selahattin Baki’nin davetlisi olarak maçta yer aldı. TR-me kanallarımıza abone olun: ► DHA: bit.ly/dha-ytabone ► DHA Plus: bit.ly/dhaplus-abone Demirören Haber Ajansı(DHA)'nın en güncel haberlerini www.dha.com.tr 'den takip edebilirsiniz. Sosyal Medya ► facebook.com/dha ► twitter.com/dhainternet ► instagram.com/dha ► tr-me.com/utitle-dha

Bu acıya yürek dayanmaz! Çamaşır asmak için bahçeye çıkmıştı…

 İran'ın Hoy kentindeki 5.9'luk deprem, Van'ın Başkale ilçesine bağlı 4 mahallede yıkıma neden oldu. Depremde evi yıkılan, eşi Reis Fırat (40), çocukları Fatma (7) ve Muhammet (6) Fırat ile 8 aylık bebeğini kaybeden Nebahat Fırat, çamaşır asmak üzere bahçeye çıktığı için enkaz altında kalmaktan kurtuldu. TR-me kanallarımıza abone olun: ► DHA: bit.ly/dha-ytabone ► DHA Plus: bit.ly/dhaplus-abone Demirören Haber Ajansı(DHA)'nın en güncel haberlerini www.dha.com.tr 'den takip edebilirsiniz. Sosyal Medya ► facebook.com/dha ► twitter.com/dhainternet ► instagram.com/dha ► tr-me.com/utitle-dha

Bu acıya yürek dayanmaz! Çamaşır asmak için bahçeye çıkmıştı…

 Gün önce

 İran'ın Hoy kentindeki 5.9'luk deprem, Van'ın Başkale ilçesine bağlı 4 mahallede yıkıma neden oldu. Depremde evi yıkılan, eşi Reis Fırat (40), çocukları Fatma (7) ve Muhammet (6) Fırat ile 8 aylık bebeğini kaybeden Nebahat Fırat, çamaşır asmak üzere bahçeye çıktığı için enkaz altında kalmaktan kurtuldu. TR-me kanallarımıza abone olun: ► DHA: bit.ly/dha-ytabone ► DHA Plus: bit.ly/dhaplus-abone Demirören Haber Ajansı(DHA)'nın en güncel haberlerini www.dha.com.tr 'den takip edebilirsiniz. Sosyal Medya ► facebook.com/dha ► twitter.com/dhainternet ► instagram.com/dha ► tr-me.com/utitle-dha

2 gün kala kız tarafı düğünü iptal etti, damat soluğu karakolda aldı

 Sultangazi'de resmi nikâhı kıyılmasına rağmen düğüne 2 gün kala düğünden vazgeçince geline verdiği bilezikleri geri alamayan damat dolandırıldığını iddia ederek şikayetçi oldu. TR-me kanallarımıza abone olun: ► DHA: bit.ly/dha-ytabone ► DHA Plus: bit.ly/dhaplus-abone Demirören Haber Ajansı(DHA)'nın en güncel haberlerini www.dha.com.tr 'den takip edebilirsiniz. Sosyal Medya ► facebook.com/dha ► twitter.com/dhainternet ► instagram.com/dha ► tr-me.com/utitle-dha

2 gün kala kız tarafı düğünü iptal etti, damat soluğu karakolda aldı

 Gün önce

 Sultangazi'de resmi nikâhı kıyılmasına rağmen düğüne 2 gün kala düğünden vazgeçince geline verdiği bilezikleri geri alamayan damat dolandırıldığını iddia ederek şikayetçi oldu. TR-me kanallarımıza abone olun: ► DHA: bit.ly/dha-ytabone ► DHA Plus: bit.ly/dhaplus-abone Demirören Haber Ajansı(DHA)'nın en güncel haberlerini www.dha.com.tr 'den takip edebilirsiniz. Sosyal Medya ► facebook.com/dha ► twitter.com/dhainternet ► instagram.com/dha ► tr-me.com/utitle-dha

Sağlık Bakanı Koca duyurdu: Türkiye koronavirüs nedeniyle İran sınırını kapattı

 Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, İstanbul Kartal Dr. Lütfi Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde koronavirüs ve Van'ı etkileyen İran depremine ilişkin açıklamalarda bulundu. Koca, İran sınır kapılarının kapandığını duyurdu. Van'da soğuk algınlığı sebebiyle gözetim altında tutulan vatandaşların korona virüs testlerinin de negatif çıktığını belirtti. TR-me kanallarımıza abone olun: ► DHA: bit.ly/dha-ytabone ► DHA Plus: bit.ly/dhaplus-abone Demirören Haber Ajansı(DHA)'nın en güncel haberlerini www.dha.com.tr 'den takip edebilirsiniz. Sosyal Medya ► facebook.com/dha ► twitter.com/dhainternet ► instagram.com/dha ► tr-me.com/utitle-dha

Sağlık Bakanı Koca duyurdu: Türkiye koronavirüs nedeniyle İran sınırını kapattı

 Gün önce

 Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, İstanbul Kartal Dr. Lütfi Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde koronavirüs ve Van'ı etkileyen İran depremine ilişkin açıklamalarda bulundu. Koca, İran sınır kapılarının kapandığını duyurdu. Van'da soğuk algınlığı sebebiyle gözetim altında tutulan vatandaşların korona virüs testlerinin de negatif çıktığını belirtti. TR-me kanallarımıza abone olun: ► DHA: bit.ly/dha-ytabone ► DHA Plus: bit.ly/dhaplus-abone Demirören Haber Ajansı(DHA)'nın en güncel haberlerini www.dha.com.tr 'den takip edebilirsiniz. Sosyal Medya ► facebook.com/dha ► twitter.com/dhainternet ► instagram.com/dha ► tr-me.com/utitle-dha

Görüntüler Ankara'dan... Başkasının kartıyla otobüse bindi, yaptığıyla ‘pes’ dedirtti!

 Ankara'da, özel halk otobüsüne başkasına ait engelli giriş kartıyla binen kişi, karta el koyan şoförün cep telefonunu aldı. İkili arasında yaşanan tartışma yapılan takasla sona erdi. TR-me kanallarımıza abone olun: ► DHA: bit.ly/dha-ytabone ► DHA Plus: bit.ly/dhaplus-abone Demirören Haber Ajansı(DHA)'nın en güncel haberlerini www.dha.com.tr 'den takip edebilirsiniz. Sosyal Medya ► facebook.com/dha ► twitter.com/dhainternet ► instagram.com/dha ► tr-me.com/utitle-dha

Görüntüler Ankara'dan... Başkasının kartıyla otobüse bindi, yaptığıyla ‘pes’ dedirtti!

 Gün önce

 Ankara'da, özel halk otobüsüne başkasına ait engelli giriş kartıyla binen kişi, karta el koyan şoförün cep telefonunu aldı. İkili arasında yaşanan tartışma yapılan takasla sona erdi. TR-me kanallarımıza abone olun: ► DHA: bit.ly/dha-ytabone ► DHA Plus: bit.ly/dhaplus-abone Demirören Haber Ajansı(DHA)'nın en güncel haberlerini www.dha.com.tr 'den takip edebilirsiniz. Sosyal Medya ► facebook.com/dha ► twitter.com/dhainternet ► instagram.com/dha ► tr-me.com/utitle-dha

Jeofizik uzmanından İran'da meydana gelen ve Van’da 9 kişinin öldüğü depremle ilgili açıklama

 Jeofizik uzmanı Dr. Oğuz Gündoğdu, İran'da meydana gelen ve Van’ın Başkale İlçesi’nde 9 kişinin ölümüne neden olan depremle ilgili konuştu. Dr. Gündoğdu, can kaybının derme-çatma malzemelerle yapılan konutlardan kaynaklandığını belirterek, bu depremin Kuzey veya Doğu Anadolu Fayı ile ilgisi olmadığını söyledi. TR-me kanallarımıza abone olun: ► DHA: bit.ly/dha-ytabone ► DHA Plus: bit.ly/dhaplus-abone Demirören Haber Ajansı(DHA)'nın en güncel haberlerini www.dha.com.tr 'den takip edebilirsiniz. Sosyal Medya ► facebook.com/dha ► twitter.com/dhainternet ► instagram.com/dha ► tr-me.com/utitle-dha

Jeofizik uzmanından İran'da meydana gelen ve Van’da 9 kişinin öldüğü depremle ilgili açıklama

 Gün önce

 Jeofizik uzmanı Dr. Oğuz Gündoğdu, İran'da meydana gelen ve Van’ın Başkale İlçesi’nde 9 kişinin ölümüne neden olan depremle ilgili konuştu. Dr. Gündoğdu, can kaybının derme-çatma malzemelerle yapılan konutlardan kaynaklandığını belirterek, bu depremin Kuzey veya Doğu Anadolu Fayı ile ilgisi olmadığını söyledi. TR-me kanallarımıza abone olun: ► DHA: bit.ly/dha-ytabone ► DHA Plus: bit.ly/dhaplus-abone Demirören Haber Ajansı(DHA)'nın en güncel haberlerini www.dha.com.tr 'den takip edebilirsiniz. Sosyal Medya ► facebook.com/dha ► twitter.com/dhainternet ► instagram.com/dha ► tr-me.com/utitle-dha

Sergen Yalçın: Karius gelecek sezon bizimle olmayacak

 Beşiktaş Teknik Direktörü Sergen Yalçın, Trabzonspor ile 2-2 berabere kaldıkları mücadelenin ardından yaptığı açıklamada, Loris Karius ile gelecek sezon yolların ayrılacağını açıkladı. "Karius gelecek sezon bizimle olmayacak" Sergen Yalçın yaptığı açıklamada: "Loris Karius büyük bir ihtimalle gelecek sezon bizimle olmayacak, sözleşmesindeki şartlar çok ağır." ifadelerini kullandı. Beşiktaş, hafta içinde 2 sezonluğuna kiraladığı Loris Karius için 8 milyon euroluk satın alma opsiyonunu kullanmayacağını İngiliz kulübüne bildirmişti. Beşiktaş'ta 64 maça çıkan Alman kaleci, kalesinde 93 gol görürken, 13 kez kalesini gole kapatmayı başardı.

Sergen Yalçın: Karius gelecek sezon bizimle olmayacak

 2 gün önce

 Beşiktaş Teknik Direktörü Sergen Yalçın, Trabzonspor ile 2-2 berabere kaldıkları mücadelenin ardından yaptığı açıklamada, Loris Karius ile gelecek sezon yolların ayrılacağını açıkladı. "Karius gelecek sezon bizimle olmayacak" Sergen Yalçın yaptığı açıklamada: "Loris Karius büyük bir ihtimalle gelecek sezon bizimle olmayacak, sözleşmesindeki şartlar çok ağır." ifadelerini kullandı. Beşiktaş, hafta içinde 2 sezonluğuna kiraladığı Loris Karius için 8 milyon euroluk satın alma opsiyonunu kullanmayacağını İngiliz kulübüne bildirmişti. Beşiktaş'ta 64 maça çıkan Alman kaleci, kalesinde 93 gol görürken, 13 kez kalesini gole kapatmayı başardı.

Hüseyin Çimşir: Kimsenin bize puan verdiği yok

 Trabzonspor Teknik Direktörü Hüseyin Çimşir, Beşiktaş karşılaşması sonrasında açıklamalarda bulundu. Süper Lig’in 23. haftasında Beşiktaş deplasmanından 1 puanı son dakika golüyle kurtaran Trabzonspor’da teknik direktör Hüseyin Çimşir, 90 dakika sonrasında yayıncı kuruluşa mücadeleyi yorumladı. Çimşir, istediklerin oyunu sergileyemediklerini ifade ederken, “Kimsenin bize puan verdiği yok” dedi. İşte Trabzonspor’un teknik patronunun açıklamaları; “Bugün maçın geneline baktığımız zaman 1 puan sevindirici. Özellikle maçın başında da söylemiştim, Beşiktaş topa sahip olan bir takım. Biz topu bir dönem onlara verdik ama topu kazandıktan sonra top kayıpları yaptık, geçişle alakalı sıkıntılar yaşadık. İkinci yarıya başlarken baskı bekliyorduk ama 45-65 arası ciddi bir baskı oldu. 70’ten sonra oyuna ortak olduk. Ondan sonra da pozisyon verdik ama son dakikada golü atmak, bu taraftarın önünden 1 puan kazanmak önemliydi. Biz buralara emeğimizle, hakkımızla geldik. Sonuna kadar bu yarışın, bu mücadelenin içindeyiz. Farklı farklı algılar oluşturuluyor, kimsenin bize puan verdiği yok, kendi emeğimizle puanları kazanıyoruz. Takımın kaybetmemesinden, o mücadelesinden sonuna kadar memnunum. Maçı bırakmamak gerekiyor son düdüğe kadar. Pes etmeden biz, üstümüze düşeni yapmaya çalışıyoruz. Takımın o mücadelesinden ve kaybetmeme isteğinden memnunum. İnşallah hedeflerimize ulaşırız. Ekuban bizle beraber uzun bir aradan sonra çarşamba günü çalıştı. 3 günlük antrenmanla normal şartlarda kadroya da almayı düşünmüyordum, iki antrenmana çıkmıştı. Kamil’i Sturridge’le değiştirme sebebim orta sahayı daha dirençli hale getirmeyi istememdi. Beşiktaş, Başakşehir maçında da aynı oyunu oynamaya çalıştı. Biz burada ona daha fazla direnç vermeliydik. Bunun eksikliğini yaşadık. Bizim takım bundan sonra da giderek temposunu artıracak.”

Hüseyin Çimşir: Kimsenin bize puan verdiği yok

 2 gün önce

 Trabzonspor Teknik Direktörü Hüseyin Çimşir, Beşiktaş karşılaşması sonrasında açıklamalarda bulundu. Süper Lig’in 23. haftasında Beşiktaş deplasmanından 1 puanı son dakika golüyle kurtaran Trabzonspor’da teknik direktör Hüseyin Çimşir, 90 dakika sonrasında yayıncı kuruluşa mücadeleyi yorumladı. Çimşir, istediklerin oyunu sergileyemediklerini ifade ederken, “Kimsenin bize puan verdiği yok” dedi. İşte Trabzonspor’un teknik patronunun açıklamaları; “Bugün maçın geneline baktığımız zaman 1 puan sevindirici. Özellikle maçın başında da söylemiştim, Beşiktaş topa sahip olan bir takım. Biz topu bir dönem onlara verdik ama topu kazandıktan sonra top kayıpları yaptık, geçişle alakalı sıkıntılar yaşadık. İkinci yarıya başlarken baskı bekliyorduk ama 45-65 arası ciddi bir baskı oldu. 70’ten sonra oyuna ortak olduk. Ondan sonra da pozisyon verdik ama son dakikada golü atmak, bu taraftarın önünden 1 puan kazanmak önemliydi. Biz buralara emeğimizle, hakkımızla geldik. Sonuna kadar bu yarışın, bu mücadelenin içindeyiz. Farklı farklı algılar oluşturuluyor, kimsenin bize puan verdiği yok, kendi emeğimizle puanları kazanıyoruz. Takımın kaybetmemesinden, o mücadelesinden sonuna kadar memnunum. Maçı bırakmamak gerekiyor son düdüğe kadar. Pes etmeden biz, üstümüze düşeni yapmaya çalışıyoruz. Takımın o mücadelesinden ve kaybetmeme isteğinden memnunum. İnşallah hedeflerimize ulaşırız. Ekuban bizle beraber uzun bir aradan sonra çarşamba günü çalıştı. 3 günlük antrenmanla normal şartlarda kadroya da almayı düşünmüyordum, iki antrenmana çıkmıştı. Kamil’i Sturridge’le değiştirme sebebim orta sahayı daha dirençli hale getirmeyi istememdi. Beşiktaş, Başakşehir maçında da aynı oyunu oynamaya çalıştı. Biz burada ona daha fazla direnç vermeliydik. Bunun eksikliğini yaşadık. Bizim takım bundan sonra da giderek temposunu artıracak.”

Beşiktaş - Trabzonspor maçından kareler

 Süper Lig’in 23’üncü haftasında zirve yarışını yakından ilgilendiren karşılaşmada Beşiktaş sahasında Trabzonspor ile 2-2 berabere kaldı. Bu sonuçla bordo-mavililer puanını 45'e yükselterek liderliğini sürdürdü. Beşiktaş ise 37 puan ile 7'nci sırada kaldı. STAT: Vodafone Park HAKEMLER: Fırat Aydınus, Aleks Taşçıoğlu, Erdem Bayık BEŞİKTAŞ: Karius - Gökhan Gönül, Vida, Ruiz, Caner Erkin, Elneny, Atiba, Lens (Dk. 64 Diaby), Boateng (Dk. 78 Boyd), N’Koudou (Dk 87 Necip Uysal), Burak Yılmaz TRABZONSPOR: Uğurcan - Pereira, Da Costa, Campi, Novak, Doğan (Dk. 66 Ekuban), Sosa, Guilherme (Dk 86 Bilal Başacıkoğlu), Ndiaye, Sturridge (Dk. 55 Kamil Ahmet), Sörloth GOLLER: Dk. 57 Boateng, Dk. 64 Vida (Beşiktaş) - Dk. 5, 90+1 Sörloth (Trabzonspor) SARI KARTLAR: Da Costa, Campi (Trabzonspor) - Necip Uysal, Elneny (Beşiktaş) 5’inci dakikada Trabzonspor öne geçti. Orta sahada topla buluşan N’diaye’nin pasıyla savunma arkasına sarkan Sörloth, ceza sahasına girer girmez sol çaprazdan yaptığı sert vuruşla topu ağlarla buluşturdu: 0-1. 27’nci dakikada paslaşılarak kullanılan korner sonrasında N’Koudou ortasını yaptı. Gökhan Gönül’ün kafa vuruşunda kaleci Uğurcan topu kornere tokatladı. Aynı dakikada içinde kullanılan kornerde arka direkte topa buluşan Boateng’in yarım volesinde top az farkla auta gitti. 32’nci dakikada sağ kanatta topla buluşan Doğan’ın ortasında Sturridge topu indirdi. Ceza sahası içi sağ çaprazında müsait durumda topla buluşan Guilherme’nin sert şutunda top üstten auta gitti. 35’inci dakikada Boateng’in pasıyla sol kanatta topla buluşan N’Koudou rakiplerinden sıyrıldıktan sonra ceza sahasına girdi. Sert şutunda kaleci Uğurcan topu tokatladı. 45+3’üncü dakikada Atiba’nın pasıyla sol kanatta topla buluşan Boateng ceza sahasına girdikten sonra çaprazdan şutunu çekti. Kaleci Uğurcan topu kornere tokatladı. Mücadelenin ilk yarısı konuk ekibin 1-0’lık üstünlüğüyle sona erdi. 48’inci dakikada sol kanattan gelişen Beşiktaş atağında Caner pasını ceza sahasındaki Atiba’ya aktardı. Atiba penaltı noktasındaki Burak Yılmaz’ı görü. Burak’ın sol ayağına aldıktan sonra dönerek yaptığı vuruşta top kaleci Uğurcan’da kaldı. 50’nci dakikada Atiba ile yaptığı verkaç sonrasında sağ taraftan çizgiye inen Gökhan Gönül ortasını yaptı. Ceza sahası içinde Elneny’in kafa vuruşunda meşin yuvarlak yandan auta gitti. 56’ncı dakikada sağ tarafta topla buluşan Gökhan Gönül’ün ortasında penaltı noktasındaki Burak Yılmaz kafayı vurdu. Meşin yuvarlak, yandan auta çıktı. 57’nci dakikada Beşiktaş eşitliği yakaladı. Sol kanatta topla buluşan Burak Yılmaz, ceza sahasına girdikten sonra içeri çevirdi. Ön direkte Boateng’in ayak koyduğu top kaleci Uğurcan’ın müdahalesine rağmen ağlara gitti: 1-1. 62’nci dakikada Uğurcan mükemmel bir kurtarış yaptı. Sağ kanattan gelişe atakta Gökhan ortasını yaptı .Ceza sahası içinde oluşan karambolde topu önünde bulan Elneny, şutunu çekti. Kaleci Uğurcan, köşeye giden topu son anda kornere çeldi. 64’üncü dakikada Beşiktaş öne geçti. Caner’in sağ kanattan kullandığı kornerde Boanteng’in kafa vuruşunda top yan direkten oyun alanına döndü. Dönen topta Gökhan Gönül’ün şutunda kaleci Uğurcan çeldi. Altı pasta topu önünde bulan Vida’nın vuruşunda top ağlara gitti: 2-1. 85'inci dakikada Trabzonspor tehlikeli geldi. Gaston Campi'nin ceza sahası dışından kaleye gönderdiği sert şutunda Atiba Hutchinson'a çarparak kaleye yönelen topu Loris Karius son anda kornere çeldi. 86'ncı dakikada Beşiktaş tehlikeli geldi. Hızlı gelişen siyah-beyazlıları atağında Tyler Boyd'un pasıyla ceza alanında topla buluşan Kevin N'Koudou'nun sol çaprazdan yaptığı vuruşta top kalenin üstünden auta çıktı. 90+1'nci dakikada Trabzonspor beraberliği yakaladı. Bordo-mavililerin sağ kanattan geliştirdiği atakta Ekuban'ın yerden ceza sahasına gönderdiği topla buluşan Sörloth bomboş durumda meşin yuvarlağı ağlara gönderdi: 2-2. Karşılaşma 2-2 sona erdi.

Beşiktaş - Trabzonspor maçından kareler

 2 gün önce

 Süper Lig’in 23’üncü haftasında zirve yarışını yakından ilgilendiren karşılaşmada Beşiktaş sahasında Trabzonspor ile 2-2 berabere kaldı. Bu sonuçla bordo-mavililer puanını 45'e yükselterek liderliğini sürdürdü. Beşiktaş ise 37 puan ile 7'nci sırada kaldı. STAT: Vodafone Park HAKEMLER: Fırat Aydınus, Aleks Taşçıoğlu, Erdem Bayık BEŞİKTAŞ: Karius - Gökhan Gönül, Vida, Ruiz, Caner Erkin, Elneny, Atiba, Lens (Dk. 64 Diaby), Boateng (Dk. 78 Boyd), N’Koudou (Dk 87 Necip Uysal), Burak Yılmaz TRABZONSPOR: Uğurcan - Pereira, Da Costa, Campi, Novak, Doğan (Dk. 66 Ekuban), Sosa, Guilherme (Dk 86 Bilal Başacıkoğlu), Ndiaye, Sturridge (Dk. 55 Kamil Ahmet), Sörloth GOLLER: Dk. 57 Boateng, Dk. 64 Vida (Beşiktaş) - Dk. 5, 90+1 Sörloth (Trabzonspor) SARI KARTLAR: Da Costa, Campi (Trabzonspor) - Necip Uysal, Elneny (Beşiktaş) 5’inci dakikada Trabzonspor öne geçti. Orta sahada topla buluşan N’diaye’nin pasıyla savunma arkasına sarkan Sörloth, ceza sahasına girer girmez sol çaprazdan yaptığı sert vuruşla topu ağlarla buluşturdu: 0-1. 27’nci dakikada paslaşılarak kullanılan korner sonrasında N’Koudou ortasını yaptı. Gökhan Gönül’ün kafa vuruşunda kaleci Uğurcan topu kornere tokatladı. Aynı dakikada içinde kullanılan kornerde arka direkte topa buluşan Boateng’in yarım volesinde top az farkla auta gitti. 32’nci dakikada sağ kanatta topla buluşan Doğan’ın ortasında Sturridge topu indirdi. Ceza sahası içi sağ çaprazında müsait durumda topla buluşan Guilherme’nin sert şutunda top üstten auta gitti. 35’inci dakikada Boateng’in pasıyla sol kanatta topla buluşan N’Koudou rakiplerinden sıyrıldıktan sonra ceza sahasına girdi. Sert şutunda kaleci Uğurcan topu tokatladı. 45+3’üncü dakikada Atiba’nın pasıyla sol kanatta topla buluşan Boateng ceza sahasına girdikten sonra çaprazdan şutunu çekti. Kaleci Uğurcan topu kornere tokatladı. Mücadelenin ilk yarısı konuk ekibin 1-0’lık üstünlüğüyle sona erdi. 48’inci dakikada sol kanattan gelişen Beşiktaş atağında Caner pasını ceza sahasındaki Atiba’ya aktardı. Atiba penaltı noktasındaki Burak Yılmaz’ı görü. Burak’ın sol ayağına aldıktan sonra dönerek yaptığı vuruşta top kaleci Uğurcan’da kaldı. 50’nci dakikada Atiba ile yaptığı verkaç sonrasında sağ taraftan çizgiye inen Gökhan Gönül ortasını yaptı. Ceza sahası içinde Elneny’in kafa vuruşunda meşin yuvarlak yandan auta gitti. 56’ncı dakikada sağ tarafta topla buluşan Gökhan Gönül’ün ortasında penaltı noktasındaki Burak Yılmaz kafayı vurdu. Meşin yuvarlak, yandan auta çıktı. 57’nci dakikada Beşiktaş eşitliği yakaladı. Sol kanatta topla buluşan Burak Yılmaz, ceza sahasına girdikten sonra içeri çevirdi. Ön direkte Boateng’in ayak koyduğu top kaleci Uğurcan’ın müdahalesine rağmen ağlara gitti: 1-1. 62’nci dakikada Uğurcan mükemmel bir kurtarış yaptı. Sağ kanattan gelişe atakta Gökhan ortasını yaptı .Ceza sahası içinde oluşan karambolde topu önünde bulan Elneny, şutunu çekti. Kaleci Uğurcan, köşeye giden topu son anda kornere çeldi. 64’üncü dakikada Beşiktaş öne geçti. Caner’in sağ kanattan kullandığı kornerde Boanteng’in kafa vuruşunda top yan direkten oyun alanına döndü. Dönen topta Gökhan Gönül’ün şutunda kaleci Uğurcan çeldi. Altı pasta topu önünde bulan Vida’nın vuruşunda top ağlara gitti: 2-1. 85'inci dakikada Trabzonspor tehlikeli geldi. Gaston Campi'nin ceza sahası dışından kaleye gönderdiği sert şutunda Atiba Hutchinson'a çarparak kaleye yönelen topu Loris Karius son anda kornere çeldi. 86'ncı dakikada Beşiktaş tehlikeli geldi. Hızlı gelişen siyah-beyazlıları atağında Tyler Boyd'un pasıyla ceza alanında topla buluşan Kevin N'Koudou'nun sol çaprazdan yaptığı vuruşta top kalenin üstünden auta çıktı. 90+1'nci dakikada Trabzonspor beraberliği yakaladı. Bordo-mavililerin sağ kanattan geliştirdiği atakta Ekuban'ın yerden ceza sahasına gönderdiği topla buluşan Sörloth bomboş durumda meşin yuvarlağı ağlara gönderdi: 2-2. Karşılaşma 2-2 sona erdi.

Bakan Kasapoğlu, Beşiktaş - Trabzonspor maçının ardından açıklamalarda bulundu

 TR-me kanallarımıza abone olun: ► DHA: bit.ly/dha-ytabone ► DHA Plus: bit.ly/dhaplus-abone Demirören Haber Ajansı(DHA)'nın en güncel haberlerini www.dha.com.tr 'den takip edebilirsiniz. Sosyal Medya ► facebook.com/dha ► twitter.com/dhainternet ► instagram.com/dha ► tr-me.com/utitle-dha

Bakan Kasapoğlu, Beşiktaş - Trabzonspor maçının ardından açıklamalarda bulundu

 2 gün önce

 TR-me kanallarımıza abone olun: ► DHA: bit.ly/dha-ytabone ► DHA Plus: bit.ly/dhaplus-abone Demirören Haber Ajansı(DHA)'nın en güncel haberlerini www.dha.com.tr 'den takip edebilirsiniz. Sosyal Medya ► facebook.com/dha ► twitter.com/dhainternet ► instagram.com/dha ► tr-me.com/utitle-dha

Cumhurbaşkanı Erdoğan İdlib için kritik tarihi verdi: 5 Mart'ta bir araya geleceğiz

 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İzmir’de Bergama Belediyesini ziyaretinde yaptığı açıklamada, "İdlib meselesi en az Afrin kadar, Barış Pınarı bölgesi kadar önemlidir. Bu konudaki kararlılığımızı dün Sayın Putin'e de açıkça ifade ettim. Dün Merkel ve Macron'a da ifade ettim. 5 Mart'ta tekrar bir araya geleceğiz." ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Bay Kemal konuşuyor. Bay Kemal kafayı Sakarya'ya takmış. Sakarya'nın evladı, Arifiye'deki tank fabrikasının ne işe yaradığını çok iyi biliyor. Biz Arifiye'deki tank fabrikasını satmadık." dedi. Erdoğan, Bergama ilçesinde halka hitap etti. Burada bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Erdoğan, Bergamalılara 31 Mart seçimlerinde yüzde 49 ile AK Parti’yi iktidar kıldıkları için teşekkür etti. Erdoğan, "Böylece Bergama AK Parti'nin gönül belediyeciliğiyle tanışmış oldu. Bergama'nın önünde çok daha aydınlık günlerin kapıları aralandı." diye konuştu. Erdoğan, bu başarı nedeniyle milletvekilleri, il ve ilçe teşkilatlarını, mahalle temsilcilerini, kadın ve gençlik kollarını, sandık müşahitlerini tebrik etti, Belediye Başkanı Hakan Koştu başkanlığında Bergama'nın kısa sürede belediye hizmetlerinde de hak ettiği konuma geleceğini söyledi. Erdoğan, "Hakan kardeşimiz bir taraftan ilçemizi güzelleştirirken, diğer taraftan da yılların ihmalini giderecek adımlar atacaktır. Bu zorlu ve önemli görevde şahsım, tüm milletvekili arkadaşlarım hep birlikte yanında olacağız, gereken desteği veriyoruz, vermeye devam edeceğiz." ifadelerini kullandı. Tam 40 yıldır millete hizmetkar olmanın şerefini yaşadıklarını belirten Erdoğan, 18 senedir bütün Türkiye'ye azimle, aşkla hizmet götürdüklerini dile getirdi. Siyasi hayatlarının hiçbir döneminde yılgınlığa kapılmadıklarını, şehirlere hizmet ederken insanların inancına, kılık-kıyafetine, meşrebine, mezhebine, hayat tarzına göre ayrım yapmadıklarını ifade eden Erdoğan, "Hangi siyasi görüşte olursa olsun herkesi bağrımıza bastık, baş tacı ettik. Bizim dönemimizde Türkiye kardeşlikle büyüdü, demokrasiyle güçlendi, özgürlüklerle ilerledi. Sadece ekonomide değil, ulaşımdan sağlığa, tarımdan turizme her alanda ülkemiz destan yazdı. Bizden önce yaklaşık 80 yılda yapılan hizmetlerin katbekat fazlasını 18 seneye sığdırmayı başardık." dedi. Erdoğan, Bergama'nın bunlara şahit olduğunu dile getirerek, "Dış politikada, her akşam televizyon ekranlarında dünyada neler oluyor, neler bitiyor bunları zaten izliyorsunuz. Bunları izlerken de bazı gerçekleri görüyorsunuz. Bundan 20-30 yıl, 40 yıl önce nasıl bir Türkiye vardı, şimdi nasıl bir Türkiye var, bunları görüyorsunuz. Yani el etek öpen değil, batılı liderler karşısında el pençe divan duran değil, masaya oturup onlarla beraber ülkelerimizin menfaatini konuşan bir lideriniz var. Sözü dinlenen, pasaportu itibar gören, her adımı dikkatle takip edilen bir ülke konumuna geldik." diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan İdlib için kritik tarihi verdi: 5 Mart'ta bir araya geleceğiz

 2 gün önce

 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İzmir’de Bergama Belediyesini ziyaretinde yaptığı açıklamada, "İdlib meselesi en az Afrin kadar, Barış Pınarı bölgesi kadar önemlidir. Bu konudaki kararlılığımızı dün Sayın Putin'e de açıkça ifade ettim. Dün Merkel ve Macron'a da ifade ettim. 5 Mart'ta tekrar bir araya geleceğiz." ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Bay Kemal konuşuyor. Bay Kemal kafayı Sakarya'ya takmış. Sakarya'nın evladı, Arifiye'deki tank fabrikasının ne işe yaradığını çok iyi biliyor. Biz Arifiye'deki tank fabrikasını satmadık." dedi. Erdoğan, Bergama ilçesinde halka hitap etti. Burada bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Erdoğan, Bergamalılara 31 Mart seçimlerinde yüzde 49 ile AK Parti’yi iktidar kıldıkları için teşekkür etti. Erdoğan, "Böylece Bergama AK Parti'nin gönül belediyeciliğiyle tanışmış oldu. Bergama'nın önünde çok daha aydınlık günlerin kapıları aralandı." diye konuştu. Erdoğan, bu başarı nedeniyle milletvekilleri, il ve ilçe teşkilatlarını, mahalle temsilcilerini, kadın ve gençlik kollarını, sandık müşahitlerini tebrik etti, Belediye Başkanı Hakan Koştu başkanlığında Bergama'nın kısa sürede belediye hizmetlerinde de hak ettiği konuma geleceğini söyledi. Erdoğan, "Hakan kardeşimiz bir taraftan ilçemizi güzelleştirirken, diğer taraftan da yılların ihmalini giderecek adımlar atacaktır. Bu zorlu ve önemli görevde şahsım, tüm milletvekili arkadaşlarım hep birlikte yanında olacağız, gereken desteği veriyoruz, vermeye devam edeceğiz." ifadelerini kullandı. Tam 40 yıldır millete hizmetkar olmanın şerefini yaşadıklarını belirten Erdoğan, 18 senedir bütün Türkiye'ye azimle, aşkla hizmet götürdüklerini dile getirdi. Siyasi hayatlarının hiçbir döneminde yılgınlığa kapılmadıklarını, şehirlere hizmet ederken insanların inancına, kılık-kıyafetine, meşrebine, mezhebine, hayat tarzına göre ayrım yapmadıklarını ifade eden Erdoğan, "Hangi siyasi görüşte olursa olsun herkesi bağrımıza bastık, baş tacı ettik. Bizim dönemimizde Türkiye kardeşlikle büyüdü, demokrasiyle güçlendi, özgürlüklerle ilerledi. Sadece ekonomide değil, ulaşımdan sağlığa, tarımdan turizme her alanda ülkemiz destan yazdı. Bizden önce yaklaşık 80 yılda yapılan hizmetlerin katbekat fazlasını 18 seneye sığdırmayı başardık." dedi. Erdoğan, Bergama'nın bunlara şahit olduğunu dile getirerek, "Dış politikada, her akşam televizyon ekranlarında dünyada neler oluyor, neler bitiyor bunları zaten izliyorsunuz. Bunları izlerken de bazı gerçekleri görüyorsunuz. Bundan 20-30 yıl, 40 yıl önce nasıl bir Türkiye vardı, şimdi nasıl bir Türkiye var, bunları görüyorsunuz. Yani el etek öpen değil, batılı liderler karşısında el pençe divan duran değil, masaya oturup onlarla beraber ülkelerimizin menfaatini konuşan bir lideriniz var. Sözü dinlenen, pasaportu itibar gören, her adımı dikkatle takip edilen bir ülke konumuna geldik." diye konuştu.

Edirne'deki kazılarda Osmanlı Saray'ının kapısı bulundu

 Edirne'de Osmanlı padişahı 2'nci Murad tarafından 1450 yılında yapımı başlanan ve oğlu Fatih Sultan Mehmet tarafından tamamlanan Edirne Yeni Sarayı (Saray-ı Cedide-i Amire) kazı çalışmalarında, giriş kapısının temeline ulaşıldı. Kazı başkanı Trakya Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gülay Apa Kurtişoğlu, sarayın has bahçeye açılan kapısının temellerine ulaşıldığını belirterek, "Kazılarda 15'inci yüzyıla ait duvarı bulduk. Bunun yanı sıra yine askeri müdahale edilmiş olan dönemde eklenti olarak karşımıza çıkan yeni duvarlar var. Bütüncül olarak kazıyı tamamladığımızda 15'inci yüzyıl duvarlarını belirli bir yüksekliğe göre tamamlayıp, avlu duvarlarını daha belirgin hale getireceğiz" dedi. Günümüzde tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri'nin yapıldığı Sarayiçi'ndeki Tunca Nehri kenarında bulunan 'Edirne Yeni Sarayı' kazı çalışmalarında, giriş kapısına ulaşıldı. Osmanlı padişahlarından 2'nci Murad, Fatih Sultan Mehmet ve Kanuni Sultan Süleyman'a ev sahipliği yapan ve bir dönem imparatorluğun yönetildiği saray, Osmanlı- Rus savaşında cephaneliğin patlatılması sonucu büyük zarar gördü. Patlamada birçok tarihi bina zarar görüp yıkılsa da, Cihannüma Kasrı, Kum Kasrı Hamamı, Fatih Köprüsü, Adalet Kasrı, Saray Mutfağı, Kanuni Köprüsü, Su Maksemi, Şehabeddin Paşa Köprüsü, Namazgahlı Çeşmesi, Av Köşkü gibi yapılar dönem dönem yapılan restorasyon çalışmalarıyla günümüzde ayakta kalan eserler olarak dikkat çekiyor. Trakya Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gülay Apa Kurtişoğlu başkanlığında devam eden kazı çalışmaları sonrası sarayın, ören yeri olarak Mayıs ayında ziyarete açılması hedefleniyor. Alanda ayrıca kazı çalışmalarında elde edilen eserler ile birlikte taşkınlarda zarar gören Saray Mutfağı, Kum Kasrı Hamamı ve Adalet Kasrı müze olarak düzenlenip, kazılarda bulunan eserler burada sergilenecek. FATİH'İN CİHANNÜMA'SI RESTORE EDİLECEK Alanda en çok dikkat çeken eserlerden biri ise Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan ve İstanbul'un fetih planlarının yapıldığı büyük bir kısmı yıkık olan Cihannüma Kasrı. Yıkık kapı sonrası alanda günümüze ulaşmayı başaran binanın restorasyon çalışmalarının önümüzdeki günlerde başlayacağı öğrenildi. 'HAS BAHÇEYE AÇILAN KAPI' Kazı çalışmalarında has bahçeye açılan kapının temellerine ulaştıklarını belirten Doç. Dr. Gülay Apa Kurtişoğlu, "Kazılarda 15'inci yüzyıla ait duvarı bulduk. Bunun yanı sıra yine askeri müdahale edilmiş olan dönemde eklenti olarak karşımıza çıkan yeni duvarlar var. Bütüncül olarak kazıyı tamamladığımızda 15'inci yüzyıl duvarlarını belirli bir yüksekliğe göre tamamlayıp, avlu duvarlarını daha belirgin hale getireceğiz. Demir kapının olduğu alan, Fatih Köprüsü'nden hemen sonra Kum Meydanı'na geçişi sağlayan bir kapı. Buradan Kum Meydanı'na ve cihannümaya ulaşım sağlanmış oluyor" dedi.

Edirne'deki kazılarda Osmanlı Saray'ının kapısı bulundu

 2 gün önce

 Edirne'de Osmanlı padişahı 2'nci Murad tarafından 1450 yılında yapımı başlanan ve oğlu Fatih Sultan Mehmet tarafından tamamlanan Edirne Yeni Sarayı (Saray-ı Cedide-i Amire) kazı çalışmalarında, giriş kapısının temeline ulaşıldı. Kazı başkanı Trakya Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gülay Apa Kurtişoğlu, sarayın has bahçeye açılan kapısının temellerine ulaşıldığını belirterek, "Kazılarda 15'inci yüzyıla ait duvarı bulduk. Bunun yanı sıra yine askeri müdahale edilmiş olan dönemde eklenti olarak karşımıza çıkan yeni duvarlar var. Bütüncül olarak kazıyı tamamladığımızda 15'inci yüzyıl duvarlarını belirli bir yüksekliğe göre tamamlayıp, avlu duvarlarını daha belirgin hale getireceğiz" dedi. Günümüzde tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri'nin yapıldığı Sarayiçi'ndeki Tunca Nehri kenarında bulunan 'Edirne Yeni Sarayı' kazı çalışmalarında, giriş kapısına ulaşıldı. Osmanlı padişahlarından 2'nci Murad, Fatih Sultan Mehmet ve Kanuni Sultan Süleyman'a ev sahipliği yapan ve bir dönem imparatorluğun yönetildiği saray, Osmanlı- Rus savaşında cephaneliğin patlatılması sonucu büyük zarar gördü. Patlamada birçok tarihi bina zarar görüp yıkılsa da, Cihannüma Kasrı, Kum Kasrı Hamamı, Fatih Köprüsü, Adalet Kasrı, Saray Mutfağı, Kanuni Köprüsü, Su Maksemi, Şehabeddin Paşa Köprüsü, Namazgahlı Çeşmesi, Av Köşkü gibi yapılar dönem dönem yapılan restorasyon çalışmalarıyla günümüzde ayakta kalan eserler olarak dikkat çekiyor. Trakya Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gülay Apa Kurtişoğlu başkanlığında devam eden kazı çalışmaları sonrası sarayın, ören yeri olarak Mayıs ayında ziyarete açılması hedefleniyor. Alanda ayrıca kazı çalışmalarında elde edilen eserler ile birlikte taşkınlarda zarar gören Saray Mutfağı, Kum Kasrı Hamamı ve Adalet Kasrı müze olarak düzenlenip, kazılarda bulunan eserler burada sergilenecek. FATİH'İN CİHANNÜMA'SI RESTORE EDİLECEK Alanda en çok dikkat çeken eserlerden biri ise Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan ve İstanbul'un fetih planlarının yapıldığı büyük bir kısmı yıkık olan Cihannüma Kasrı. Yıkık kapı sonrası alanda günümüze ulaşmayı başaran binanın restorasyon çalışmalarının önümüzdeki günlerde başlayacağı öğrenildi. 'HAS BAHÇEYE AÇILAN KAPI' Kazı çalışmalarında has bahçeye açılan kapının temellerine ulaştıklarını belirten Doç. Dr. Gülay Apa Kurtişoğlu, "Kazılarda 15'inci yüzyıla ait duvarı bulduk. Bunun yanı sıra yine askeri müdahale edilmiş olan dönemde eklenti olarak karşımıza çıkan yeni duvarlar var. Bütüncül olarak kazıyı tamamladığımızda 15'inci yüzyıl duvarlarını belirli bir yüksekliğe göre tamamlayıp, avlu duvarlarını daha belirgin hale getireceğiz. Demir kapının olduğu alan, Fatih Köprüsü'nden hemen sonra Kum Meydanı'na geçişi sağlayan bir kapı. Buradan Kum Meydanı'na ve cihannümaya ulaşım sağlanmış oluyor" dedi.

Kayserispor - Konyaspor maçının ardından

 Süper Lig'in 23'üncü haftasında Hes Kablo Kayserispor sahasında İttifak Holding Konyaspor ile 2-2 berabere kaldı. Ev sahibi ekibin teknik direktörü Robert Prosinecki, iki farklı mağlubiyetten beraberliği yakaladıkları için mutlu olduğunu vurgularken, İttifak Holding Konyaspor Teknik Direktörü Bülent Korkmaz ise oyuncuların geldiği seviyeden memnun olduğunu söyledi. Süper Lig'in 23'üncü haftasında oynanan ve 2-2'lik eşitlikle sonuçlanan HES Kablo Kayserispor ile İttifak Holding Konyaspor mücadelenin ardından her iki takımın teknik direktörü açıklamalarda bulundu. BÜLENT KORKMAZ: UZUN BİR ARADAN SONRA ÖNE GEÇMEMİZ GÜZELDİ Karşılaşmanın ardından açıklama yapan İttifak Holding Konyaspor Teknik Direktörü Bülent Korkmaz, "Uzun bir süre sonra gol bulmamız ve öne geçmemiz güzeldi. Hızlı hucuma çıktık. Etkili de olduk. Bazen istemediğimz pozisyonları da gördük. İlk yarıda istediğimizi bulduk. İkinci yarı iyi olmasak da bir pozisyonda golü bulsak her şey bitmiş olacaktı. Oyuncuların ben geldikten sonra duygusal durumları istediğimiz gibi değildi. Şimdi geldikleri seviye bizi mutlu etti. Bizleri deplasmanda yalnız bırakmayan taraftarımıza da teşekkür ediyorum" diye konuştu. ROBERT PROSINECKI: 2 FARKLI YENİK DURUMDAN EŞİTLİĞİ YAKALADIK, MUTLUYUM Hes Kablo Kayserispor Teknik Direktörü Robert Prosinecki ise, "Zor bir maç olacağının farkındaydık. Her hafta zorlu bir mücadele oynuyoruz. Konyaspor da iyi bir takım bence bulundukları yeri hak etmiyorlar. 2 farklı geriye düştük ve skoru dengelemek bizim karakterimizi ortaya koydu. Geriden gelip skoru eşitlemek bizim için önemliydi. Kazanmamız gereken bir maçtı ama 2 farklı skordan eşitliği yakalamak beni mutlu etti. Şimdi Göztepe maçına odaklanacağız. Hakemle ilgili konuşmuyorum. bizim odaklanmamız gereken konu, futbol oynamak. Hakeme sürekli itiraz etmek yanlış. Oyuncularıma devre arasında hakeme itiraz etmemeleri gerektiğini söyledim. 2'nci yarı daha iyi ve savaşan bir Kayserispor vardı. Daha iyi olacağımıza inanıyorum. Önümüzde zorlu maçlar var. Onlara odaklanalım. Hakemleri konuşmayalım" ifadelerini kullandı. "DEVRE ARASINDA YENİDEN YAPILANAN BİR TAKIMIN HER MAÇTA 3 PUAN ALMASI ZOR" İç sahada alınan beraberliklerin sorulması üzerine ise Prosinecki, "Ankaragücü maçı çok iyi oynamıştık. Antalyaspor maçında da çok iyi oynadık ama istediğmizi alamadı ama ilk defa deplasmanda galibiyet aldık. Kaybettiğimiz puanları savunmuyorum. Devre arasında yeniden yapılanan bir takımın her maçta 3 puan alması zor. Bizim için önemli olan maçta yenik durumdan skora dengeyi getirmek. Oyun sistemimiz gayet iyiydi" cevabını verdi.

Kayserispor - Konyaspor maçının ardından

 2 gün önce

 Süper Lig'in 23'üncü haftasında Hes Kablo Kayserispor sahasında İttifak Holding Konyaspor ile 2-2 berabere kaldı. Ev sahibi ekibin teknik direktörü Robert Prosinecki, iki farklı mağlubiyetten beraberliği yakaladıkları için mutlu olduğunu vurgularken, İttifak Holding Konyaspor Teknik Direktörü Bülent Korkmaz ise oyuncuların geldiği seviyeden memnun olduğunu söyledi. Süper Lig'in 23'üncü haftasında oynanan ve 2-2'lik eşitlikle sonuçlanan HES Kablo Kayserispor ile İttifak Holding Konyaspor mücadelenin ardından her iki takımın teknik direktörü açıklamalarda bulundu. BÜLENT KORKMAZ: UZUN BİR ARADAN SONRA ÖNE GEÇMEMİZ GÜZELDİ Karşılaşmanın ardından açıklama yapan İttifak Holding Konyaspor Teknik Direktörü Bülent Korkmaz, "Uzun bir süre sonra gol bulmamız ve öne geçmemiz güzeldi. Hızlı hucuma çıktık. Etkili de olduk. Bazen istemediğimz pozisyonları da gördük. İlk yarıda istediğimizi bulduk. İkinci yarı iyi olmasak da bir pozisyonda golü bulsak her şey bitmiş olacaktı. Oyuncuların ben geldikten sonra duygusal durumları istediğimiz gibi değildi. Şimdi geldikleri seviye bizi mutlu etti. Bizleri deplasmanda yalnız bırakmayan taraftarımıza da teşekkür ediyorum" diye konuştu. ROBERT PROSINECKI: 2 FARKLI YENİK DURUMDAN EŞİTLİĞİ YAKALADIK, MUTLUYUM Hes Kablo Kayserispor Teknik Direktörü Robert Prosinecki ise, "Zor bir maç olacağının farkındaydık. Her hafta zorlu bir mücadele oynuyoruz. Konyaspor da iyi bir takım bence bulundukları yeri hak etmiyorlar. 2 farklı geriye düştük ve skoru dengelemek bizim karakterimizi ortaya koydu. Geriden gelip skoru eşitlemek bizim için önemliydi. Kazanmamız gereken bir maçtı ama 2 farklı skordan eşitliği yakalamak beni mutlu etti. Şimdi Göztepe maçına odaklanacağız. Hakemle ilgili konuşmuyorum. bizim odaklanmamız gereken konu, futbol oynamak. Hakeme sürekli itiraz etmek yanlış. Oyuncularıma devre arasında hakeme itiraz etmemeleri gerektiğini söyledim. 2'nci yarı daha iyi ve savaşan bir Kayserispor vardı. Daha iyi olacağımıza inanıyorum. Önümüzde zorlu maçlar var. Onlara odaklanalım. Hakemleri konuşmayalım" ifadelerini kullandı. "DEVRE ARASINDA YENİDEN YAPILANAN BİR TAKIMIN HER MAÇTA 3 PUAN ALMASI ZOR" İç sahada alınan beraberliklerin sorulması üzerine ise Prosinecki, "Ankaragücü maçı çok iyi oynamıştık. Antalyaspor maçında da çok iyi oynadık ama istediğmizi alamadı ama ilk defa deplasmanda galibiyet aldık. Kaybettiğimiz puanları savunmuyorum. Devre arasında yeniden yapılanan bir takımın her maçta 3 puan alması zor. Bizim için önemli olan maçta yenik durumdan skora dengeyi getirmek. Oyun sistemimiz gayet iyiydi" cevabını verdi.

Teke Deresi, kirlilikten beyaz ve gri renkte akıyor

 Kırklareli'nde binlerce dönüm tarım arazisinin sulanmasında kullanılan, hayvanların su ihtiyaçlarını giderdiği Teke Deresi, beyaz ve gri renkte akarak çevreye kötü kokular yayıyor. Balık ölümlerinin de yaşandığı derenin, mandıralardan bırakılan sulardan kirlendiğini öne süren Dokuzhöyük Köyü sakinleri, söz konusu işletmelerin su arıtma tesislerini bir an önce çalıştırması gerektiğini söylediler. Trakya'da kirliliğiyle gündemde olan Ergene Nehri'nin kolu olan Kırklareli'ne bağlı İnece Beldesi'nden geçen Teke Deresi, Dokuzhöyük Köyü bölgesinde, kirli akmaya devam ediyor. Derede, balık ölümlerinin yaşandığını belirten köy sakinleri, hayvanlarının su ihtiyaçlarını gideremediğini dile getirdi. Bölgede binlerce dönüm tarım arazisinin sulandığı dere, çevreye ağır kokular yayarken köylüler, bölgede kurulan mandıralar ile hayvan çiftliklerinin kirliliğe neden olduğunu öne sürdü. Derenin rengini, mandıralardan bırakılan peynir altı suların beyaza, diğer tesislerin ise griye boyadığı iddia edildi. 'KÖTÜ KOKUDAN DERENİN YANINDAN GEÇEMİYORUZ' Dokuzhöyük Köyü sakinlerinden Ahmet Üresin, kötü kokudan dolayı derenin yakınından geçemediklerini ve ürünlerini sulayamadıklarını belirterek, "Üç, beş senedir dere sürekli böyle. Kokudan derenin yakınından geçemez olduk. Yetkililere haber verdik fakat hiçbir çözüm bulunamadı. Günden güne daha da kötü olmaya başladı. Mandıralar, sanayi tesisleri var muhtemelen buraların atık sularından bu hale geliyor. İnece Belediyesi de bunlara izin veriyor" dedi. 'BALIKLAR ÖLÜYOR, HAYVANLAR SU İÇEMİYOR' Arif Güzel de daha önce balık tuttukları derenin kirli haline çok üzüldüklerini söyledi. Güzel, "Biz buralara ürün ekiyoruz, onları da pazara götürüyoruz. Fakat ürünler sulandıkça kokuyor. Belediyeye müracaat ettik fakat hiçbir faydası olmadı. Balıklar ölüyor, hayvanlar suyu içemiyor. Ne olacak bu derenin hali? Birileri zengin olacak diye, kaç köy bu kirliliği çekiyor. Daha önce burada balık tutuyorduk artık bir tane kurbağa bile kalmadı" diye konuştu. Eray Üresin ise, derenin kirliliğine çözüm bulunması için her yere başvurduklarını ancak sonuç alamadıklarını ifade ederek "Nereye gittiysek sonuç alamadık. Her tarafa başvurduk. Derede hiçbir canlı kalmadı. Burası daha önce pırıl pırıldı, balıklar görünüyordu. Balık tutuyorduk. Şimdi hiçbir şey kalmadı" dedi.

Teke Deresi, kirlilikten beyaz ve gri renkte akıyor

 2 gün önce

 Kırklareli'nde binlerce dönüm tarım arazisinin sulanmasında kullanılan, hayvanların su ihtiyaçlarını giderdiği Teke Deresi, beyaz ve gri renkte akarak çevreye kötü kokular yayıyor. Balık ölümlerinin de yaşandığı derenin, mandıralardan bırakılan sulardan kirlendiğini öne süren Dokuzhöyük Köyü sakinleri, söz konusu işletmelerin su arıtma tesislerini bir an önce çalıştırması gerektiğini söylediler. Trakya'da kirliliğiyle gündemde olan Ergene Nehri'nin kolu olan Kırklareli'ne bağlı İnece Beldesi'nden geçen Teke Deresi, Dokuzhöyük Köyü bölgesinde, kirli akmaya devam ediyor. Derede, balık ölümlerinin yaşandığını belirten köy sakinleri, hayvanlarının su ihtiyaçlarını gideremediğini dile getirdi. Bölgede binlerce dönüm tarım arazisinin sulandığı dere, çevreye ağır kokular yayarken köylüler, bölgede kurulan mandıralar ile hayvan çiftliklerinin kirliliğe neden olduğunu öne sürdü. Derenin rengini, mandıralardan bırakılan peynir altı suların beyaza, diğer tesislerin ise griye boyadığı iddia edildi. 'KÖTÜ KOKUDAN DERENİN YANINDAN GEÇEMİYORUZ' Dokuzhöyük Köyü sakinlerinden Ahmet Üresin, kötü kokudan dolayı derenin yakınından geçemediklerini ve ürünlerini sulayamadıklarını belirterek, "Üç, beş senedir dere sürekli böyle. Kokudan derenin yakınından geçemez olduk. Yetkililere haber verdik fakat hiçbir çözüm bulunamadı. Günden güne daha da kötü olmaya başladı. Mandıralar, sanayi tesisleri var muhtemelen buraların atık sularından bu hale geliyor. İnece Belediyesi de bunlara izin veriyor" dedi. 'BALIKLAR ÖLÜYOR, HAYVANLAR SU İÇEMİYOR' Arif Güzel de daha önce balık tuttukları derenin kirli haline çok üzüldüklerini söyledi. Güzel, "Biz buralara ürün ekiyoruz, onları da pazara götürüyoruz. Fakat ürünler sulandıkça kokuyor. Belediyeye müracaat ettik fakat hiçbir faydası olmadı. Balıklar ölüyor, hayvanlar suyu içemiyor. Ne olacak bu derenin hali? Birileri zengin olacak diye, kaç köy bu kirliliği çekiyor. Daha önce burada balık tutuyorduk artık bir tane kurbağa bile kalmadı" diye konuştu. Eray Üresin ise, derenin kirliliğine çözüm bulunması için her yere başvurduklarını ancak sonuç alamadıklarını ifade ederek "Nereye gittiysek sonuç alamadık. Her tarafa başvurduk. Derede hiçbir canlı kalmadı. Burası daha önce pırıl pırıldı, balıklar görünüyordu. Balık tutuyorduk. Şimdi hiçbir şey kalmadı" dedi.

Van - İran sınırında giriş çıkışlar devam ediyor

 Türkiye'nin sınır komşusu İran'da, koronavirüs nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 5'e yükselirken, Van'da alınan tedbirler de artırıldı. Kapıköy Gümrük Kapısı'nda görevli personelin maske ve eldiven kullandığı, şüpheli görünenlerin ise sınır kapısından alınmayacağı bertildi. Türkiye'nin sınır komşusu İran'da, koronovirüs nedeniyle ölenlerin sayısı 5'e yükseldi. Yaşanan ölümlerin ardından Türkiye ile İran arasındaki en uzun sınır hattına sahip Van'da da bir dizi tedbirler alınmaya başlandı. Van Valisi ve Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Mehmet Emin Bilmez başkanlığında önceki gün acil toplantı yapılarak, alınacak önlemler konusunda görüşmeler yapıldı. Toplantıda, öncelikle Türkiye- İran sınırında bulunan Saray ilçesindeki Kapıköy Gümrük Kapısı'na termal kamera montajı yapılması, sağlık odası kurulması ve yabancılarla irtibat halinde olan personelin koruyucu maske ile ekipman kullanması kararı alındı. Ayrıca geri gönderme merkezindeki ön kabul birimine termal kamera kurulması kararı alınan toplantıda, gümrük kapısında görevli personele koronavirüs hakkında eğitim verilmesi de kararlaştırıldı. Sınır kapısından giren turistlerin uzaktan ateşini ölçmek için gerekli cihazların Ankara'dan talep edildiği belirtilirken, şüpheli kişilerin ise sınırdan içeri alınmayacağı kaydedildi. İran'ın Van'a açılan sınır kapısı olan Saray İlçesi'ndeki Kapıköy Gümrük Kapısı'nda giriş ve çıkışlar devam ediyor.

Van - İran sınırında giriş çıkışlar devam ediyor

 2 gün önce

 Türkiye'nin sınır komşusu İran'da, koronavirüs nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 5'e yükselirken, Van'da alınan tedbirler de artırıldı. Kapıköy Gümrük Kapısı'nda görevli personelin maske ve eldiven kullandığı, şüpheli görünenlerin ise sınır kapısından alınmayacağı bertildi. Türkiye'nin sınır komşusu İran'da, koronovirüs nedeniyle ölenlerin sayısı 5'e yükseldi. Yaşanan ölümlerin ardından Türkiye ile İran arasındaki en uzun sınır hattına sahip Van'da da bir dizi tedbirler alınmaya başlandı. Van Valisi ve Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Mehmet Emin Bilmez başkanlığında önceki gün acil toplantı yapılarak, alınacak önlemler konusunda görüşmeler yapıldı. Toplantıda, öncelikle Türkiye- İran sınırında bulunan Saray ilçesindeki Kapıköy Gümrük Kapısı'na termal kamera montajı yapılması, sağlık odası kurulması ve yabancılarla irtibat halinde olan personelin koruyucu maske ile ekipman kullanması kararı alındı. Ayrıca geri gönderme merkezindeki ön kabul birimine termal kamera kurulması kararı alınan toplantıda, gümrük kapısında görevli personele koronavirüs hakkında eğitim verilmesi de kararlaştırıldı. Sınır kapısından giren turistlerin uzaktan ateşini ölçmek için gerekli cihazların Ankara'dan talep edildiği belirtilirken, şüpheli kişilerin ise sınırdan içeri alınmayacağı kaydedildi. İran'ın Van'a açılan sınır kapısı olan Saray İlçesi'ndeki Kapıköy Gümrük Kapısı'nda giriş ve çıkışlar devam ediyor.

Uskumrudan yapılan 'balık döner' ihracata hazırlanıyor

 Et döner ve tavuk döner seçeneklerinin yanına yeni bir lezzet daha eklendi. Balıkseverler için ‘balık döner’ satışları başladı. İzmir'in Torbalı ilçesinde, av zamanında toplanan uskumrulardan yapılan 'balık döner' yurt dışına da ihraç edilmeye hazırlanıyor.'Balık döner' fabrikasının sahibi Eyüp Kuru, “Bizler için oldukça riskli bir işti. Ama artık et ve tavuk dönerin yanına ‘balık döner’ de eklendi” dedi. NASIL HAZIRLANIYOR Uskumru ve somon balıklarıyla hazırlanan ve lavaş ekmekte ya da dürüm olarak servis edilen balık dönere ilgi yoğun oldu. Cheddar peynir ve hazırlanan özel bir sosla balıkseverlerin beğenisine sunulan 'balık döner', lezzetiyle yiyenleri şaşırtıyor. İzmir’in Torbalı ilçesine bağlı Yazıbaşı Mahallesi'nde hizmet veren bir gıda şirketi, resmi av zamanında toplanan uskumrulardan 'balık döner' yapıyor. Soğuk hava deposunda -18 derecede bekletilen balıklar, 8 saat +4 derecede bekletildikten sonra iç organlarından, başlarından ve kuyruklarından arındırılıyor. Kılçıklar ise, özel pensetler yardımıyla teker teker alınıyor. Ardından, yıkama ve süzme işleminden geçirilen balıklar, marinasyona hazır hale geliyor. Özel baharatlarla marine edilen balıklar, döner şişine geçiriliyor. Dönerler hazır hale getirildikten sonra önce -40 derecede şoklanıyor, ardından da kutulanıyor. Kutulanan balık dönerler, -18 derecede muhafaza ediliyor. “İNSANLAR BALIK DÖNERİ SEVER Mİ DİYE ÇOK DÜŞÜNDÜK” 'Balık döner' firmasının işletmecisi olan Eyüp Kuru, balık döner fikrinin başlarda çok riskli olduğunu söyledi.Profesyonel üretici olarak çok titiz çalıştıklarını dile getiren Kuru, "Firma ve fabrika olarak balık döner alanında dünyada ve Türkiye’de ilk ve tekiz. Profesyonel üretici olarak bu işi yapıyoruz. Bu anlamda çok titizlikle çalışıyoruz.Katkı maddesi olmadan, tamamen doğal bir ürün çıkarmaya çalışıyoruz. Zaten balık kendi özünde bunları kabul etmiyor. Biz de bunu geliştirdik, ürettik ve insanlara sunduk. Aslında bizim için çok riskli bir işti. Bununla ilgili birkaç yerde şube çalışması yaptık, geri çekildik. Sonra tekrar başladık. İnsanlar sever mi, yer mi yemez mi diye çok düşündük. Çünkü insanlar et ve tavuğa alışkın. Ve bunun yanında balık yeme oranı Türkiye’de çok zayıf. Acaba kabullenirler mi diye çok tereddütte kaldık. Bir yandan bunları düşünürken bir yandan şubemizi açtık. Ve insanlardan çok olumlu dönüşler almaya başladık. Bu kadar talep asla beklemiyorduk. İnsanların balığı ve balık döneri bu kadar çabuk kabulleneceğini beklemiyorduk. Gördük ki önyargılar yıkılabiliyor. Çok riskliydi bizim için. Ama artık et ve tavuk dönerin yanına ‘balık döner’ de eklendi diyebiliriz” diye konuştu. “365 GÜN BALIK, 365 GÜN SAĞLIK DİYORUZ” İnsanların balık döneri çok sevdiğini ve satışların iyi olduğuna dikkat çeken Kuru, “Satışlar şu an beklediğimizden çok çok iyi durumda. Talepler doğrultusunda farklı ilçelerde şube açmayı da düşünüyoruz. Şu anda uskumruyu insanların beğenisine sunduk. Geri dönüşler çok olumlu oldu. Somonu da denedik. Ve yine güzel tepkiler aldık. İnsanlar çok sevdi ve lezzetli buldu. Kendimizi geliştirmeye ve denemeye devam edeceğiz. Balık 365 gün, günün her saati yenilebilecek bir şey. Bizler de onu düşünerek bu yola çıktık. 365 gün balık, 365 gün sağlık diyoruz” diye konuştu. FURKAN ŞANLI: HERKES BALIK DÖNERİ DENEMELİ Her gün 150-200 sipariş hazırladığını söyleyen döner ustası Furkan Şanlı, “Çok yoğun bir talep var. Müşterilerimiz çok beğendi. Gerçekten bir gelen bir daha geliyor. Sağlık yönünden olsun lezzet yönünden olsun herkesin bu lezzeti tatması gerekiyor. Üzerine daha güzel bir lezzet versin diye peynir de koyuyoruz. Bir de özel sosumuz var. O sosla peynir birleştiğinde çok güzel bir lezzet ortaya çıkıyor” şeklinde konuştu. 'ORKİNOS VE SOMON İLE DE DENEMELER BAŞLADI' Gıda Mühendisi Merve Altunsoy da, "Yaptığımız dönerlerden aldığımız geri dönüşlerden oldukça memnunuz. Biz, döneri şu anda uskumru ile yapıyoruz. Ancak, somon ve orkinos ile denemelere başladık ve bu denemelerde de başarı elde ettik. Kısa zamanda bu dönerleri yurt dışına da ihraç edeceğiz. Talep oldukça yüksek" dedi. Ayrıca, balık burger de yaptıklarını dile getiren Altunsoy, "Özellikle balık sevmeyen çocuklar, balıkla burger şeklinde karşılaştıklarında tereddüt etmeden yiyorlar. Bu konuda da velilerden oldukça güzel tepkiler alıyoruz" ifadelerini kullandı. GÖKHAN ÖZTÜRK: BALIK DÖNERİ İLK DEFA DENİYORUM AMA SON OLMAYACAK İlk kez balık döner denediğini söyleyen Gökhan Öztürk ise şunları söyledi: “Balıkçı görünce balık çorbası vardır diye geldim ama balık döneri önerdiler. Gayet lezzetli çok yoğun balık tadı almıyorsunuz zaten. Ve gerçekten çok lezzetli. Kılçıkları yok. Ve ilk defa deniyorum ama son olmayacak. Genelde diğer çeşitlerini yiyordum. Farklı bir deneyim. Güzel bir lezzet artık gelip yerim”

Uskumrudan yapılan 'balık döner' ihracata hazırlanıyor

 2 gün önce

 Et döner ve tavuk döner seçeneklerinin yanına yeni bir lezzet daha eklendi. Balıkseverler için ‘balık döner’ satışları başladı. İzmir'in Torbalı ilçesinde, av zamanında toplanan uskumrulardan yapılan 'balık döner' yurt dışına da ihraç edilmeye hazırlanıyor.'Balık döner' fabrikasının sahibi Eyüp Kuru, “Bizler için oldukça riskli bir işti. Ama artık et ve tavuk dönerin yanına ‘balık döner’ de eklendi” dedi. NASIL HAZIRLANIYOR Uskumru ve somon balıklarıyla hazırlanan ve lavaş ekmekte ya da dürüm olarak servis edilen balık dönere ilgi yoğun oldu. Cheddar peynir ve hazırlanan özel bir sosla balıkseverlerin beğenisine sunulan 'balık döner', lezzetiyle yiyenleri şaşırtıyor. İzmir’in Torbalı ilçesine bağlı Yazıbaşı Mahallesi'nde hizmet veren bir gıda şirketi, resmi av zamanında toplanan uskumrulardan 'balık döner' yapıyor. Soğuk hava deposunda -18 derecede bekletilen balıklar, 8 saat +4 derecede bekletildikten sonra iç organlarından, başlarından ve kuyruklarından arındırılıyor. Kılçıklar ise, özel pensetler yardımıyla teker teker alınıyor. Ardından, yıkama ve süzme işleminden geçirilen balıklar, marinasyona hazır hale geliyor. Özel baharatlarla marine edilen balıklar, döner şişine geçiriliyor. Dönerler hazır hale getirildikten sonra önce -40 derecede şoklanıyor, ardından da kutulanıyor. Kutulanan balık dönerler, -18 derecede muhafaza ediliyor. “İNSANLAR BALIK DÖNERİ SEVER Mİ DİYE ÇOK DÜŞÜNDÜK” 'Balık döner' firmasının işletmecisi olan Eyüp Kuru, balık döner fikrinin başlarda çok riskli olduğunu söyledi.Profesyonel üretici olarak çok titiz çalıştıklarını dile getiren Kuru, "Firma ve fabrika olarak balık döner alanında dünyada ve Türkiye’de ilk ve tekiz. Profesyonel üretici olarak bu işi yapıyoruz. Bu anlamda çok titizlikle çalışıyoruz.Katkı maddesi olmadan, tamamen doğal bir ürün çıkarmaya çalışıyoruz. Zaten balık kendi özünde bunları kabul etmiyor. Biz de bunu geliştirdik, ürettik ve insanlara sunduk. Aslında bizim için çok riskli bir işti. Bununla ilgili birkaç yerde şube çalışması yaptık, geri çekildik. Sonra tekrar başladık. İnsanlar sever mi, yer mi yemez mi diye çok düşündük. Çünkü insanlar et ve tavuğa alışkın. Ve bunun yanında balık yeme oranı Türkiye’de çok zayıf. Acaba kabullenirler mi diye çok tereddütte kaldık. Bir yandan bunları düşünürken bir yandan şubemizi açtık. Ve insanlardan çok olumlu dönüşler almaya başladık. Bu kadar talep asla beklemiyorduk. İnsanların balığı ve balık döneri bu kadar çabuk kabulleneceğini beklemiyorduk. Gördük ki önyargılar yıkılabiliyor. Çok riskliydi bizim için. Ama artık et ve tavuk dönerin yanına ‘balık döner’ de eklendi diyebiliriz” diye konuştu. “365 GÜN BALIK, 365 GÜN SAĞLIK DİYORUZ” İnsanların balık döneri çok sevdiğini ve satışların iyi olduğuna dikkat çeken Kuru, “Satışlar şu an beklediğimizden çok çok iyi durumda. Talepler doğrultusunda farklı ilçelerde şube açmayı da düşünüyoruz. Şu anda uskumruyu insanların beğenisine sunduk. Geri dönüşler çok olumlu oldu. Somonu da denedik. Ve yine güzel tepkiler aldık. İnsanlar çok sevdi ve lezzetli buldu. Kendimizi geliştirmeye ve denemeye devam edeceğiz. Balık 365 gün, günün her saati yenilebilecek bir şey. Bizler de onu düşünerek bu yola çıktık. 365 gün balık, 365 gün sağlık diyoruz” diye konuştu. FURKAN ŞANLI: HERKES BALIK DÖNERİ DENEMELİ Her gün 150-200 sipariş hazırladığını söyleyen döner ustası Furkan Şanlı, “Çok yoğun bir talep var. Müşterilerimiz çok beğendi. Gerçekten bir gelen bir daha geliyor. Sağlık yönünden olsun lezzet yönünden olsun herkesin bu lezzeti tatması gerekiyor. Üzerine daha güzel bir lezzet versin diye peynir de koyuyoruz. Bir de özel sosumuz var. O sosla peynir birleştiğinde çok güzel bir lezzet ortaya çıkıyor” şeklinde konuştu. 'ORKİNOS VE SOMON İLE DE DENEMELER BAŞLADI' Gıda Mühendisi Merve Altunsoy da, "Yaptığımız dönerlerden aldığımız geri dönüşlerden oldukça memnunuz. Biz, döneri şu anda uskumru ile yapıyoruz. Ancak, somon ve orkinos ile denemelere başladık ve bu denemelerde de başarı elde ettik. Kısa zamanda bu dönerleri yurt dışına da ihraç edeceğiz. Talep oldukça yüksek" dedi. Ayrıca, balık burger de yaptıklarını dile getiren Altunsoy, "Özellikle balık sevmeyen çocuklar, balıkla burger şeklinde karşılaştıklarında tereddüt etmeden yiyorlar. Bu konuda da velilerden oldukça güzel tepkiler alıyoruz" ifadelerini kullandı. GÖKHAN ÖZTÜRK: BALIK DÖNERİ İLK DEFA DENİYORUM AMA SON OLMAYACAK İlk kez balık döner denediğini söyleyen Gökhan Öztürk ise şunları söyledi: “Balıkçı görünce balık çorbası vardır diye geldim ama balık döneri önerdiler. Gayet lezzetli çok yoğun balık tadı almıyorsunuz zaten. Ve gerçekten çok lezzetli. Kılçıkları yok. Ve ilk defa deniyorum ama son olmayacak. Genelde diğer çeşitlerini yiyordum. Farklı bir deneyim. Güzel bir lezzet artık gelip yerim”

Galata'da otoparka dönen tarihi alan boşaltıldı

 Beyoğlu Galata'da Ceneviz öncesi Antik dönemden kalma su kuyusu, Osmanlı Dönemi'nden kalma su sarnıcı ile 19. yüzyıldan kalma Kamondo Konağı'nın kalıntılarının bulunduğu otopark olarak kullanılan alan, içindeki araçlar çıkartılarak boşaltıldı. Ayrıca alanın etrafı sac bariyerlerle çevrildi ve içindeki 6 metre derinliğindeki kuyunun da ağzı kapatıldı. Antik dönemin, Osmanlı Dönemi'nin ve 19. yüzyılın izlerini taşıyan tarihi yapıların kalıntılarının bulunduğu alan, kaderine terk edilmiş ve çevredeki araç sahipleri tarafından otopark olarak kullanılmaya başlanmıştı. Geceleri evsizler tarafından kullanılan alanın içi çöple, yıkılmış duvarlarıysa yazılarla dolmuş durumdaydı. Antik su kuyusunun, 17. ve 18. yüzyılda kullanılan Osmanlı sarnıcının ve 19. yüzyıldan kalma tarihi Kamondo Konağı'nın kalıntılarının olduğu alan, araçlar çıkartılarak boşaltıldı. Alanın etrafı da sac bariyerlerle çevrildi. Ayrıca konağın bahçe bölümünde bulunan yaklaşık 1500 yıllık olduğu tahmin edilen 6 metre derinliğindeki her an tehlike yaratabilecek kuyunun ağzı da kapatıldı. 2011 YILINA AİT KORUMA KURULU KARARI Öte yandan Galata’daki tarihi kalıntıların bulunduğu alan için İstanbul İli 2 Nolu Bölge Koruma Kurulu’nun ‘Camondo Konağı Rekonstrüksiyonu’ isimli projesi kapsamında 22.03.2011 tarihinde alınan 680 nolu koruma kararı bulunuyor.

Galata'da otoparka dönen tarihi alan boşaltıldı

 2 gün önce

 Beyoğlu Galata'da Ceneviz öncesi Antik dönemden kalma su kuyusu, Osmanlı Dönemi'nden kalma su sarnıcı ile 19. yüzyıldan kalma Kamondo Konağı'nın kalıntılarının bulunduğu otopark olarak kullanılan alan, içindeki araçlar çıkartılarak boşaltıldı. Ayrıca alanın etrafı sac bariyerlerle çevrildi ve içindeki 6 metre derinliğindeki kuyunun da ağzı kapatıldı. Antik dönemin, Osmanlı Dönemi'nin ve 19. yüzyılın izlerini taşıyan tarihi yapıların kalıntılarının bulunduğu alan, kaderine terk edilmiş ve çevredeki araç sahipleri tarafından otopark olarak kullanılmaya başlanmıştı. Geceleri evsizler tarafından kullanılan alanın içi çöple, yıkılmış duvarlarıysa yazılarla dolmuş durumdaydı. Antik su kuyusunun, 17. ve 18. yüzyılda kullanılan Osmanlı sarnıcının ve 19. yüzyıldan kalma tarihi Kamondo Konağı'nın kalıntılarının olduğu alan, araçlar çıkartılarak boşaltıldı. Alanın etrafı da sac bariyerlerle çevrildi. Ayrıca konağın bahçe bölümünde bulunan yaklaşık 1500 yıllık olduğu tahmin edilen 6 metre derinliğindeki her an tehlike yaratabilecek kuyunun ağzı da kapatıldı. 2011 YILINA AİT KORUMA KURULU KARARI Öte yandan Galata’daki tarihi kalıntıların bulunduğu alan için İstanbul İli 2 Nolu Bölge Koruma Kurulu’nun ‘Camondo Konağı Rekonstrüksiyonu’ isimli projesi kapsamında 22.03.2011 tarihinde alınan 680 nolu koruma kararı bulunuyor.

Samsun'da tahliye edilen 9 katlı bina 30 santimetre yan yatmış

 Samsun’da, 3 yıl önce inşaatı tamamlandıktan kısa süre sonra zemininde oluşan eğim nedeniyle yıkılma riski bulunduğu tespit edilerek tahliye edilen 9 katlı apartmanda, İnşaat Mühendisleri Odası uzmanlarınca teknik inceleme yapıldı. 30 santimetre eğim oluşan, zemine uygun bir temel derinliği olmadığı belirlenen binadaki yıkım kararının acilen uygulanması istendi. İlkadım ilçesi Kışla Mahallesi’nde 2015'de yapımına başlanan 9 katlı apartmanın inşaatı, 2017 yılında tamamlandı. Yapımının ardından kısa süre sonra zemininde eğim oluşan bina, AFAD ve belediye ekiplerince incelemeye alındı. Yapılan incelemelerde, çevresindeki duvarlarda çatlaklar oluşup, zemininde kayma saptanan apartmanın yıkılma riski bulunduğu tespit edildi. Bunun üzerine binada oturanlar tahliye edildi. Evlerini boşaltan bina sahiplerinin bazıları yakınlarının yanına, bazıları da kiraya çıkmak zorunda kaldı. Binada yaşayanlar, konuyu yargıya taşıyarak çözüm arayışına girdi. Dava süreci devam ederken, paralarını geri alamayan hem kredi hem de kira ödemek zorunda kalan bina sakinleri, mağdur edildiklerinden yakınarak, zor günler geçirdiklerini söyledi. 30 SANTİMETRE YAN YATMIŞ Eğim oluşan binada, İnşaat Mühendisleri Odası'nca teknik inceleme yapılarak, zemine uygun bir temel derinliği olmadığı belirlendi. İnşaat mühendisleri, risk arz eden binadaki yıkım kararının uygulanmasını istedi. ‘YIKIM KARARI KISA SÜREDE YERİNE GETİRİLMELİ’ Binanın ciddi anlamda yan yattığını belirten İnşaat Mühendisleri Odası Samsun Şube Başkanı Cevat Öncü, apartmanın kendi kendine çökme riski bulunduğunu ifade etti. Zemine uygun bir temel derinliği yapılmadığını kaydeden Öncü, “Zemin sularından kaynaklı olarak sıkıntılı bir alan söz konusu. Bir ev alırken lütfen rengine, dış görünüşüne bakmayın. Kimin, hangi koşullarda yaptığına, projeye bakmak lazım. Hatta teknik elemanlardan yardım da alınabilir. Yapı kendisini zaten gösteriyor, neredeyse 30 santimetre yatmış durumda, bu nedenle tahliye ve yıkım kararı doğru bir karardır. Can kaybının olmaması büyük bir şans ancak bu riskli yapının, bu şekilde bırakılması doğru değil, kısa sürede yıkım kararının yerine getirilmesi lazım” dedi. Müteahhitlik mesleğine dikkat çeken Başkan Öncü, Türkiye’de çok kolay müteahhit olunduğunu anlattı. Öncü, “Bu konuyla ilgili 2020 yılında yeni kıstaslar getirildi. ‘Müteahhitlik yapmak istiyorum’ deyip 3 dilekçe, bir kasa ve bir masayla maalesef müteahhitlik yapılıyor. Yapı üretecek kişilerin bilgisine, teknik ekibine bakılmadan binalar yapılıyor. Müteahhitlikle ilgili 2020 yılı itibariyle getirilen yeni uygulamalar önemli bir adımdır. Biz ne yazık ki musibetlerden ders alıyoruz. Bu yapı, hiçbir doğal yer sarsıntısı olmadan kendi kendine yıkılıyorsa burada bir sıkıntı var demektir. Zaten Samsun birinci, ikinci ve üçüncü deprem bölgesinde yer alıyor, sorunlu bir zemini var. Samsun’da bir deprem yaşandığında çok kötü sonuçlar bizi bekliyor. Samsun’a bir deprem master planı lazım. Bir ev alırken iyi araştırmak lazım, boyasına, seramiğine, semtine değil de projesine, ruhsatına, kimler tarafından yapıldığına bakmak gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Samsun'da tahliye edilen 9 katlı bina 30 santimetre yan yatmış

 2 gün önce

 Samsun’da, 3 yıl önce inşaatı tamamlandıktan kısa süre sonra zemininde oluşan eğim nedeniyle yıkılma riski bulunduğu tespit edilerek tahliye edilen 9 katlı apartmanda, İnşaat Mühendisleri Odası uzmanlarınca teknik inceleme yapıldı. 30 santimetre eğim oluşan, zemine uygun bir temel derinliği olmadığı belirlenen binadaki yıkım kararının acilen uygulanması istendi. İlkadım ilçesi Kışla Mahallesi’nde 2015'de yapımına başlanan 9 katlı apartmanın inşaatı, 2017 yılında tamamlandı. Yapımının ardından kısa süre sonra zemininde eğim oluşan bina, AFAD ve belediye ekiplerince incelemeye alındı. Yapılan incelemelerde, çevresindeki duvarlarda çatlaklar oluşup, zemininde kayma saptanan apartmanın yıkılma riski bulunduğu tespit edildi. Bunun üzerine binada oturanlar tahliye edildi. Evlerini boşaltan bina sahiplerinin bazıları yakınlarının yanına, bazıları da kiraya çıkmak zorunda kaldı. Binada yaşayanlar, konuyu yargıya taşıyarak çözüm arayışına girdi. Dava süreci devam ederken, paralarını geri alamayan hem kredi hem de kira ödemek zorunda kalan bina sakinleri, mağdur edildiklerinden yakınarak, zor günler geçirdiklerini söyledi. 30 SANTİMETRE YAN YATMIŞ Eğim oluşan binada, İnşaat Mühendisleri Odası'nca teknik inceleme yapılarak, zemine uygun bir temel derinliği olmadığı belirlendi. İnşaat mühendisleri, risk arz eden binadaki yıkım kararının uygulanmasını istedi. ‘YIKIM KARARI KISA SÜREDE YERİNE GETİRİLMELİ’ Binanın ciddi anlamda yan yattığını belirten İnşaat Mühendisleri Odası Samsun Şube Başkanı Cevat Öncü, apartmanın kendi kendine çökme riski bulunduğunu ifade etti. Zemine uygun bir temel derinliği yapılmadığını kaydeden Öncü, “Zemin sularından kaynaklı olarak sıkıntılı bir alan söz konusu. Bir ev alırken lütfen rengine, dış görünüşüne bakmayın. Kimin, hangi koşullarda yaptığına, projeye bakmak lazım. Hatta teknik elemanlardan yardım da alınabilir. Yapı kendisini zaten gösteriyor, neredeyse 30 santimetre yatmış durumda, bu nedenle tahliye ve yıkım kararı doğru bir karardır. Can kaybının olmaması büyük bir şans ancak bu riskli yapının, bu şekilde bırakılması doğru değil, kısa sürede yıkım kararının yerine getirilmesi lazım” dedi. Müteahhitlik mesleğine dikkat çeken Başkan Öncü, Türkiye’de çok kolay müteahhit olunduğunu anlattı. Öncü, “Bu konuyla ilgili 2020 yılında yeni kıstaslar getirildi. ‘Müteahhitlik yapmak istiyorum’ deyip 3 dilekçe, bir kasa ve bir masayla maalesef müteahhitlik yapılıyor. Yapı üretecek kişilerin bilgisine, teknik ekibine bakılmadan binalar yapılıyor. Müteahhitlikle ilgili 2020 yılı itibariyle getirilen yeni uygulamalar önemli bir adımdır. Biz ne yazık ki musibetlerden ders alıyoruz. Bu yapı, hiçbir doğal yer sarsıntısı olmadan kendi kendine yıkılıyorsa burada bir sıkıntı var demektir. Zaten Samsun birinci, ikinci ve üçüncü deprem bölgesinde yer alıyor, sorunlu bir zemini var. Samsun’da bir deprem yaşandığında çok kötü sonuçlar bizi bekliyor. Samsun’a bir deprem master planı lazım. Bir ev alırken iyi araştırmak lazım, boyasına, seramiğine, semtine değil de projesine, ruhsatına, kimler tarafından yapıldığına bakmak gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Tokatla başlayan plak koleksiyonuna gözü gibi bakıyor

 Ankara'da oturan memur emeklisi Veli Namlı (90), 72 yıl önce ağabeyinin "gramofonumu sen mi düşürüp kırdın?" diyerek tokat atmasının ardından biriktirmeye başladığı gramofon ve plakları, koleksiyona dönüştürdü. Namlı, yıllarca biriktirdiği 637 taş plağı sandıkta çeyizi gibi saklayarak koruyor. 9 gramofonu da bulunan Namlı, "O tokattan sonra bunlar benim yüreğime dert olmaya başladı ve böylelikle plak ve gramofon sevdası başladı" dedi. Mamak ilçesinde eşiyle birlikte oturan 5 çocuk sahibi memur emeklisi Veli Namlı, çocukluğunda babasının evde sürekli gramofon ve taş plak bulundurması nedeniyle özellikle plaklara merak sardı. Namlı, 18 yaşında ağabeyinin "gramofonumu sen mi düşürüp kırdın?" diyerek kendisine tokat atmasından sonra plak ve gramofon sahibi olmaya başladı ve dev bir koleksiyona sahip oldu. Namlı, özellikle antikacılardan satın aldıklarıyla biriktirdiği 637 taş plağını sandığın içinde çeyizi gibi saklayarak koruyor. Namlı, zaman zaman plaklarını sandıktan çıkarıp özenle temizleyerek bakımlarını yapıyor. 9 gramofonu da bulunan Namlı, 637 taş plağının yanında küçük plaklarının da bulunduğunu, bunlarla birlikte sayının bini geçtiğini söyledi. 'TOKATTAN SONRA YÜREĞİME DERT OLDU' Namlı, 8- 9 yaşından itibaren plaklara merak sardığını belirterek, "Çünkü bizim evde sürekli gramofon bulunurdu. Ağabeylerim sürekli eve gramofon ve plak alıp gelirlerdi; fakat bana bunları dokundurtmazlardı. Yaşım küçük olduğu için kıracağımı düşünüyorlardı. 18 yaşımda bir gün eve geldiğimde ağabeyim 'gramofonumu sen mi düşürüp kırdın?' diye bana tokat attı. O günden sonra bunlar benim yüreğime dert olmaya başladı ve böylelikle plak ve gramofon sevdası arttı" dedi. Plaklarıma gözü gibi baktığını ve kimseye dokundurtmadığını anlatan Namlı, "Memleketim Karaşar'a giderken el çantama koyduğum 50- 60 plağı yanıma alıyorum; çünkü bunları köyde de dinlemek istiyorum. Bu plaklar farklı şeyler. Bunlar tarihi şeyler. Hele hele gençler bunların müziklerini ve sözlerini bilinçli olarak dinleseler aslında daha iyi bilecekler bunun ne olduğunu" diye konuştu. Namlı, plak koleksiyonunu torunlarına bırakmak istediğini de kaydetti.

Tokatla başlayan plak koleksiyonuna gözü gibi bakıyor

 2 gün önce

 Ankara'da oturan memur emeklisi Veli Namlı (90), 72 yıl önce ağabeyinin "gramofonumu sen mi düşürüp kırdın?" diyerek tokat atmasının ardından biriktirmeye başladığı gramofon ve plakları, koleksiyona dönüştürdü. Namlı, yıllarca biriktirdiği 637 taş plağı sandıkta çeyizi gibi saklayarak koruyor. 9 gramofonu da bulunan Namlı, "O tokattan sonra bunlar benim yüreğime dert olmaya başladı ve böylelikle plak ve gramofon sevdası başladı" dedi. Mamak ilçesinde eşiyle birlikte oturan 5 çocuk sahibi memur emeklisi Veli Namlı, çocukluğunda babasının evde sürekli gramofon ve taş plak bulundurması nedeniyle özellikle plaklara merak sardı. Namlı, 18 yaşında ağabeyinin "gramofonumu sen mi düşürüp kırdın?" diyerek kendisine tokat atmasından sonra plak ve gramofon sahibi olmaya başladı ve dev bir koleksiyona sahip oldu. Namlı, özellikle antikacılardan satın aldıklarıyla biriktirdiği 637 taş plağını sandığın içinde çeyizi gibi saklayarak koruyor. Namlı, zaman zaman plaklarını sandıktan çıkarıp özenle temizleyerek bakımlarını yapıyor. 9 gramofonu da bulunan Namlı, 637 taş plağının yanında küçük plaklarının da bulunduğunu, bunlarla birlikte sayının bini geçtiğini söyledi. 'TOKATTAN SONRA YÜREĞİME DERT OLDU' Namlı, 8- 9 yaşından itibaren plaklara merak sardığını belirterek, "Çünkü bizim evde sürekli gramofon bulunurdu. Ağabeylerim sürekli eve gramofon ve plak alıp gelirlerdi; fakat bana bunları dokundurtmazlardı. Yaşım küçük olduğu için kıracağımı düşünüyorlardı. 18 yaşımda bir gün eve geldiğimde ağabeyim 'gramofonumu sen mi düşürüp kırdın?' diye bana tokat attı. O günden sonra bunlar benim yüreğime dert olmaya başladı ve böylelikle plak ve gramofon sevdası arttı" dedi. Plaklarıma gözü gibi baktığını ve kimseye dokundurtmadığını anlatan Namlı, "Memleketim Karaşar'a giderken el çantama koyduğum 50- 60 plağı yanıma alıyorum; çünkü bunları köyde de dinlemek istiyorum. Bu plaklar farklı şeyler. Bunlar tarihi şeyler. Hele hele gençler bunların müziklerini ve sözlerini bilinçli olarak dinleseler aslında daha iyi bilecekler bunun ne olduğunu" diye konuştu. Namlı, plak koleksiyonunu torunlarına bırakmak istediğini de kaydetti.

Zemini kayan binada oturanların taşınma işlemi sürüyor

 İzmir'in Bayraklı ilçesinde, zeminindeki kayma nedeniyle tahliyesine karar verilen 22 daireli Çiğdem Apartmanı'nda bina sakinlerinin taşınma işlemi sürüyor. Gönderilen tebligat sonrasında evi 15 gün içinde boşaltmaları istenen apartman sakinlerinden Şöhret Moğol, "Müteahhitlerle görüşülüyordu, zaten yıktıracaktık binayı. Ancak bu şekilde olması herkesi mağdur etti" dedi. Bayraklı ilçesi Fuat Edip Baksı Mahallesi Altınyol Caddesi'ndeki 151 numaralı 'Çiğdem Apartmanı'nın zemininde kayma olduğu şikayeti üzerine, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü ekipleri inceleme yaptı. Binanın can ve mal güvenliği açısından tehlike oluşturduğu tespit edildi. Konuyla ilgili rapor, Bayraklı Belediyesi'ne gönderilerek binanın tahliye edilmesi istendi. Bunun üzerine harekete geçen Bayraklı Belediyesi Yapı Kontrol Müdürlüğü ekipleri, 22 daireli apartmanın sakinlerine geçen günlerde tebligat gönderdi. Ekipler dün de 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 39'uncu maddesine göre tehlikeli yapıda tahliye işlemlerine başladı. Yapı Kontrol Müdürlüğü teknik ekibi ve Zabıta görevlileri eşliğinde gerçekleşen işlemde iki günde 18 daire boşaltıldı. Kalan 4 dairede yaşayan ailelerin ise kiralık ev arayışı sürüyor. 'KENTSEL DÖNÜŞÜM İÇİN MÜTEAHHİTLERLE GÖRÜŞÜYORDUK' Apartman yöneticisi, evli ve 2 çocuk babası Ali Gökçe (68), "Bu bina zaten yıktırılacaktı, kentsel dönüşümle alakalı çeşitli müteahhitlerle görüşüp teklifler alıyoruz. Bir vatandaşın gidip şikayet etmesi üzerine, süreç hızlandı ve herkes bir anda nakliyeci bulup evini taşımak zorunda kaldı" dedi. Bir diğer bina sakini Şöhret Moğol ise, "Müteahhitlerle görüşülüyordu, zaten yıktıracaktık binayı. Ancak bu şekilde olması herkesi mağdur etti. Bir zamanların en güzel apartmanı şimdi bu halde. Hepimiz apar topar taşınmak zorunda kaldık ve herkes çok mağdur oldu. Bütün bunlar bir kişinin şikayeti üzerine oldu. Ben alelacele bir gecekondu buldum ve oraya taşınacağım. Yaşadıklarımız hoş şeyler değil" dedi.

Zemini kayan binada oturanların taşınma işlemi sürüyor

 2 gün önce

 İzmir'in Bayraklı ilçesinde, zeminindeki kayma nedeniyle tahliyesine karar verilen 22 daireli Çiğdem Apartmanı'nda bina sakinlerinin taşınma işlemi sürüyor. Gönderilen tebligat sonrasında evi 15 gün içinde boşaltmaları istenen apartman sakinlerinden Şöhret Moğol, "Müteahhitlerle görüşülüyordu, zaten yıktıracaktık binayı. Ancak bu şekilde olması herkesi mağdur etti" dedi. Bayraklı ilçesi Fuat Edip Baksı Mahallesi Altınyol Caddesi'ndeki 151 numaralı 'Çiğdem Apartmanı'nın zemininde kayma olduğu şikayeti üzerine, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü ekipleri inceleme yaptı. Binanın can ve mal güvenliği açısından tehlike oluşturduğu tespit edildi. Konuyla ilgili rapor, Bayraklı Belediyesi'ne gönderilerek binanın tahliye edilmesi istendi. Bunun üzerine harekete geçen Bayraklı Belediyesi Yapı Kontrol Müdürlüğü ekipleri, 22 daireli apartmanın sakinlerine geçen günlerde tebligat gönderdi. Ekipler dün de 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 39'uncu maddesine göre tehlikeli yapıda tahliye işlemlerine başladı. Yapı Kontrol Müdürlüğü teknik ekibi ve Zabıta görevlileri eşliğinde gerçekleşen işlemde iki günde 18 daire boşaltıldı. Kalan 4 dairede yaşayan ailelerin ise kiralık ev arayışı sürüyor. 'KENTSEL DÖNÜŞÜM İÇİN MÜTEAHHİTLERLE GÖRÜŞÜYORDUK' Apartman yöneticisi, evli ve 2 çocuk babası Ali Gökçe (68), "Bu bina zaten yıktırılacaktı, kentsel dönüşümle alakalı çeşitli müteahhitlerle görüşüp teklifler alıyoruz. Bir vatandaşın gidip şikayet etmesi üzerine, süreç hızlandı ve herkes bir anda nakliyeci bulup evini taşımak zorunda kaldı" dedi. Bir diğer bina sakini Şöhret Moğol ise, "Müteahhitlerle görüşülüyordu, zaten yıktıracaktık binayı. Ancak bu şekilde olması herkesi mağdur etti. Bir zamanların en güzel apartmanı şimdi bu halde. Hepimiz apar topar taşınmak zorunda kaldık ve herkes çok mağdur oldu. Bütün bunlar bir kişinin şikayeti üzerine oldu. Ben alelacele bir gecekondu buldum ve oraya taşınacağım. Yaşadıklarımız hoş şeyler değil" dedi.

Bursaspor taraftarını taşıyan otobüs devrildi: 2 yaralı

 Bursaspor taraftarlarını taşıyan otobüs, Erzurum’un Aşkale ilçesinde devrildi. Kazada 2 kişi hafif yaralandı. Kaza, saat 09.30 sıralarında Aşkale ilçesi Tepebaşı geçidinde meydana geldi. TFF 1'nci Lig'de mücadele eden takımlarının Erzurumspor ile oynayacağı maçı izlemek için kente gelen Bursaspor taraftarlarını taşıyan 16 AHL 409 plakalı otobüsün şoförü, önündeki TIR'a çarpmamak için manevra yaptı. Yoldaki buzlanmanın da etkisiyle otobüs, kontrolden çıkarak devrildi. Kazada 2 kişi hafif yaralandı. Yaralılar, kaza yerine sevk edilen ambulanslarla Aşkale İlçe Devlet Hastanesi’ne kaldırılarak tedaviye alındı. Kaza nedeniyle kapanan karayolunda uzun araç kuyrukları oluştu. Otobüsün yoldan kaldırılmasının ardından yaklaşık yarım saat sonra yol yeniden ulaşıma açıldı.

Bursaspor taraftarını taşıyan otobüs devrildi: 2 yaralı

 2 gün önce

 Bursaspor taraftarlarını taşıyan otobüs, Erzurum’un Aşkale ilçesinde devrildi. Kazada 2 kişi hafif yaralandı. Kaza, saat 09.30 sıralarında Aşkale ilçesi Tepebaşı geçidinde meydana geldi. TFF 1'nci Lig'de mücadele eden takımlarının Erzurumspor ile oynayacağı maçı izlemek için kente gelen Bursaspor taraftarlarını taşıyan 16 AHL 409 plakalı otobüsün şoförü, önündeki TIR'a çarpmamak için manevra yaptı. Yoldaki buzlanmanın da etkisiyle otobüs, kontrolden çıkarak devrildi. Kazada 2 kişi hafif yaralandı. Yaralılar, kaza yerine sevk edilen ambulanslarla Aşkale İlçe Devlet Hastanesi’ne kaldırılarak tedaviye alındı. Kaza nedeniyle kapanan karayolunda uzun araç kuyrukları oluştu. Otobüsün yoldan kaldırılmasının ardından yaklaşık yarım saat sonra yol yeniden ulaşıma açıldı.

İSimangaliso Milli Parkı, ziyaretçilerine yaban hayatı şöleni sunuyor

 Güney Afrika Cumhuriyeti'nin Kwazulu Natal eyaletinin Durban kentinde yer alan UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde bulunan ve Ramsar alanı olan İSimangaliso Milli Parkı, ziyaretçilerine olağanüstü doğa ve yaban hayatı şöleni sunuyor. Güney Afrika'nın doğu sahilinde yüksek tropikal ağaçlardan oluşan ormanın içinde saklı, uzun yıllar kumul madenciliğinin yapıldığı İSimangaliso Milli Parkı, 1999 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alındı. Durban'ın 275 kilometre kuzeyinde bulunan 332 bin hektarlık alandaki park, aynı zamanda Ramsal alanı ilan edildi. Olağanüstü güzelliği ve yeri doldurulamayan biyolojik çeşitliliğin yanı sıra Güney Afrika'daki kaydedilmiş ve potansiyel Taş Devri ve Demir Çağı bölgelerinin en büyük korunan alanı olarak bilinen park, Hint okyanusuna paralel olarak 168 kilometre kuzeyde bulunan Sodwana Bay kasabasına kadar uzanıyor. YÜZLERCE HAYVAN TÜRÜ YAŞIYOR Güney yarım kürenin cenneti konumundaki İSimangaliso Milli Parkı, bünyesinde su aygırı, timsah, kızıl orman duikeri, güney kamış antilobu, su antilobu ve balık kartallarının yanı sıra kudu, gergedan, leopar, gnu, bufalo, zebra, zürafa, vervet maymunu ve babun gibi çok sayıda irili ufaklı memeli türü barındırıyor. Yaklaşık 400 leoparın bulunduğu parkta turistler, gece safarilerine çıkarken, ülkenin en iri ve en heybetli fillerini de görme fırsatı buluyor. St. Lucia gölünün okyanusa döküldüğü sahil kesiminde üzerinde 'Köpek balığı ve timsah var' yazılı çok sayıda uyarı levhalarının bulunduğu milli park, ziyaretçilerine olağanüstü yaban hayatı şöleni sunuyor. Dünyanın birçok ülkesinden parka gelenler, hem safari yapıyor hem de vahşi yaşam ile doğayı izleyip, fotoğrafını çekme fırsatı buluyor. SARI KUŞUN YUVA ÖRME ÇABASI St. Lucia gölünü boydan boya kapsayan İSimangaliso Milli Parkı'nda, bilimsel adı 'Ploceus capensis' olan sarı renkli bir tür kuş, suyun kenarındaki kamışlara yuva örmesi de DHA kamerasına yansıdı. Gagalarıyla taze kamışlardan ince birer iplik benzerliğinde uzun parçalar koparıp bunlarla yuva ören kuşun dişisine kur yapması da dikkat çekti.

İSimangaliso Milli Parkı, ziyaretçilerine yaban hayatı şöleni sunuyor

 2 gün önce

 Güney Afrika Cumhuriyeti'nin Kwazulu Natal eyaletinin Durban kentinde yer alan UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde bulunan ve Ramsar alanı olan İSimangaliso Milli Parkı, ziyaretçilerine olağanüstü doğa ve yaban hayatı şöleni sunuyor. Güney Afrika'nın doğu sahilinde yüksek tropikal ağaçlardan oluşan ormanın içinde saklı, uzun yıllar kumul madenciliğinin yapıldığı İSimangaliso Milli Parkı, 1999 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alındı. Durban'ın 275 kilometre kuzeyinde bulunan 332 bin hektarlık alandaki park, aynı zamanda Ramsal alanı ilan edildi. Olağanüstü güzelliği ve yeri doldurulamayan biyolojik çeşitliliğin yanı sıra Güney Afrika'daki kaydedilmiş ve potansiyel Taş Devri ve Demir Çağı bölgelerinin en büyük korunan alanı olarak bilinen park, Hint okyanusuna paralel olarak 168 kilometre kuzeyde bulunan Sodwana Bay kasabasına kadar uzanıyor. YÜZLERCE HAYVAN TÜRÜ YAŞIYOR Güney yarım kürenin cenneti konumundaki İSimangaliso Milli Parkı, bünyesinde su aygırı, timsah, kızıl orman duikeri, güney kamış antilobu, su antilobu ve balık kartallarının yanı sıra kudu, gergedan, leopar, gnu, bufalo, zebra, zürafa, vervet maymunu ve babun gibi çok sayıda irili ufaklı memeli türü barındırıyor. Yaklaşık 400 leoparın bulunduğu parkta turistler, gece safarilerine çıkarken, ülkenin en iri ve en heybetli fillerini de görme fırsatı buluyor. St. Lucia gölünün okyanusa döküldüğü sahil kesiminde üzerinde 'Köpek balığı ve timsah var' yazılı çok sayıda uyarı levhalarının bulunduğu milli park, ziyaretçilerine olağanüstü yaban hayatı şöleni sunuyor. Dünyanın birçok ülkesinden parka gelenler, hem safari yapıyor hem de vahşi yaşam ile doğayı izleyip, fotoğrafını çekme fırsatı buluyor. SARI KUŞUN YUVA ÖRME ÇABASI St. Lucia gölünü boydan boya kapsayan İSimangaliso Milli Parkı'nda, bilimsel adı 'Ploceus capensis' olan sarı renkli bir tür kuş, suyun kenarındaki kamışlara yuva örmesi de DHA kamerasına yansıdı. Gagalarıyla taze kamışlardan ince birer iplik benzerliğinde uzun parçalar koparıp bunlarla yuva ören kuşun dişisine kur yapması da dikkat çekti.

Baro Başkanı Sağkan: Bu savunma kabul edilemez

 Ankara Barosu Başkanı Erinç Sağkan, akademisyen Ceren Damar'ı öldüren öğrencisi Hasan İsmail Hikmet'in 'kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten öldürme' suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldığı davada, sanık avukatı Vahit Bıçak'ın yaptığı savunmanın kabul edilemez olduğunu söyledi. Avukat Bıçak hakkında davanın daha önceki duruşmalarındaki tavır ve söylemleri nedeniyle 7 Ekim'de açılmış bir disiplin soruşturması olduğunu belirten Sağkan, "Savunma en kutsal hakların başında geliyor ve en geniş şekilde yorumlanması gerekiyor. Ancak bu kişi, bu geniş yorumları bile geçmiştir. Konuyu 15 Temmuz sürecine bağlayarak, vefat etmiş bir kadının, hiç ilgisi olmadığı halde iffeti üzerinden ve o kadını kamuoyu nezdinde itibarsızlaştırmaya çalışarak bir savunma stratejisi yürütmüştür. Kabul edilemez" dedi. Ankara'da Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde araştırma görevlisi Ceren Damar Şenel (27), 2 Ocak 2019 günü, üniversite yerleşkesindeki odasında, sınavda kopya çekerken yakaladığı öğrencisi Hasan İsmail Hikmet (24) tarafından tabancayla vurulduktan sonra 17 yerinden bıçaklanarak öldürüldü. Tutuklanan Hikmet, Ankara 33'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'nde yapılan yargılamanın dünkü karar duruşmasında, 'kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten öldürme' suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Davada, sanık avukatı Vahit Bıçak'ın yaptığı savunma ise hem hukukçuların hem de kamuoyunun tepkisini çekti. 'O DOSYADA TARAF VEKİLLİĞİ SIFATIM VAR' Ankara Barosu Başkanı Erinç Sağkan, savunmasıyla büyük tepki çeken avukat Vahit Bıçak ile ilgili açıklama yaptı. Sağkan, "O duruşmanın ilk celsesinde biz katılan tarafta yer almak istedik ve mahkemeye bu talebimizi sunduk. Ancak mahkeme bu talebimizi reddetti. Bu bir kadın cinayetidir ve baronun da insan haklarını savunmak gibi bir görevi vardır, bu görev yasadan kaynaklanır. Yaşam hakkı gibi en kutsal hakka yönelik böyle hunharca bir saldırıda görevimiz vardır, diye düşündük. Ancak mahkeme böyle düşünmeyince, ben ailenin avukatlığını yürüten arkadaşlardan aldığım yetki belgesiyle, bireysel olarak kendim de yürüttüm, yani o dosyada bir taraf vekilliği sıfatım var" dedi. 'BU ŞEKİLDE BİR SAVUNMA OLAMAZ' Tartışma konusunun savunma hakkının sınırlarıyla ilgili olduğunu söyleyen Sağkan, "Şunu söyleyebilirim ki savunma hakkı en kutsal hakların başında gelmektedir. Bu anlamda savunma hakkının sınırlarının çok geniş yorumlanması gerektiğine inanmaktayız. Ancak bu geniş yorumun da bir sınırı olması gerekiyor. Bu dosyada sanık avukatının ölçüleri artık aştığının ve bir hak savunuculuğunun ötesine geçerek, konuyu 15 Temmuz sürecine bağlayarak, vefat etmiş bir kadının, hiç ilgisi olmadığı halde iffeti üzerinden ve o kadını kamuoyu nezdinde itibarsızlaştırmaya çalışarak bir savunma stratejisi yürüttüğünü görüyoruz ki bu kabul edilemez. Bu şekilde bir savunma olamaz. Bu savunma makamına ve avukatlık mesleğine çok ciddi zarar veren bir tavırdır" diye konuştu. '7 EKİM'DE DİSİPLİN SORUŞTURMASI BAŞLATMIŞTIK' Avukatların savunma sınırlarının, Avukatlık Kanunu'nun 34'üncü maddesiyle yüzeysel de olsa çizildiğini belirten Sağkan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu sınırın dışına çıkan kişilere uygulanacak yaptırımlar da yine bu kanununda belirlenmiştir. Benim bir baro başkanı olarak disiplin soruşturması başlatılıp başlatılmadığına dair bir açıklama yapmam doğru olmaz, çünkü bunlar gizli yürütülmesi gerekmektedir. Ancak, o dosyanın sanığı, baro başkanı olan hem şahsım hem de yönetim kuruluyla ilgili hem Cumhuriyet Başsavcılığı'na hem de Ankara Barosu'na bizler hakkında disiplin soruşturması açılmasına ilişkin başvuruda bulundu. Biz zaten bu avukatla ilgili olarak 7 Ekim'de disiplin soruşturması başlattık. Bu nedenle sanık cezaevinden yazdığı bir yazıyla bizleri savcılığa ve baroya şikayet etti. Sanık diyor ki 'Avukatım hakkında disiplin soruşturması açıldığı için etkin savunma hakkımı kullanamıyorum.' Aynı zamanda mahkemeyi etkilemeyi teşebbüsten hakkımda bir de suç duyurusunda bulunuldu. 7 Ekim tarihinden sonraki duruşmalarda gösterdiği tavırlarla ilgili olarak da muhakkak Ankara Barosu bir çalışma başlatacaktır."

Baro Başkanı Sağkan: Bu savunma kabul edilemez

 2 gün önce

 Ankara Barosu Başkanı Erinç Sağkan, akademisyen Ceren Damar'ı öldüren öğrencisi Hasan İsmail Hikmet'in 'kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten öldürme' suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldığı davada, sanık avukatı Vahit Bıçak'ın yaptığı savunmanın kabul edilemez olduğunu söyledi. Avukat Bıçak hakkında davanın daha önceki duruşmalarındaki tavır ve söylemleri nedeniyle 7 Ekim'de açılmış bir disiplin soruşturması olduğunu belirten Sağkan, "Savunma en kutsal hakların başında geliyor ve en geniş şekilde yorumlanması gerekiyor. Ancak bu kişi, bu geniş yorumları bile geçmiştir. Konuyu 15 Temmuz sürecine bağlayarak, vefat etmiş bir kadının, hiç ilgisi olmadığı halde iffeti üzerinden ve o kadını kamuoyu nezdinde itibarsızlaştırmaya çalışarak bir savunma stratejisi yürütmüştür. Kabul edilemez" dedi. Ankara'da Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde araştırma görevlisi Ceren Damar Şenel (27), 2 Ocak 2019 günü, üniversite yerleşkesindeki odasında, sınavda kopya çekerken yakaladığı öğrencisi Hasan İsmail Hikmet (24) tarafından tabancayla vurulduktan sonra 17 yerinden bıçaklanarak öldürüldü. Tutuklanan Hikmet, Ankara 33'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'nde yapılan yargılamanın dünkü karar duruşmasında, 'kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten öldürme' suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Davada, sanık avukatı Vahit Bıçak'ın yaptığı savunma ise hem hukukçuların hem de kamuoyunun tepkisini çekti. 'O DOSYADA TARAF VEKİLLİĞİ SIFATIM VAR' Ankara Barosu Başkanı Erinç Sağkan, savunmasıyla büyük tepki çeken avukat Vahit Bıçak ile ilgili açıklama yaptı. Sağkan, "O duruşmanın ilk celsesinde biz katılan tarafta yer almak istedik ve mahkemeye bu talebimizi sunduk. Ancak mahkeme bu talebimizi reddetti. Bu bir kadın cinayetidir ve baronun da insan haklarını savunmak gibi bir görevi vardır, bu görev yasadan kaynaklanır. Yaşam hakkı gibi en kutsal hakka yönelik böyle hunharca bir saldırıda görevimiz vardır, diye düşündük. Ancak mahkeme böyle düşünmeyince, ben ailenin avukatlığını yürüten arkadaşlardan aldığım yetki belgesiyle, bireysel olarak kendim de yürüttüm, yani o dosyada bir taraf vekilliği sıfatım var" dedi. 'BU ŞEKİLDE BİR SAVUNMA OLAMAZ' Tartışma konusunun savunma hakkının sınırlarıyla ilgili olduğunu söyleyen Sağkan, "Şunu söyleyebilirim ki savunma hakkı en kutsal hakların başında gelmektedir. Bu anlamda savunma hakkının sınırlarının çok geniş yorumlanması gerektiğine inanmaktayız. Ancak bu geniş yorumun da bir sınırı olması gerekiyor. Bu dosyada sanık avukatının ölçüleri artık aştığının ve bir hak savunuculuğunun ötesine geçerek, konuyu 15 Temmuz sürecine bağlayarak, vefat etmiş bir kadının, hiç ilgisi olmadığı halde iffeti üzerinden ve o kadını kamuoyu nezdinde itibarsızlaştırmaya çalışarak bir savunma stratejisi yürüttüğünü görüyoruz ki bu kabul edilemez. Bu şekilde bir savunma olamaz. Bu savunma makamına ve avukatlık mesleğine çok ciddi zarar veren bir tavırdır" diye konuştu. '7 EKİM'DE DİSİPLİN SORUŞTURMASI BAŞLATMIŞTIK' Avukatların savunma sınırlarının, Avukatlık Kanunu'nun 34'üncü maddesiyle yüzeysel de olsa çizildiğini belirten Sağkan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu sınırın dışına çıkan kişilere uygulanacak yaptırımlar da yine bu kanununda belirlenmiştir. Benim bir baro başkanı olarak disiplin soruşturması başlatılıp başlatılmadığına dair bir açıklama yapmam doğru olmaz, çünkü bunlar gizli yürütülmesi gerekmektedir. Ancak, o dosyanın sanığı, baro başkanı olan hem şahsım hem de yönetim kuruluyla ilgili hem Cumhuriyet Başsavcılığı'na hem de Ankara Barosu'na bizler hakkında disiplin soruşturması açılmasına ilişkin başvuruda bulundu. Biz zaten bu avukatla ilgili olarak 7 Ekim'de disiplin soruşturması başlattık. Bu nedenle sanık cezaevinden yazdığı bir yazıyla bizleri savcılığa ve baroya şikayet etti. Sanık diyor ki 'Avukatım hakkında disiplin soruşturması açıldığı için etkin savunma hakkımı kullanamıyorum.' Aynı zamanda mahkemeyi etkilemeyi teşebbüsten hakkımda bir de suç duyurusunda bulunuldu. 7 Ekim tarihinden sonraki duruşmalarda gösterdiği tavırlarla ilgili olarak da muhakkak Ankara Barosu bir çalışma başlatacaktır."

Elektrik arızasını tespitte artık köpekler devrede

 Özel eğitimli dedektör köpekler Lady ve Carlos, koklayarak 2 dakika gibi kısa bir sürede yer altında meydana gelen elektrik arızasını buluyor. Hassas burunlarıyla, elektrik arızalarını yüzde 90 oranında doğru tespit eden yetenekli köpekler, yanık kablo koklatılarak 6 ayda eğitildi. İstanbul Avrupa Yakası’nda elektrik dağıtımını üstlenen Boğaziçi Elektrik Dağıtım A.Ş (BEDAŞ) vatandaşlara kesintisiz enerji hizmeti sunmak ve elektrik arızlarına hızlı müdahale edilmesini sağlamak amacıyla arızayı noktasal olarak tespit etmek için özel eğitimli dedektör köpekleri kullanmaya başladı. HEDEF; ZAMANDAN TASARRUF VE MÜŞTERİ MEMNUNİYETİ Dedektör köpeklerin yeteneklerini elektrik arızalarında kullanma düşüncesiyle yola çıktıklarını anlatan BEDAŞ Genel Müdürü Murat Yiğit, Uzaktan Kontrol ve Kumanda Merkezi (SCADA) başta olmak üzere ileri teknolojiye sahip pek çok yöntemi aktif bir şekilde kullandıklarını bununla birlikte müdahale sürelerini kısaltmak için yardımcı yöntemlere yöneldiklerini aktardı. Arızaların daha hızlı tespit edildiğini ve zamandan tasarruf ettiklerini belirten Yiğit, “Köpekler yer altı kablolarında meydana gelen arızanın kokusunu alıyor. Hedefimiz, zamandan tasarruf etmek ve müşteri memnuniyetini en üstte noktada tutmak” dedi. BÜYÜKÇEKMECE, AVCILAR, BAKIRKÖY, ESENYURT VE SİLİVRİ… 2019 yılında EPDK’ya Ar-Ge projesi olarak projeyi teklif ettiklerini belirten Yiğit, “Onlar projeyi destekledi ve başladık. Şu anda Büyükçekmece, Avcılar, Bakırköy, Esenyurt ve Silivri bölgesindeki arızalarda dedektör köpekler destek veriyor. Elektrik arızlarında hızlı bir şekilde enerjinin tekrar verilebilmesi için bu projeyi başlattık. Bazı yer altı kablo arızalarında teknolojiden istediğimiz gibi sonuç alamıyoruz. Köpekler bu noktada devreye girerek arızanın bulunmasında sürenin kısalmasına fayda sağlıyor” diye konuştu. ARIZAYI YÜZDE 90 TESPİT EDİYOR Dedektör köpeklerin elektrik arızasını yüzde 90 oranında doğru tespit ettiğini aktaran Murat Yiğit, “6 aydır eğitim alıyorlar son 3 ayda inanılmaz geliştiler. 3 köpekle çalışıyoruz, biri Jack Russel Terrier, ikisi Alman Çoban Köpeği, ilerleyen dönemde köpeklerin sayısını artırmayı düşünüyoruz. 3 köpekten de aynı oranda verim alıyoruz. Dedektör köpeklere yer altı kablo arızalarının yoğun olduğu bölgelerde ihtiyacımız oluyor. Yer altı kablolarında meydana gelen arızaları noktasal olarak tespit ediyorlar” ifadelerini kullandı. EKİPLER ARIZAYI CİHAZLA TESPİT ETMEKTE ZORLANABİLİYOR Cadde ve sokaklardaki alçak gerilim seviyesinde meydana gelen elektrik arızalarında köpeklerden yardım aldıklarını söyleyen Yiğit, “Herhangi bir cadde ve sokakta kesinti olduğu zaman bize ihbarı düşüyor. İhbardan sonra ekipler bölgeye gidiyor. Yanlarında götürdükleri cihazlarla arıza noktasını tespit etmeye çalışıyorlar. Bazen cihazlar tespit etmekte yetersiz kalabiliyor, süre olarak bizi zorluyor. Uzun mesafede kazı yaparak arızalı kabloyu anca bulabiliyoruz. İşte burada köpekler devreye giriyor, arızalı noktayı bulmamızda hızlıca destek oluyorlar. Diğer türlü kazıyı yapmak saatler sürüyor, gereksiz yere çevreyi de tahrip etmiş oluyoruz bu anlamda büyük fayda sağlıyor” dedi. 50 KÖPEK ARASINDAN SEÇİLDİLER; ÖDÜLLERİ ‘TOP’ BEDAŞ’ın proje yöneticisi Mete Özdemir ise, dedektör köpekler Lady ve Carlos’un 50 köpek arasından seçildiğini söyleyerek, “Seçilirken oynamayı seven, hareketli olmalarına dikkat edildi. Köpekler, açık alandaki mamalardan ve çevresel etkenlerden etkilenmesinler diye arıza noktasını bulunca, topla ödüllendiriliyor” diye konuştu. EĞİTİMDE YANIK KABLO KOKLATILDI Eğitimdeyken yanık kabloların koklatıldığını belirten Özdemir, “Yanık kablo koklayarak eğitildiler. Kablo arızası sırasında oluşan yanıkların kokusuna alıştılar ve arızayı bu şekilde tespit ediyorlar. Elektrik kesinti, süre ve sayılarındaki azalmayı sağlamayı amaçladık. Kablo güzergahı bilindiği zaman 5 dakikadan kısa bir sürede arızayı tespit ediyorlar” şeklinde konuştu.

Elektrik arızasını tespitte artık köpekler devrede

 2 gün önce

 Özel eğitimli dedektör köpekler Lady ve Carlos, koklayarak 2 dakika gibi kısa bir sürede yer altında meydana gelen elektrik arızasını buluyor. Hassas burunlarıyla, elektrik arızalarını yüzde 90 oranında doğru tespit eden yetenekli köpekler, yanık kablo koklatılarak 6 ayda eğitildi. İstanbul Avrupa Yakası’nda elektrik dağıtımını üstlenen Boğaziçi Elektrik Dağıtım A.Ş (BEDAŞ) vatandaşlara kesintisiz enerji hizmeti sunmak ve elektrik arızlarına hızlı müdahale edilmesini sağlamak amacıyla arızayı noktasal olarak tespit etmek için özel eğitimli dedektör köpekleri kullanmaya başladı. HEDEF; ZAMANDAN TASARRUF VE MÜŞTERİ MEMNUNİYETİ Dedektör köpeklerin yeteneklerini elektrik arızalarında kullanma düşüncesiyle yola çıktıklarını anlatan BEDAŞ Genel Müdürü Murat Yiğit, Uzaktan Kontrol ve Kumanda Merkezi (SCADA) başta olmak üzere ileri teknolojiye sahip pek çok yöntemi aktif bir şekilde kullandıklarını bununla birlikte müdahale sürelerini kısaltmak için yardımcı yöntemlere yöneldiklerini aktardı. Arızaların daha hızlı tespit edildiğini ve zamandan tasarruf ettiklerini belirten Yiğit, “Köpekler yer altı kablolarında meydana gelen arızanın kokusunu alıyor. Hedefimiz, zamandan tasarruf etmek ve müşteri memnuniyetini en üstte noktada tutmak” dedi. BÜYÜKÇEKMECE, AVCILAR, BAKIRKÖY, ESENYURT VE SİLİVRİ… 2019 yılında EPDK’ya Ar-Ge projesi olarak projeyi teklif ettiklerini belirten Yiğit, “Onlar projeyi destekledi ve başladık. Şu anda Büyükçekmece, Avcılar, Bakırköy, Esenyurt ve Silivri bölgesindeki arızalarda dedektör köpekler destek veriyor. Elektrik arızlarında hızlı bir şekilde enerjinin tekrar verilebilmesi için bu projeyi başlattık. Bazı yer altı kablo arızalarında teknolojiden istediğimiz gibi sonuç alamıyoruz. Köpekler bu noktada devreye girerek arızanın bulunmasında sürenin kısalmasına fayda sağlıyor” diye konuştu. ARIZAYI YÜZDE 90 TESPİT EDİYOR Dedektör köpeklerin elektrik arızasını yüzde 90 oranında doğru tespit ettiğini aktaran Murat Yiğit, “6 aydır eğitim alıyorlar son 3 ayda inanılmaz geliştiler. 3 köpekle çalışıyoruz, biri Jack Russel Terrier, ikisi Alman Çoban Köpeği, ilerleyen dönemde köpeklerin sayısını artırmayı düşünüyoruz. 3 köpekten de aynı oranda verim alıyoruz. Dedektör köpeklere yer altı kablo arızalarının yoğun olduğu bölgelerde ihtiyacımız oluyor. Yer altı kablolarında meydana gelen arızaları noktasal olarak tespit ediyorlar” ifadelerini kullandı. EKİPLER ARIZAYI CİHAZLA TESPİT ETMEKTE ZORLANABİLİYOR Cadde ve sokaklardaki alçak gerilim seviyesinde meydana gelen elektrik arızalarında köpeklerden yardım aldıklarını söyleyen Yiğit, “Herhangi bir cadde ve sokakta kesinti olduğu zaman bize ihbarı düşüyor. İhbardan sonra ekipler bölgeye gidiyor. Yanlarında götürdükleri cihazlarla arıza noktasını tespit etmeye çalışıyorlar. Bazen cihazlar tespit etmekte yetersiz kalabiliyor, süre olarak bizi zorluyor. Uzun mesafede kazı yaparak arızalı kabloyu anca bulabiliyoruz. İşte burada köpekler devreye giriyor, arızalı noktayı bulmamızda hızlıca destek oluyorlar. Diğer türlü kazıyı yapmak saatler sürüyor, gereksiz yere çevreyi de tahrip etmiş oluyoruz bu anlamda büyük fayda sağlıyor” dedi. 50 KÖPEK ARASINDAN SEÇİLDİLER; ÖDÜLLERİ ‘TOP’ BEDAŞ’ın proje yöneticisi Mete Özdemir ise, dedektör köpekler Lady ve Carlos’un 50 köpek arasından seçildiğini söyleyerek, “Seçilirken oynamayı seven, hareketli olmalarına dikkat edildi. Köpekler, açık alandaki mamalardan ve çevresel etkenlerden etkilenmesinler diye arıza noktasını bulunca, topla ödüllendiriliyor” diye konuştu. EĞİTİMDE YANIK KABLO KOKLATILDI Eğitimdeyken yanık kabloların koklatıldığını belirten Özdemir, “Yanık kablo koklayarak eğitildiler. Kablo arızası sırasında oluşan yanıkların kokusuna alıştılar ve arızayı bu şekilde tespit ediyorlar. Elektrik kesinti, süre ve sayılarındaki azalmayı sağlamayı amaçladık. Kablo güzergahı bilindiği zaman 5 dakikadan kısa bir sürede arızayı tespit ediyorlar” şeklinde konuştu.

Elazığ'da konteyner kentlerin kurulumu sürüyor

 Elazığ'da, 24 Ocak'ta meydana gelen 6.8'lik depremin ardından 5 farklı noktada başlatılan konteyner kent kurulumu devam ediyor. Elazığ'da, 24 Ocak'ta merkez üssü Sivrice ilçesi olan 6.8 büyüklüğündeki depremin ardından başlayan hasar tespit çalışmaları sona ererken, depremzedelerin kalıcı konutlar inşa edilene kadar geçici olarak barınmalarını sağlamak amacıyla kentin farklı noktalarında yapımına başlanan konteyner kent çalışmaları devam ediyor. Elazığ'ın Aşağıdemirtaş, Doğukent, Hankendi ve Kırklar mahalleleri ile Sivrice ilçesinde kurulacak olan 4 bin 790 konteyner, depremzedelerin ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde dizayn edildi. Her biri 21 metrekare olan konteynerler, kalıcı konutlar inşa edilene kadar depremzedelerin hizmetinde olacak. Konteynerlerin kurulumunun kısa sürede tamamlanacağı bildirildi.

Elazığ'da konteyner kentlerin kurulumu sürüyor

 2 gün önce

 Elazığ'da, 24 Ocak'ta meydana gelen 6.8'lik depremin ardından 5 farklı noktada başlatılan konteyner kent kurulumu devam ediyor. Elazığ'da, 24 Ocak'ta merkez üssü Sivrice ilçesi olan 6.8 büyüklüğündeki depremin ardından başlayan hasar tespit çalışmaları sona ererken, depremzedelerin kalıcı konutlar inşa edilene kadar geçici olarak barınmalarını sağlamak amacıyla kentin farklı noktalarında yapımına başlanan konteyner kent çalışmaları devam ediyor. Elazığ'ın Aşağıdemirtaş, Doğukent, Hankendi ve Kırklar mahalleleri ile Sivrice ilçesinde kurulacak olan 4 bin 790 konteyner, depremzedelerin ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde dizayn edildi. Her biri 21 metrekare olan konteynerler, kalıcı konutlar inşa edilene kadar depremzedelerin hizmetinde olacak. Konteynerlerin kurulumunun kısa sürede tamamlanacağı bildirildi.

Yuvacık Barajı'nda su seviyesi yüzde 87'ye ulaştı

 Kocaeli’nin içme suyu ihtiyacının büyük bir bölümünü karşılayan, sonbaharda su seviyesinin yüzde 15’lere düştüğü Yuvacık Barajı’nda kar yağışlarının ardından su seviyesi yüzde 87’ye ulaştı. Kocaeli’nin Başiskele ilçesinde bulunan, kurak geçen sonbaharda su seviyesinin yüzde 15’e düştüğü Yuvacık Barajı’nda, mevsim şartlarına bağlı olarak su seviyesi yükseldi. Karların erimesi ve akarsuların dolması ile birlikte baraj doldu. Kocaeli Su ve Kanalizasyon İdaresi’nin resmi internet sitesinde yapılan açıklamaya göre, Yuvacık Barajı’nda suyun doluluk oranı yüzde 87’ye ulaştı. Toplam 51 milyon metreküp kapasiteli baraj havzasında 44 milyon 230 bin metreküp su bulunduğu açıklandı. Sonbaharda suların çekilmesiyle ortaya çıkan bazı ağaçların sulara gömüldüğü görüldü.

Yuvacık Barajı'nda su seviyesi yüzde 87'ye ulaştı

 2 gün önce

 Kocaeli’nin içme suyu ihtiyacının büyük bir bölümünü karşılayan, sonbaharda su seviyesinin yüzde 15’lere düştüğü Yuvacık Barajı’nda kar yağışlarının ardından su seviyesi yüzde 87’ye ulaştı. Kocaeli’nin Başiskele ilçesinde bulunan, kurak geçen sonbaharda su seviyesinin yüzde 15’e düştüğü Yuvacık Barajı’nda, mevsim şartlarına bağlı olarak su seviyesi yükseldi. Karların erimesi ve akarsuların dolması ile birlikte baraj doldu. Kocaeli Su ve Kanalizasyon İdaresi’nin resmi internet sitesinde yapılan açıklamaya göre, Yuvacık Barajı’nda suyun doluluk oranı yüzde 87’ye ulaştı. Toplam 51 milyon metreküp kapasiteli baraj havzasında 44 milyon 230 bin metreküp su bulunduğu açıklandı. Sonbaharda suların çekilmesiyle ortaya çıkan bazı ağaçların sulara gömüldüğü görüldü.

Kars Barajı'nın yüzeyi buz tuttu

 Kars Baraj Gölü'nün yüzeyi, dondurucu soğuklar nedeniyle buz tuttu. Soğuk havanın yaşamı olumsuz etkilediği Doğu Anadolu Bölgesi'nde, dere, çay ve barajlar dondu. Geçen yıl faaliyete geçirilen Kars Baraj Gölü de aşırı soğuk nedeniyle buz tuttu. Baraj gölünde ilginç görüntüler ortaya çıktı.

Kars Barajı'nın yüzeyi buz tuttu

 2 gün önce

 Kars Baraj Gölü'nün yüzeyi, dondurucu soğuklar nedeniyle buz tuttu. Soğuk havanın yaşamı olumsuz etkilediği Doğu Anadolu Bölgesi'nde, dere, çay ve barajlar dondu. Geçen yıl faaliyete geçirilen Kars Baraj Gölü de aşırı soğuk nedeniyle buz tuttu. Baraj gölünde ilginç görüntüler ortaya çıktı.

Hayali, karavanla dünya turu

 Çocukluk hayalini gerçekleştirmek için 5 yıl önce kendini yollara adayan Ertan Çalışkan (28), otostopla Türkiye'yi karış karış gezdi. Daha sonra satın aldığı aracını karavana dönüştürüp, yollara koyulan Ertan'ın şimdiki hayali ise dünya turuna çıkıp, okyanusun ötesinde olmak. İstanbul'da doğan ve aslen Karadenizli olan Ertan Çalışkan, 5 yıl önce Ordu Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü'nden mezun oldu. Yerleşik bir hayat istemeyen Çalışkan, çalışmak yerine kendini yollara adadı. Sırt çantasıyla otostop çekerek Türkiye'nin 7 bölgesini de gezen Çalışkan, 3 yıl boyunca çadır hayatı sürdü. Çocukluk hayali olan karavan isteğini 2 yıl önce gerçekleştiren ve bir araç alan Ertan, aracını karavana çevirdi. Karavanın içine yatak, dolap, ocak ve mini buzdolabı monte eden Çalışkan, üst bölümüne ise güneş panelleri yerleştirerek, elektrik ihtiyacını karşılamaya başladı. Hayatı gezerek öğrenen Ertan Çalışkan, çeşitli sosyal sorumluluk projelerine de imza attı. Antalya'dan İstanbul'a yürüyerek 'Çocuklar için 5 milyon adım' projesini hayata geçiren Çalışkan, 56 gün boyunca Akdeniz ve Ege sahil yolundan İstanbul'a kadar yürüyerek köy okullarına destek topladı. Çalışkan, bu projesi sayesinde 5 köy okulunun ihtiyaç listesini, para toplamadan, gelen hediyeleri kabul ederek karşıladı. Kış aylarının sıcak geçmesinden dolayı bu sıralar Antalya'da karavan hayatına devam eden Ertan Çalışkan, kendi hazırladığı kahveyi karavanının önünde satarak geçimini sağlıyor. Çalışkan'ın şimdiki hayali ise karavanıyla dünya turuna çıkmak. ÇOCUKLAR İÇİN 2200 KİLOMETRE YÜRÜDÜ 'Çocuklar için 5 milyon adım' projesinin detaylarını anlatan Ertan Çalışkan, "Antalya'dan çıkarak Muğla, İzmir, Çanakkale ve İstanbul'a kadar 2200 kilometre yürüdüm. 56 gün boyunca köy okullarına destek topladım. 5 köy okulunun tüm ihtiyaç listesini toplamış olduk. Bunu para toplamadan yaptım. Sadece gelen hediyeleri kabul ederek gerçekleştirdim. Güzel bir projeydi. 32 kilo verdim. Çocukların o gülen yüzünü görmek insanı gerçekten çok mutlu ediyor" dedi. KAHVENİN FİYATI YOK Ertan Çalışkan, üniversite bittikten sonra otostop çekerek yurt dışını gezdiğini söyledi. Türkiye'yi karış karış gezdiğini belirten Çalışkan, kahve satarak aracın yakıtını karşıladığını anlattı. Ertan Çalışkan, "5 kahveyi karıştırarak özel bir karışım oluşturdum. Özü fındık aromalı bir kahve. Asıl özelliği ise bunun bir fiyatının olmaması. Kahvelerimi istediğiniz fiyata içebiliyorsunuz. Üniversite öğrencilerini düşündüğüm için böyle bir karar verdim. Çünkü insanlar yanıma gelirken para sorunuyla gelmesin. Bir kahveye 1 TL veren de 100 TL veren de oluyor. Bütçelerine göre istediği parayı bir kutuya bırakıyor. Zaten çok masrafım olmuyor. Araçta güneş panellerim olduğu için elektriğimi oradan sağlıyorum. Yakıtımın olduğu kadar geziyorum" diye konuştu. 'YOL BANA HER ŞEYİ ÖĞRETTİ' İklimin kendisini zaman zaman zorladığını belirten Ertan Çalışkan, "Mühim olan bu zorluklarla başa çıkabilmek. Ben bu yola çıkarken çok hayalini kurmuştum. Hayatımı yollara adapte ederek yaşamaya karar vermiştim. O yüzden zor olsa da bu hayatı seviyorum. Hiçbir şey bilmeden yola çıkmıştım, fakat yol bana her şeyi öğretti. Nerede nasıl geçimini sağlayabilirsin, nereler güzeldir, nereler gezilmelidir bunları öğreniyorsunuz. Bu hayatı isteyen kişilerin önce cesaretli bir adım atması gerekir. Adımını attıktan sonra gerisi gelir zaten" dedi. Karavanla yurt dışına çıkmak, dünyayı gezmek istediğini söyleyen Çalışkan, "Okyanusun ötesinde olmayı hayal ediyorum" dedi.

Hayali, karavanla dünya turu

 2 gün önce

 Çocukluk hayalini gerçekleştirmek için 5 yıl önce kendini yollara adayan Ertan Çalışkan (28), otostopla Türkiye'yi karış karış gezdi. Daha sonra satın aldığı aracını karavana dönüştürüp, yollara koyulan Ertan'ın şimdiki hayali ise dünya turuna çıkıp, okyanusun ötesinde olmak. İstanbul'da doğan ve aslen Karadenizli olan Ertan Çalışkan, 5 yıl önce Ordu Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü'nden mezun oldu. Yerleşik bir hayat istemeyen Çalışkan, çalışmak yerine kendini yollara adadı. Sırt çantasıyla otostop çekerek Türkiye'nin 7 bölgesini de gezen Çalışkan, 3 yıl boyunca çadır hayatı sürdü. Çocukluk hayali olan karavan isteğini 2 yıl önce gerçekleştiren ve bir araç alan Ertan, aracını karavana çevirdi. Karavanın içine yatak, dolap, ocak ve mini buzdolabı monte eden Çalışkan, üst bölümüne ise güneş panelleri yerleştirerek, elektrik ihtiyacını karşılamaya başladı. Hayatı gezerek öğrenen Ertan Çalışkan, çeşitli sosyal sorumluluk projelerine de imza attı. Antalya'dan İstanbul'a yürüyerek 'Çocuklar için 5 milyon adım' projesini hayata geçiren Çalışkan, 56 gün boyunca Akdeniz ve Ege sahil yolundan İstanbul'a kadar yürüyerek köy okullarına destek topladı. Çalışkan, bu projesi sayesinde 5 köy okulunun ihtiyaç listesini, para toplamadan, gelen hediyeleri kabul ederek karşıladı. Kış aylarının sıcak geçmesinden dolayı bu sıralar Antalya'da karavan hayatına devam eden Ertan Çalışkan, kendi hazırladığı kahveyi karavanının önünde satarak geçimini sağlıyor. Çalışkan'ın şimdiki hayali ise karavanıyla dünya turuna çıkmak. ÇOCUKLAR İÇİN 2200 KİLOMETRE YÜRÜDÜ 'Çocuklar için 5 milyon adım' projesinin detaylarını anlatan Ertan Çalışkan, "Antalya'dan çıkarak Muğla, İzmir, Çanakkale ve İstanbul'a kadar 2200 kilometre yürüdüm. 56 gün boyunca köy okullarına destek topladım. 5 köy okulunun tüm ihtiyaç listesini toplamış olduk. Bunu para toplamadan yaptım. Sadece gelen hediyeleri kabul ederek gerçekleştirdim. Güzel bir projeydi. 32 kilo verdim. Çocukların o gülen yüzünü görmek insanı gerçekten çok mutlu ediyor" dedi. KAHVENİN FİYATI YOK Ertan Çalışkan, üniversite bittikten sonra otostop çekerek yurt dışını gezdiğini söyledi. Türkiye'yi karış karış gezdiğini belirten Çalışkan, kahve satarak aracın yakıtını karşıladığını anlattı. Ertan Çalışkan, "5 kahveyi karıştırarak özel bir karışım oluşturdum. Özü fındık aromalı bir kahve. Asıl özelliği ise bunun bir fiyatının olmaması. Kahvelerimi istediğiniz fiyata içebiliyorsunuz. Üniversite öğrencilerini düşündüğüm için böyle bir karar verdim. Çünkü insanlar yanıma gelirken para sorunuyla gelmesin. Bir kahveye 1 TL veren de 100 TL veren de oluyor. Bütçelerine göre istediği parayı bir kutuya bırakıyor. Zaten çok masrafım olmuyor. Araçta güneş panellerim olduğu için elektriğimi oradan sağlıyorum. Yakıtımın olduğu kadar geziyorum" diye konuştu. 'YOL BANA HER ŞEYİ ÖĞRETTİ' İklimin kendisini zaman zaman zorladığını belirten Ertan Çalışkan, "Mühim olan bu zorluklarla başa çıkabilmek. Ben bu yola çıkarken çok hayalini kurmuştum. Hayatımı yollara adapte ederek yaşamaya karar vermiştim. O yüzden zor olsa da bu hayatı seviyorum. Hiçbir şey bilmeden yola çıkmıştım, fakat yol bana her şeyi öğretti. Nerede nasıl geçimini sağlayabilirsin, nereler güzeldir, nereler gezilmelidir bunları öğreniyorsunuz. Bu hayatı isteyen kişilerin önce cesaretli bir adım atması gerekir. Adımını attıktan sonra gerisi gelir zaten" dedi. Karavanla yurt dışına çıkmak, dünyayı gezmek istediğini söyleyen Çalışkan, "Okyanusun ötesinde olmayı hayal ediyorum" dedi.

Erdoğan: Türkiye'nin Suriye ve Libya politikası ne maceradır ne de keyfe keder bir tercihtir

 Erdoğan, Menemen Gişeler'de düzenlenen Menemen-Aliağa-Çandarlı Otoyolu Açılış Töreni'nde bir konuşma yaptı. Otoyolun hayırlı olmasını dileyen Erdoğan, Türkiye'nin üçüncü büyük şehri İzmir'in, aynı zamanda en önemli sanayi ve ticaret bölgelerinden birinin merkezi durumunda bulunduğunu belirtti. Açılışı yapılan otoyolun, İzmir'i, PETKİM ve TÜPRAŞ başta olmak üzere büyük sanayi tesislerinin bulunduğu Aliağa ile ülkenin en önemli limanlarından birinin inşa edileceği Çandarlı'ya bağladığını anlatan Erdoğan, "Bu bölgede kuzey-güney istikametinde ortaya çıkan yoğunluk, ister istemez şehir içi trafiğin de sıkışmasına yol açıyordu. Böylece, otoyolumuzun geçtiği tüm güzergahlardaki şehir içi trafiğini de rahatlatıyoruz." diye konuştu. Bu otoyolun Çiğli-Harmandalı-Koyundere bölümlerini peyderpey hizmete açtıklarını anımsatan Erdoğan, bugün Koyundere-Aliağa-Çandarlı kısmını da açarak, bağlantı yollarıyla birlikte 96 kilometrelik projenin tamamını bitirdiklerini belirtti. "Ne bir macera ne de keyfekeder bir tercih" Erdoğan, Türkiye'nin Suriye ve Libya politikalarının ne bir macera ne de keyfekeder bir tercih olduğunun altını çizerek, şunları kaydetti: "Şayet bölgemizde yaşanan güç değişimlerinde ülkemizi hakkı olan konuma oturtmazsak Allah göstermesin önümüzdeki dönemde bize bu topraklarda hayatı zindan ederler. Bunun için ülke ve millet olarak yeni bir istiklal mücadelesi verdiğimizi söylüyoruz. Bu mücadelede ülkemizin çıkarları ile diğer güçlerin çıkarları zaman zaman çatışıyor. Gerekirse tek başımıza adımlar atarak, ülkemizi doğru hedeflerine götürmeye çalışıyoruz. Hamdolsun artık Türkiye'nin gücü ve kapasitesi bağımsız siyaset izlemeye ve bunu sahada hayata geçirmeye yeterlidir. Yürüttüğümüz mücadelelerde hem siyasi ve diplomatik hem de gerektiğinde askeri gücümüzü en üst düzeyde kullanıyoruz. Masada ve sahada olayların gidişatını değiştirebilmek için ne gerekiyorsa onu yapıyor, tüm imkanlarımızı seferber ediyoruz." Erdoğan, Menemen Gişeler'de düzenlenen Menemen-Aliağa-Çandarlı Otoyolu Açılış Töreni'nde yaptığı konuşmada, kararlı duruş sergiledikleri her meselede, netice almayı başardıklarını belirterek, geriye dönüp baktıklarında bugün sıkıntı yaşadıkları noktalardaki sebebin geçmişte yeteri kadar güçlü duruş sergilenmemesinden kaynaklandığını gördüklerini söyledi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, "Doğu Akdeniz'de tüm ülkeler var. Amerika, Fransa, İngiltere, hepsi var, sadece Türkiye yok" dediğini hatırlatan Erdoğan, "Bay Kemal'i tanıyorsunuz değil mi? Zaten her zaman böyle konuşmuyor mu? 'Sadece Türkiye yok' dedi. Biz orada sondaj gemilerimizle vardık, sismik araştırma gemilerimizle vardık. Bay Kemal, sen bunları söylediğin zaman iki sondaj gemimiz vardı. Şimdi üçüncüyü de aldık, haberin olsun. İki de sismik araştırma gemimiz var. Bay Kemal, şunu da bil; Biz Doğu Akdeniz'de sadece bu sondaj gemilerimizle, sadece sismik araştırma gemilerimizle değil, onların yanında fırkateynlerimizle beraber varız, uçaklarımızla varız, hepsi ile birlikte oralardayız. Biz 500 yıl önce oradaydık, bugün de oradayız." diye konuştu.

Erdoğan: Türkiye'nin Suriye ve Libya politikası ne maceradır ne de keyfe keder bir tercihtir

 2 gün önce

 Erdoğan, Menemen Gişeler'de düzenlenen Menemen-Aliağa-Çandarlı Otoyolu Açılış Töreni'nde bir konuşma yaptı. Otoyolun hayırlı olmasını dileyen Erdoğan, Türkiye'nin üçüncü büyük şehri İzmir'in, aynı zamanda en önemli sanayi ve ticaret bölgelerinden birinin merkezi durumunda bulunduğunu belirtti. Açılışı yapılan otoyolun, İzmir'i, PETKİM ve TÜPRAŞ başta olmak üzere büyük sanayi tesislerinin bulunduğu Aliağa ile ülkenin en önemli limanlarından birinin inşa edileceği Çandarlı'ya bağladığını anlatan Erdoğan, "Bu bölgede kuzey-güney istikametinde ortaya çıkan yoğunluk, ister istemez şehir içi trafiğin de sıkışmasına yol açıyordu. Böylece, otoyolumuzun geçtiği tüm güzergahlardaki şehir içi trafiğini de rahatlatıyoruz." diye konuştu. Bu otoyolun Çiğli-Harmandalı-Koyundere bölümlerini peyderpey hizmete açtıklarını anımsatan Erdoğan, bugün Koyundere-Aliağa-Çandarlı kısmını da açarak, bağlantı yollarıyla birlikte 96 kilometrelik projenin tamamını bitirdiklerini belirtti. "Ne bir macera ne de keyfekeder bir tercih" Erdoğan, Türkiye'nin Suriye ve Libya politikalarının ne bir macera ne de keyfekeder bir tercih olduğunun altını çizerek, şunları kaydetti: "Şayet bölgemizde yaşanan güç değişimlerinde ülkemizi hakkı olan konuma oturtmazsak Allah göstermesin önümüzdeki dönemde bize bu topraklarda hayatı zindan ederler. Bunun için ülke ve millet olarak yeni bir istiklal mücadelesi verdiğimizi söylüyoruz. Bu mücadelede ülkemizin çıkarları ile diğer güçlerin çıkarları zaman zaman çatışıyor. Gerekirse tek başımıza adımlar atarak, ülkemizi doğru hedeflerine götürmeye çalışıyoruz. Hamdolsun artık Türkiye'nin gücü ve kapasitesi bağımsız siyaset izlemeye ve bunu sahada hayata geçirmeye yeterlidir. Yürüttüğümüz mücadelelerde hem siyasi ve diplomatik hem de gerektiğinde askeri gücümüzü en üst düzeyde kullanıyoruz. Masada ve sahada olayların gidişatını değiştirebilmek için ne gerekiyorsa onu yapıyor, tüm imkanlarımızı seferber ediyoruz." Erdoğan, Menemen Gişeler'de düzenlenen Menemen-Aliağa-Çandarlı Otoyolu Açılış Töreni'nde yaptığı konuşmada, kararlı duruş sergiledikleri her meselede, netice almayı başardıklarını belirterek, geriye dönüp baktıklarında bugün sıkıntı yaşadıkları noktalardaki sebebin geçmişte yeteri kadar güçlü duruş sergilenmemesinden kaynaklandığını gördüklerini söyledi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, "Doğu Akdeniz'de tüm ülkeler var. Amerika, Fransa, İngiltere, hepsi var, sadece Türkiye yok" dediğini hatırlatan Erdoğan, "Bay Kemal'i tanıyorsunuz değil mi? Zaten her zaman böyle konuşmuyor mu? 'Sadece Türkiye yok' dedi. Biz orada sondaj gemilerimizle vardık, sismik araştırma gemilerimizle vardık. Bay Kemal, sen bunları söylediğin zaman iki sondaj gemimiz vardı. Şimdi üçüncüyü de aldık, haberin olsun. İki de sismik araştırma gemimiz var. Bay Kemal, şunu da bil; Biz Doğu Akdeniz'de sadece bu sondaj gemilerimizle, sadece sismik araştırma gemilerimizle değil, onların yanında fırkateynlerimizle beraber varız, uçaklarımızla varız, hepsi ile birlikte oralardayız. Biz 500 yıl önce oradaydık, bugün de oradayız." diye konuştu.

Balıkçıların palamut oyunu: ‘Tombik’ çıktı

 Karadeniz'de, tezgahlarda ‘palamut’ etiketi ile satılan balığın, Ege ve Marmara’da avlanan ‘tombik’ olduğu ortaya çıktı. Balıkçıların palamut bu sene istenen miktarda avlanamadığı için bu yönteme başvurduğu öğrenildi. 1 Eylül'de başlayan av sezonu devam ediyor, ancak bu yıl palamut istenen miktarda avlanamadı. Trabzon'da bazı balıkçılar, palamut yerine, Ege ve Marmara'da avlanan 'tombik' balığını satıyor. Tezgahlarda tombik balığının üzerine, ‘palamut’ yazan balıkçılar, ‘vatandaşı kandırmak söz konusu değil, iki balık da aynı tür grubunda’ diyerek kendini savundu. Balıkçılar ayrıca sardalyanın da ‘Karadeniz hamsisi’ olarak satıldığını söylüyor. Balıkçı Mehmet Can Örseloğlu, palamuta benzetilen ancak şu anda tezgahlarda olan balığın adının tombik olduğunu belirterek, “Bu tombik balığı, palamut değil. Palamut ailesinden olduğu için insanlar burada ‘palamut’ yazıyor. Nasıl İstanbul’a gittiğiniz zaman sardalyayı ‘Karadeniz hamsisi’ diye satıyorlar, burada da tombiği ‘palamut’ diye satıyorlar. Vatandaşın burada doğal olarak kafası karışıyor. Şu anda tezgahları süsleyen tombiktir, palamut değil. Bunun uskumrusu, orkinosu, palamutu, tombiği var. Bu grup da palamuta çok benzediği ve aynı grupta olduğu için genellikle tezgahlarda ‘yerli palamut’ yazıyorlar” dedi. Balıkçı Ali Ölmez ise palamuta benzerliği olan tombik balığını, satarken vatandaşa izah ettiklerini ifade ederek, “Palamuta benzediği için tezgahımda ‘palamut’ yazdım. Gelen müşterilere de ‘tombik’ balığı olduğunu söylüyoruz. İnsanlar bir bakışta palamuta benzetiyor. Burada vatandaşı kandırmak söz konusu değildir” diye konuştu. Balık alan Canan Acuner ise ilk bakışta tombik balığını palamuta benzettiğini kaydederek, “Palamuta benziyor ama palamutun büyüğü olabilir. Dikkatli inceledikten sonra gözlerinin palamuttan değişik olduğunu görüyorum. Palamuta çok benziyor. Çok dikkat etseydim belki palamut olmadığını anlardım. Ama çok benziyor" ifadelerini kullandı.

Balıkçıların palamut oyunu: ‘Tombik’ çıktı

 2 gün önce

 Karadeniz'de, tezgahlarda ‘palamut’ etiketi ile satılan balığın, Ege ve Marmara’da avlanan ‘tombik’ olduğu ortaya çıktı. Balıkçıların palamut bu sene istenen miktarda avlanamadığı için bu yönteme başvurduğu öğrenildi. 1 Eylül'de başlayan av sezonu devam ediyor, ancak bu yıl palamut istenen miktarda avlanamadı. Trabzon'da bazı balıkçılar, palamut yerine, Ege ve Marmara'da avlanan 'tombik' balığını satıyor. Tezgahlarda tombik balığının üzerine, ‘palamut’ yazan balıkçılar, ‘vatandaşı kandırmak söz konusu değil, iki balık da aynı tür grubunda’ diyerek kendini savundu. Balıkçılar ayrıca sardalyanın da ‘Karadeniz hamsisi’ olarak satıldığını söylüyor. Balıkçı Mehmet Can Örseloğlu, palamuta benzetilen ancak şu anda tezgahlarda olan balığın adının tombik olduğunu belirterek, “Bu tombik balığı, palamut değil. Palamut ailesinden olduğu için insanlar burada ‘palamut’ yazıyor. Nasıl İstanbul’a gittiğiniz zaman sardalyayı ‘Karadeniz hamsisi’ diye satıyorlar, burada da tombiği ‘palamut’ diye satıyorlar. Vatandaşın burada doğal olarak kafası karışıyor. Şu anda tezgahları süsleyen tombiktir, palamut değil. Bunun uskumrusu, orkinosu, palamutu, tombiği var. Bu grup da palamuta çok benzediği ve aynı grupta olduğu için genellikle tezgahlarda ‘yerli palamut’ yazıyorlar” dedi. Balıkçı Ali Ölmez ise palamuta benzerliği olan tombik balığını, satarken vatandaşa izah ettiklerini ifade ederek, “Palamuta benzediği için tezgahımda ‘palamut’ yazdım. Gelen müşterilere de ‘tombik’ balığı olduğunu söylüyoruz. İnsanlar bir bakışta palamuta benzetiyor. Burada vatandaşı kandırmak söz konusu değildir” diye konuştu. Balık alan Canan Acuner ise ilk bakışta tombik balığını palamuta benzettiğini kaydederek, “Palamuta benziyor ama palamutun büyüğü olabilir. Dikkatli inceledikten sonra gözlerinin palamuttan değişik olduğunu görüyorum. Palamuta çok benziyor. Çok dikkat etseydim belki palamut olmadığını anlardım. Ama çok benziyor" ifadelerini kullandı.

Adana Kuyumcular Odası Başkanı Başman: 'Koronavirüs', altın fiyatındaki yükselişi tetikliyor

 Adana Kuyumcular Odası Başkanı Oğuz Başman, son dönemde yükselen altın fiyatlarının piyasayı direkt etkilediğini belirterek, "Gerek Çin’de yayılan koronavirüs gerekse de Suriye’deki gelişmeler altının yükselişini tetikliyor" dedi. Türkiye’de son yıllarda rekor üstüne rekor kıran altın fiyatları son bir haftadır yükselmeye devam ediyor. Gram altının fiyatı 320 TL'yi aşarken çeyrek altının fiyatı ise 528 TL'yi buldu. Ülke genelinde altın piyasasında durgunluk yaşandığını belirten Adana Kuyumcular Odası Başkanı Oğuz Başman, altının yükselişinin uzun zamandan beri yavaş yavaş devam ettiğini ve son dönemde bu yükselişin hızını artırdığını söyledi. Çin’de ortaya çıkan ve 2 binden fazla kişinin ölümüne yol açan koronavirüs ve Suriye’de yaşanan sıcak gelişmelerin altın fiyatlarında yükselişi tetiklediğini kaydeden Başman, "Savaş söylentilerinin ortaya çıkması altının yükselişini hızlandırdı. Ayrıca ülkedeki siyasi gelişmeler de piyasayı etkilemeye devam ediyor. Altın hiçbir zaman yatırımcısına sadakatini kaybetmemiştir. Her zaman yatırımı yapana kazandırmıştır. Yine aynı şekilde devam edeceği kanaatindeyiz" dedi. 'ALTIN ALMAYA KORKUYORLAR' Kuyumcu Mehmet Özkan (40) ise fiyatların yükselmesinden sonra müşterilerinin altın almak konusunda tereddüt yaşadığını söyledi. Yükselişin devam edebileceğini anlatan Özkan, "Altın fiyatının yükselmesi kimseyi korkutmasın. Çünkü her zaman altın gördüğü fiyatın üstüne çıkar. Altın her zaman yükselecek ve her daim yatırımcısına kazandıracak bir madendir" diye konuştu. Altının yükselmesin sonra evlenme hayallerinden vazgeçtiğini dile getiren Müjde Balıkçı (20) da yükselişten dolayı kimsenin düğününde altın takamayacağını, kendisinin de düğünlere altın almadan gittiğini belirtti. Elindeki altınları bozdurmak yerine tutmayı tercih ettiğini ifade eden Anıl Kılıççı (27) ise yarının ne olacağını kestiremediği için temkinli davranmayı tercih ettiğini söyledi.

Adana Kuyumcular Odası Başkanı Başman: 'Koronavirüs', altın fiyatındaki yükselişi tetikliyor

 2 gün önce

 Adana Kuyumcular Odası Başkanı Oğuz Başman, son dönemde yükselen altın fiyatlarının piyasayı direkt etkilediğini belirterek, "Gerek Çin’de yayılan koronavirüs gerekse de Suriye’deki gelişmeler altının yükselişini tetikliyor" dedi. Türkiye’de son yıllarda rekor üstüne rekor kıran altın fiyatları son bir haftadır yükselmeye devam ediyor. Gram altının fiyatı 320 TL'yi aşarken çeyrek altının fiyatı ise 528 TL'yi buldu. Ülke genelinde altın piyasasında durgunluk yaşandığını belirten Adana Kuyumcular Odası Başkanı Oğuz Başman, altının yükselişinin uzun zamandan beri yavaş yavaş devam ettiğini ve son dönemde bu yükselişin hızını artırdığını söyledi. Çin’de ortaya çıkan ve 2 binden fazla kişinin ölümüne yol açan koronavirüs ve Suriye’de yaşanan sıcak gelişmelerin altın fiyatlarında yükselişi tetiklediğini kaydeden Başman, "Savaş söylentilerinin ortaya çıkması altının yükselişini hızlandırdı. Ayrıca ülkedeki siyasi gelişmeler de piyasayı etkilemeye devam ediyor. Altın hiçbir zaman yatırımcısına sadakatini kaybetmemiştir. Her zaman yatırımı yapana kazandırmıştır. Yine aynı şekilde devam edeceği kanaatindeyiz" dedi. 'ALTIN ALMAYA KORKUYORLAR' Kuyumcu Mehmet Özkan (40) ise fiyatların yükselmesinden sonra müşterilerinin altın almak konusunda tereddüt yaşadığını söyledi. Yükselişin devam edebileceğini anlatan Özkan, "Altın fiyatının yükselmesi kimseyi korkutmasın. Çünkü her zaman altın gördüğü fiyatın üstüne çıkar. Altın her zaman yükselecek ve her daim yatırımcısına kazandıracak bir madendir" diye konuştu. Altının yükselmesin sonra evlenme hayallerinden vazgeçtiğini dile getiren Müjde Balıkçı (20) da yükselişten dolayı kimsenin düğününde altın takamayacağını, kendisinin de düğünlere altın almadan gittiğini belirtti. Elindeki altınları bozdurmak yerine tutmayı tercih ettiğini ifade eden Anıl Kılıççı (27) ise yarının ne olacağını kestiremediği için temkinli davranmayı tercih ettiğini söyledi.

Uludağ'da JAK timi tatbikatı: Mahsur kalan dağcıyı ayak izlerinden buldular

 Bursa'da, Jandarma Arama Kurtarma (JAK) timleri için kurtarma tatbikatı gerçekleştirdi. JAK timleri, senaryo gereği, Uludağ eteklerinde gezintiye çıktıktan sonra sakatlanıp, mahsur kalan dağcının yerini ayak izlerinden tespit edip kurtardı. İl Jandarma Komutanlığı'na bağlı JAK timleri için Uludağ'da kurtarma tatbikatı düzenlendi. 7/24 teyakkuz halinde olan JAK timleri, senaryo gereği Uludağ'da gezintiye çıkan, ormanlık alanda sakatlanarak mahsur kalan amatör dağcıyı kurtardı. İkişer kişilik ekipler, kar motorlarıyla Uludağ'ın eteklerine çıkarak, dağcının son görüldüğü yeri tespit etmeye çalıştı. Kar motorlarıyla oteller bölgesine yakın yerleri tarayan ekipler, önce ormanlık alanda dağcının ayak izlerini tespit etti, ardından da sakatlanan dağcıyı buldu. Bulunan dağcının, ilk müdahalesinin ardından oteller bölgesine götürülmesiyle tatbikat son buldu. İnsan hayatını esas alarak özverili ve hassas çalışmalar yaptıklarını belirten JAK Tim Komutanı Teğmen Seyfettin Şahin, "Jandarma Genel Komutanlığı'na bağlı, Jandarma Komando Özel Asayiş Komutanlığı, Arama Kurtarma Tabur Komutanlığı Arama Kurtarma Timleri olarak her türlü doğal ve insan kaynaklı afetlerde arama ve kurtarma faaliyeti yapmak üzere yurt içinde, İçişleri Bakanlığı'nın talimatıyla da yurt dışında faaliyet göstermekteyiz. Bizler, bu kutsal görevi yerine getirmek için profesyonel personeller olarak özveriyle görev yapmaktan gurur duyuyoruz" dedi.

Uludağ'da JAK timi tatbikatı: Mahsur kalan dağcıyı ayak izlerinden buldular

 2 gün önce

 Bursa'da, Jandarma Arama Kurtarma (JAK) timleri için kurtarma tatbikatı gerçekleştirdi. JAK timleri, senaryo gereği, Uludağ eteklerinde gezintiye çıktıktan sonra sakatlanıp, mahsur kalan dağcının yerini ayak izlerinden tespit edip kurtardı. İl Jandarma Komutanlığı'na bağlı JAK timleri için Uludağ'da kurtarma tatbikatı düzenlendi. 7/24 teyakkuz halinde olan JAK timleri, senaryo gereği Uludağ'da gezintiye çıkan, ormanlık alanda sakatlanarak mahsur kalan amatör dağcıyı kurtardı. İkişer kişilik ekipler, kar motorlarıyla Uludağ'ın eteklerine çıkarak, dağcının son görüldüğü yeri tespit etmeye çalıştı. Kar motorlarıyla oteller bölgesine yakın yerleri tarayan ekipler, önce ormanlık alanda dağcının ayak izlerini tespit etti, ardından da sakatlanan dağcıyı buldu. Bulunan dağcının, ilk müdahalesinin ardından oteller bölgesine götürülmesiyle tatbikat son buldu. İnsan hayatını esas alarak özverili ve hassas çalışmalar yaptıklarını belirten JAK Tim Komutanı Teğmen Seyfettin Şahin, "Jandarma Genel Komutanlığı'na bağlı, Jandarma Komando Özel Asayiş Komutanlığı, Arama Kurtarma Tabur Komutanlığı Arama Kurtarma Timleri olarak her türlü doğal ve insan kaynaklı afetlerde arama ve kurtarma faaliyeti yapmak üzere yurt içinde, İçişleri Bakanlığı'nın talimatıyla da yurt dışında faaliyet göstermekteyiz. Bizler, bu kutsal görevi yerine getirmek için profesyonel personeller olarak özveriyle görev yapmaktan gurur duyuyoruz" dedi.

Nevşehir'de yeni bulunan tuz ocağında üretim başladı

 Nevşehir'in Gülşehir ilçesinde Hacı Bektaş Veli Tuzlası Havzası içinde yeni bulunan 2,5 milyar ton rezerve sahip tuz ocağında kaya tuzu üretimine başlandı. Nevşehir'e 27 kilometre uzaklıktaki Gülşehir ilçesinde 2019 yılı sonunda Hacı Bektaş Veli Tuzlası Havzası içinde bulunan ve '2023 Türkiye' adı verilen tuz ocağında çalışmalar başladı. Maden ocağı işletmecisi Suat Bilgin, Anadolu'da Selçuklular döneminden bu yana işletilen Hacıbektaş Veli Tuzlası Havzası'nda bir süre önce sona eren çalışmalarda görünür rezervi 2,5 milyar ton olarak belirlenen yeni bir ocağın bulunduğunu söyledi. Bilgin, toplam 340 hektarlık bir alanı kapsayan ocakta kaya tuzu üretimine başladıklarını ifade etti. Oyum çalışmaları 'köstebek' olarak isimlendirilen tünel kazıcı ile devam eden '2023 Türkiye' ocağındaki çalışmalarda günde 600 ton kaya tuzu üretiliyor. Bilgin, "Maden alanının iç bölümü 2 kilometre uzunluğunda ve 7 metre genişliğindedir. Yüksekliği de 7 metre olacak. Maden Teknik Arama yetkilerince alanda yaklaşık 2 yıl süre ile etüt, sondaj ve karot sondaj çalışması yapıldı. Ocakta üretilen kaya tuzu madeni, dünya standartlarının da üzerinde bir saflığa sahip" diye konuştu.

Nevşehir'de yeni bulunan tuz ocağında üretim başladı

 2 gün önce

 Nevşehir'in Gülşehir ilçesinde Hacı Bektaş Veli Tuzlası Havzası içinde yeni bulunan 2,5 milyar ton rezerve sahip tuz ocağında kaya tuzu üretimine başlandı. Nevşehir'e 27 kilometre uzaklıktaki Gülşehir ilçesinde 2019 yılı sonunda Hacı Bektaş Veli Tuzlası Havzası içinde bulunan ve '2023 Türkiye' adı verilen tuz ocağında çalışmalar başladı. Maden ocağı işletmecisi Suat Bilgin, Anadolu'da Selçuklular döneminden bu yana işletilen Hacıbektaş Veli Tuzlası Havzası'nda bir süre önce sona eren çalışmalarda görünür rezervi 2,5 milyar ton olarak belirlenen yeni bir ocağın bulunduğunu söyledi. Bilgin, toplam 340 hektarlık bir alanı kapsayan ocakta kaya tuzu üretimine başladıklarını ifade etti. Oyum çalışmaları 'köstebek' olarak isimlendirilen tünel kazıcı ile devam eden '2023 Türkiye' ocağındaki çalışmalarda günde 600 ton kaya tuzu üretiliyor. Bilgin, "Maden alanının iç bölümü 2 kilometre uzunluğunda ve 7 metre genişliğindedir. Yüksekliği de 7 metre olacak. Maden Teknik Arama yetkilerince alanda yaklaşık 2 yıl süre ile etüt, sondaj ve karot sondaj çalışması yapıldı. Ocakta üretilen kaya tuzu madeni, dünya standartlarının da üzerinde bir saflığa sahip" diye konuştu.

Barakada kalıyor, arılarla yatıp arılarla kalkıyor

 Çanakkale'nin Bayramiç ilçesine bağlı Kutluoba köyü yakınlarında merada 150 kovanı ile gezgin arıcılık yapan Necati Bingül (58), mevsimine göre arı ve kovanlarını şehirden şehre taşıyıp, her bölgenin kendine özgü ballarını üretiyor. Yılın 10 ayını barakada zor şartlarda ama mutlu bir şekilde geçiren Bingül, organik bal üretimi için 24 saat arılarının başından ayrılmıyor. Balıkesir’in Edremit ilçesinde, 1998 yılında arıcılık yapmaya başlayan Necati Bingül, arılarla yatıp, arılarla kalkıyor. Bingül, 150’ye yakın kovanı ve binlerce arısıyla köy köy, dağ dağ, mera mera dolaşıp bal üretimi yapıyor. Konaklamak için kullandığı sökülüp kurulabilen barakası, ulaşım için kullandığı motosikleti, arıları ve kovanlarıyla Türkiye’nin farklı şehirlerini gezip, her bölgenin kendine özgü ballarını üretiyor. Bingül, organik bal üretimi yapmak için 24 saat arılarının ve kovanlarının başından ayrılmıyor. Soğuk kış günlerinde barakasının içine kurduğu küçük bir soba ile ısınan, barakanın üstüne koyduğu güneş paneli ile elektrik ihtiyacını karşılayan Bingül'e, yalnızlığını ise sürekli çalan radyosu unutturuyor. Sobanın üzerinde demlenen çay ise çat kapı gelen misafirlerini ağırlamak için hiç eksik olmuyor. Şu anda Çanakkale'nin Bayramiç ilçesine bağlı Kutluoba köyü yakınlarındaki merada çam balı üretmek için bulunan Bingül, havalar ısınınca bahar balı üretmek için Kaz Dağları'na, ardından da çiçek balı üretmek için ayçiçeği üretiminin yoğun olduğu Trakya bölgesine taşınacak. 'BURADAN ALIRSIN, KAZ DAĞLARI'NA ÇIKARSIN' Gezgin arıcı Necati Bingül, ömrünün arı ve kovanlarıyla birlikte gezmekle geçtiğini, barakada yatıp kalktığını ancak bu durumundan şikayetçi olmadığı gibi aksine sağlıklı ve mutlu bir hayat yaşadığını söyledi. Gezgin arıcılığın nasıl yapıldığıyla ilgili bilgi veren Bingül, "Baharları takip ediyorsun. Mesela buranın baharı geçer, Kaz Dağı’nın baharı çıkar. Buradan alırsın, Kaz Dağları'na çıkarsın. Kaz Dağları'ndan alırsın, Trakya’ya ayçiçeğine gidersin. Trakya ayçiçeği bitti mi, arıyı yavruya yatırırız. Eylül 15, Ekim başı gibi çam balına girersin. Ekim ayında çam balını alırsın. Kasım ayında arının çalıştığı bal kendisine kalır. Mart’ın başlarında arıların bakımına başlarım. Nisan ayında ise arı kovanlarımın çoğu dolar. Bahar güzel giderse, Haziran’da bir bal olur, biz buna narenciye balı diyoruz. Şu anda arıyı kış uykusuna koyduk. Soğuktan etkilenmemesi için peteğine göre arısını bırakıp, önüne çuval içinde strafor köpük koyup, dayama yapıp, sıcak durmasını sağlıyoruz. Arı şu anda daha kış uykusundan çıkmadı. Havaların ısınmasını bekliyoruz" dedi. 'ARILARLA YATIP, ARILARLA KALKIYORUZ' "Kovanlar tamir olacak, değişecek, yağlanacak. İşimiz çok, bu kovanların başından ayrılmamız mümkün değil" diyen Necati Bingül, konuşmasına şöyle devam etti: "Arıları kovanlarıyla taşıdığımız zaman yanımızda kulübemiz dahil neyimiz varsa götürürüz. Kulübemiz de seyyar. Sökülür, takılır, parça halindedir. Buradaki yaşamı gittiğimiz yerlerde sürdürmeye devam ederiz. Bu hayat böyle 21-22 yıldır devam ediyor. Artık alışkın olduğum için zor gelmiyor. Doğayla iç içeyiz. Doğanın güzelliği temiz havasının olması. Dinç oluyorsun. Arıcılık yapan diğer arkadaşlarımızla da görüşürüz. Birbirimize gelir gideriz. Gezgin arıcılık daha güzel oluyor. Gezdikçe yeni yeni insanlar tanıyorsun. Meraları, doğayı tanıyorsun. Arının başında olduğumuz sürece devamlı kulübede kalıyoruz."

Barakada kalıyor, arılarla yatıp arılarla kalkıyor

 2 gün önce

 Çanakkale'nin Bayramiç ilçesine bağlı Kutluoba köyü yakınlarında merada 150 kovanı ile gezgin arıcılık yapan Necati Bingül (58), mevsimine göre arı ve kovanlarını şehirden şehre taşıyıp, her bölgenin kendine özgü ballarını üretiyor. Yılın 10 ayını barakada zor şartlarda ama mutlu bir şekilde geçiren Bingül, organik bal üretimi için 24 saat arılarının başından ayrılmıyor. Balıkesir’in Edremit ilçesinde, 1998 yılında arıcılık yapmaya başlayan Necati Bingül, arılarla yatıp, arılarla kalkıyor. Bingül, 150’ye yakın kovanı ve binlerce arısıyla köy köy, dağ dağ, mera mera dolaşıp bal üretimi yapıyor. Konaklamak için kullandığı sökülüp kurulabilen barakası, ulaşım için kullandığı motosikleti, arıları ve kovanlarıyla Türkiye’nin farklı şehirlerini gezip, her bölgenin kendine özgü ballarını üretiyor. Bingül, organik bal üretimi yapmak için 24 saat arılarının ve kovanlarının başından ayrılmıyor. Soğuk kış günlerinde barakasının içine kurduğu küçük bir soba ile ısınan, barakanın üstüne koyduğu güneş paneli ile elektrik ihtiyacını karşılayan Bingül'e, yalnızlığını ise sürekli çalan radyosu unutturuyor. Sobanın üzerinde demlenen çay ise çat kapı gelen misafirlerini ağırlamak için hiç eksik olmuyor. Şu anda Çanakkale'nin Bayramiç ilçesine bağlı Kutluoba köyü yakınlarındaki merada çam balı üretmek için bulunan Bingül, havalar ısınınca bahar balı üretmek için Kaz Dağları'na, ardından da çiçek balı üretmek için ayçiçeği üretiminin yoğun olduğu Trakya bölgesine taşınacak. 'BURADAN ALIRSIN, KAZ DAĞLARI'NA ÇIKARSIN' Gezgin arıcı Necati Bingül, ömrünün arı ve kovanlarıyla birlikte gezmekle geçtiğini, barakada yatıp kalktığını ancak bu durumundan şikayetçi olmadığı gibi aksine sağlıklı ve mutlu bir hayat yaşadığını söyledi. Gezgin arıcılığın nasıl yapıldığıyla ilgili bilgi veren Bingül, "Baharları takip ediyorsun. Mesela buranın baharı geçer, Kaz Dağı’nın baharı çıkar. Buradan alırsın, Kaz Dağları'na çıkarsın. Kaz Dağları'ndan alırsın, Trakya’ya ayçiçeğine gidersin. Trakya ayçiçeği bitti mi, arıyı yavruya yatırırız. Eylül 15, Ekim başı gibi çam balına girersin. Ekim ayında çam balını alırsın. Kasım ayında arının çalıştığı bal kendisine kalır. Mart’ın başlarında arıların bakımına başlarım. Nisan ayında ise arı kovanlarımın çoğu dolar. Bahar güzel giderse, Haziran’da bir bal olur, biz buna narenciye balı diyoruz. Şu anda arıyı kış uykusuna koyduk. Soğuktan etkilenmemesi için peteğine göre arısını bırakıp, önüne çuval içinde strafor köpük koyup, dayama yapıp, sıcak durmasını sağlıyoruz. Arı şu anda daha kış uykusundan çıkmadı. Havaların ısınmasını bekliyoruz" dedi. 'ARILARLA YATIP, ARILARLA KALKIYORUZ' "Kovanlar tamir olacak, değişecek, yağlanacak. İşimiz çok, bu kovanların başından ayrılmamız mümkün değil" diyen Necati Bingül, konuşmasına şöyle devam etti: "Arıları kovanlarıyla taşıdığımız zaman yanımızda kulübemiz dahil neyimiz varsa götürürüz. Kulübemiz de seyyar. Sökülür, takılır, parça halindedir. Buradaki yaşamı gittiğimiz yerlerde sürdürmeye devam ederiz. Bu hayat böyle 21-22 yıldır devam ediyor. Artık alışkın olduğum için zor gelmiyor. Doğayla iç içeyiz. Doğanın güzelliği temiz havasının olması. Dinç oluyorsun. Arıcılık yapan diğer arkadaşlarımızla da görüşürüz. Birbirimize gelir gideriz. Gezgin arıcılık daha güzel oluyor. Gezdikçe yeni yeni insanlar tanıyorsun. Meraları, doğayı tanıyorsun. Arının başında olduğumuz sürece devamlı kulübede kalıyoruz."

Takunya ustası dört kardeş 700 yıllık geleneği yaşatıyor

 Bursa'da, unutulmaya yüz tutmuş 700 yıllık takunyacılık mesleğini sürdürmeye çalışan Günay kardeşler, el emeği ürünlerini günümüz şartlarına uyarladı. Takunyalarını renk renk ve farklı boyutlarda üreten 4 kardeş, satışını da internetten yapmaya başladı. Kardeşlerin ortak hedefi ise mesleğin kaybolmamasını sağlamak. İnegöl'de oturan Mehmet Günay (64), Ahmet Günay (63), Cemal Günay (61) ve Nuri Günay (52) kardeşler, unutulmaya yüz tutmuş mesleklerden biri olan baba mesleği takunya üretimini sürdürüyor. 4 kardeş, mesleği sürdürmek için birbirinden farklı renklerde kadın, erkek ve çocuklar için birçok farklı takunya üretiyor. Unutulmaya yüz tutan mesleği yaşatmak isteyen Günay kardeşler, el işçiliğiyle yaptıkları ürünlerini internetten satıyor. 700 yıllık bir gelenek olan takunyanın üretimini yapan Günay kardeşler, ürünleri ve satış ortamını günümüze göre güncellediklerini dile getiriyor. 'OSMANLI'NIN MİRASI EMANETİMİZDİR' Çalışmalarını anlatan takunya ustası kardeşlerden Ahmet Günay, "1955 yılından bu yana baba mesleği takunya imalatını sürdürüyoruz. Takunyalarda zaman içinde bazı değişikliklere gittik. Eskiden takunya derneği dahi vardı. Son biz kaldık. Bu mesleği sürdüren son nesiliz. Mesleğimizi çok seviyoruz ve devam ettireceğiz. Osmanlının mirası emanetimizdir" dedi. 'AMACIMIZ MESLEĞİN KAYBOLMASINI ENGELLEMEK' Kardeşlerden Mehmet Günay ise, takunyanın kullanım alanlarının daraldığını belirterek şunları söyledi: "Baba mesleğimizi sürdürmeye çalışıyoruz. Eskiden her evde kullanılırdı. Şimdi tüketim alanları daraldı. Hamamlarda kullanılıyor. Mesleğimizi çok sevdiğimiz için inatla bu mesleği yaşatmaya çalışıyoruz. Takunyayı günümüze uyarladık ve güncelledik. İnternet ortamında da satış yapıyoruz. Boya yaparak farklı renklerde takunyalar üretiyoruz. Hamam tası ve takunyayı bir takım olarak yaptık. Farklı renklerde takunya ve tas takımları üretiyoruz. Amacımız bu mesleğin kaybolmasını engellemek. Bu meslek İnegöl için bir değerdir. Okullarda kaybolmaması adına öğretilmesi büyük arzumuzdur. Gerekirse bizde bu konuda destek veririz. Takunya üretimi Osmanlı döneminden gelen bir meslek. 700 yıllık mirası yaşatmaya çalışıyoruz."

Takunya ustası dört kardeş 700 yıllık geleneği yaşatıyor

 2 gün önce

 Bursa'da, unutulmaya yüz tutmuş 700 yıllık takunyacılık mesleğini sürdürmeye çalışan Günay kardeşler, el emeği ürünlerini günümüz şartlarına uyarladı. Takunyalarını renk renk ve farklı boyutlarda üreten 4 kardeş, satışını da internetten yapmaya başladı. Kardeşlerin ortak hedefi ise mesleğin kaybolmamasını sağlamak. İnegöl'de oturan Mehmet Günay (64), Ahmet Günay (63), Cemal Günay (61) ve Nuri Günay (52) kardeşler, unutulmaya yüz tutmuş mesleklerden biri olan baba mesleği takunya üretimini sürdürüyor. 4 kardeş, mesleği sürdürmek için birbirinden farklı renklerde kadın, erkek ve çocuklar için birçok farklı takunya üretiyor. Unutulmaya yüz tutan mesleği yaşatmak isteyen Günay kardeşler, el işçiliğiyle yaptıkları ürünlerini internetten satıyor. 700 yıllık bir gelenek olan takunyanın üretimini yapan Günay kardeşler, ürünleri ve satış ortamını günümüze göre güncellediklerini dile getiriyor. 'OSMANLI'NIN MİRASI EMANETİMİZDİR' Çalışmalarını anlatan takunya ustası kardeşlerden Ahmet Günay, "1955 yılından bu yana baba mesleği takunya imalatını sürdürüyoruz. Takunyalarda zaman içinde bazı değişikliklere gittik. Eskiden takunya derneği dahi vardı. Son biz kaldık. Bu mesleği sürdüren son nesiliz. Mesleğimizi çok seviyoruz ve devam ettireceğiz. Osmanlının mirası emanetimizdir" dedi. 'AMACIMIZ MESLEĞİN KAYBOLMASINI ENGELLEMEK' Kardeşlerden Mehmet Günay ise, takunyanın kullanım alanlarının daraldığını belirterek şunları söyledi: "Baba mesleğimizi sürdürmeye çalışıyoruz. Eskiden her evde kullanılırdı. Şimdi tüketim alanları daraldı. Hamamlarda kullanılıyor. Mesleğimizi çok sevdiğimiz için inatla bu mesleği yaşatmaya çalışıyoruz. Takunyayı günümüze uyarladık ve güncelledik. İnternet ortamında da satış yapıyoruz. Boya yaparak farklı renklerde takunyalar üretiyoruz. Hamam tası ve takunyayı bir takım olarak yaptık. Farklı renklerde takunya ve tas takımları üretiyoruz. Amacımız bu mesleğin kaybolmasını engellemek. Bu meslek İnegöl için bir değerdir. Okullarda kaybolmaması adına öğretilmesi büyük arzumuzdur. Gerekirse bizde bu konuda destek veririz. Takunya üretimi Osmanlı döneminden gelen bir meslek. 700 yıllık mirası yaşatmaya çalışıyoruz."

Çatılardaki kar ekmek kapıları oldu! "Günlük ortalama 60-70 TL kazanıyoruz"

 Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde etkili olan kar yağışı hayatı olumsuz yönde etkilerken, bina çatılarında biriken kar ise bazı kişiler için ekmek kapısı oluyor. Yüksekova'da, yaz aylarında genellikle inşaatta çalışan işçiler; kışın sert geçtiği ve kar kalınlığının 1 metreyi aştığı ilçede, çatılarda tehlike oluşturan kar birikintileri ve buz parçalarını temizleyerek geçimini sağlıyor. Bellerine bağladıkları ipin diğer ucunu çatıdaki baca, demir ya da başka bir noktaya sabitleyerek önlem aldıklarını ifade eden işçiler, günlük 60-70 TL kazanıyor. İşsiz olduğunu belirten Cebrail Yakış (39), "Çocuklarımız için çalışmak zorundayız. Yağan kar bizim için ekmek kapısı oluyor. Başka bir işimiz olmadığı için biz de metrelerce yükseklikteki binalarda biriken karı temizleyerek çocuklarımıza bakıyoruz. Canımızı tehlikeye atarak çalışıyoruz. Günlük ortalama 60-70 TL kazanıyoruz. Bu parayla 4 çocuğa bakıyorum" dedi.

Çatılardaki kar ekmek kapıları oldu! "Günlük ortalama 60-70 TL kazanıyoruz"

 2 gün önce

 Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde etkili olan kar yağışı hayatı olumsuz yönde etkilerken, bina çatılarında biriken kar ise bazı kişiler için ekmek kapısı oluyor. Yüksekova'da, yaz aylarında genellikle inşaatta çalışan işçiler; kışın sert geçtiği ve kar kalınlığının 1 metreyi aştığı ilçede, çatılarda tehlike oluşturan kar birikintileri ve buz parçalarını temizleyerek geçimini sağlıyor. Bellerine bağladıkları ipin diğer ucunu çatıdaki baca, demir ya da başka bir noktaya sabitleyerek önlem aldıklarını ifade eden işçiler, günlük 60-70 TL kazanıyor. İşsiz olduğunu belirten Cebrail Yakış (39), "Çocuklarımız için çalışmak zorundayız. Yağan kar bizim için ekmek kapısı oluyor. Başka bir işimiz olmadığı için biz de metrelerce yükseklikteki binalarda biriken karı temizleyerek çocuklarımıza bakıyoruz. Canımızı tehlikeye atarak çalışıyoruz. Günlük ortalama 60-70 TL kazanıyoruz. Bu parayla 4 çocuğa bakıyorum" dedi.

'Donmuş değil, donmamış baldan uzak durun'

 Muğla, çam balı üretiminin yüzde 80'iyle Türkiye'nin önemli bir bölümünü karşılarken, ülkenin dört bir yanından gelen arıcılar ise kovanlarını ilkbahar bakımına alıyor. 30 yıldır gezgin arıcılık yapan İbrahim Elitok, iyi balı tarif ederken, "Donmuş değil, donmamış baldan uzak durun" uyarısında bulundu. Dünyada turizm ve mermer ihracatından sonra çam balı üretimi konusunda önemli yere sahip olan Muğla, ülke genelindeki gezgin arıcıları ağırlıyor. Yılın yarısını kovanlarının başında geçiren üreticiler, arılarını geliştirmek için gecesini gündüzüne katıyor. Eşi ve 2 çocuğunu Sivas'ta bırakan İbrahim Elitok (54), 400 arı kovanını kamyonla Muğla'ya getirdi. Menteşe'nin kırsal Çiftlik mahalle sınırındaki ormanlık alanda kovanlarını ilkbahar bakımına alan Elitok, 30 yıldır gezgin arıcılık yaptığını kaydetti. 'TÜCCARLAR GİBİ ÖRGÜTLENEMİYORUZ' Muğla çam balına övgüler yağdıran üretici İbrahim Elitok, "Kaliteli bal elde edebilmek için Sivas, Aydın, Muğla, Afyon ile Konya'yı dolaşıyoruz. Bu mevsimde kovanların ilkbahar bakımı yapıyoruz. Ayrıca arıya kek veriyoruz. Muğla'da güzel çam balı elde ediliyor. Buranın balı çok kaliteli. Rakımın yüksek olmasının avantajı oluyor. Çam balının tenekesini yaklaşık 350 liradan veriyoruz. Emeğimizi fazla karşılayamıyoruz. Merdiven altı ballar üreticiyi etkiliyor. Bunlarla etkin mücadele gerekiyor. Balın pazarlanması konusuna ağırlık verilmesi gerekiyor. Arazide zor şartlar altında çalışıyoruz. Tüccarlar belli kota koyuyor. Onlar örgütlü davranıyor. Bu yıl balın tenekesi 300 lira olacak diyorlarsa, onların dediği oluyor. Üreticiler genelde bu rakama uyuyor. Tüccarlar gibi örgütlenemiyoruz" dedi. 'DONMUŞ BAL KREM GİBİ OLUR VE ÖZELLİĞİNİ KAYBETMEZ' Ürettikleri balın doğal olduğunu ifade eden Elitok, "Balımız tamamen doğal. İçerisinde katkı maddesi yok. Üreticilerimize uyarılarda bulunmak istiyorum. Donmuş bala kuşkuyla bakıyorlar. Donmuş bal krem gibi olur ve özelliğini kaybetmez. Kıvamını alması için de kavanoz içinde ılık suda bekletilse eski halini alır. Sıcak suda kaynatılırsa özelliğini kaybeder. Donuk değil, donmamış baldan uzak durulması gerekiyor" diye konuştu.

'Donmuş değil, donmamış baldan uzak durun'

 2 gün önce

 Muğla, çam balı üretiminin yüzde 80'iyle Türkiye'nin önemli bir bölümünü karşılarken, ülkenin dört bir yanından gelen arıcılar ise kovanlarını ilkbahar bakımına alıyor. 30 yıldır gezgin arıcılık yapan İbrahim Elitok, iyi balı tarif ederken, "Donmuş değil, donmamış baldan uzak durun" uyarısında bulundu. Dünyada turizm ve mermer ihracatından sonra çam balı üretimi konusunda önemli yere sahip olan Muğla, ülke genelindeki gezgin arıcıları ağırlıyor. Yılın yarısını kovanlarının başında geçiren üreticiler, arılarını geliştirmek için gecesini gündüzüne katıyor. Eşi ve 2 çocuğunu Sivas'ta bırakan İbrahim Elitok (54), 400 arı kovanını kamyonla Muğla'ya getirdi. Menteşe'nin kırsal Çiftlik mahalle sınırındaki ormanlık alanda kovanlarını ilkbahar bakımına alan Elitok, 30 yıldır gezgin arıcılık yaptığını kaydetti. 'TÜCCARLAR GİBİ ÖRGÜTLENEMİYORUZ' Muğla çam balına övgüler yağdıran üretici İbrahim Elitok, "Kaliteli bal elde edebilmek için Sivas, Aydın, Muğla, Afyon ile Konya'yı dolaşıyoruz. Bu mevsimde kovanların ilkbahar bakımı yapıyoruz. Ayrıca arıya kek veriyoruz. Muğla'da güzel çam balı elde ediliyor. Buranın balı çok kaliteli. Rakımın yüksek olmasının avantajı oluyor. Çam balının tenekesini yaklaşık 350 liradan veriyoruz. Emeğimizi fazla karşılayamıyoruz. Merdiven altı ballar üreticiyi etkiliyor. Bunlarla etkin mücadele gerekiyor. Balın pazarlanması konusuna ağırlık verilmesi gerekiyor. Arazide zor şartlar altında çalışıyoruz. Tüccarlar belli kota koyuyor. Onlar örgütlü davranıyor. Bu yıl balın tenekesi 300 lira olacak diyorlarsa, onların dediği oluyor. Üreticiler genelde bu rakama uyuyor. Tüccarlar gibi örgütlenemiyoruz" dedi. 'DONMUŞ BAL KREM GİBİ OLUR VE ÖZELLİĞİNİ KAYBETMEZ' Ürettikleri balın doğal olduğunu ifade eden Elitok, "Balımız tamamen doğal. İçerisinde katkı maddesi yok. Üreticilerimize uyarılarda bulunmak istiyorum. Donmuş bala kuşkuyla bakıyorlar. Donmuş bal krem gibi olur ve özelliğini kaybetmez. Kıvamını alması için de kavanoz içinde ılık suda bekletilse eski halini alır. Sıcak suda kaynatılırsa özelliğini kaybeder. Donuk değil, donmamış baldan uzak durulması gerekiyor" diye konuştu.

Sivasspor - Alanyaspor maçının ardından

 Süper Lig'in 23'üncü haftasında Demir Grup Sivasspor, evinde Aytemiz Alanyaspor'u 1-0 mağlup etti. Karşılaşma sonrası iki takım teknik direktörleri açıklamalarda bulundu. Demir Grup Sivasspor Teknik Direktörü Rıza Çalımbay, çok önemli bir maçı kazandıklarını belirterek, "Takımımı tebrik ediyorum. Zaman zaman kötü oynasak, istediğimizi yapamasak da hiçbir zaman mücadeleden kopmadık. Mutlaka kazanılması gereken bir maçtı ve onu başardık. Takımımla gurur duyuyorum. Biz ligin ikinci yarısı başladıktan sonra 37 günde 10 maç oynadık. Bu maçların saat ve günleri takımı zor duruma düşürdü. Söylesek de değiştirme şansımız olmadı. Bugünkü maçı mutlaka kazanmamız gerektiğini arkadaşlarla paylaştık. Çok çok iyi bir galibiyet. Bundan sonra haftada bir maç oynayacağız. Dinlenme şansımız olacak. 2 günde bir maç oynadığımız için sıkıntılar yaşadık. Sakatlarımız da gelince alternatifli iyi bir kadro olacak. Bütün amacımız yeni bir seri yakalamak. Kalan tüm maçlar zor. Her maç zor geçecek. Ankaragücü maçı da aynı şekilde. Aşağı yukarı karışık olduğu için her takım final havasında geçecek. Biz takım olarak hazırız" dedi. "HAKKIMIZ OLAN BİR PENALTIYDI" Ligde ilk kez penaltı kazanmaları hakkındaki soru üzerine ise deneyimli çalıştırıcı, "Hakkımızsa verilsin, değilse verilmesin. Biz ondan yanayız. Hakem arkadaşlarımız verdi. Hakkımız olan bir penaltıydı. Mert Hakan'ın bir hareketi oldu ama art niyetli ve rakibe yönelik değildi. Onlar kusura bakmasınlar. Bizde öyle bir şey olmaz. Alanyaspor ile her zaman dostça maçlarımızı oynadık. Bizim aldığımız galibiyet, haftalardır alamadığımız bir galibiyetti. Bugün çok mutluyduk. Takımda yorgunluk vardı. Sakat arkadaşlarımız, Kone ve Emre sakatlıktan yeni çıktı. Bugün sol bekimiz yoktu. İki sol bekimiz de sakattı. Erdoğan çok başarılı bir maç çıkarttı. Samba çok iyi maç çıkardı. Bu maçın böyle olacağını, baskı yiyeceğimizi biliyorduk. Biz Kone ve Emre girdikten sonra son paslara dikkat etsek ikinci golü de bulabilirdik. Böyle bir galibiyet almamız gerekiyordu" diye konuştu. Maçta daha çok baskı yiyen taraf olarak görünmeyi kendilerinin tercih ettiğini ifade eden Çalımbay, "Bugün taraftarın muhteşem bir desteği vardı. 30 maç sonra ilk defa penaltı kullandık. Şu ana kadar gol atmadığımız maç yoktu. Hem de penaltısız. İlk defa penaltıdan gol attık" açıklamasında bulundu. BULUT: ALANYA YARIŞTAN UZAKLAŞMAYACAK Aytemiz Alanyaspor Teknik Direktörü Erol Bulut ise yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: "İstemediğimiz bir mağlubiyet aldık. İyi konsantre olarak başlayamadık. İstediğimizi veremedik. Daha baskılı olmak istedik. İkinci yarıda oynanan futboldan memnunum. Yeterince gol pozisyona girdik. Maalesef şanslı olan taraf Sivasspor'du. Penaltıdan golü buldular. Kaybettiğimiz bir maç oldu. Herkes Alanya bu yarıştan koptu gibi düşünebilir ama Alanya bu yarıştan uzaklaşmayacak. Önümüzde 11 maç daha var. İkinci yarı oynadığımız futbolu tüm maçlarda gerçekleştirmeye çalışacağız." Hem lig hem de kupa için iddialı olduklarını ifade eden Bulut, "İkinci yarıdaki futbolu sergilediğimiz sürece bu yarışın içinde olacağız sonuna kadar. Kupada yarı finaldeyiz. Antalya ile oynayacağız. Orada da hedefimiz final oynamak. İnşallah bunu başarırız" diye konuştu.

Sivasspor - Alanyaspor maçının ardından

 2 gün önce

 Süper Lig'in 23'üncü haftasında Demir Grup Sivasspor, evinde Aytemiz Alanyaspor'u 1-0 mağlup etti. Karşılaşma sonrası iki takım teknik direktörleri açıklamalarda bulundu. Demir Grup Sivasspor Teknik Direktörü Rıza Çalımbay, çok önemli bir maçı kazandıklarını belirterek, "Takımımı tebrik ediyorum. Zaman zaman kötü oynasak, istediğimizi yapamasak da hiçbir zaman mücadeleden kopmadık. Mutlaka kazanılması gereken bir maçtı ve onu başardık. Takımımla gurur duyuyorum. Biz ligin ikinci yarısı başladıktan sonra 37 günde 10 maç oynadık. Bu maçların saat ve günleri takımı zor duruma düşürdü. Söylesek de değiştirme şansımız olmadı. Bugünkü maçı mutlaka kazanmamız gerektiğini arkadaşlarla paylaştık. Çok çok iyi bir galibiyet. Bundan sonra haftada bir maç oynayacağız. Dinlenme şansımız olacak. 2 günde bir maç oynadığımız için sıkıntılar yaşadık. Sakatlarımız da gelince alternatifli iyi bir kadro olacak. Bütün amacımız yeni bir seri yakalamak. Kalan tüm maçlar zor. Her maç zor geçecek. Ankaragücü maçı da aynı şekilde. Aşağı yukarı karışık olduğu için her takım final havasında geçecek. Biz takım olarak hazırız" dedi. "HAKKIMIZ OLAN BİR PENALTIYDI" Ligde ilk kez penaltı kazanmaları hakkındaki soru üzerine ise deneyimli çalıştırıcı, "Hakkımızsa verilsin, değilse verilmesin. Biz ondan yanayız. Hakem arkadaşlarımız verdi. Hakkımız olan bir penaltıydı. Mert Hakan'ın bir hareketi oldu ama art niyetli ve rakibe yönelik değildi. Onlar kusura bakmasınlar. Bizde öyle bir şey olmaz. Alanyaspor ile her zaman dostça maçlarımızı oynadık. Bizim aldığımız galibiyet, haftalardır alamadığımız bir galibiyetti. Bugün çok mutluyduk. Takımda yorgunluk vardı. Sakat arkadaşlarımız, Kone ve Emre sakatlıktan yeni çıktı. Bugün sol bekimiz yoktu. İki sol bekimiz de sakattı. Erdoğan çok başarılı bir maç çıkarttı. Samba çok iyi maç çıkardı. Bu maçın böyle olacağını, baskı yiyeceğimizi biliyorduk. Biz Kone ve Emre girdikten sonra son paslara dikkat etsek ikinci golü de bulabilirdik. Böyle bir galibiyet almamız gerekiyordu" diye konuştu. Maçta daha çok baskı yiyen taraf olarak görünmeyi kendilerinin tercih ettiğini ifade eden Çalımbay, "Bugün taraftarın muhteşem bir desteği vardı. 30 maç sonra ilk defa penaltı kullandık. Şu ana kadar gol atmadığımız maç yoktu. Hem de penaltısız. İlk defa penaltıdan gol attık" açıklamasında bulundu. BULUT: ALANYA YARIŞTAN UZAKLAŞMAYACAK Aytemiz Alanyaspor Teknik Direktörü Erol Bulut ise yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: "İstemediğimiz bir mağlubiyet aldık. İyi konsantre olarak başlayamadık. İstediğimizi veremedik. Daha baskılı olmak istedik. İkinci yarıda oynanan futboldan memnunum. Yeterince gol pozisyona girdik. Maalesef şanslı olan taraf Sivasspor'du. Penaltıdan golü buldular. Kaybettiğimiz bir maç oldu. Herkes Alanya bu yarıştan koptu gibi düşünebilir ama Alanya bu yarıştan uzaklaşmayacak. Önümüzde 11 maç daha var. İkinci yarı oynadığımız futbolu tüm maçlarda gerçekleştirmeye çalışacağız." Hem lig hem de kupa için iddialı olduklarını ifade eden Bulut, "İkinci yarıdaki futbolu sergilediğimiz sürece bu yarışın içinde olacağız sonuna kadar. Kupada yarı finaldeyiz. Antalya ile oynayacağız. Orada da hedefimiz final oynamak. İnşallah bunu başarırız" diye konuştu.

Maslak'ta gökdelenler arasında bir cennet: Limonluk

 İstanbul'daki Maslak Kasırları, mimari ve tarihi niteliğinin yanı sıra, botanik çeşitliliği ile de görenleri büyülüyor. Kasrın bahçesinde bulunan 'Limonluk' ise ziyaretçilerin büyük beğenisini topluyor. Sultan II. Abdülhamid'in şehzadelik yıllarını geçirdiği Maslak Kasırları, sadece mimari ve tarihi niteliğiyle değil botanik çeşitliliğiyle de görenleri büyülüyor. Kasrın en dikkat çeken noktası, bir kış bahçesini andıran 'Limonluk'. Limonlukta Türkiye'deki en yaşlı ve orijinal kamelyaların yanı sıra farklı pek çok bitki bulunuyor. Kırmızı, Pembe ve yeşilin her tonunun birbirine karıştığı sera, sadece Türkiye'de değil, yakın coğrafyada da benzeri olmayan bir örnek. İstanbul'da kışın ziyaret edilebilecek en özel yerlerden biri olan Limonluk, içindeki bitkilerin zarar görmemesi için sürekli belli bir ısı ve nem seviyesinde tutuluyor. ŞUBAT AYINDA KAMELYALAR GÖRSEL ŞOV SUNUYOR Büyük bir sera olan Limonluk, Sultan II. Abdulhamid'in botanik merakını gösteren en önemli unsur. Bu limonlukta yılın her ayında farklı bir bitki, görüntüsüyle öne çıkıyor. Sultan II. Abdülhamid'in Uzak Doğu ve Avrupa'dan getirttiği kamelyalar ise özellikle Şubat ayında görsel bir şov sunuyor. HER BİTKİNİN TÜRKİYE'YE GETİRİLİŞ ÖYKÜSÜ BAŞKA Sultan II. Abdulhamid'in seranın yapılmasında her ayrıntıyı dikkate aldığı ve farklı ağaç türlerinin aynı ortamda yetişmesi için böyle bir sera oluşturduğu biliniyor. Osmanlı arşiv belgelerine göre serada bulunan her ağacın Türkiye'ye getiriliş öyküsü başka. 1876 yılında tamamlanan ve 'limonluk' diye adlandırılan sera, Osmanlı döneminden günümüze ulaşan ender bitkilere ev sahipliği yapıyor. Kamelyalar bu bitkilerin başlıcaları. Çaygiller familyasından olan kamelyaların fitokimyasal (bitkilerde bulunan iyileştirici bileşenler) özelliği olduğu biliniyor. Seradaki ağaçların da görsel niteliklerinin yanı sıra iyileştirici yönleri itibariyle Maslak Kasırları'na getirildiği düşünülüyor. Kamelyalardan başka serada Grolto ve Cycos gibi endemik ağaç örnekleri de yer alıyor. Alternatif tıp alanında büyük önem taşıdığı bilinen bu bitkiler ve sera, yurtiçi ve yurtdışındaki birçok bilim adamının, araştırma ve tezine de konu olmuş durumda. 144 yıldır Maslak Kasırları'nın bahçesinde varlığını devam ettiren Limonluk'ta yer alan bitkilerden bazıları şunlar: Limon ağaçları, Kamelyalar (Camelia sp), Ejder Kanı (Draceana), Dev filkulağı (Alocasia), Latanya Hurması (Latania sp), sikas (Cycas revulata), Ormangülü (Rhododendron sp), Devetabanı (Philodendron sp). Maslak Kasırları'nın Limonluğunun bakımı, muhafazası ve geliştirmesi sorumluluğunu ise, Milli Saraylar İdaresi üstleniyor.

Maslak'ta gökdelenler arasında bir cennet: Limonluk

 2 gün önce

 İstanbul'daki Maslak Kasırları, mimari ve tarihi niteliğinin yanı sıra, botanik çeşitliliği ile de görenleri büyülüyor. Kasrın bahçesinde bulunan 'Limonluk' ise ziyaretçilerin büyük beğenisini topluyor. Sultan II. Abdülhamid'in şehzadelik yıllarını geçirdiği Maslak Kasırları, sadece mimari ve tarihi niteliğiyle değil botanik çeşitliliğiyle de görenleri büyülüyor. Kasrın en dikkat çeken noktası, bir kış bahçesini andıran 'Limonluk'. Limonlukta Türkiye'deki en yaşlı ve orijinal kamelyaların yanı sıra farklı pek çok bitki bulunuyor. Kırmızı, Pembe ve yeşilin her tonunun birbirine karıştığı sera, sadece Türkiye'de değil, yakın coğrafyada da benzeri olmayan bir örnek. İstanbul'da kışın ziyaret edilebilecek en özel yerlerden biri olan Limonluk, içindeki bitkilerin zarar görmemesi için sürekli belli bir ısı ve nem seviyesinde tutuluyor. ŞUBAT AYINDA KAMELYALAR GÖRSEL ŞOV SUNUYOR Büyük bir sera olan Limonluk, Sultan II. Abdulhamid'in botanik merakını gösteren en önemli unsur. Bu limonlukta yılın her ayında farklı bir bitki, görüntüsüyle öne çıkıyor. Sultan II. Abdülhamid'in Uzak Doğu ve Avrupa'dan getirttiği kamelyalar ise özellikle Şubat ayında görsel bir şov sunuyor. HER BİTKİNİN TÜRKİYE'YE GETİRİLİŞ ÖYKÜSÜ BAŞKA Sultan II. Abdulhamid'in seranın yapılmasında her ayrıntıyı dikkate aldığı ve farklı ağaç türlerinin aynı ortamda yetişmesi için böyle bir sera oluşturduğu biliniyor. Osmanlı arşiv belgelerine göre serada bulunan her ağacın Türkiye'ye getiriliş öyküsü başka. 1876 yılında tamamlanan ve 'limonluk' diye adlandırılan sera, Osmanlı döneminden günümüze ulaşan ender bitkilere ev sahipliği yapıyor. Kamelyalar bu bitkilerin başlıcaları. Çaygiller familyasından olan kamelyaların fitokimyasal (bitkilerde bulunan iyileştirici bileşenler) özelliği olduğu biliniyor. Seradaki ağaçların da görsel niteliklerinin yanı sıra iyileştirici yönleri itibariyle Maslak Kasırları'na getirildiği düşünülüyor. Kamelyalardan başka serada Grolto ve Cycos gibi endemik ağaç örnekleri de yer alıyor. Alternatif tıp alanında büyük önem taşıdığı bilinen bu bitkiler ve sera, yurtiçi ve yurtdışındaki birçok bilim adamının, araştırma ve tezine de konu olmuş durumda. 144 yıldır Maslak Kasırları'nın bahçesinde varlığını devam ettiren Limonluk'ta yer alan bitkilerden bazıları şunlar: Limon ağaçları, Kamelyalar (Camelia sp), Ejder Kanı (Draceana), Dev filkulağı (Alocasia), Latanya Hurması (Latania sp), sikas (Cycas revulata), Ormangülü (Rhododendron sp), Devetabanı (Philodendron sp). Maslak Kasırları'nın Limonluğunun bakımı, muhafazası ve geliştirmesi sorumluluğunu ise, Milli Saraylar İdaresi üstleniyor.

Trabzon hasır bileziği, otomobil fiyatlarıyla yarışıyor

 Trabzon'da, 4 bin yıllık geçmişi bulunan ve el sanatları ürünü olan Trabzon hasır bileziği, altın fiyatlarında yaşanan artış nedeniyle alıcı bulamıyor. Yörede düğünlerin vazgeçilmezi olan hasır takı setleri 40 bin ile 200 bin TL arasında değişen fiyatlarıyla otomobil fiyatları ile yarışıyor. Trabzon'da, 4 bin yıllık tarihi geçmişi bulunan Trabzon hasır bileziği geleneği yaşatılıyor. Kuyumculuk mesleğinde makineye girmemiş el sanatlarından biri olarak gösterilen ve külçe ile hurda altının eritilerek tel haline dönüştürülmesiyle yapılan takı seti, gerdanlık, bilezik, küpe ve yüzükten oluşan 'Trabzon hasırı' dünyada birçok ülkeye de ihraç ediliyor. Kent genelinde birçok mahallede ve sokakta hasır işlemeciliği yapan kadınlar da teslim aldıkları altın telleri, gerdanlık ve bileklik şeklinde dokuyarak kuyumculara teslim ediyor. El emeğinden geçen hasırlar daha sonra işlenip son hali verilerek kuyumcu dükkanlarındaki vitrinlerde yerini alıyor. Altın fiyatlarının artmasıyla birlikte Trabzon hasır seti fiyatı 40 bin ile 200 bin TL'ye alıcı buluyor. Lüks otomobil fiyatları ile yarışan Trabzon hasırına artan fiyatlar nedeniyle ilgi azaldı. 'ARABA VE EV FİYATLARI İLE YARIŞMAYA BAŞLADI' Trabzon Kuyumcular ve Saatçiler Odası Başkanı Ali Yazıcı, altın fiyatlarındaki yükselişin Trabzon hasırına da yansıdığını belirterek, "Trabzon hasır bilezik, telkari ve kazaziyesinin coğrafi işaretini alarak sadece bu takıların Trabzon ili ve ilçelerinde yapılmasını sağladık. Yöreye özgü bir takı. Geçmiş yıllarda hasır bilezik devasa satışlar yapılıyordu. Dünya piyasalarında altın fiyatı yukarıya doğru çıktıkça bölgede düğünlerin vazgeçilmezi olan hasır takımlarına olan ilgi de ister istemez azaldı. Bakıldığı zaman hasır takımları 40 bin liradan başlıyor, kalınlığına göre fiyatları 200 bini bile bulabiliyor. Altın hasır takımlarında alım gücü zayıfladı. Fiyatlar, araba ve ev fiyatları ile yarışmaya başladı. Trabzon'da kuyumcular özel istek üzerine belli başlı hasırları da yapıyorlar. Trabzon'un plakasından esinlenerek yapılan 61 sıra hasır bilezik yaklaşık 200 bin liradan alıcı buluyor" dedi. 'ALTIN HAKİKATEN ALTIN ÇAĞINI YAŞIYOR' Altın’ın, altın çağını yaşadığı belirten Yazıcı, "Altın yatırımcısının yüzünü güldürüyor. Her yıl yüzde 30 üzerine koya koya devam ediyor. Altın yatırımcı için güvenli bir liman. Altın alan yatırımcı asla zarar etmiyor. Altın hakikaten altın çağını yaşıyor" diye konuştu. 'HASIR TAKMAK İMKANSIZ HALE GELDİ' Gelinlerine hasır takım aldığını belirten Tuğba Şahinkaya, "Ben Trabzon geliniyim, bende hasır yok. Zaten iki emekliyiz. Ama gelinlerimiz istedi. Onlara takmak zorunda kaldık. Ben de hasır takımım olsun istiyorum ama, şimdi o paraya çok daha fazla şeyler alınabilir. Altın fiyatları oldukça arttı" dedi. Tuncay Sevim ise, "Hasır takımları pahalı bir ürün. Altın da gittikçe fiyat olarak tırmanıyor" diye konuştu.

Trabzon hasır bileziği, otomobil fiyatlarıyla yarışıyor

 2 gün önce

 Trabzon'da, 4 bin yıllık geçmişi bulunan ve el sanatları ürünü olan Trabzon hasır bileziği, altın fiyatlarında yaşanan artış nedeniyle alıcı bulamıyor. Yörede düğünlerin vazgeçilmezi olan hasır takı setleri 40 bin ile 200 bin TL arasında değişen fiyatlarıyla otomobil fiyatları ile yarışıyor. Trabzon'da, 4 bin yıllık tarihi geçmişi bulunan Trabzon hasır bileziği geleneği yaşatılıyor. Kuyumculuk mesleğinde makineye girmemiş el sanatlarından biri olarak gösterilen ve külçe ile hurda altının eritilerek tel haline dönüştürülmesiyle yapılan takı seti, gerdanlık, bilezik, küpe ve yüzükten oluşan 'Trabzon hasırı' dünyada birçok ülkeye de ihraç ediliyor. Kent genelinde birçok mahallede ve sokakta hasır işlemeciliği yapan kadınlar da teslim aldıkları altın telleri, gerdanlık ve bileklik şeklinde dokuyarak kuyumculara teslim ediyor. El emeğinden geçen hasırlar daha sonra işlenip son hali verilerek kuyumcu dükkanlarındaki vitrinlerde yerini alıyor. Altın fiyatlarının artmasıyla birlikte Trabzon hasır seti fiyatı 40 bin ile 200 bin TL'ye alıcı buluyor. Lüks otomobil fiyatları ile yarışan Trabzon hasırına artan fiyatlar nedeniyle ilgi azaldı. 'ARABA VE EV FİYATLARI İLE YARIŞMAYA BAŞLADI' Trabzon Kuyumcular ve Saatçiler Odası Başkanı Ali Yazıcı, altın fiyatlarındaki yükselişin Trabzon hasırına da yansıdığını belirterek, "Trabzon hasır bilezik, telkari ve kazaziyesinin coğrafi işaretini alarak sadece bu takıların Trabzon ili ve ilçelerinde yapılmasını sağladık. Yöreye özgü bir takı. Geçmiş yıllarda hasır bilezik devasa satışlar yapılıyordu. Dünya piyasalarında altın fiyatı yukarıya doğru çıktıkça bölgede düğünlerin vazgeçilmezi olan hasır takımlarına olan ilgi de ister istemez azaldı. Bakıldığı zaman hasır takımları 40 bin liradan başlıyor, kalınlığına göre fiyatları 200 bini bile bulabiliyor. Altın hasır takımlarında alım gücü zayıfladı. Fiyatlar, araba ve ev fiyatları ile yarışmaya başladı. Trabzon'da kuyumcular özel istek üzerine belli başlı hasırları da yapıyorlar. Trabzon'un plakasından esinlenerek yapılan 61 sıra hasır bilezik yaklaşık 200 bin liradan alıcı buluyor" dedi. 'ALTIN HAKİKATEN ALTIN ÇAĞINI YAŞIYOR' Altın’ın, altın çağını yaşadığı belirten Yazıcı, "Altın yatırımcısının yüzünü güldürüyor. Her yıl yüzde 30 üzerine koya koya devam ediyor. Altın yatırımcı için güvenli bir liman. Altın alan yatırımcı asla zarar etmiyor. Altın hakikaten altın çağını yaşıyor" diye konuştu. 'HASIR TAKMAK İMKANSIZ HALE GELDİ' Gelinlerine hasır takım aldığını belirten Tuğba Şahinkaya, "Ben Trabzon geliniyim, bende hasır yok. Zaten iki emekliyiz. Ama gelinlerimiz istedi. Onlara takmak zorunda kaldık. Ben de hasır takımım olsun istiyorum ama, şimdi o paraya çok daha fazla şeyler alınabilir. Altın fiyatları oldukça arttı" dedi. Tuncay Sevim ise, "Hasır takımları pahalı bir ürün. Altın da gittikçe fiyat olarak tırmanıyor" diye konuştu.

Eskişehirspor - Hatayspor maçının ardından

 TFF 1'inci Lig'in 23'üncü haftasında Eskişehirspor, evinde Hatayspor'a 1-0 mağlup oldu. Karşılaşmanın ardından iki takımın teknik direktörleri değerlendirmelerde bulundu. Eskişehirspor Teknik Direktörü Mustafa Özer, mağlup oldukları için çok üzgün olduklarını söyledi. Gol fırsatlarını değerlendiremediklerini ifade eden Özer, "Öncelikle mağlup olduğumuz için üzgünüz. Elimizden geleni yaptık, maçı kazanacak fırsatları da bulduk, değerlendiremedik. Henüz bir şey bitmiş değil, oyuncuların mücadelesinden gerçekten mutluyum. Çocuklar iyi mücadele ediyor, elinden geleni her türlü, sakat ve hasta mücadele ediyor. Yazık oldu, golü de bulabilirdik. Dakika 83’te bir pozisyonumuz vardı, atsaydık maç değişebilirdi. Yediğimiz golde de kendi kalemize attık. Gerçekten çok üzgünüz, bu futbola bu sonuç olmaması lazımdı. Çünkü elimizde fazla oyuncu da yok. Gerçekten oyuncularım, şehir, taraftar için üzüldüm" dedi. ALTIPARMAK: 11 FİNAL MAÇIMIZ KALDI Lig lideri Hatayspor’da teknik direktör Mehmet Altıparmak ise Eskişehirspor galibiyetinin kendileri için büyük bir moral olduğunu söyledi. Güzel bir futbol sergiledikleri için oyuncularını kutladığını ve geriye 11 final havasında geçecek maçları kaldığını belirten Altıparmak şunları söyledi: "Bizim için çok güzel bir galibiyet oldu. Özellikle rakiplerimizin birbiriyle oynayacağı haftada Eskişehirspor maçındaki 3 puan bizim için çok önemliydi. Maçın başından itibaren galibiyeti çok istediğimizi çok net bir şekilde gösterdik. Direkten dönen toplarımız, çok net pozisyonlarımız var. Üç puanı da hak ettiğimizi düşünüyorum, gol son dakikalarda geldi ama maçın geneline baktığınız hakikaten bir Hatayspor vardı. Eskişehirspor takımını da tebrik ediyorum. İnanılmaz mücadele ettiler. Çok koştular, yakaladıkları 1-2 pozisyon var. Müthiş bir taraftarı var, taraftar onları inanılmaz itti. Bugün muhteşem bir Eskişehirspor taraftarı vardı. Ama biz bizim için gerekli olan 3 puanı aldık. Hem iyi futbol oynadık, çok istediğimizi gösterdik. Lider gibi oynadık diyebilirim. Bütün oyuncularımı buradan kutluyorum. Buraya kadar gelip, destekleyen taraftarımıza, yüreğiyle burada olan herkese bu galibiyeti armağan ediyoruz. 11 tane finalimiz kaldı, artık bu finallere hazırlanacağız. Bugünkü mücadele ve istek, arzudan çok memnunuz. Galibiyet çok güzel bir şey, uzun süredir puan kaybediyorduk. Aldığımız 3 puan hem moral, motivasyon için çok önemliydi hem de üst üste oynayacağımız maçlar arifesinde özellikle deplasmanda, özellikle ligin en zor deplasmanında aldığımız 3 puan bizim için çok kıymetli. oyuncularımı kutluyorum."

Eskişehirspor - Hatayspor maçının ardından

 2 gün önce

 TFF 1'inci Lig'in 23'üncü haftasında Eskişehirspor, evinde Hatayspor'a 1-0 mağlup oldu. Karşılaşmanın ardından iki takımın teknik direktörleri değerlendirmelerde bulundu. Eskişehirspor Teknik Direktörü Mustafa Özer, mağlup oldukları için çok üzgün olduklarını söyledi. Gol fırsatlarını değerlendiremediklerini ifade eden Özer, "Öncelikle mağlup olduğumuz için üzgünüz. Elimizden geleni yaptık, maçı kazanacak fırsatları da bulduk, değerlendiremedik. Henüz bir şey bitmiş değil, oyuncuların mücadelesinden gerçekten mutluyum. Çocuklar iyi mücadele ediyor, elinden geleni her türlü, sakat ve hasta mücadele ediyor. Yazık oldu, golü de bulabilirdik. Dakika 83’te bir pozisyonumuz vardı, atsaydık maç değişebilirdi. Yediğimiz golde de kendi kalemize attık. Gerçekten çok üzgünüz, bu futbola bu sonuç olmaması lazımdı. Çünkü elimizde fazla oyuncu da yok. Gerçekten oyuncularım, şehir, taraftar için üzüldüm" dedi. ALTIPARMAK: 11 FİNAL MAÇIMIZ KALDI Lig lideri Hatayspor’da teknik direktör Mehmet Altıparmak ise Eskişehirspor galibiyetinin kendileri için büyük bir moral olduğunu söyledi. Güzel bir futbol sergiledikleri için oyuncularını kutladığını ve geriye 11 final havasında geçecek maçları kaldığını belirten Altıparmak şunları söyledi: "Bizim için çok güzel bir galibiyet oldu. Özellikle rakiplerimizin birbiriyle oynayacağı haftada Eskişehirspor maçındaki 3 puan bizim için çok önemliydi. Maçın başından itibaren galibiyeti çok istediğimizi çok net bir şekilde gösterdik. Direkten dönen toplarımız, çok net pozisyonlarımız var. Üç puanı da hak ettiğimizi düşünüyorum, gol son dakikalarda geldi ama maçın geneline baktığınız hakikaten bir Hatayspor vardı. Eskişehirspor takımını da tebrik ediyorum. İnanılmaz mücadele ettiler. Çok koştular, yakaladıkları 1-2 pozisyon var. Müthiş bir taraftarı var, taraftar onları inanılmaz itti. Bugün muhteşem bir Eskişehirspor taraftarı vardı. Ama biz bizim için gerekli olan 3 puanı aldık. Hem iyi futbol oynadık, çok istediğimizi gösterdik. Lider gibi oynadık diyebilirim. Bütün oyuncularımı buradan kutluyorum. Buraya kadar gelip, destekleyen taraftarımıza, yüreğiyle burada olan herkese bu galibiyeti armağan ediyoruz. 11 tane finalimiz kaldı, artık bu finallere hazırlanacağız. Bugünkü mücadele ve istek, arzudan çok memnunuz. Galibiyet çok güzel bir şey, uzun süredir puan kaybediyorduk. Aldığımız 3 puan hem moral, motivasyon için çok önemliydi hem de üst üste oynayacağımız maçlar arifesinde özellikle deplasmanda, özellikle ligin en zor deplasmanında aldığımız 3 puan bizim için çok kıymetli. oyuncularımı kutluyorum."

Çatlaklar oluşan Bahadır Barajı'nda su tahliye çalışması sürüyor

 Uşak'ta, Bahadır Barajı'nın alt bölgesinde oluşan çatlaklar nedeniyle geçen perşembe günü başlatılan boşaltma işlemi devam ediyor. Pompalar yardımıyla tonlarca su boşaltılırken, tahliye edilen köy sakinlerinin ise evlerine geri döndüğü belirtildi. Banaz ilçesindeki Sıracevizler Deresi üzerinde bulunan Bahadır Barajı'nın gövde dolgusundan, geçen perşembe günü sabah saatlerinde su sızmaya başladı. Durumu fark eden Devlet Su İşleri (DSİ) 2'nci Bölge Müdürlüğü ekipleri, baraj suyunu tahliye etmek için çalışma başlattı. Kapasitesi yaklaşık 2 milyon metreküp olan, 1 milyon metreküplük doluluk oranına sahip barajda, zirai amaçlı kullanılan suyun tehlike yaratmaması için gerçekleştirilen tahliye çalışması bugün de sürdü. Toplam 7 pompanın çalıştığı barajdaki suyun seviyesi 1 milyondan 870 bin 880 metreküpe kadar düştü. Ayrıca dağlardan yağmur sonrası baraja gelen suyun ise önünün kesilerek, farklı yolla çevredeki derelere dağıtılması sayesinde çalışmaların kolaylaştığı belirtildi. Yapılan çalışmalarla suyun çatlak seviyesinin altına düşürüldüğü ve bölgeye 8 pompanın daha getirileceği kaydedildi. Barajın gövde dolgusunda gedik açılıp suların kontrolsüz akması tehlikesine karşı boşaltılan Bahadır ve Hatipler köyleri sakinleri de bölgenin normale dönmeye başlamasıyla evlerine döndü. Uyarılara rağmen evi boşaltmayan Ethem Kılıç ise "Çalışmalar ağır gidiyor. Ben bir yere gitmedim. Banaz'da otel tutuyorlar. Banaz'a ben nasıl gideyim hayvanlarımı bırakıp" dedi.

Çatlaklar oluşan Bahadır Barajı'nda su tahliye çalışması sürüyor

 2 gün önce

 Uşak'ta, Bahadır Barajı'nın alt bölgesinde oluşan çatlaklar nedeniyle geçen perşembe günü başlatılan boşaltma işlemi devam ediyor. Pompalar yardımıyla tonlarca su boşaltılırken, tahliye edilen köy sakinlerinin ise evlerine geri döndüğü belirtildi. Banaz ilçesindeki Sıracevizler Deresi üzerinde bulunan Bahadır Barajı'nın gövde dolgusundan, geçen perşembe günü sabah saatlerinde su sızmaya başladı. Durumu fark eden Devlet Su İşleri (DSİ) 2'nci Bölge Müdürlüğü ekipleri, baraj suyunu tahliye etmek için çalışma başlattı. Kapasitesi yaklaşık 2 milyon metreküp olan, 1 milyon metreküplük doluluk oranına sahip barajda, zirai amaçlı kullanılan suyun tehlike yaratmaması için gerçekleştirilen tahliye çalışması bugün de sürdü. Toplam 7 pompanın çalıştığı barajdaki suyun seviyesi 1 milyondan 870 bin 880 metreküpe kadar düştü. Ayrıca dağlardan yağmur sonrası baraja gelen suyun ise önünün kesilerek, farklı yolla çevredeki derelere dağıtılması sayesinde çalışmaların kolaylaştığı belirtildi. Yapılan çalışmalarla suyun çatlak seviyesinin altına düşürüldüğü ve bölgeye 8 pompanın daha getirileceği kaydedildi. Barajın gövde dolgusunda gedik açılıp suların kontrolsüz akması tehlikesine karşı boşaltılan Bahadır ve Hatipler köyleri sakinleri de bölgenin normale dönmeye başlamasıyla evlerine döndü. Uyarılara rağmen evi boşaltmayan Ethem Kılıç ise "Çalışmalar ağır gidiyor. Ben bir yere gitmedim. Banaz'da otel tutuyorlar. Banaz'a ben nasıl gideyim hayvanlarımı bırakıp" dedi.

Makam otomobilini oda üyelerine tahsis etti

 Tokat'ta, 2018 yılında Bakkallar, Manifaturacılar ve Tuhafiyeciler Odası Başkanlığı'na seçilen Şaban Kaya, odaya ait olan makam aracını, şoförü ile birlikte üyelerine tahsis etti. Başkan Kaya, göreve geldiği günden bugüne kadar makam aracını sadece 3 kez kullandığını söyledi. Tokat Bakkallar Manifaturacılar ve Tuhafiyeciler Odası Başkanlığı'na 2018 yılında seçilen Şaban Kaya, göreve geldiğinde oda için tasarrufa gitme kararı kaldı. Odaya ait 2006 model makam otomobilini kullanmayan Başkan Kaya, yönetim kurulu toplantısında aldığı kararla aracı şoförü ile birlikte acil işlerinde kullanılması için üyelere tahsis etti. Göreve geldiklerinde tasarruf kararı aldıklarını söyleyen Başkan Kaya, "Üyelerimiz iş yerine arabası olmadığı zaman yürüyerek gidebiliyorsa, başkanın da kendi odasına iş yerine yürüyerek gelmesini istedik. Odamız için büyük külfet olan, yakıtıyla, bakımıyla aracımızı ilk zamanlar göreve geldiğimizde satmayı düşündük. Ama ‘satan başkan değil, koruyan başkan olalım’ istedik. Onun için de üyelerimizin acil işlerinde, düğünlerinde, sünnetlerinde, doktordan izinleri olduğu anda şehir dışı veya şehir içinde hasta götürüp getirmek için üyelerimize tahsis ettik. Adliyede maliyede, belediyede özel işleri olduğunda odamıza geldiklerinde hemen istedikleri yerlere bırakıyoruz. Oda başkanının makam aracı değil, üyelerimize hizmet aracı olarak tahsis ettik. Ben şimdiye kadar en fazla 3 sefer, o da kendi arabam olmadığı zaman kurumsal toplantılara gittim. Bunların haricinde kesinlikle kullanmadım. Üyelerimiz ise bu uygulamaya ilk başladığımızda şaşırdılar" dedi. Kentte esnaflık yapan Murat Gül ise "Başkanımızdan ricada bulunduk, Maliyede bir işim vardı. Odamız da sağ olsun bize yardımcı oldu. Başkanımızın bu uygulamasından memnunuz. Bizler ilk defa bu uygulamayı gördük. Mutlu olduk" diye konuştu.

Makam otomobilini oda üyelerine tahsis etti

 2 gün önce

 Tokat'ta, 2018 yılında Bakkallar, Manifaturacılar ve Tuhafiyeciler Odası Başkanlığı'na seçilen Şaban Kaya, odaya ait olan makam aracını, şoförü ile birlikte üyelerine tahsis etti. Başkan Kaya, göreve geldiği günden bugüne kadar makam aracını sadece 3 kez kullandığını söyledi. Tokat Bakkallar Manifaturacılar ve Tuhafiyeciler Odası Başkanlığı'na 2018 yılında seçilen Şaban Kaya, göreve geldiğinde oda için tasarrufa gitme kararı kaldı. Odaya ait 2006 model makam otomobilini kullanmayan Başkan Kaya, yönetim kurulu toplantısında aldığı kararla aracı şoförü ile birlikte acil işlerinde kullanılması için üyelere tahsis etti. Göreve geldiklerinde tasarruf kararı aldıklarını söyleyen Başkan Kaya, "Üyelerimiz iş yerine arabası olmadığı zaman yürüyerek gidebiliyorsa, başkanın da kendi odasına iş yerine yürüyerek gelmesini istedik. Odamız için büyük külfet olan, yakıtıyla, bakımıyla aracımızı ilk zamanlar göreve geldiğimizde satmayı düşündük. Ama ‘satan başkan değil, koruyan başkan olalım’ istedik. Onun için de üyelerimizin acil işlerinde, düğünlerinde, sünnetlerinde, doktordan izinleri olduğu anda şehir dışı veya şehir içinde hasta götürüp getirmek için üyelerimize tahsis ettik. Adliyede maliyede, belediyede özel işleri olduğunda odamıza geldiklerinde hemen istedikleri yerlere bırakıyoruz. Oda başkanının makam aracı değil, üyelerimize hizmet aracı olarak tahsis ettik. Ben şimdiye kadar en fazla 3 sefer, o da kendi arabam olmadığı zaman kurumsal toplantılara gittim. Bunların haricinde kesinlikle kullanmadım. Üyelerimiz ise bu uygulamaya ilk başladığımızda şaşırdılar" dedi. Kentte esnaflık yapan Murat Gül ise "Başkanımızdan ricada bulunduk, Maliyede bir işim vardı. Odamız da sağ olsun bize yardımcı oldu. Başkanımızın bu uygulamasından memnunuz. Bizler ilk defa bu uygulamayı gördük. Mutlu olduk" diye konuştu.

Temizlik görevlisinin, köpekle tokalaşması kameraya böyle yansıdı

 Malatya'nın Yeşilyurt ilçesinde, temizlik görevlisinin bir sokak köpeğinin yanına gidip, tokalaşması güvenlik kamerası görüntülerine yansıdı. Malatya'nın Yeşilyurt ilçesindeki Gedik Sosyal Tesiste bir sokak köpeği dışarıda duran bir kişinin yanına yaklaşarak kendini sevdirmek istedi. Oradan uzaklaşan kişiyi gören temizlik görevlisi, köpeğin yanına gidip, sevmeye başladı. Kuyruğunu sallayan köpeği seven temizlik görevlisi, köpeğin patisinden tutup, tokalaştı. Çevredeki bir güvenlik kamerasına yansıyan görüntüde, temizlik görevlisinin yanına giden köpeğin ayağından tutarak tokalaşması görüldü.

Temizlik görevlisinin, köpekle tokalaşması kameraya böyle yansıdı

 2 gün önce

 Malatya'nın Yeşilyurt ilçesinde, temizlik görevlisinin bir sokak köpeğinin yanına gidip, tokalaşması güvenlik kamerası görüntülerine yansıdı. Malatya'nın Yeşilyurt ilçesindeki Gedik Sosyal Tesiste bir sokak köpeği dışarıda duran bir kişinin yanına yaklaşarak kendini sevdirmek istedi. Oradan uzaklaşan kişiyi gören temizlik görevlisi, köpeğin yanına gidip, sevmeye başladı. Kuyruğunu sallayan köpeği seven temizlik görevlisi, köpeğin patisinden tutup, tokalaştı. Çevredeki bir güvenlik kamerasına yansıyan görüntüde, temizlik görevlisinin yanına giden köpeğin ayağından tutarak tokalaşması görüldü.

Trabzonspor taraftarı Vodafone Park'a yürüyor

 Trabzonspor taraftarı Vodafone Park'a yürüyor

Trabzonspor taraftarı Vodafone Park'a yürüyor

 3 gün önce

 Trabzonspor taraftarı Vodafone Park'a yürüyor

Sinema aşkını evliliğe tercih etti

 Adana'da yaşayan gönüllü makinist Sabri Şenevi (62), kendi adını verdiği müzede, yıllardır biriktirdiği film ve afişleri sergiliyor. Sinema tutkusu nedeniyle hiç evlenmediğini belirten Şenevi, makinistlik yaptığı dönemden kalma makinesi ile eski dönem filmleri ücretsiz olarak seyircisiyle buluşturmaya devam ediyor. Adana'da, 4 yaşındayken babası ile birlikte izlediği 'Tarzan' filmiyle sinemayla tanışan Şenevi, çocukluk yıllarında makinistlerin kestikleri film parçalarını çöpten toplayarak başladığı sinema koleksiyonculuğunu, evliliğe tercih etti. Gündüzleri baba mesleği olan tenekecilik, akşamları gönüllü makinistlik yaptığını vurgulayan Şenevi, sinema aşkından kopmamak için hiç evlenmediğini belirterek, "Hiç evlenmedim çünkü arkadaşlarımda gördüğüm üzere onların biriktirdiği afişleri eşleri sobada yakmış. Kasetleri eskiciye satmışlar. Bunları görünce aynı şey benim de başıma gelir diye evlenmedim. Benim sinema tutkum evliliğin önüne geçmiş oldu. Zaten evli olsam bana bu koleksiyonculuğu yaptırmazlardı. Sinema müzemi de belki de odunluk, kömürlük yaparlardı. Belki de benim bu birikimimi yakarlardı. Ben tüm bunları biriktirip bir müze haline getirdim" diye konuştu. Kendi adını verdiği Sabri Şenevi Sinema Müzesi'ni yıldır biriktirdiği koleksiyonla açtığını kaydeden Şenevi, burada 10 bin afiş, 260 film, 13 makinesi olduğunu söyledi. Şenevi, gençlik yıllarında makinistlik yaptığı dönemden kalma makinesi ile eski dönem filmleri ücretsiz olarak seyircisiyle buluşturmaya devam ediyor.

Sinema aşkını evliliğe tercih etti

 2 gün önce

 Adana'da yaşayan gönüllü makinist Sabri Şenevi (62), kendi adını verdiği müzede, yıllardır biriktirdiği film ve afişleri sergiliyor. Sinema tutkusu nedeniyle hiç evlenmediğini belirten Şenevi, makinistlik yaptığı dönemden kalma makinesi ile eski dönem filmleri ücretsiz olarak seyircisiyle buluşturmaya devam ediyor. Adana'da, 4 yaşındayken babası ile birlikte izlediği 'Tarzan' filmiyle sinemayla tanışan Şenevi, çocukluk yıllarında makinistlerin kestikleri film parçalarını çöpten toplayarak başladığı sinema koleksiyonculuğunu, evliliğe tercih etti. Gündüzleri baba mesleği olan tenekecilik, akşamları gönüllü makinistlik yaptığını vurgulayan Şenevi, sinema aşkından kopmamak için hiç evlenmediğini belirterek, "Hiç evlenmedim çünkü arkadaşlarımda gördüğüm üzere onların biriktirdiği afişleri eşleri sobada yakmış. Kasetleri eskiciye satmışlar. Bunları görünce aynı şey benim de başıma gelir diye evlenmedim. Benim sinema tutkum evliliğin önüne geçmiş oldu. Zaten evli olsam bana bu koleksiyonculuğu yaptırmazlardı. Sinema müzemi de belki de odunluk, kömürlük yaparlardı. Belki de benim bu birikimimi yakarlardı. Ben tüm bunları biriktirip bir müze haline getirdim" diye konuştu. Kendi adını verdiği Sabri Şenevi Sinema Müzesi'ni yıldır biriktirdiği koleksiyonla açtığını kaydeden Şenevi, burada 10 bin afiş, 260 film, 13 makinesi olduğunu söyledi. Şenevi, gençlik yıllarında makinistlik yaptığı dönemden kalma makinesi ile eski dönem filmleri ücretsiz olarak seyircisiyle buluşturmaya devam ediyor.

Beşiktaş Vodafone Park Stadı zorlu mücadeleyi bekliyor

 Trabzonspor taraftarları, Dolmabahçe'de oynanacak Beşiktaş derbisi öncesinde İstiklal Caddesi'nde toplandı.

Beşiktaş Vodafone Park Stadı zorlu mücadeleyi bekliyor

 2 gün önce

 Trabzonspor taraftarları, Dolmabahçe'de oynanacak Beşiktaş derbisi öncesinde İstiklal Caddesi'nde toplandı.

Milli tren 29 Mayıs’ta test edilecek

 Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Türkiye Vagon Sanayi A.Ş. tarafından yapımı gerçekleştirilecek olan milli tren setini inceleyerek, “3 seti 29 Mayıs’ta raylara indirerek test etmeye başlayacaklar. Testlere göre Eylül ayında vatandaşlarımız da bu trenleri kullanacak” dedi. 2020 Yatırım Planı kapsamında Milli Tren Seti’nin üretimini gerçekleştirecek olan Türkiye Vagon Sanayi A.Ş.’nin (TÜVASAŞ) Sakarya’daki fabrikasını ziyaret eden Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, fabrika yetkililerinden tren setiyle ilgili olarak bilgi aldı. Fabrikadaki üretim hattında incelemelerde bulunan Bakan Varank, lokomotif ve ilk vagon kısmı tamamlanan ilk prototipi inceledi. Bakan Varank, ilk 3 setin 29 Mayıs’ta raylara indirileceğini açıklayarak, “Yatırım programında hızlı trenlerin 56 setinin TÜVASAŞ’tan temin edilmesi yayınlandı. Bu manada fabrikayı ziyaret etmek istedim” şeklinde konuştu. Milli trenin yerlileştirilmesinin önemli bir kabiliyet olduğunu ifade eden Bakan Varank, “Burası Türkiye için çok önemli bir altyapı. Milli hızlı trenlerimizi entegre bir şekilde tasarımdan son noktaya kadar üretebildiğimiz bir tesisten bahsediyoruz. Burada görmüş olduğunuz ürün, tasarımından başlayarak burada üretilen, 160 kilometre hız yapabilen ve mevcut hatlarımızda çalışabilen bir tren seti. Setin en önemli özelliği; tedarikçiler vasıtasıyla bu setlerin yüksek oranda millileştirilmesi. Burada ASELSAN, YASKAR gibi firmalar trenin paydaşı oldu. Bu firmalar trenin çeşitli parçalarını yerlileştiriyor, bu bizim için önemli bir kabiliyet. Biz bundan sonra kendi yerli ve milli markamızı oluşturup hem kendi ihtiyacımız olan trenlerimizi üretmek hem de dünyada global ve rekabetçi bir oyuncu olmak istiyoruz. Ben burada çalışan tüm arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum” diye konuştu. Milli Trenin Eylül Ayı içerisinde kullanılmaya başlanacağının müjdesini veren Bakan Varank, “Burada bulunan 3 set treni 29 Mayıs’ta raylara indirerek test etmeye başlayacaklar. Bu senenin sonuna kadar inşallah kullanılmaya başlayacaklar. Testlere göre Eylül ayında bu trenler inşallah vatandaşlarımız tarafından kullanılmaya başlanacak” dedi.

Milli tren 29 Mayıs’ta test edilecek

 3 gün önce

 Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Türkiye Vagon Sanayi A.Ş. tarafından yapımı gerçekleştirilecek olan milli tren setini inceleyerek, “3 seti 29 Mayıs’ta raylara indirerek test etmeye başlayacaklar. Testlere göre Eylül ayında vatandaşlarımız da bu trenleri kullanacak” dedi. 2020 Yatırım Planı kapsamında Milli Tren Seti’nin üretimini gerçekleştirecek olan Türkiye Vagon Sanayi A.Ş.’nin (TÜVASAŞ) Sakarya’daki fabrikasını ziyaret eden Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, fabrika yetkililerinden tren setiyle ilgili olarak bilgi aldı. Fabrikadaki üretim hattında incelemelerde bulunan Bakan Varank, lokomotif ve ilk vagon kısmı tamamlanan ilk prototipi inceledi. Bakan Varank, ilk 3 setin 29 Mayıs’ta raylara indirileceğini açıklayarak, “Yatırım programında hızlı trenlerin 56 setinin TÜVASAŞ’tan temin edilmesi yayınlandı. Bu manada fabrikayı ziyaret etmek istedim” şeklinde konuştu. Milli trenin yerlileştirilmesinin önemli bir kabiliyet olduğunu ifade eden Bakan Varank, “Burası Türkiye için çok önemli bir altyapı. Milli hızlı trenlerimizi entegre bir şekilde tasarımdan son noktaya kadar üretebildiğimiz bir tesisten bahsediyoruz. Burada görmüş olduğunuz ürün, tasarımından başlayarak burada üretilen, 160 kilometre hız yapabilen ve mevcut hatlarımızda çalışabilen bir tren seti. Setin en önemli özelliği; tedarikçiler vasıtasıyla bu setlerin yüksek oranda millileştirilmesi. Burada ASELSAN, YASKAR gibi firmalar trenin paydaşı oldu. Bu firmalar trenin çeşitli parçalarını yerlileştiriyor, bu bizim için önemli bir kabiliyet. Biz bundan sonra kendi yerli ve milli markamızı oluşturup hem kendi ihtiyacımız olan trenlerimizi üretmek hem de dünyada global ve rekabetçi bir oyuncu olmak istiyoruz. Ben burada çalışan tüm arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum” diye konuştu. Milli Trenin Eylül Ayı içerisinde kullanılmaya başlanacağının müjdesini veren Bakan Varank, “Burada bulunan 3 set treni 29 Mayıs’ta raylara indirerek test etmeye başlayacaklar. Bu senenin sonuna kadar inşallah kullanılmaya başlayacaklar. Testlere göre Eylül ayında bu trenler inşallah vatandaşlarımız tarafından kullanılmaya başlanacak” dedi.

Bebeği düşürmesi için darp edilen kadın, çocuğuna kendi soyadını verdi

 Sakarya’da, 7 aylık bebeği aldırmadığı gerekçesiyle ayrıldığı erkek arkadaşı tarafından öldüresiye dövdürülen Fatma Avcı'nın (31), gelişimi duran erkek bebeği sezaryen ameliyatla dünyaya geldi. Avcı, ‘Uzay Asaf ’ adını verip, kendi nüfusuna kaydettirdiği bebeğinin yaşamasının mucize olduğunu söyledi. Adapazarı'nda geçen 27 Kasım günü yaşanan olayda, 7 aylık hamile Fatma Avcı, bir kişinin saldırısına uğradı. Kadının ilk anda kapkaçcı zannettiği saldırgan kadını, feci şekilde dövdü. Ardından da çantasını alıp, kaçtı. Kadının şikayeti üzerine başlatılan çalışmada, çöpte bulunan çantadan hiçbir şey alınmamış olması polisin şüphesini çekti. Görgü tanıklarının ifadelerine başvurup, olay yerindeki güvenlik kamerası kayıtlarını inceleyen polis, Fatma Avcı’nın ayrıldığı sevgili Tamer Oktay K. ile aynı fabrikada çalışan arkadaşı Ümit Ö.’yü gözaltına aldı. Tamer Oktay K. ifadesinde, arkadaşı Ümit Ö.’den, 35 bin lira karşılığında hamile olan eski sevgilisine 'gasp' süsü vererek saldırmasını, böylelikle bebeği düşürmesini amaçladığını anlattı. Tamer Oktay K. ve Ümit Ö. tutuklanarak, cezaevine gönderildi. Fatma Avcı geçen ay kontrol için gittiği doktorda bebeğin gelişiminin durduğunu öğrendi. Bunun üzerine doktorlar bebeğin sezaryen ameliyatla alınmasına karar verdi. Erken doğum ile dünyaya gelen erkek bebeğe Avcı, Uzay adını verdi. 20 gün kuvözde kaldıktan sonra taburcu edilen bebeğini kendi nüfusuna kaydettiren Fatma Avcı, "Çok üzücü bir olay yaşadım, gerçekten kimsenin başına böyle bir olay gelsin istemem. Bu üzücü olaydan sonra tabi ki çok zor günler geçirdim. Çok üzüldüm, çok ağladım. Bunun yanında da çevremdeki insanlar da çok destek oldu" diye konuştu. Fatma Avcı bebeğine ‘Uzay Asaf’ adı vermesinin hikayesini ise şöyle anlattı: "Çocuğum bir gece rüyama girdi ve ‘Anne benim adımı Uzay koy’ dedi. Ben de bu ismi verdim. Özel olmasını istedim, zaten kendisi tam bir mucize bebek. 1 kilo 400 gram olarak dünyaya geldi. Son 1 ayda gelişimi durmuştu. Rutin kontrollerimde fark ettiler. 20 güne yakın kuvözde kaldı. Yaşaması gerçekten mucizeydi ancak şu an için bir sağlık sıkıntısı yok." BABASININ SOYADINI TAŞIMASINI İSTEMEDİ Eski sevgilisi Tamer Oktay K. ve saldırgan Ümit Ö.’nün tutuklu olarak yargılanacağı davanın ilk duruşmasının 19 Mart’ta gerçekleşeceğini söyleyen Avcı, şunları söyledi: “İlk duruşma 19 Mart’ta gerçekleşecek ve Aile, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı da müşteki oldu mahkememize. Yaşayıp göreceğiz, bakalım hakim ne kadar verecek. Babalık davasını şu anda açmadım, çünkü çocuğuma kendi soyadımı verdim. Çocuğunu istemeyen bir babanın soyadını taşımasını istemedim. Kesinlikle öyle biri bu çocuğu hak etmiyor. Çalışmam gerekiyor, tek başıma bir çocuk büyüteceğim ve bu süreçte tamamen tek başıma olacağıma inanıyorum. İşime döneceğim ve çocuğumla sağlıklı, mutlu bir hayat yaşamak istiyorum. Tek isteğim bu. Büyüdüğünde bilim adamı olmasını istiyorum.”

Bebeği düşürmesi için darp edilen kadın, çocuğuna kendi soyadını verdi

 3 gün önce

 Sakarya’da, 7 aylık bebeği aldırmadığı gerekçesiyle ayrıldığı erkek arkadaşı tarafından öldüresiye dövdürülen Fatma Avcı'nın (31), gelişimi duran erkek bebeği sezaryen ameliyatla dünyaya geldi. Avcı, ‘Uzay Asaf ’ adını verip, kendi nüfusuna kaydettirdiği bebeğinin yaşamasının mucize olduğunu söyledi. Adapazarı'nda geçen 27 Kasım günü yaşanan olayda, 7 aylık hamile Fatma Avcı, bir kişinin saldırısına uğradı. Kadının ilk anda kapkaçcı zannettiği saldırgan kadını, feci şekilde dövdü. Ardından da çantasını alıp, kaçtı. Kadının şikayeti üzerine başlatılan çalışmada, çöpte bulunan çantadan hiçbir şey alınmamış olması polisin şüphesini çekti. Görgü tanıklarının ifadelerine başvurup, olay yerindeki güvenlik kamerası kayıtlarını inceleyen polis, Fatma Avcı’nın ayrıldığı sevgili Tamer Oktay K. ile aynı fabrikada çalışan arkadaşı Ümit Ö.’yü gözaltına aldı. Tamer Oktay K. ifadesinde, arkadaşı Ümit Ö.’den, 35 bin lira karşılığında hamile olan eski sevgilisine 'gasp' süsü vererek saldırmasını, böylelikle bebeği düşürmesini amaçladığını anlattı. Tamer Oktay K. ve Ümit Ö. tutuklanarak, cezaevine gönderildi. Fatma Avcı geçen ay kontrol için gittiği doktorda bebeğin gelişiminin durduğunu öğrendi. Bunun üzerine doktorlar bebeğin sezaryen ameliyatla alınmasına karar verdi. Erken doğum ile dünyaya gelen erkek bebeğe Avcı, Uzay adını verdi. 20 gün kuvözde kaldıktan sonra taburcu edilen bebeğini kendi nüfusuna kaydettiren Fatma Avcı, "Çok üzücü bir olay yaşadım, gerçekten kimsenin başına böyle bir olay gelsin istemem. Bu üzücü olaydan sonra tabi ki çok zor günler geçirdim. Çok üzüldüm, çok ağladım. Bunun yanında da çevremdeki insanlar da çok destek oldu" diye konuştu. Fatma Avcı bebeğine ‘Uzay Asaf’ adı vermesinin hikayesini ise şöyle anlattı: "Çocuğum bir gece rüyama girdi ve ‘Anne benim adımı Uzay koy’ dedi. Ben de bu ismi verdim. Özel olmasını istedim, zaten kendisi tam bir mucize bebek. 1 kilo 400 gram olarak dünyaya geldi. Son 1 ayda gelişimi durmuştu. Rutin kontrollerimde fark ettiler. 20 güne yakın kuvözde kaldı. Yaşaması gerçekten mucizeydi ancak şu an için bir sağlık sıkıntısı yok." BABASININ SOYADINI TAŞIMASINI İSTEMEDİ Eski sevgilisi Tamer Oktay K. ve saldırgan Ümit Ö.’nün tutuklu olarak yargılanacağı davanın ilk duruşmasının 19 Mart’ta gerçekleşeceğini söyleyen Avcı, şunları söyledi: “İlk duruşma 19 Mart’ta gerçekleşecek ve Aile, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı da müşteki oldu mahkememize. Yaşayıp göreceğiz, bakalım hakim ne kadar verecek. Babalık davasını şu anda açmadım, çünkü çocuğuma kendi soyadımı verdim. Çocuğunu istemeyen bir babanın soyadını taşımasını istemedim. Kesinlikle öyle biri bu çocuğu hak etmiyor. Çalışmam gerekiyor, tek başıma bir çocuk büyüteceğim ve bu süreçte tamamen tek başıma olacağıma inanıyorum. İşime döneceğim ve çocuğumla sağlıklı, mutlu bir hayat yaşamak istiyorum. Tek isteğim bu. Büyüdüğünde bilim adamı olmasını istiyorum.”

Dilencinin üzerinden 10 bin 595 liralık alacaklı listesi çıktı

 Adıyaman’da, polis ve zabıta tarafından dilencilere yönelik düzenlenen operasyonda, 20 dilenci gözaltına alındı. Bir dilencinin üzerinden ise alacaklarının yazılı olduğu 10 bin 595 liralık liste çıktı. İl Emniyet Müdürlüğü ve Adıyaman Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekipleri tarafından kentte dilencilere yönelik yapılan operasyonda 20 dilenci gözaltına alındı. Zabıta Müdürlüğüne götürülen dilencilerin üzerinde yapılan aramada 165 lira ele geçirildi. 10 BİN 595 LİRA ALACAKLI LİSTESİ ÇIKTI Operasyonda gözaltına alınan Mustafa Orman (22) isimli dilencinin üzerinden ise başkalarına verdiği borçların yer aldığı 10 bin 595 liralık alacaklı listesi çıktı. Dilenciler, yapılan işlemlerinin ardından serbest bırakıldı.

Dilencinin üzerinden 10 bin 595 liralık alacaklı listesi çıktı

 3 gün önce

 Adıyaman’da, polis ve zabıta tarafından dilencilere yönelik düzenlenen operasyonda, 20 dilenci gözaltına alındı. Bir dilencinin üzerinden ise alacaklarının yazılı olduğu 10 bin 595 liralık liste çıktı. İl Emniyet Müdürlüğü ve Adıyaman Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekipleri tarafından kentte dilencilere yönelik yapılan operasyonda 20 dilenci gözaltına alındı. Zabıta Müdürlüğüne götürülen dilencilerin üzerinde yapılan aramada 165 lira ele geçirildi. 10 BİN 595 LİRA ALACAKLI LİSTESİ ÇIKTI Operasyonda gözaltına alınan Mustafa Orman (22) isimli dilencinin üzerinden ise başkalarına verdiği borçların yer aldığı 10 bin 595 liralık alacaklı listesi çıktı. Dilenciler, yapılan işlemlerinin ardından serbest bırakıldı.

İdlib şehidi Ertürk son yolculuğuna uğurlandı

 Suriye'nin İdlib kentinde, rejimin düzenlediği hava saldırısında şehit olan Tankçı Sözleşmeli Er Mustafa Ertürk'ün (25) cenazesi, memleketi Gaziantep’te düzenlenen törenle toprağa verildi. Şehit Tankçı Sözleşmeli Er Mustafa Ertürk için Bahaettin Nakıboğlu Camisi'nde cenaze töreni düzenlendi. Törene Adalet Bakan Yardımcısı Cengiz Öner, Gaziantep Valisi Davut Gül, 5'inci Zırhlı Tugay Komutanı Tuğgeneral Hacı Halil Osma, AK Parti, CHP ve MHP milletvekilleri, bürokratlar, askerler ve çok sayıda vatandaş katıldı. Törende, şehit oğlunun fotoğrafına bakarak gözyaşı döken Osman Ertürk, "Beni bırakma oğlum" diyerek tabuta sarıldı. Gözyaşlarına boğulan kardeşi Yasin ve annesi Hatice Ertürk ise yakınlarının yardımlarıyla ayakta durdu. Çok sayıda yakını da şehidin tabutuna kapanıp ağladı. Gaziantep İl Müftüsü Yardımcısı Ramazan Yıldırım’ın öğle vakti kıldırdığı cenaze namazının ardından askerler tarafından omuzlara alınan Ertürk'ün cenazesi, cenaze aracına taşındı. Ertürk'ün cenazesi, Asri Mezarlık'a götürülerek şehitlikte toprağa verildi. Şehit Ertürk'ün 2 yıldır TSK'da görev yaptığı ve bekar olduğu öğrenildi.

İdlib şehidi Ertürk son yolculuğuna uğurlandı

 3 gün önce

 Suriye'nin İdlib kentinde, rejimin düzenlediği hava saldırısında şehit olan Tankçı Sözleşmeli Er Mustafa Ertürk'ün (25) cenazesi, memleketi Gaziantep’te düzenlenen törenle toprağa verildi. Şehit Tankçı Sözleşmeli Er Mustafa Ertürk için Bahaettin Nakıboğlu Camisi'nde cenaze töreni düzenlendi. Törene Adalet Bakan Yardımcısı Cengiz Öner, Gaziantep Valisi Davut Gül, 5'inci Zırhlı Tugay Komutanı Tuğgeneral Hacı Halil Osma, AK Parti, CHP ve MHP milletvekilleri, bürokratlar, askerler ve çok sayıda vatandaş katıldı. Törende, şehit oğlunun fotoğrafına bakarak gözyaşı döken Osman Ertürk, "Beni bırakma oğlum" diyerek tabuta sarıldı. Gözyaşlarına boğulan kardeşi Yasin ve annesi Hatice Ertürk ise yakınlarının yardımlarıyla ayakta durdu. Çok sayıda yakını da şehidin tabutuna kapanıp ağladı. Gaziantep İl Müftüsü Yardımcısı Ramazan Yıldırım’ın öğle vakti kıldırdığı cenaze namazının ardından askerler tarafından omuzlara alınan Ertürk'ün cenazesi, cenaze aracına taşındı. Ertürk'ün cenazesi, Asri Mezarlık'a götürülerek şehitlikte toprağa verildi. Şehit Ertürk'ün 2 yıldır TSK'da görev yaptığı ve bekar olduğu öğrenildi.

Bayraklı'da zemini kayan binanın sakinleri tahliye ediliyor

 İzmir'in Bayraklı ilçesinde zeminindeki kayma nedeniyle tahliyesine karar verilen 22 daireli Çiğdem Apartmanı'nda oturanların çoğu evlerini tahliye ederken, kalan 4 dairede yaşayan ailelerin ise kiralık ev arayışı sürüyor. Bayraklı Fuat Edip Baksı Mahallesi Altınyol Caddesi üzerindeki 151 numaralı 'Çiğdem' adlı ruhsatlı 6 katlı apartmanın zemininde kayma olduğu şikayeti üzerine, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü ekipleri inceleme yaptı. Binanın can ve mal güvenliği açısından tehlike altında bulunduğu tespit edildi. Konuyla ilgili rapor, Bayraklı Belediyesi'ne gönderilerek binanın tahliye edilmesi istendi. Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü'nün talebinin ardından harekete geçen Bayraklı Belediyesi Yapı Kontrol Müdürlüğü ekipleri ise 22 daireli apartmanın sakinlerine geçtiğimiz günlerde tebligat gönderdi. Ekipler dün de 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 39. maddesine göre tehlikeli yapıda tahliye işlemlerine başladı. Yapı Kontrol Müdürlüğü teknik ekibi ve Zabıta görevlileri eşliğinde gerçekleşen işlemde 18 daire boşaltıldı. Kalan 4 dairede yaşayan ailelerin ise kiralık ev arayışı sürüyor. Binada oturmaya devam eden yönetici, evli ve 2 çocuk babası Ali Gökçe (68), "Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü'nden yazı geldi. Bunun üzerine bina tahliye edilmeye başlandı. Ev bulamadığım için ben hala tahliye edemedim Ev bulunca ben de tahliye edeceğim" dedi. Apartmanda hala oturmayı sürdüren nakliye işiyle uğraşan, evli ve 1 çocuk babası Enver Ünlü (45) de, "Belediye bize tahliye tebligatı gönderdi. Yukardan 86 santimetre eğit olduğu söylendi. 'Boşaltın' dediler. Binada oturanların çoğu tahliye etti. Ben de boşaltacağım. Bunun yanı sıra bina 1974 yılında yapılmış. O tarihlerden beri eğikliği varmış" diye konuştu.

Bayraklı'da zemini kayan binanın sakinleri tahliye ediliyor

 3 gün önce

 İzmir'in Bayraklı ilçesinde zeminindeki kayma nedeniyle tahliyesine karar verilen 22 daireli Çiğdem Apartmanı'nda oturanların çoğu evlerini tahliye ederken, kalan 4 dairede yaşayan ailelerin ise kiralık ev arayışı sürüyor. Bayraklı Fuat Edip Baksı Mahallesi Altınyol Caddesi üzerindeki 151 numaralı 'Çiğdem' adlı ruhsatlı 6 katlı apartmanın zemininde kayma olduğu şikayeti üzerine, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü ekipleri inceleme yaptı. Binanın can ve mal güvenliği açısından tehlike altında bulunduğu tespit edildi. Konuyla ilgili rapor, Bayraklı Belediyesi'ne gönderilerek binanın tahliye edilmesi istendi. Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü'nün talebinin ardından harekete geçen Bayraklı Belediyesi Yapı Kontrol Müdürlüğü ekipleri ise 22 daireli apartmanın sakinlerine geçtiğimiz günlerde tebligat gönderdi. Ekipler dün de 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 39. maddesine göre tehlikeli yapıda tahliye işlemlerine başladı. Yapı Kontrol Müdürlüğü teknik ekibi ve Zabıta görevlileri eşliğinde gerçekleşen işlemde 18 daire boşaltıldı. Kalan 4 dairede yaşayan ailelerin ise kiralık ev arayışı sürüyor. Binada oturmaya devam eden yönetici, evli ve 2 çocuk babası Ali Gökçe (68), "Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü'nden yazı geldi. Bunun üzerine bina tahliye edilmeye başlandı. Ev bulamadığım için ben hala tahliye edemedim Ev bulunca ben de tahliye edeceğim" dedi. Apartmanda hala oturmayı sürdüren nakliye işiyle uğraşan, evli ve 1 çocuk babası Enver Ünlü (45) de, "Belediye bize tahliye tebligatı gönderdi. Yukardan 86 santimetre eğit olduğu söylendi. 'Boşaltın' dediler. Binada oturanların çoğu tahliye etti. Ben de boşaltacağım. Bunun yanı sıra bina 1974 yılında yapılmış. O tarihlerden beri eğikliği varmış" diye konuştu.

Bakan Gül: Arabulucular 802 bin 36 dosyadan 493 bin 798'inde anlaşma sağladı

 İstanbul'da Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından ilki gerçekleşen Çalışma Hayatı Buluşmaları Hukuki Uygulamaların Analizi programı düzenlendi. Beşiktaş'ta bir otelde düzenlenen programa Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, TÜRK-İŞ temsilcisi, HAK-İŞ temsilcisi, TOBB temsilcisi, MÜSİAD temsilcisi ve iş dünyasından birçok isim katıldı. "ARABULUCULAR 802 BİN 36 DOSYADAN 493 BİN 798'İNDE ANLAŞMA SAĞLADI" Programda konuşan Adalet Bakanı Gül, "Ekonomik istikrarın sürdürülebilmesi hukuki istikrarla bütünleşmesiyle mümkündür. Özellikle ihtisas mahkemeleri önümüzdeki dönemde hedef olarak alınan çalışma başlıklarından biridir. Mesleğe başladığında hakimlerin, hukuk ve ceza hakimi olarak belirlenmesi ve meslek hayatı boyunca bu ihtisas alanında hizmet vermesi önemli bir hedefimizdir. Yine yakın zamanda kanunlaşmasını beklediğimiz konulardan birisi olarak da ticareti ve çalışma hayatını ilgilendiren bazı konularında il merkezlerindeki ihtisas mahkemelerinde davalarının görülmesi hedef olarak karşımızda. Tüm bunları yaparken vatandaşlarımızın işlerini kolaylaştırmak temel amacımız ve yaklaşımımızdır. Arabulucuların önüne giden 802 bin 36 dosyadan 493 bin 798'inde anlaşma sağlandığını sizlerle paylaşabilirim. Yani başarı oranı yüzde 63. 878 iş mahkemesinin 1 yılda bakacağı dava, arabuluculuk mekanizmasıyla birkaç haftada çözümlenmiş oldu" dedi. "704 BİN 172 İŞLEM GEÇEN HAFTA SONU İTİBARİYLE NOTERLİKLERDE YAPILMIŞTIR" Bakan Gül konuşmasını şöyle sürdürdü: "Bildiğiniz gibi 2019 yılı Ocak ayı itibariyle ticari davalarda da arabuluculuk uygulamasını başlattık. 173 bin 297 dosyadan 95 bin 574'ünün anlaşmayla sonuçlandığını ifade edebilirim. Başarı oranı yüzde 56'dır. Arabuluculuk çerçevesinde Singapur Sözleşmesi'ni imzalayan bir taraf olarak mecliste bu sözleşmesinin imzalanmasıyla birlikte tüm dünyadaki yatırımcıların, tüm dünyada bu anlamda arabuluculuk merkezi olarak ihtilaflarını çözebilmelerine imkan tanıyan düzenlemeyi de geçirmiş olduk. Elektronik tebligat sistemiyle 20 milyon 621 bin 253 tebligat 1 yıl içerisinde gönderildi. Ben buradan da çağrıda bulunuyorum. Yargılamanın hızlanması ve yargılama sürecinde vatandaşlarımızın bilgi sahibi olması adına da önemli bir müessese, yararlanmanın önemli katkıları olacağına inanıyorum. Yine noterlik uygulaması çalışma hayatımızı da, 6 Nisan tarihiyle özellikle hafta sonu noterlerin açılması çok büyük bir kolaylık getirmiştir. 704 bin 172 işlem geçen hafta sonu itibariyle noterliklerde daha 1 yıl dolmadan yapılmıştır. Bütün işçilerin hakkını alın teri kurumadan alabilmesi lazım, işverenin de gerçekten keyfi bir şekilde haksızlığa uğramaması, tüm toplumun mağduriyete uğramadan haklarını en etkin şekilde alabileceği, çalışma hayatına ilişkin bütün sorunda çözümlerin çıkacağına inanıyorum." "İŞ MAHKEMELERİNDEKİ DOSYA SAYISI 540 BİNİ AŞTI" Programda konuşan Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, "Bugün 83 milyon nüfusa ulaşmış bir ülkeyiz ve tüm enerjimiz bu büyük potansiyeli daha hızlı harekete geçirmek. SGK'nın 2019 verilerine göre ülkemizde 22 milyonun üstünde aktif sigortalı bulunuyor. Bizim 1 milyon 900 bin de işverenimiz mevcut. Biz de devlet olarak çalışma hayatındaki üçüncü aktörüz. Bir taraftan iş ilişkisi, işçinin hak ve hukuku ancak iş yeri varsa mümkün. Dolayısıyla da iş yerlerimizin de ekonomimize katkı sağlayacak derecede artmasını ve daha fazla istihdam sağlamasını önemsiyoruz. İş mahkemelerindeki dosya sayılarına baktığımız zaman 2011 yılında toplamda 350 bine yakın dosya bulunmaktayken 2018'de 540 bini aştığını görüyoruz ve bu neredeyse yüzde 55'lik bir artış olduğunu göstermekte. Yine devreden sayısında da 2011'de 206 bin dosya varken, 2018'de 335 bini aşmış durumda. İş mahkemelerindeki dava dosya sayısının artması işçiler ile işveren arasındaki bazı konuların daha net, daha hızlı çözülmesi gerektiğini de bize işaret ediyor. Dolayısıyla da bugün aslında bu toplantının önemini de bize işaret etmekte" dedi.

Bakan Gül: Arabulucular 802 bin 36 dosyadan 493 bin 798'inde anlaşma sağladı

 3 gün önce

 İstanbul'da Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından ilki gerçekleşen Çalışma Hayatı Buluşmaları Hukuki Uygulamaların Analizi programı düzenlendi. Beşiktaş'ta bir otelde düzenlenen programa Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, TÜRK-İŞ temsilcisi, HAK-İŞ temsilcisi, TOBB temsilcisi, MÜSİAD temsilcisi ve iş dünyasından birçok isim katıldı. "ARABULUCULAR 802 BİN 36 DOSYADAN 493 BİN 798'İNDE ANLAŞMA SAĞLADI" Programda konuşan Adalet Bakanı Gül, "Ekonomik istikrarın sürdürülebilmesi hukuki istikrarla bütünleşmesiyle mümkündür. Özellikle ihtisas mahkemeleri önümüzdeki dönemde hedef olarak alınan çalışma başlıklarından biridir. Mesleğe başladığında hakimlerin, hukuk ve ceza hakimi olarak belirlenmesi ve meslek hayatı boyunca bu ihtisas alanında hizmet vermesi önemli bir hedefimizdir. Yine yakın zamanda kanunlaşmasını beklediğimiz konulardan birisi olarak da ticareti ve çalışma hayatını ilgilendiren bazı konularında il merkezlerindeki ihtisas mahkemelerinde davalarının görülmesi hedef olarak karşımızda. Tüm bunları yaparken vatandaşlarımızın işlerini kolaylaştırmak temel amacımız ve yaklaşımımızdır. Arabulucuların önüne giden 802 bin 36 dosyadan 493 bin 798'inde anlaşma sağlandığını sizlerle paylaşabilirim. Yani başarı oranı yüzde 63. 878 iş mahkemesinin 1 yılda bakacağı dava, arabuluculuk mekanizmasıyla birkaç haftada çözümlenmiş oldu" dedi. "704 BİN 172 İŞLEM GEÇEN HAFTA SONU İTİBARİYLE NOTERLİKLERDE YAPILMIŞTIR" Bakan Gül konuşmasını şöyle sürdürdü: "Bildiğiniz gibi 2019 yılı Ocak ayı itibariyle ticari davalarda da arabuluculuk uygulamasını başlattık. 173 bin 297 dosyadan 95 bin 574'ünün anlaşmayla sonuçlandığını ifade edebilirim. Başarı oranı yüzde 56'dır. Arabuluculuk çerçevesinde Singapur Sözleşmesi'ni imzalayan bir taraf olarak mecliste bu sözleşmesinin imzalanmasıyla birlikte tüm dünyadaki yatırımcıların, tüm dünyada bu anlamda arabuluculuk merkezi olarak ihtilaflarını çözebilmelerine imkan tanıyan düzenlemeyi de geçirmiş olduk. Elektronik tebligat sistemiyle 20 milyon 621 bin 253 tebligat 1 yıl içerisinde gönderildi. Ben buradan da çağrıda bulunuyorum. Yargılamanın hızlanması ve yargılama sürecinde vatandaşlarımızın bilgi sahibi olması adına da önemli bir müessese, yararlanmanın önemli katkıları olacağına inanıyorum. Yine noterlik uygulaması çalışma hayatımızı da, 6 Nisan tarihiyle özellikle hafta sonu noterlerin açılması çok büyük bir kolaylık getirmiştir. 704 bin 172 işlem geçen hafta sonu itibariyle noterliklerde daha 1 yıl dolmadan yapılmıştır. Bütün işçilerin hakkını alın teri kurumadan alabilmesi lazım, işverenin de gerçekten keyfi bir şekilde haksızlığa uğramaması, tüm toplumun mağduriyete uğramadan haklarını en etkin şekilde alabileceği, çalışma hayatına ilişkin bütün sorunda çözümlerin çıkacağına inanıyorum." "İŞ MAHKEMELERİNDEKİ DOSYA SAYISI 540 BİNİ AŞTI" Programda konuşan Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, "Bugün 83 milyon nüfusa ulaşmış bir ülkeyiz ve tüm enerjimiz bu büyük potansiyeli daha hızlı harekete geçirmek. SGK'nın 2019 verilerine göre ülkemizde 22 milyonun üstünde aktif sigortalı bulunuyor. Bizim 1 milyon 900 bin de işverenimiz mevcut. Biz de devlet olarak çalışma hayatındaki üçüncü aktörüz. Bir taraftan iş ilişkisi, işçinin hak ve hukuku ancak iş yeri varsa mümkün. Dolayısıyla da iş yerlerimizin de ekonomimize katkı sağlayacak derecede artmasını ve daha fazla istihdam sağlamasını önemsiyoruz. İş mahkemelerindeki dosya sayılarına baktığımız zaman 2011 yılında toplamda 350 bine yakın dosya bulunmaktayken 2018'de 540 bini aştığını görüyoruz ve bu neredeyse yüzde 55'lik bir artış olduğunu göstermekte. Yine devreden sayısında da 2011'de 206 bin dosya varken, 2018'de 335 bini aşmış durumda. İş mahkemelerindeki dava dosya sayısının artması işçiler ile işveren arasındaki bazı konuların daha net, daha hızlı çözülmesi gerektiğini de bize işaret ediyor. Dolayısıyla da bugün aslında bu toplantının önemini de bize işaret etmekte" dedi.

Van Kapıköy Gümrük Kapısı'nda ‘koronavirüs’ önlemleri

 Türkiye'nin sınır komşusu İran'da koronavirüs nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 4'e yükselirken, Van'da da bir dizi önlemler alınmaya başlandı. Van'ın İran'a açılan Kapıköy Gümrük Kapısı'nda görevli personel, maske ve eldiven kullanmaya başlarken, Türkiye'ye giriş yapan bazı İranlıların da maske taktığı görüldü. Tüm dünyada endişeye neden olan koronavirüs nedeniyle Türkiye'nin sınır komşusu İran'da ölenlerin sayısı 4'e yükseldi. Yaşanan ölümlerin ardından Türkiye ile İran arasındaki en uzun sınır hattına sahip Van'da da bir dizi tedbirler alındı. Van Valisi ve Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Mehmet Emin Bilmez başkanlığında dün 'acil' olarak yapılan toplantıda, öncelikle Türkiye- İran sınırında bulunan Saray ilçesindeki Kapıköy Gümrük Kapısı'na termal kamera montajı yapılması, sağlık odası kurulması ve yabancılarla irtibat halinde olan personelin koruyucu maske ile ekipman kullanması kararı alındı. Ayrıca geri gönderme merkezindeki ön kabul birimine termal kamera kurulması kararı alınan toplantıda, gümrük kapısında görevli personele koronavirüs hakkında eğitim verilmesi kararlaştırıldı. Toplantının ardından yaptığı açıklamada Vali Bilmez, kentte gerekli önlemlerin alındığını, şüpheli vakaların, tecrit amaçlı sınır kapısında özel oluşturulacak sağlık odasına alınacağını, tahsil edilecek özel ambulansla Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne sevk edileceğini söyledi. Sınır kapısından giren turistlerin uzaktan ateşini ölçmek için gerekli cihazlar da Ankara'dan talep edildi. Tatil günlerinde Van'ı tercih eden İranlıların yaklaşan Nevruz Bayramı'nda Van'a akın etmesi bekleniyor. İRANLILARIN GELİŞİ DEVAM EDİYOR Sınır kapısındaki giriş- çıkışlarda kısıtlamaya gidilmezken hem İran hem de Türkiye tarafından geçişler devam ediyor. Personelin maske ve eldiven takmaya başladığı sınır kapısından geçen bazı turistlerin de maske taktığı görüldü. Kapıdan giriş yapan İranlılar, çok korktuklarını ancak ülkelerinde gerekli tedbirlerin alındığını söylediler. Sadece bir kentte virüse rastlandığını ifade eden İranlılar, "Virüs kontrol altında tutuluyor. Herkes hijyen konusuna dikkat ediyor. Maskeyle dolaşmaya çalışıyoruz. İran'da havaalanlarında, sınırlarda önlemler alınıyor" dedi.

Van Kapıköy Gümrük Kapısı'nda ‘koronavirüs’ önlemleri

 3 gün önce

 Türkiye'nin sınır komşusu İran'da koronavirüs nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 4'e yükselirken, Van'da da bir dizi önlemler alınmaya başlandı. Van'ın İran'a açılan Kapıköy Gümrük Kapısı'nda görevli personel, maske ve eldiven kullanmaya başlarken, Türkiye'ye giriş yapan bazı İranlıların da maske taktığı görüldü. Tüm dünyada endişeye neden olan koronavirüs nedeniyle Türkiye'nin sınır komşusu İran'da ölenlerin sayısı 4'e yükseldi. Yaşanan ölümlerin ardından Türkiye ile İran arasındaki en uzun sınır hattına sahip Van'da da bir dizi tedbirler alındı. Van Valisi ve Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Mehmet Emin Bilmez başkanlığında dün 'acil' olarak yapılan toplantıda, öncelikle Türkiye- İran sınırında bulunan Saray ilçesindeki Kapıköy Gümrük Kapısı'na termal kamera montajı yapılması, sağlık odası kurulması ve yabancılarla irtibat halinde olan personelin koruyucu maske ile ekipman kullanması kararı alındı. Ayrıca geri gönderme merkezindeki ön kabul birimine termal kamera kurulması kararı alınan toplantıda, gümrük kapısında görevli personele koronavirüs hakkında eğitim verilmesi kararlaştırıldı. Toplantının ardından yaptığı açıklamada Vali Bilmez, kentte gerekli önlemlerin alındığını, şüpheli vakaların, tecrit amaçlı sınır kapısında özel oluşturulacak sağlık odasına alınacağını, tahsil edilecek özel ambulansla Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne sevk edileceğini söyledi. Sınır kapısından giren turistlerin uzaktan ateşini ölçmek için gerekli cihazlar da Ankara'dan talep edildi. Tatil günlerinde Van'ı tercih eden İranlıların yaklaşan Nevruz Bayramı'nda Van'a akın etmesi bekleniyor. İRANLILARIN GELİŞİ DEVAM EDİYOR Sınır kapısındaki giriş- çıkışlarda kısıtlamaya gidilmezken hem İran hem de Türkiye tarafından geçişler devam ediyor. Personelin maske ve eldiven takmaya başladığı sınır kapısından geçen bazı turistlerin de maske taktığı görüldü. Kapıdan giriş yapan İranlılar, çok korktuklarını ancak ülkelerinde gerekli tedbirlerin alındığını söylediler. Sadece bir kentte virüse rastlandığını ifade eden İranlılar, "Virüs kontrol altında tutuluyor. Herkes hijyen konusuna dikkat ediyor. Maskeyle dolaşmaya çalışıyoruz. İran'da havaalanlarında, sınırlarda önlemler alınıyor" dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Putin ile görüşmemizin neticesi tavrımızı belirleyecek

 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Saat 18.00 gibi Sayın Putin ile benim bir telefon görüşmem olacak. Bu telefon görüşmesinde de biz şu an itibarıyla İdlib'deki tüm gelişmeleri tepeden tırnağa ele alacağız. Bu akşamki görüşmenin neticesi bizim oradaki tavrımızı belirleyecektir. Rejim, bu noktada İdlib halkına zulmü durdurmadığı sürece oradan çekilmek söz konusu değil. Ateşkesi ancak bu şekilde yapabiliriz" dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hz. Ali Camisi'nde kıldığı cuma namazının ardından, gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. Bir gazetecinin, Dörtlü Liderler Zirvesi ile ilgili sorusu üzerine Erdoğan, "Sayın Merkel ve Sayın Macron, Sayın Putin'le yaptıkları görüşmede, bu konuları ele almak suretiyle İdlib'te çok kararlı bir ateşkesin yapılması için böyle bir daveti kendisine yaptılar. Tabii bu davet karşısında henüz beklenen bir yaklaşım, cevap vardır diyemem. Bir de Dörtlü Zirve için 5 Mart'ta İstanbul'u teklif ettiler, İstanbul'daki teklifle ilgili de henüz Putin, onlara arzu edilen cevabı vermedi. 'Biz Erdoğan ile bunu görüşürüz.' dediler. Nitekim bu akşam saat 18.00 gibi Sayın Putin ile benim bir telefon görüşmem olacak. Bu telefon görüşmesinde de biz şu an itibarıyla İdlib'deki tüm gelişmeleri tepeden tırnağa ele alacağız. Biliyorsunuz yoğun bir, şu anda ben buna savaş diyebilirim, orada devam ediyor. Oradaki muhaliflerle rejim güçleri arasında bu yoğun devam eden çatışmalar neticesinde bizim malum orada iki şehidimiz, bazı araç gereçlerin imhası söz konusuydu. Ama bunun çok çok fazlasıyla ki son rakamlar, 150 civarında rejim mensubu etkisiz hale getirildi. Bunun yanında çok sayıda yine araç gereç, bunlar burada imha edildi. Bu konuda da son rakamları verebilirim, 12 tank, 3 zırhlı araç, 14 top obüsü ve 2 doçkalı pikap imha edildi." diye konuştu. "ZULÜM DURMADAN ÇEKİLMEK SÖZ KONUSU DEĞİL" Erdoğan, oradaki mücadelenin kararlı bir şekilde devam ettiğini kaydederek, "Bu akşam ki görüşmenin neticesi bizim oradaki tavrımızı belirleyecektir. Rejim, bu noktada İdlib halkına zulmü durdurmadığı sürece, oradan çekilmek söz konusu değil. Ateşkesi ancak bu şekilde yapabiliriz. Burada bu zulüm duracak. İdlib'ten 1 milyona yakın insan Türkiye sınırlarına doğru göç etti. Biz bunlara nerelerde iskan imkanı sağlayacağız. Ancak aldığımız tedbirler sınırımızdan Suriye'nin içine doğru 30-35 kilometre gibi bir koridoru güvenli bölge ilan edelim, bu güvenli bölgede de biz yeni bir adım attık. O da 'Briket barakalar yapalım, 25-30 metrekare.' dedik. Briket barakalarla ilgili çalışmalarımız orada devam ediyor. Kış mevsimi içerisinde, oradaki kardeşlerimizin kışın bu sert iklimine hiç olmazsa dayanma gücü biraz daha artmış olur. Bunun yanında gıdaydı, yiyecekti, sağlık imkanlarıydı bütün bunlara yönelik de Kızılayımızın, AFAD'ımızın yoğun çalışmaları var. Şansölye Merkel, 25 milyon avro bana söz vermişti, 'Kızılhaç vasıtasıyla bunu size ulaştıralım.' diye. Fakat o da Mülteciler Komisyonu vasıtasıyla geldiği için biraz formaliteler uzuyor. Henüz Kızılayımıza gelmedi. Bugün Macron'a da aynı teklifi yaptım. 'Bak' dedim, 'Merkel'den böyle bir bize desek oldu, senden de aynı desteği bekleriz.' dedim. Şu anda çalışmalarımız devam ediyor. 18.00'de de Sayın Putin ile görüşmem olacak. Temenni ederim ki bu görüşmeyle hayırlı bir adım atmış oluruz." ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Putin ile görüşmemizin neticesi tavrımızı belirleyecek

 3 gün önce

 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Saat 18.00 gibi Sayın Putin ile benim bir telefon görüşmem olacak. Bu telefon görüşmesinde de biz şu an itibarıyla İdlib'deki tüm gelişmeleri tepeden tırnağa ele alacağız. Bu akşamki görüşmenin neticesi bizim oradaki tavrımızı belirleyecektir. Rejim, bu noktada İdlib halkına zulmü durdurmadığı sürece oradan çekilmek söz konusu değil. Ateşkesi ancak bu şekilde yapabiliriz" dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hz. Ali Camisi'nde kıldığı cuma namazının ardından, gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. Bir gazetecinin, Dörtlü Liderler Zirvesi ile ilgili sorusu üzerine Erdoğan, "Sayın Merkel ve Sayın Macron, Sayın Putin'le yaptıkları görüşmede, bu konuları ele almak suretiyle İdlib'te çok kararlı bir ateşkesin yapılması için böyle bir daveti kendisine yaptılar. Tabii bu davet karşısında henüz beklenen bir yaklaşım, cevap vardır diyemem. Bir de Dörtlü Zirve için 5 Mart'ta İstanbul'u teklif ettiler, İstanbul'daki teklifle ilgili de henüz Putin, onlara arzu edilen cevabı vermedi. 'Biz Erdoğan ile bunu görüşürüz.' dediler. Nitekim bu akşam saat 18.00 gibi Sayın Putin ile benim bir telefon görüşmem olacak. Bu telefon görüşmesinde de biz şu an itibarıyla İdlib'deki tüm gelişmeleri tepeden tırnağa ele alacağız. Biliyorsunuz yoğun bir, şu anda ben buna savaş diyebilirim, orada devam ediyor. Oradaki muhaliflerle rejim güçleri arasında bu yoğun devam eden çatışmalar neticesinde bizim malum orada iki şehidimiz, bazı araç gereçlerin imhası söz konusuydu. Ama bunun çok çok fazlasıyla ki son rakamlar, 150 civarında rejim mensubu etkisiz hale getirildi. Bunun yanında çok sayıda yine araç gereç, bunlar burada imha edildi. Bu konuda da son rakamları verebilirim, 12 tank, 3 zırhlı araç, 14 top obüsü ve 2 doçkalı pikap imha edildi." diye konuştu. "ZULÜM DURMADAN ÇEKİLMEK SÖZ KONUSU DEĞİL" Erdoğan, oradaki mücadelenin kararlı bir şekilde devam ettiğini kaydederek, "Bu akşam ki görüşmenin neticesi bizim oradaki tavrımızı belirleyecektir. Rejim, bu noktada İdlib halkına zulmü durdurmadığı sürece, oradan çekilmek söz konusu değil. Ateşkesi ancak bu şekilde yapabiliriz. Burada bu zulüm duracak. İdlib'ten 1 milyona yakın insan Türkiye sınırlarına doğru göç etti. Biz bunlara nerelerde iskan imkanı sağlayacağız. Ancak aldığımız tedbirler sınırımızdan Suriye'nin içine doğru 30-35 kilometre gibi bir koridoru güvenli bölge ilan edelim, bu güvenli bölgede de biz yeni bir adım attık. O da 'Briket barakalar yapalım, 25-30 metrekare.' dedik. Briket barakalarla ilgili çalışmalarımız orada devam ediyor. Kış mevsimi içerisinde, oradaki kardeşlerimizin kışın bu sert iklimine hiç olmazsa dayanma gücü biraz daha artmış olur. Bunun yanında gıdaydı, yiyecekti, sağlık imkanlarıydı bütün bunlara yönelik de Kızılayımızın, AFAD'ımızın yoğun çalışmaları var. Şansölye Merkel, 25 milyon avro bana söz vermişti, 'Kızılhaç vasıtasıyla bunu size ulaştıralım.' diye. Fakat o da Mülteciler Komisyonu vasıtasıyla geldiği için biraz formaliteler uzuyor. Henüz Kızılayımıza gelmedi. Bugün Macron'a da aynı teklifi yaptım. 'Bak' dedim, 'Merkel'den böyle bir bize desek oldu, senden de aynı desteği bekleriz.' dedim. Şu anda çalışmalarımız devam ediyor. 18.00'de de Sayın Putin ile görüşmem olacak. Temenni ederim ki bu görüşmeyle hayırlı bir adım atmış oluruz." ifadelerini kullandı.

Annesine 'Sizi son bir kez göreyim' diyerek, veda etmiş

 Antalya'da trafik kazasında hayatını kaybeden üniversite öğrencisi Karun Küklü'nün (20), annesi Şükran Küklü (40) ile vedalaşırken, "Sizi son kez görmeye geldim" dediği ortaya çıktı. Oğlunu genç yaşta trafik kazasında kurban veren baba Mehmet Küklü (46), gençlere trafikte hız yapmamaları tavsiyesinde bulundu. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki Girne Amerikan Üniversitesi'nde Sağlık Yönetimi Bölümü 2'nci sınıf öğrencisi olan Karun Küklü, dönem tatilinde Antalya'da yaşayan ailesinin yanına geldi. Babası Mehmet, annesi Şükran ve kız kardeşi Melisa ile hasret gideren Küklü, 07 CGR 07 plakalı otomobiliyle 18 Şubat akşamı Muratpaşa ilçesinde kaza yaptı. Kontrolden çıkarak refüjdeki ağaca çarpan otomobilde Küklü hayatını kaybetti. Koyu Beşiktaş taraftarı Karun Küklü, Uncalı Mezarlığı'nda dün öğle namazının ardından kılınan cenaze namazı sonrası Kurşunlu Mezarlığı'nda toprağa verildi. Küklü'nün kaza anında yanında bulunan ve yaralanan 3 arkadaşında 2'sinin tedavisi ise sürüyor. ANNEYE VEDA SÖZLERİ Antalya Toptancı Hali'nde çalışan Mehmet Küklü, oğlunu toprağa verdikten sonra evinde taziyeleri kabul etti. Gözüyaşlı baba, “Annelerin acısı daha da büyük oluyor. Baba bir şekilde acıya katlanıyor. Kardeşler de katlanamıyor. Oğlum Kıbrıs'ta üniversite okuyordu. Yarı dönem tatili için yanımıza geldi. Burada eğlendi, sohbet etti. Bursa'ya babaannesi ve anneannesini ziyarete gitmek istedi. Orada bir hafta tatil yaptı. Buradan giderken annesine 'Sizi son bir kez göreyim' demiş. Annesi de 'Oğlum sen neden son kez göreyim diyorsun? İkinci dönemde de gelir bir daha dönersin' demiş. Oğlum da 'Yine de ben son kez göreyim' demiş ve annesine sımsıkı sarılmış. Oğlum öleceğini sanki önceden hissetmiş. Bursa'daki arkadaşlarıyla toplu olarak fotoğraf çektirmiş. Aslında fotoğraf çektirmeyi sevmezdi. Bugüne kadar çekilmeyen bir fotoğraftı o." 'SÖYLENECEK SÖZ KALMADI' Oğlunun Bursa'daki aile büyüklerini ziyaret ettikten bir hafta sonra Antalya'ya geldiğini anlatan Mehmet Küklü, “Geldikten iki gün sonra benden otomobili istedi. Üç arkadaşıyla gezeceklerini söyledi. Genç olduğu için yaşasın hayatını, gezsin dolaşsın istedim. Ama maalesef trafik kazasında hayatını kaybetti. Diğer iki arkadaşı komada, diğeri ayakta tedavi gördü. Söylenecek bir söz kalmadı artık. Allah herkese sabır versin" diye konuştu. HIZ YAPMAYIN UYARISI Gençlerin çok hızlı araç kullandığını söyleyen baba Küklü, kazanın ardından güvenlik kameralarına bile bakamadığını anlattı. Mehmet Küklü, “Gençlerin trafikte biraz daha yavaş gitmesi gerekiyor. Heyecanlarının azalması lazım. Önce kendinizi düşünün. Oğlum o gece emniyet kemerini takmış ve alkol kullanmamış. Aşırı hız yaptığı için virajı alamayınca ağaca çarpmış, hayatını orada kaybetmiş" dedi.

Annesine 'Sizi son bir kez göreyim' diyerek, veda etmiş

 3 gün önce

 Antalya'da trafik kazasında hayatını kaybeden üniversite öğrencisi Karun Küklü'nün (20), annesi Şükran Küklü (40) ile vedalaşırken, "Sizi son kez görmeye geldim" dediği ortaya çıktı. Oğlunu genç yaşta trafik kazasında kurban veren baba Mehmet Küklü (46), gençlere trafikte hız yapmamaları tavsiyesinde bulundu. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki Girne Amerikan Üniversitesi'nde Sağlık Yönetimi Bölümü 2'nci sınıf öğrencisi olan Karun Küklü, dönem tatilinde Antalya'da yaşayan ailesinin yanına geldi. Babası Mehmet, annesi Şükran ve kız kardeşi Melisa ile hasret gideren Küklü, 07 CGR 07 plakalı otomobiliyle 18 Şubat akşamı Muratpaşa ilçesinde kaza yaptı. Kontrolden çıkarak refüjdeki ağaca çarpan otomobilde Küklü hayatını kaybetti. Koyu Beşiktaş taraftarı Karun Küklü, Uncalı Mezarlığı'nda dün öğle namazının ardından kılınan cenaze namazı sonrası Kurşunlu Mezarlığı'nda toprağa verildi. Küklü'nün kaza anında yanında bulunan ve yaralanan 3 arkadaşında 2'sinin tedavisi ise sürüyor. ANNEYE VEDA SÖZLERİ Antalya Toptancı Hali'nde çalışan Mehmet Küklü, oğlunu toprağa verdikten sonra evinde taziyeleri kabul etti. Gözüyaşlı baba, “Annelerin acısı daha da büyük oluyor. Baba bir şekilde acıya katlanıyor. Kardeşler de katlanamıyor. Oğlum Kıbrıs'ta üniversite okuyordu. Yarı dönem tatili için yanımıza geldi. Burada eğlendi, sohbet etti. Bursa'ya babaannesi ve anneannesini ziyarete gitmek istedi. Orada bir hafta tatil yaptı. Buradan giderken annesine 'Sizi son bir kez göreyim' demiş. Annesi de 'Oğlum sen neden son kez göreyim diyorsun? İkinci dönemde de gelir bir daha dönersin' demiş. Oğlum da 'Yine de ben son kez göreyim' demiş ve annesine sımsıkı sarılmış. Oğlum öleceğini sanki önceden hissetmiş. Bursa'daki arkadaşlarıyla toplu olarak fotoğraf çektirmiş. Aslında fotoğraf çektirmeyi sevmezdi. Bugüne kadar çekilmeyen bir fotoğraftı o." 'SÖYLENECEK SÖZ KALMADI' Oğlunun Bursa'daki aile büyüklerini ziyaret ettikten bir hafta sonra Antalya'ya geldiğini anlatan Mehmet Küklü, “Geldikten iki gün sonra benden otomobili istedi. Üç arkadaşıyla gezeceklerini söyledi. Genç olduğu için yaşasın hayatını, gezsin dolaşsın istedim. Ama maalesef trafik kazasında hayatını kaybetti. Diğer iki arkadaşı komada, diğeri ayakta tedavi gördü. Söylenecek bir söz kalmadı artık. Allah herkese sabır versin" diye konuştu. HIZ YAPMAYIN UYARISI Gençlerin çok hızlı araç kullandığını söyleyen baba Küklü, kazanın ardından güvenlik kameralarına bile bakamadığını anlattı. Mehmet Küklü, “Gençlerin trafikte biraz daha yavaş gitmesi gerekiyor. Heyecanlarının azalması lazım. Önce kendinizi düşünün. Oğlum o gece emniyet kemerini takmış ve alkol kullanmamış. Aşırı hız yaptığı için virajı alamayınca ağaca çarpmış, hayatını orada kaybetmiş" dedi.

Elazığ'da, ağır hasarlı okulların yıkımı sürüyor

 Elazığ Sivrice merkezli 24 Ocak'ta meydana gelen 6.8'lik depremde ağır hasar oluşan okulların yıkım işlemleri sürdürülüyor. Korgeneral Hulusi Sayın Mesleki ve Teknik Lisesi ile Elazığ Lisesi'nde yıkım çalışmalarına başlandı. Sivrice merkezli 6.8 büyüklüğündeki depremde ağır hasar gören okullarda okuyan öğrencilerin başka okullara naklinin yapılmasının ardından ekipler, harekete geçti. Merkezde bulunan ve ağır hasar oluştuğu belirlenen, 1970 yılında yapılan Korgeneral Hulusi Sayın Mesleki ve Teknik Lisesi ile 1964'te yapılan Elazığ Lisesi'nde yıkım çalışmalarına başlandı. Elazığ genelinde 200 okuldan 14'ünün ağır hasarlı olduğu belirtilirken, diğer hasarlı binaların ise yıkımına başlanacağı kaydedildi. Ağır hasarlı okullarda eğitim gören yaklaşık 11 bin öğrencinin geçici süreliğine başka okullara nakil işleminin gerçekleştirildiği ve pazartesi günü dersbaşı yapacağı öğrenildi.

Elazığ'da, ağır hasarlı okulların yıkımı sürüyor

 3 gün önce

 Elazığ Sivrice merkezli 24 Ocak'ta meydana gelen 6.8'lik depremde ağır hasar oluşan okulların yıkım işlemleri sürdürülüyor. Korgeneral Hulusi Sayın Mesleki ve Teknik Lisesi ile Elazığ Lisesi'nde yıkım çalışmalarına başlandı. Sivrice merkezli 6.8 büyüklüğündeki depremde ağır hasar gören okullarda okuyan öğrencilerin başka okullara naklinin yapılmasının ardından ekipler, harekete geçti. Merkezde bulunan ve ağır hasar oluştuğu belirlenen, 1970 yılında yapılan Korgeneral Hulusi Sayın Mesleki ve Teknik Lisesi ile 1964'te yapılan Elazığ Lisesi'nde yıkım çalışmalarına başlandı. Elazığ genelinde 200 okuldan 14'ünün ağır hasarlı olduğu belirtilirken, diğer hasarlı binaların ise yıkımına başlanacağı kaydedildi. Ağır hasarlı okullarda eğitim gören yaklaşık 11 bin öğrencinin geçici süreliğine başka okullara nakil işleminin gerçekleştirildiği ve pazartesi günü dersbaşı yapacağı öğrenildi.

Ömer Faruk Kavurmacı'ya 15 yıla kadar hapis istemi

 Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) iş dünyası yapılanmasına yönelik soruşturmada, kapatılan TUSKON ve üye şirketlerine yönelik davadan dosyası ayrılan iş adamı sanıklar Ömer Faruk Kavurmacı, babası Mustafa Şevki Kavurmacı ve firari sanık Ahmet Said Kavurmacı'nın yargılandığı davada, savcının mütalaası belli oldu. Savcı, Ömer Faruk Kavurmacı ve Mustafa Şevki Kavurmacı'nın "FETÖ üyesi olmak" suçundan 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapislerini talep etti. Diğer sanık Ahmet Sait Kavurmacı'nın dosyasının ise ayrılması istendi. Sanıklar mütalaaya karşı son savunmaları yaptı. Duruşmada karar çıkması bekleniyor. İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmaya, tutuklu sanık Ömer Faruk Kavurmacı getirilirken, tutuksuz sanık Mustafa Şevki Kavurmacı da hazır bulundu. Firari sanık Ahmet Said Kavurmacı ise duruşmaya katılmadı. Duruşmada savcı, celse arasında verdiği mütalaasını okudu. SAVCI MÜTALAASINI OKUDU Duruşma savcısı, celse arasında verdiği mütalaasını tekrar ettiğini ifade ederek sanıklar sanıklar Ömer Faruk Kavurmacı ve babası Mustafa Şevki Kavurmacı'nın FETÖ üyesi olduklarının anlaşıldığından alt sınırdan uzaklaşılarak 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapsini talep etti. Diğer sanık Ahmet Sait Kavurmacı'nın dosyasının ise ayrılması istendi. Mütalaaya karşı söz verilen müdahil Cumhurbaşkanlığı avukatı Mehmet Ali Alagöz, sanıkların cezalandırılmasını talep etti. BABA KAVURMACI: ÜÇ DEFA "YAŞASIN TÜRKİYE" DİYEREK SAVUNMASINI TAMAMLADI Mütalaaya karşı son savunmasını yapan Mustafa Şevki Kavurmacı, "İnsan şerefiyle yaşar, insan vatan sevgisiyle yaşar, hayatımı ülkem için çalışmakla geçirdim. 80 yaşıma dayandığım bu zamanlarda en asılsız iddialarla suçlandım. Böyle yaşanmıyor. Böyle yaşamayı zillet kabul ediyorum" dedi. Ayakta durmakta zorlandığı için avukatının kolundan tuttuğu Mustafa Şevki Kavurmacı, üç defa "Yaşasın Türkiye" diyerek savunmasını tamamladı. Baba Kavurmacı daha sonra yakınlarının yardımıyla duruşma salonundan ayrıldı. SANIK ÖMER FARUK KAVURMACI BERAATİNİ İSTEDİ Sanık Ömer Faruk Kavurmacı ise TUSKON'dan noter yoluyla istifa ettiğinin tespit edildiğini belirterek çalışanlarından bugüne kadar 5'i hakkında FETÖ'den işlem yapıldığını ve 4 bin kişilik şirketlerindeki bu oranın binde bir seviyesinde kaldığını ifade etti. Kavurmacı, "3,5 yılı dolduran tutukluluğuma somut bir gerekçe maalesef gösterilemedi. 3,5 yıldır delillendirilemeyen FETÖ iddialarını hiç bir akıl kabul etmemektedir. İşlemediğim bir suçun günahı üzerime yüklenmiştir. Bylock kullanmadığım tespit edilmiştir. Cep telefonumda FETÖ ile irtibatlı herhangi bir program indirmediğim ve internette FETÖ irtibatlı sitelere üye olmadığım da belirlenmiştir. FETÖ ile hiçbir irtibatım olmadığı 30 kamu tanığı mahkemede anlatmıştır. Gizli tanık da FETÖ ile ilişkim olmadığını belirtmiştir. 3,5 yılı doldurduğum tutukluluğum ve yargılamam süresince FETÖ ile hiçbir irtibatım tespit edilememiştir. Cezaevinde defalarca epilepsi krizi geçirerek hastaneye kaldırıldım. Cezaevi şartları hastalığımın ilerlemesine neden oldu. Eğer suçum varsa başım üstüne. İşadamıyım, ekmeğimin peşinde koştum" diye konuştu. TUSKON yönetiminin tutuklu tek sanığı olduğunu da belirten Kavurmacı, "Ben Ömer Faruk Kavurmacı olarak devletimizin işine burnunu sokmaya çalıştıklarını bilseydim TUSKON'un yanından bile geçmezdim. Tutuklandığımda 5,5 aylık olan kızım, bugün 4 yaşını doldurdu. Şirketler üzerindeki kayyum tedbirlerinin kaldırılarak beraatimi ve tahliyemi isterim" dedi. Duruşma sanık avukatlarının savunmalarıyla devam ediyor.

Ömer Faruk Kavurmacı'ya 15 yıla kadar hapis istemi

 3 gün önce

 Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) iş dünyası yapılanmasına yönelik soruşturmada, kapatılan TUSKON ve üye şirketlerine yönelik davadan dosyası ayrılan iş adamı sanıklar Ömer Faruk Kavurmacı, babası Mustafa Şevki Kavurmacı ve firari sanık Ahmet Said Kavurmacı'nın yargılandığı davada, savcının mütalaası belli oldu. Savcı, Ömer Faruk Kavurmacı ve Mustafa Şevki Kavurmacı'nın "FETÖ üyesi olmak" suçundan 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapislerini talep etti. Diğer sanık Ahmet Sait Kavurmacı'nın dosyasının ise ayrılması istendi. Sanıklar mütalaaya karşı son savunmaları yaptı. Duruşmada karar çıkması bekleniyor. İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmaya, tutuklu sanık Ömer Faruk Kavurmacı getirilirken, tutuksuz sanık Mustafa Şevki Kavurmacı da hazır bulundu. Firari sanık Ahmet Said Kavurmacı ise duruşmaya katılmadı. Duruşmada savcı, celse arasında verdiği mütalaasını okudu. SAVCI MÜTALAASINI OKUDU Duruşma savcısı, celse arasında verdiği mütalaasını tekrar ettiğini ifade ederek sanıklar sanıklar Ömer Faruk Kavurmacı ve babası Mustafa Şevki Kavurmacı'nın FETÖ üyesi olduklarının anlaşıldığından alt sınırdan uzaklaşılarak 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapsini talep etti. Diğer sanık Ahmet Sait Kavurmacı'nın dosyasının ise ayrılması istendi. Mütalaaya karşı söz verilen müdahil Cumhurbaşkanlığı avukatı Mehmet Ali Alagöz, sanıkların cezalandırılmasını talep etti. BABA KAVURMACI: ÜÇ DEFA "YAŞASIN TÜRKİYE" DİYEREK SAVUNMASINI TAMAMLADI Mütalaaya karşı son savunmasını yapan Mustafa Şevki Kavurmacı, "İnsan şerefiyle yaşar, insan vatan sevgisiyle yaşar, hayatımı ülkem için çalışmakla geçirdim. 80 yaşıma dayandığım bu zamanlarda en asılsız iddialarla suçlandım. Böyle yaşanmıyor. Böyle yaşamayı zillet kabul ediyorum" dedi. Ayakta durmakta zorlandığı için avukatının kolundan tuttuğu Mustafa Şevki Kavurmacı, üç defa "Yaşasın Türkiye" diyerek savunmasını tamamladı. Baba Kavurmacı daha sonra yakınlarının yardımıyla duruşma salonundan ayrıldı. SANIK ÖMER FARUK KAVURMACI BERAATİNİ İSTEDİ Sanık Ömer Faruk Kavurmacı ise TUSKON'dan noter yoluyla istifa ettiğinin tespit edildiğini belirterek çalışanlarından bugüne kadar 5'i hakkında FETÖ'den işlem yapıldığını ve 4 bin kişilik şirketlerindeki bu oranın binde bir seviyesinde kaldığını ifade etti. Kavurmacı, "3,5 yılı dolduran tutukluluğuma somut bir gerekçe maalesef gösterilemedi. 3,5 yıldır delillendirilemeyen FETÖ iddialarını hiç bir akıl kabul etmemektedir. İşlemediğim bir suçun günahı üzerime yüklenmiştir. Bylock kullanmadığım tespit edilmiştir. Cep telefonumda FETÖ ile irtibatlı herhangi bir program indirmediğim ve internette FETÖ irtibatlı sitelere üye olmadığım da belirlenmiştir. FETÖ ile hiçbir irtibatım olmadığı 30 kamu tanığı mahkemede anlatmıştır. Gizli tanık da FETÖ ile ilişkim olmadığını belirtmiştir. 3,5 yılı doldurduğum tutukluluğum ve yargılamam süresince FETÖ ile hiçbir irtibatım tespit edilememiştir. Cezaevinde defalarca epilepsi krizi geçirerek hastaneye kaldırıldım. Cezaevi şartları hastalığımın ilerlemesine neden oldu. Eğer suçum varsa başım üstüne. İşadamıyım, ekmeğimin peşinde koştum" diye konuştu. TUSKON yönetiminin tutuklu tek sanığı olduğunu da belirten Kavurmacı, "Ben Ömer Faruk Kavurmacı olarak devletimizin işine burnunu sokmaya çalıştıklarını bilseydim TUSKON'un yanından bile geçmezdim. Tutuklandığımda 5,5 aylık olan kızım, bugün 4 yaşını doldurdu. Şirketler üzerindeki kayyum tedbirlerinin kaldırılarak beraatimi ve tahliyemi isterim" dedi. Duruşma sanık avukatlarının savunmalarıyla devam ediyor.

Otomobili bozulunca "Ezel"e sahip çıktı

 İstanbul'da otomobilinin bozulması nedeniyle gittiği tamirhanede gördüğü kuzunun Kurban bayramında kesilecek olmasına üzülen bir hayvansever, kesilmekten kurtardığı kuzunun İzmir'de Haluk Levent'in sahip çıktığı Boğa Ferdinand ile aynı çiftlilkte yaşamasına imkan sağladı. İstanbul'da oto tamirciliği yapan Recep Süzen, yeni doğan bir kuzuyu annesinin bakmaması nedeniyle bir çiftlikten 3 günlükken aldı. "Ezel" adını verdiği kuzuyu tamirhanesinde soda şişesine koyduğu sütle besleyen Recep Süzen, kuzuyu Kurban Bayramı'nda kesmeyi planlıyordu. Otomobili bozulan Batı Gider, otomobilini tamir için Recep Süzen'e ait tamirhaneye getirdiğinde küçük kuzuyu fark etti. Kuzunun durumunu öğrenen Batı Gider, tamirhanenin maskotu haline gelen ve kesilmeyi bekleyen kuzu için kollarını sıvadı. Önce kuzunun rahatça yaşayabileceği bir çiftlik arayışına giren Gider, geçtiğimiz yıl Rize'de kesilmek üzere iken Karadenize atlayarak sahibinin elinden kaçan Boğa Ferdinand'ın da kaldığı sanatçı Haluk Levent'in desteklediği İzmir'deki Kurtarılmış Hayvanlar Çiftliği'nde kuzu Ezel'e yer ayarladı. Sonrasında Tamirci Recep Süzen'i ikna eden Batı Gider, küçük kuzuyu kurtardı. "İNSANLARDAN DAHA SADIK" Olayla ilgili konuşan kuzunun sahibi Recep Süzeni "Annesi bakmamış. Annesi bakmadığı için aldım. İnsanlardan daha sadık. 3 günlükken aldım. 1 aydır benimle. Annesi istemediği zaman sahipleri bakıyor. Aldığım kişilerin de hayvanı çok olduğu için ben aldım. Günde 4-5 defa besliyorum. Ben bunu kesersem evdekiler de beni keserdi. Nasıl bir çocuk anneye babaya alışıyorsa kendine bakan bir insana hayvanlar da alışıyor" dedi. BOĞA FERDİNAND'IN YANINA GİDECEK Kuzu Ezel'in kurtulması için büyük çaba harcayan Batı Gider, "İki gün önce buraya arabanın bir probleminden dolayı gelmiştim. Vejetaryenim et yemiyorum. Koyu da bir hayvan severim. Sordum abiye, 1 sene sonra muhtemelen kurbanlıklarla gider dedi. İki gündür bu kuzuyu buradan kurtarmayı düşünüyordum. İzmir'de bir çiftlik var. Haluk Levent'in kurtardığı boğa Ferdinand'ın yanına göndermek istiyorum. Çiftliğin sahibiyle konuştum kabul etti. Recep ağabey de kabul ederse bir ömür yaşayacağı yere götürmek istiyorum" diye konuştu.

Otomobili bozulunca "Ezel"e sahip çıktı

 3 gün önce

 İstanbul'da otomobilinin bozulması nedeniyle gittiği tamirhanede gördüğü kuzunun Kurban bayramında kesilecek olmasına üzülen bir hayvansever, kesilmekten kurtardığı kuzunun İzmir'de Haluk Levent'in sahip çıktığı Boğa Ferdinand ile aynı çiftlilkte yaşamasına imkan sağladı. İstanbul'da oto tamirciliği yapan Recep Süzen, yeni doğan bir kuzuyu annesinin bakmaması nedeniyle bir çiftlikten 3 günlükken aldı. "Ezel" adını verdiği kuzuyu tamirhanesinde soda şişesine koyduğu sütle besleyen Recep Süzen, kuzuyu Kurban Bayramı'nda kesmeyi planlıyordu. Otomobili bozulan Batı Gider, otomobilini tamir için Recep Süzen'e ait tamirhaneye getirdiğinde küçük kuzuyu fark etti. Kuzunun durumunu öğrenen Batı Gider, tamirhanenin maskotu haline gelen ve kesilmeyi bekleyen kuzu için kollarını sıvadı. Önce kuzunun rahatça yaşayabileceği bir çiftlik arayışına giren Gider, geçtiğimiz yıl Rize'de kesilmek üzere iken Karadenize atlayarak sahibinin elinden kaçan Boğa Ferdinand'ın da kaldığı sanatçı Haluk Levent'in desteklediği İzmir'deki Kurtarılmış Hayvanlar Çiftliği'nde kuzu Ezel'e yer ayarladı. Sonrasında Tamirci Recep Süzen'i ikna eden Batı Gider, küçük kuzuyu kurtardı. "İNSANLARDAN DAHA SADIK" Olayla ilgili konuşan kuzunun sahibi Recep Süzeni "Annesi bakmamış. Annesi bakmadığı için aldım. İnsanlardan daha sadık. 3 günlükken aldım. 1 aydır benimle. Annesi istemediği zaman sahipleri bakıyor. Aldığım kişilerin de hayvanı çok olduğu için ben aldım. Günde 4-5 defa besliyorum. Ben bunu kesersem evdekiler de beni keserdi. Nasıl bir çocuk anneye babaya alışıyorsa kendine bakan bir insana hayvanlar da alışıyor" dedi. BOĞA FERDİNAND'IN YANINA GİDECEK Kuzu Ezel'in kurtulması için büyük çaba harcayan Batı Gider, "İki gün önce buraya arabanın bir probleminden dolayı gelmiştim. Vejetaryenim et yemiyorum. Koyu da bir hayvan severim. Sordum abiye, 1 sene sonra muhtemelen kurbanlıklarla gider dedi. İki gündür bu kuzuyu buradan kurtarmayı düşünüyordum. İzmir'de bir çiftlik var. Haluk Levent'in kurtardığı boğa Ferdinand'ın yanına göndermek istiyorum. Çiftliğin sahibiyle konuştum kabul etti. Recep ağabey de kabul ederse bir ömür yaşayacağı yere götürmek istiyorum" diye konuştu.

Leyla'nın annesinden mahkeme başkanına: Farz edin ki Leyla sizin kızınız

 Ağrı'da, kaybolduktan 18 gün sonra cansız bedeni bulunan 4 yaşındaki Leyla Aydemir'in ölümüyle ilgili biri tutuklu, 7 sanığın yargılandığı davanın ikinci duruşmasında anne Şükran Aydemir, mahkeme başkanına, "Önce Allah'ın sonra sizin adaletinize güveniyorum. Farz edin ki Leyla sizin kızınız" dedi. Aydemir, daha sonra duruşma salonundan çıktı. ​​Kent merkezinde yaşayan Şükran- Nihat Aydemir çiftinin 7 çocuğundan 6'ncısı olan Leyla Aydemir, 15 Haziran 2018 tarihinde dedesinin yaşadığı Bezirhane köyünde kayboldu. Günlerce aranan ve tüm Türkiye'nin bulunması için seferber olduğu Leyla'nın 18 gün sonra, köye 3 kilometre uzaklıktaki Kurudere mevkisinde su içerisinde cansız bedeni bulundu. Yapılan soruşturma kapsamında, küçük kızın babası Nihat Aydemir'in amcasının oğlu Mehmet Ali Aydemir (33), 18 Temmuz günü 'kasten öldürme' suçundan tutuklandı. 7 SANIĞA DAVA AÇILDI Olaydan yaklaşık bir yıl sonra hazırlanan iddianame, Ağrı 1'inci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. İddianamede, Mehmet Ali Aydemir ile Leyla'nın amcaları Musa Aydemir (29) ve Yusuf Aydemir (43), Besim Dursun (48) ve eşi Hatun Dursun (56), Ayşe Artam (38) ve eşi Yıldırım Artam (41) hakkında 'çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı kasten öldürme' suçundan ağırlaştırılmış müebbet, 'iştirak halinde kişiyi hürriyetinden yoksun kılma' suçundan da 14'er yıla kadar hapis cezası istendi. BABA ŞİKAYETÇİ OLMADI, ANNE OLDU Davanın 20 Eylül 2019 günü görülen ilk duruşmasında, baba Nihat Aydemir sanıklardan şikayetçi olmadı. Anne Şükran Aydemir ise şikayetçi oldu. Duruşma sonunda mahkeme heyeti, amca Yusuf Aydemir'in de suçu işlediğine yönelik somut deliller bulunduğu ve dinlenilmeyen tanıklar üzerinde baskı kurma ihtimali olduğu gerekçesiyle tutuklanmasına karar verdi. ARA KARARLA TAHLİYE EDİLDİ Mahkeme heyeti, 19 Aralık 2019 günü dosya üzerinden yaptığı tutukluluk değerlendirmesinde, Mehmet Ali Aydemir'i 'mevcut delil durumu ile tutuklulukta geçen süre ve dosyanın geldiği aşamayı' dikkate alarak, adli kontrol şartıyla serbest bıraktı. 'FARZEDİN Kİ LEYLA SİZİN KIZINIZ' Davanın 2'inci duruşması bugün saat 10.00'da başladı. Biri tutuklu 7 sanığın ikinci kez hakim karşısına çıktığı duruşma öncesi anne Şükran Aydemir, avukatı aracılığıyla mahkeme başkanından söz istedi. Başkanın izin vermesi üzerine de anne Aydemir, "Önce Allah'ın sonra sizin adaletinize güveniyorum, farz edin ki Leyla sizin kızınız" dedi. Anne Aydemir, sözlerini bitirdikten sonra da duruşma salonundan çıkıp, adliyeden ayrıldı. Baba Nihat Aydemir'in de izlediği duruşmada tanıkların ifadelerinin alımına devam edilecek.

Leyla'nın annesinden mahkeme başkanına: Farz edin ki Leyla sizin kızınız

 3 gün önce

 Ağrı'da, kaybolduktan 18 gün sonra cansız bedeni bulunan 4 yaşındaki Leyla Aydemir'in ölümüyle ilgili biri tutuklu, 7 sanığın yargılandığı davanın ikinci duruşmasında anne Şükran Aydemir, mahkeme başkanına, "Önce Allah'ın sonra sizin adaletinize güveniyorum. Farz edin ki Leyla sizin kızınız" dedi. Aydemir, daha sonra duruşma salonundan çıktı. ​​Kent merkezinde yaşayan Şükran- Nihat Aydemir çiftinin 7 çocuğundan 6'ncısı olan Leyla Aydemir, 15 Haziran 2018 tarihinde dedesinin yaşadığı Bezirhane köyünde kayboldu. Günlerce aranan ve tüm Türkiye'nin bulunması için seferber olduğu Leyla'nın 18 gün sonra, köye 3 kilometre uzaklıktaki Kurudere mevkisinde su içerisinde cansız bedeni bulundu. Yapılan soruşturma kapsamında, küçük kızın babası Nihat Aydemir'in amcasının oğlu Mehmet Ali Aydemir (33), 18 Temmuz günü 'kasten öldürme' suçundan tutuklandı. 7 SANIĞA DAVA AÇILDI Olaydan yaklaşık bir yıl sonra hazırlanan iddianame, Ağrı 1'inci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. İddianamede, Mehmet Ali Aydemir ile Leyla'nın amcaları Musa Aydemir (29) ve Yusuf Aydemir (43), Besim Dursun (48) ve eşi Hatun Dursun (56), Ayşe Artam (38) ve eşi Yıldırım Artam (41) hakkında 'çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı kasten öldürme' suçundan ağırlaştırılmış müebbet, 'iştirak halinde kişiyi hürriyetinden yoksun kılma' suçundan da 14'er yıla kadar hapis cezası istendi. BABA ŞİKAYETÇİ OLMADI, ANNE OLDU Davanın 20 Eylül 2019 günü görülen ilk duruşmasında, baba Nihat Aydemir sanıklardan şikayetçi olmadı. Anne Şükran Aydemir ise şikayetçi oldu. Duruşma sonunda mahkeme heyeti, amca Yusuf Aydemir'in de suçu işlediğine yönelik somut deliller bulunduğu ve dinlenilmeyen tanıklar üzerinde baskı kurma ihtimali olduğu gerekçesiyle tutuklanmasına karar verdi. ARA KARARLA TAHLİYE EDİLDİ Mahkeme heyeti, 19 Aralık 2019 günü dosya üzerinden yaptığı tutukluluk değerlendirmesinde, Mehmet Ali Aydemir'i 'mevcut delil durumu ile tutuklulukta geçen süre ve dosyanın geldiği aşamayı' dikkate alarak, adli kontrol şartıyla serbest bıraktı. 'FARZEDİN Kİ LEYLA SİZİN KIZINIZ' Davanın 2'inci duruşması bugün saat 10.00'da başladı. Biri tutuklu 7 sanığın ikinci kez hakim karşısına çıktığı duruşma öncesi anne Şükran Aydemir, avukatı aracılığıyla mahkeme başkanından söz istedi. Başkanın izin vermesi üzerine de anne Aydemir, "Önce Allah'ın sonra sizin adaletinize güveniyorum, farz edin ki Leyla sizin kızınız" dedi. Anne Aydemir, sözlerini bitirdikten sonra da duruşma salonundan çıkıp, adliyeden ayrıldı. Baba Nihat Aydemir'in de izlediği duruşmada tanıkların ifadelerinin alımına devam edilecek.

Türkiye'nin kanını donduran olayın görüntüleri ortaya çıktı! Bebeği çöpe böyle atmışlar

 Şişli'de çöpe atılan bebekle ilgili polis güvenlik kamerası görüntülerini inceliyor. Şişli'de çöpe atılan bebek çöp aracına alan temizlik işçileri son anda ağlama sesini duyarak bebeği ölümden kurtarmıştı. Polis soruşturmayı çok yönlü sürdürüyor. Sokaktaki güvenlik kamerası görüntülerinde çok sayıda kişinin konteynere çöp attığı görülüyor. Polis, bu kişilerden hangisinin bebeği bıraktığını araştırıyor.

Türkiye'nin kanını donduran olayın görüntüleri ortaya çıktı! Bebeği çöpe böyle atmışlar

 3 gün önce

 Şişli'de çöpe atılan bebekle ilgili polis güvenlik kamerası görüntülerini inceliyor. Şişli'de çöpe atılan bebek çöp aracına alan temizlik işçileri son anda ağlama sesini duyarak bebeği ölümden kurtarmıştı. Polis soruşturmayı çok yönlü sürdürüyor. Sokaktaki güvenlik kamerası görüntülerinde çok sayıda kişinin konteynere çöp attığı görülüyor. Polis, bu kişilerden hangisinin bebeği bıraktığını araştırıyor.

Munzur Vadisi'nde kartpostallık görüntüler

 Tunceli ile Ovacık ilçesi arasında yer alan Munzur Vadisi Milli Parkı içinden geçen Munzur Çayı kenarındaki ağaçların kar yağışıyla beyaza bürünmesi, kartpostallık görüntüler ortaya çıkardı. Türkiye'nin ilk milli parklarından biri olan Munzur Vadisi Milli Parkı, her mevsim farklı bir güzellik sergilemesi nedeniyle her yıl, binlerce yerli ve yabancı turisti ağırlıyor. Bu yıl kış aylarının zorlu geçmesi nedeniyle kar kalınlığı, vadinin belli bölgelerinde 1 metreyi aştı. Vadiden geçen Munzur Çayı kenarındaki ağaçların kar yağışıyla beyaza bürünmesi ortaya güzel görüntüler çıkardı.

Munzur Vadisi'nde kartpostallık görüntüler

 3 gün önce

 Tunceli ile Ovacık ilçesi arasında yer alan Munzur Vadisi Milli Parkı içinden geçen Munzur Çayı kenarındaki ağaçların kar yağışıyla beyaza bürünmesi, kartpostallık görüntüler ortaya çıkardı. Türkiye'nin ilk milli parklarından biri olan Munzur Vadisi Milli Parkı, her mevsim farklı bir güzellik sergilemesi nedeniyle her yıl, binlerce yerli ve yabancı turisti ağırlıyor. Bu yıl kış aylarının zorlu geçmesi nedeniyle kar kalınlığı, vadinin belli bölgelerinde 1 metreyi aştı. Vadiden geçen Munzur Çayı kenarındaki ağaçların kar yağışıyla beyaza bürünmesi ortaya güzel görüntüler çıkardı.

Bakanı Pakdemirli: Türkiye tarımda kendi kendine yeten bir ülkedir

 Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Türkiye'nin saman ithalatı iddialarıyla ilgili, "Türkiye tarımda kendi kendine yeten bir ülkedir. Kimsenin bu ülkede benim üreticimin, besicimin ve çiftçimin moralini bozmaya hakkı yoktur" dedi. Çeşitli temas ve incelemeler için Kayseri'de bulunan Bakan Pakdemirli, Vali Şehmus Günaydın'ı makamında ziyaret etti. Bakan Pakdemirli, ziyaretin ardından Melikgazi Konferans Salonu'nda düzenlenen toplantıda tarım ve orman sektörünün temsilcileriyle bir araya geldi. Toplantıya Bakan Pakdemirli'nin yanı sıra Bakan Yardımcısı Mustafa Aksu, Kayseri Valisi Şehmus Günaydın, AK Partili Milletvekili Taner Yıldız, Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç, çiftçiler ve kurum müdürleri katıldı. Pakdemirli toplantı öncesinde Kayseri Ticaret Borsası'nın kurduğu pastırma standını gezerek, Kayseri pastırması doğradı. '193 ÜLKEYE TARIMSAL ÜRÜN İHRAÇ EDİYORUZ' Toplantıda konuşan Bakan Pakdemirli, "Ülke olarak 193 ülkeye bin 827 tarımsal ürün ihraç ediyoruz. 2002 yılında 1.8 milyar TL destek verilirken, 9 kat artışla 2019 yılında destekler 16.1 milyar TL'ye çıktı. Bakanlık olarak 2019 yılında 12 yeni destek ve 32 desteğin de birim fiyatında artış sağladık. Bakanlık olarak yaptığımız 3'üncü Tarım Orman Şurası'nda 7 binden fazla paydaş, 21 çalışma grubu, 2 bin kişi ile 200'ün üzerinde toplantı yaptık" dedi. 'TÜRKİYE TARIMDA KENDİNE YETEN BİR ÜLKE' Türkiye'nin tarımda kendi kendine yeten bir ülke olduğuna dikkat çeken Bakan Pakdemirli, saman ithalatı iddialarıyla ilgili, şunları söyledi: "Bugünlerde bir polemik konusu başladı. 'Türkiye saman ithal eden ülkedir' dediler. Türkiye'de 2019 yılı saman ithalat verileri bin 953 ton. Karşılığında 85 bin ton saman ihraç etmiş. Bunların birçoğu da saman değil, yonca ve benzeri ürünler. İthalat, ihracatın 40'ta biridir. Türkiye'nin ihtiyacı 40 milyon ton zaten. Hakikatleri bükmeye çalışanlar var. Akıl tutulmalarını yaşamaktan vazgeçmek lazım. Ağzımızdan karnımıza giden yolda bereketli toprakların kutsal ürünlerini siyasete alet etmeyelim. CHP Genel Başkanının eline bir kağıt tutuşturuyorlar o da konuşuyor. Cumhurbaşkanı cevabı verince herkesin karnı ağrıyor. Türkiye tarımda kendi kendine yeten bir ülkedir. Kimsenin bu ülkede benim üreticimin, besicimin ve çiftçimin moralini bozmaya hakkı yoktur." Bakan Pakdemirli, bal ve pekmez görünümlü şurupların yasaklanmasıyla ilgili de millete daha sağlıklı yiyecekler yedirmek adına böyle bir tedbir aldıklarını söyledi.

Bakanı Pakdemirli: Türkiye tarımda kendi kendine yeten bir ülkedir

 3 gün önce

 Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Türkiye'nin saman ithalatı iddialarıyla ilgili, "Türkiye tarımda kendi kendine yeten bir ülkedir. Kimsenin bu ülkede benim üreticimin, besicimin ve çiftçimin moralini bozmaya hakkı yoktur" dedi. Çeşitli temas ve incelemeler için Kayseri'de bulunan Bakan Pakdemirli, Vali Şehmus Günaydın'ı makamında ziyaret etti. Bakan Pakdemirli, ziyaretin ardından Melikgazi Konferans Salonu'nda düzenlenen toplantıda tarım ve orman sektörünün temsilcileriyle bir araya geldi. Toplantıya Bakan Pakdemirli'nin yanı sıra Bakan Yardımcısı Mustafa Aksu, Kayseri Valisi Şehmus Günaydın, AK Partili Milletvekili Taner Yıldız, Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç, çiftçiler ve kurum müdürleri katıldı. Pakdemirli toplantı öncesinde Kayseri Ticaret Borsası'nın kurduğu pastırma standını gezerek, Kayseri pastırması doğradı. '193 ÜLKEYE TARIMSAL ÜRÜN İHRAÇ EDİYORUZ' Toplantıda konuşan Bakan Pakdemirli, "Ülke olarak 193 ülkeye bin 827 tarımsal ürün ihraç ediyoruz. 2002 yılında 1.8 milyar TL destek verilirken, 9 kat artışla 2019 yılında destekler 16.1 milyar TL'ye çıktı. Bakanlık olarak 2019 yılında 12 yeni destek ve 32 desteğin de birim fiyatında artış sağladık. Bakanlık olarak yaptığımız 3'üncü Tarım Orman Şurası'nda 7 binden fazla paydaş, 21 çalışma grubu, 2 bin kişi ile 200'ün üzerinde toplantı yaptık" dedi. 'TÜRKİYE TARIMDA KENDİNE YETEN BİR ÜLKE' Türkiye'nin tarımda kendi kendine yeten bir ülke olduğuna dikkat çeken Bakan Pakdemirli, saman ithalatı iddialarıyla ilgili, şunları söyledi: "Bugünlerde bir polemik konusu başladı. 'Türkiye saman ithal eden ülkedir' dediler. Türkiye'de 2019 yılı saman ithalat verileri bin 953 ton. Karşılığında 85 bin ton saman ihraç etmiş. Bunların birçoğu da saman değil, yonca ve benzeri ürünler. İthalat, ihracatın 40'ta biridir. Türkiye'nin ihtiyacı 40 milyon ton zaten. Hakikatleri bükmeye çalışanlar var. Akıl tutulmalarını yaşamaktan vazgeçmek lazım. Ağzımızdan karnımıza giden yolda bereketli toprakların kutsal ürünlerini siyasete alet etmeyelim. CHP Genel Başkanının eline bir kağıt tutuşturuyorlar o da konuşuyor. Cumhurbaşkanı cevabı verince herkesin karnı ağrıyor. Türkiye tarımda kendi kendine yeten bir ülkedir. Kimsenin bu ülkede benim üreticimin, besicimin ve çiftçimin moralini bozmaya hakkı yoktur." Bakan Pakdemirli, bal ve pekmez görünümlü şurupların yasaklanmasıyla ilgili de millete daha sağlıklı yiyecekler yedirmek adına böyle bir tedbir aldıklarını söyledi.

Binali Yıldırım: "Darbeyi aklından geçirenler ayağını denk alsın"

 TBMM eski Başkanı ve AK Parti İzmir Milletvekili Binali Yıldırım, "Darbeyi aklından geçirenler 15 Temmuz gecesini düşünsün ve ayağını denk alsın" dedi. AK Parti Muğla İl Danışma Kurulu Toplantısı, AK Partili Binali Yıldırım'ın katılımıyla yapıldı. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi (MSKÜ) Atatürk Kültür Merkezi'ndeki program, saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başladı. AK Parti İl Başkanı Kadem Mete, Muğla milletvekilleri Yelda Gökcan ve Mehmet Yavuz Demir'in ardından söz alan Yıldırım, "Türkiye'nin incisi Muğla'mızda sizlerle birlikte olmaktan mutluluk duyuyorum" diyerek başladığı konuşmasını söyle sürdürdü: "Muğla'ya birkaç kez geldim. Bugün yine beraberiz. Buraya Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın selamını getirdim. Muğla, ülkemizin önemli şehirlerinden birisidir. İlkleri ve önemli özellikleri var. İstanbul'dan sonra iki havalimanı bulunuyor. Muğla, bütçeden almıyor, hep katkı sağlıyor. Nüfusu 1 milyona yaklaştı. Yaz aylarında nüfus oranında 4 kat artış oluyor. Geçen yıl 3 milyon 666 bin misafir ağırlandı. Turizm, ekonomi, istihdam ve refah demektir. Türkiye, geçen yıl yaşanan olumsuzluklara rağmen turist sayısında 52 milyonu aştı. 15 Temmuz deyince Muğla'yı hatırlıyoruz. Muğlalılar, Cumhurbaşkanımıza sahip çıktı ve hainlere teslim etmedi." 'FETÖ, 15 TEMMUZ'A TEŞEBBÜS EDENLERİN MORALİNİ YÜKSEK TUTMAYA ÇALIŞIYOR' Geçmişte parti kapatma davaları, Gezi olayları ve 15 Temmuz gibi olumsuzlukların yaşandığını hatırlatan Yıldırım, "Bugünlerde yine darbe lafları ortada dolaşıyor. Bu lafları ortaya atmak ülkeye ihanettir. Darbe söylemleri yatırım yapmak isteyen insanların kafasını karıştırır. Çılgınlığın mevzuatı yok. Darbeyi aklından geçirenler 15 Temmuz gecesini düşünsün ve ayağını denk alsın. FETÖ, 15 Temmuz'a teşebbüs edenlerin moralini yüksek tutmaya çalışıyor. Asla ve asla bunlara itibar etmeyiniz. Milletimiz ders almayanlara yine ders verir" diye konuştu. Programın ardından Muğla Valiliği'ni ziyaret eden Yıldırım bir yerel gazetenin kuruluş yıldönümü etkinliğine katıldı. Yıldırım, Muğla programını tamamlayıp, İzmir'e geçecek.

Binali Yıldırım: "Darbeyi aklından geçirenler ayağını denk alsın"

 3 gün önce

 TBMM eski Başkanı ve AK Parti İzmir Milletvekili Binali Yıldırım, "Darbeyi aklından geçirenler 15 Temmuz gecesini düşünsün ve ayağını denk alsın" dedi. AK Parti Muğla İl Danışma Kurulu Toplantısı, AK Partili Binali Yıldırım'ın katılımıyla yapıldı. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi (MSKÜ) Atatürk Kültür Merkezi'ndeki program, saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başladı. AK Parti İl Başkanı Kadem Mete, Muğla milletvekilleri Yelda Gökcan ve Mehmet Yavuz Demir'in ardından söz alan Yıldırım, "Türkiye'nin incisi Muğla'mızda sizlerle birlikte olmaktan mutluluk duyuyorum" diyerek başladığı konuşmasını söyle sürdürdü: "Muğla'ya birkaç kez geldim. Bugün yine beraberiz. Buraya Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın selamını getirdim. Muğla, ülkemizin önemli şehirlerinden birisidir. İlkleri ve önemli özellikleri var. İstanbul'dan sonra iki havalimanı bulunuyor. Muğla, bütçeden almıyor, hep katkı sağlıyor. Nüfusu 1 milyona yaklaştı. Yaz aylarında nüfus oranında 4 kat artış oluyor. Geçen yıl 3 milyon 666 bin misafir ağırlandı. Turizm, ekonomi, istihdam ve refah demektir. Türkiye, geçen yıl yaşanan olumsuzluklara rağmen turist sayısında 52 milyonu aştı. 15 Temmuz deyince Muğla'yı hatırlıyoruz. Muğlalılar, Cumhurbaşkanımıza sahip çıktı ve hainlere teslim etmedi." 'FETÖ, 15 TEMMUZ'A TEŞEBBÜS EDENLERİN MORALİNİ YÜKSEK TUTMAYA ÇALIŞIYOR' Geçmişte parti kapatma davaları, Gezi olayları ve 15 Temmuz gibi olumsuzlukların yaşandığını hatırlatan Yıldırım, "Bugünlerde yine darbe lafları ortada dolaşıyor. Bu lafları ortaya atmak ülkeye ihanettir. Darbe söylemleri yatırım yapmak isteyen insanların kafasını karıştırır. Çılgınlığın mevzuatı yok. Darbeyi aklından geçirenler 15 Temmuz gecesini düşünsün ve ayağını denk alsın. FETÖ, 15 Temmuz'a teşebbüs edenlerin moralini yüksek tutmaya çalışıyor. Asla ve asla bunlara itibar etmeyiniz. Milletimiz ders almayanlara yine ders verir" diye konuştu. Programın ardından Muğla Valiliği'ni ziyaret eden Yıldırım bir yerel gazetenin kuruluş yıldönümü etkinliğine katıldı. Yıldırım, Muğla programını tamamlayıp, İzmir'e geçecek.

'Kafatası kırıcı' gibi 14 farklı meydan okuma oyunu tespit ettik'

 Anadolu Üniversitesi bünyesinde kurulan Sosyal Medya ve Dijital Güvenlik Eğitim, Uygulama ve Araştırma Merkezi (SODİGEM) Müdürü Prof. Dr. Levent Eraslan, Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk'un da uyardığı (Kafatası kırıcı meydana okuma) oyunu gibi çocuklar ve gençler arasında yayılan meydan okuma oyunlarıyla ilgili yaptığı açıklamada, "Böylesi meydan okumalar çocukların hem fiziki hem de psikolojik olarak örselenmesine neden olmaktadır" dedi. Son günlerde sosyal medyada çocuklar ve gençler arasında yayılan 'Skull Breaker Challenge' (Kafatası kırıcı meydana okuma) isimli oyun hakkında bilgi veren SODİGEM Müdürü Prof. Dr. Levent Eraslan, yaptıkları çalışmalar sonucunda 14 farklı meydan okuma oyunu tespit ettiklerini ancak oyunların daha da yaygınlaşmamaları adına bu oyunların isimlerini söylemek istemediklerini belirtti. Gençlere seslenen Eraslan şunları kaydetti: "Sosyal medyanın iyi ve güzel yanlarını günlük hayatınızda lütfen kullanın ama böylesine kendinize zarar verici, sizi hem fiziki hem de psikolojik olarak örseleyici meydan okumalardan vazgeçelim. Bu meydan okumaların çeşitlerini burada dillendirmek istemiyorum. Ama bunun 14 farklı çeşidini tespit ettik. Özellikle ergen grup olan 14-18 yaş grubunun çok sıkça kullandığı meydan okumalar. Biz de bakarken hayrete düştüğümüz derecede ilginçliklerin olduğu meydan okumalar mevcut. Bir de böylesi meydan okumaların ifade edilmesi yaygınlaşmasına neden oluyor. Biz de o nedenle SODİGEM olarak buna çok dikkat ediyoruz. İsim vermeden anlatıyoruz. Verdiğimiz 'sosyal medya güvenli dijital kullanım' seminerlerinde de bunları anlatıyoruz. Böylesi meydan okumalar çocukların hem fiziki hem de psikolojik olarak örselenmesine neden olmaktadır. Bu yüzden hem sosyal medya sağlayıcılarının bunu yayınlamamalarını hem de gençlerin böylesi olaylara dönük herhangi bir eylemde bulunmamalarını öneriyoruz." "AİLELER VE ÖĞRETMENLER BU OYUNLAR HAKKINDA BİLGİ SAHİBİ OLSUN" Meydan okuma oyunlarıyla ilgili uyarılarda da bulunan Prof.Dr. Levent Eraslan, ailelerin ve öğretmenlerin bu oyunlar hakkında bilgi sahibi olmaları gerektiğini ifade ederek, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Özellikle sosyal medyanın günlük hayatta yaygınlığının artmasıyla beraber bunun faydalarının yanında zararları da ortaya çıktı. Biz böyle uygulamalara 'Challenge' yani meydan okumalar diyoruz. Bunun 2 boyutu var. Birincisi, bir iddia üzerine yapılan bir çekişme ve bu çekişmenin kayda alınması. Bu son o kafa kırma oyununa kadar TR-me dolaşım aracıydı. Şimdi ise TikTok ile bu başladı. Bu ne demek? Bu, gençlerin ergenlik döneminin verdiği yarışma ve rekabetçi hırs, çatışma hallerini sosyal medyada paylaşmaları. İddialaşıyorlar. Burada adını vermek istemiyorum o kadar ilginç uygulamalar var ki sonu ölümle sonuçlanabilecek meydan okumalar var. Meydan okumada kaybedenler sosyal medyada dalga konusu olmakta ve insanlar onlara küçümseyici ifadeler kullanabilmekteler. En son Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk hocamın ifade ettiği, 'Skull Breaker Challenge' (Kafatası kırıcı meydan okuma) isimli oyun, çok ilginç bir şekilde çocukların birbirlerine fiziki olarak zarar verdikleri, ciddi anlamda fiziki yaralanmalar, travmalar, beyin kanamaları ve hatta ölüme yol açacak şiddete sahip bir uygulama. Fonda da bir müzik, TikTok uygulamasıyla yapılmakta. Buradan anne, babalara ve öğretmenlere seslenmek istiyoruz. Lütfen çocuklar arasında böylesi yaygınlaşan, moda haline gelen uygulamalara karşı bilgi sahibi olalım. Çünkü çocuklar, bunları kendi sosyal medya ortamlarında gerçekleştirmekte. Bazen sınırı aşmakta, ciddi yaralanma ve ölümlere yol açmakta."

'Kafatası kırıcı' gibi 14 farklı meydan okuma oyunu tespit ettik'

 3 gün önce

 Anadolu Üniversitesi bünyesinde kurulan Sosyal Medya ve Dijital Güvenlik Eğitim, Uygulama ve Araştırma Merkezi (SODİGEM) Müdürü Prof. Dr. Levent Eraslan, Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk'un da uyardığı (Kafatası kırıcı meydana okuma) oyunu gibi çocuklar ve gençler arasında yayılan meydan okuma oyunlarıyla ilgili yaptığı açıklamada, "Böylesi meydan okumalar çocukların hem fiziki hem de psikolojik olarak örselenmesine neden olmaktadır" dedi. Son günlerde sosyal medyada çocuklar ve gençler arasında yayılan 'Skull Breaker Challenge' (Kafatası kırıcı meydana okuma) isimli oyun hakkında bilgi veren SODİGEM Müdürü Prof. Dr. Levent Eraslan, yaptıkları çalışmalar sonucunda 14 farklı meydan okuma oyunu tespit ettiklerini ancak oyunların daha da yaygınlaşmamaları adına bu oyunların isimlerini söylemek istemediklerini belirtti. Gençlere seslenen Eraslan şunları kaydetti: "Sosyal medyanın iyi ve güzel yanlarını günlük hayatınızda lütfen kullanın ama böylesine kendinize zarar verici, sizi hem fiziki hem de psikolojik olarak örseleyici meydan okumalardan vazgeçelim. Bu meydan okumaların çeşitlerini burada dillendirmek istemiyorum. Ama bunun 14 farklı çeşidini tespit ettik. Özellikle ergen grup olan 14-18 yaş grubunun çok sıkça kullandığı meydan okumalar. Biz de bakarken hayrete düştüğümüz derecede ilginçliklerin olduğu meydan okumalar mevcut. Bir de böylesi meydan okumaların ifade edilmesi yaygınlaşmasına neden oluyor. Biz de o nedenle SODİGEM olarak buna çok dikkat ediyoruz. İsim vermeden anlatıyoruz. Verdiğimiz 'sosyal medya güvenli dijital kullanım' seminerlerinde de bunları anlatıyoruz. Böylesi meydan okumalar çocukların hem fiziki hem de psikolojik olarak örselenmesine neden olmaktadır. Bu yüzden hem sosyal medya sağlayıcılarının bunu yayınlamamalarını hem de gençlerin böylesi olaylara dönük herhangi bir eylemde bulunmamalarını öneriyoruz." "AİLELER VE ÖĞRETMENLER BU OYUNLAR HAKKINDA BİLGİ SAHİBİ OLSUN" Meydan okuma oyunlarıyla ilgili uyarılarda da bulunan Prof.Dr. Levent Eraslan, ailelerin ve öğretmenlerin bu oyunlar hakkında bilgi sahibi olmaları gerektiğini ifade ederek, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Özellikle sosyal medyanın günlük hayatta yaygınlığının artmasıyla beraber bunun faydalarının yanında zararları da ortaya çıktı. Biz böyle uygulamalara 'Challenge' yani meydan okumalar diyoruz. Bunun 2 boyutu var. Birincisi, bir iddia üzerine yapılan bir çekişme ve bu çekişmenin kayda alınması. Bu son o kafa kırma oyununa kadar TR-me dolaşım aracıydı. Şimdi ise TikTok ile bu başladı. Bu ne demek? Bu, gençlerin ergenlik döneminin verdiği yarışma ve rekabetçi hırs, çatışma hallerini sosyal medyada paylaşmaları. İddialaşıyorlar. Burada adını vermek istemiyorum o kadar ilginç uygulamalar var ki sonu ölümle sonuçlanabilecek meydan okumalar var. Meydan okumada kaybedenler sosyal medyada dalga konusu olmakta ve insanlar onlara küçümseyici ifadeler kullanabilmekteler. En son Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk hocamın ifade ettiği, 'Skull Breaker Challenge' (Kafatası kırıcı meydan okuma) isimli oyun, çok ilginç bir şekilde çocukların birbirlerine fiziki olarak zarar verdikleri, ciddi anlamda fiziki yaralanmalar, travmalar, beyin kanamaları ve hatta ölüme yol açacak şiddete sahip bir uygulama. Fonda da bir müzik, TikTok uygulamasıyla yapılmakta. Buradan anne, babalara ve öğretmenlere seslenmek istiyoruz. Lütfen çocuklar arasında böylesi yaygınlaşan, moda haline gelen uygulamalara karşı bilgi sahibi olalım. Çünkü çocuklar, bunları kendi sosyal medya ortamlarında gerçekleştirmekte. Bazen sınırı aşmakta, ciddi yaralanma ve ölümlere yol açmakta."

Bakan Murat Kurum'dan Elazığ açıklaması

 Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, deprem sonrası Elazığ'da yapılan çalışmalarla ilgili konuştu. İstanbul Kentsel Dönüşüm İstişare Toplantısı'na katılan Bakan Murat Kurum, "İtiraza göre arkadaşlarımız detaylı bir inceleme yapacaklar. İncelemeler neticesinde kısmi olarak belki ağır hasarlı olan binalarla ilgili, orta hasardan ağır hasara dönmesi gereken binalarla ilgili az hasarlı olup orta hasarlı olabilecek binalara ilişkin tüm çalışmalarımızı ayrıntılı bir şekilde yapacağız. Çıkan netice çerçevesinde inşallah vatandaşlarımıza bundan önce ne yaptıysak aynı destekleri, katkıları sağlamak suretiyle yaralarını saracağız" şeklinde konuştu.

Bakan Murat Kurum'dan Elazığ açıklaması

 3 gün önce

 Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, deprem sonrası Elazığ'da yapılan çalışmalarla ilgili konuştu. İstanbul Kentsel Dönüşüm İstişare Toplantısı'na katılan Bakan Murat Kurum, "İtiraza göre arkadaşlarımız detaylı bir inceleme yapacaklar. İncelemeler neticesinde kısmi olarak belki ağır hasarlı olan binalarla ilgili, orta hasardan ağır hasara dönmesi gereken binalarla ilgili az hasarlı olup orta hasarlı olabilecek binalara ilişkin tüm çalışmalarımızı ayrıntılı bir şekilde yapacağız. Çıkan netice çerçevesinde inşallah vatandaşlarımıza bundan önce ne yaptıysak aynı destekleri, katkıları sağlamak suretiyle yaralarını saracağız" şeklinde konuştu.

Adana'da hırsızlar boks makinelerine dadandı

 Adana’da bir parkta, 1 TL ile çalışan 2 boks makinesinin para kasası, kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce çalındı. Olay, Seyhan ilçesindeki Kayalıbağ Mahallesi’ndeki Zübeyde Hanım Parkı’nda meydana geldi. Büfe yanında bulunan ve 1 TL ile çalışan 2 boks makinesinin para kasasının asma kilidinin kırıldığını fark eden güvenlik görevlileri, durumu polise bildirdi. Polis ekipleri, olayı gerçekleştiren kişi ya da kişileri bulabilmek için çalışma başlattı. ŞİKAYETÇİ OLMADI Parktaki büfenin sorumlusu Hikmet Çakan (39), makinede bulunan paranın maksimum 100-200 TL arasında olduğunu belirterek, şunları söyledi: “Olay gece saatlerinde gerçekleşmiş. Bu makinelerin yaygın olduğu, kentin kuzeyindeki mahallelerde bu tip olayların yaşandığını duymuştum ama ilk defa başımıza geldi. Beni de uyarmışlardı ‘makinelerinize dikkat edin’ diye. Ben de dedim ki ‘makine 50-100 TL yapıyor. İnsanlar 50-100 TL’ye tenezzül ediyorsa, bu para da onun işini görecekse buyursun alsın’ dedim. Bu moral bozucu bir şey ikimiz için de. Ne yapacağımızı bilmiyoruz. Polisler sorduğunda ‘şikayetçi değilim’ dedim ama bu bölgede 4-5 yeri daha soymuşlar herhalde arkadaşlar şikayetçi olmuş."

Adana'da hırsızlar boks makinelerine dadandı

 3 gün önce

 Adana’da bir parkta, 1 TL ile çalışan 2 boks makinesinin para kasası, kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce çalındı. Olay, Seyhan ilçesindeki Kayalıbağ Mahallesi’ndeki Zübeyde Hanım Parkı’nda meydana geldi. Büfe yanında bulunan ve 1 TL ile çalışan 2 boks makinesinin para kasasının asma kilidinin kırıldığını fark eden güvenlik görevlileri, durumu polise bildirdi. Polis ekipleri, olayı gerçekleştiren kişi ya da kişileri bulabilmek için çalışma başlattı. ŞİKAYETÇİ OLMADI Parktaki büfenin sorumlusu Hikmet Çakan (39), makinede bulunan paranın maksimum 100-200 TL arasında olduğunu belirterek, şunları söyledi: “Olay gece saatlerinde gerçekleşmiş. Bu makinelerin yaygın olduğu, kentin kuzeyindeki mahallelerde bu tip olayların yaşandığını duymuştum ama ilk defa başımıza geldi. Beni de uyarmışlardı ‘makinelerinize dikkat edin’ diye. Ben de dedim ki ‘makine 50-100 TL yapıyor. İnsanlar 50-100 TL’ye tenezzül ediyorsa, bu para da onun işini görecekse buyursun alsın’ dedim. Bu moral bozucu bir şey ikimiz için de. Ne yapacağımızı bilmiyoruz. Polisler sorduğunda ‘şikayetçi değilim’ dedim ama bu bölgede 4-5 yeri daha soymuşlar herhalde arkadaşlar şikayetçi olmuş."

Suriye'ye tank sevkiyatı

 TR-me kanallarımıza abone olun: ► DHA: bit.ly/dha-ytabone ► DHA Plus: bit.ly/dhaplus-abone Demirören Haber Ajansı(DHA)'nın en güncel haberlerini www.dha.com.tr 'den takip edebilirsiniz. Sosyal Medya ► facebook.com/dha ► twitter.com/dhainternet ► instagram.com/dha ► tr-me.com/utitle-dha

Suriye'ye tank sevkiyatı

 3 gün önce

 TR-me kanallarımıza abone olun: ► DHA: bit.ly/dha-ytabone ► DHA Plus: bit.ly/dhaplus-abone Demirören Haber Ajansı(DHA)'nın en güncel haberlerini www.dha.com.tr 'den takip edebilirsiniz. Sosyal Medya ► facebook.com/dha ► twitter.com/dhainternet ► instagram.com/dha ► tr-me.com/utitle-dha

Mecnun Otyakmaz: Arzu ettiğimiz şampiyonluğa ulaşmayı hedefliyoruz

 Sivasspor Kulüp Başkanı Mecnun Otyakmaz, "Şimdiye kadar ligde yaşadıklarımızı bir kenara bırakıp bu anı bugünü ve bugünkü karşılaşmayı bir milat olarak görüp arzu ettiğimiz hayalini kurduğumuz şampiyonluğa ulaşmayı hedefliyoruz. Süper Lig ekiplerinden Demir Grup Sivasspor bugün oynayacağı Aytemiz Alanyaspor maçı öncesi il protokolü ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri ile kahvaltıda bir araya geldi. Sivas'ta bir otelde düzenlenen programa Sivas Valisi Salih Ayhan, Cumhuriyet Başsavcısı Hasan Uğurlu, Belediye Başkanı Hilmi Bilgin, İl Jandarma Komutanı Albay İdris Tataroğlu, İl Emniyet Müdürü Kenan Aydoğan, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Alim Yıldız, Sivas Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mustafa Eken ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri katıldı. Programın açılış konuşmasını yapan Demir Grup Sivasspor Kulüp Başkanı Mecnun Otyakmaz, birlik ve beraberlik içerisinde Sivasspor'a sahip çıkılması gerektiğini söyleyerek, "Hepimizin bildiği gibi futbol sadece futbol değildir. İçinde Ekonomik, sosyal ve siyasal parametreler barındıran büyük bir organizasyondur. Özellikle Anadolu'nun merkezindeki insanları dünyanın dört bir yanına dağılmış mütevazi bir şehir için daha önemlidir. Sivasımız ülkemizin 81 ilinin içerisinde Süper Lig'de takımı olan 12 ilden bir tanesidir. Şehrimizin Süper Lig'deki ve Süper Lig'de olmadığı yıllarını hepimiz hatırlıyoruz. Aradaki farkı görebiliyoruz. O yüzden takımımıza her zaman sahip çıkıp bu değeri kaybetmememiz gerekiyor" dedi. Her maç sonu çıkıp açıklama yapan ve gündem oluşturan bir yönetim anlayışının olmadığını belirten Otyakmaz, Ben ve yönetim kurulu arkadaşlarımızla bir sorun olduğu zaman sorunu kaynağında çözmeye çalışan kamuoyu ile paylaşmayan, futbolu bir aile gibi sorunları aile içerisinde çözmeye çalışan bir anlayışımız var. Bunu da uzun yıllardır başarı ile sürdürdüğümüzü düşünüyoruz. Tabi canımızın çok yandığı anlarda, taraftarımızın bize çok tepki gösterdiği anlarda bile metanetli oluyoruz. Ama artık gerektiği zamanlarda da açıklama yapıyoruz. Bildiğiniz gibi geçtiğimiz günlerde bir açıklamamız söz konusu oldu. Bizi bu açıklamaya iten son günlerde yaşadığımız hakem hataları, atamalar ve bir takım aksaklıklardı. Bunu dile getirmemiz gerekiyordu." dedi. "SİVASSPOR HEPİMİZİN ORTAK DEĞERİ" Sivasspor'un herkesin ortak bir değeri olduğunu belirten Otyakmaz, "Dolayısıyla sizlerin desteğine ve işbirliğine ihtiyacımız var. Sizden de ricam takımımıza destek vermekle birlikte özellikle bu siyasal polemiklerden takımımızın uzak durması ve çeşitli provokasyonlara alet edilmemesidir. Bizler Türkiye Cumhuriyeti'nin neferleriyiz. Türkiye Cumhuriyeti bizim için önemlidir. Bu doğrultuda da elimizden gelen her türlü mücadeleyi de vermeye hazırız" diye konuştu. "HAYALİNİ KURDUĞUMUZ ŞAMPİYONLUĞA ULAŞMAYI HEDEFLİYORUZ" Ligin ilk yarısında toplanan puanların ikinci yarıda da aynı şekilde devam edeceğini ve tekrar liderliği almayı hedeflediklerini söyleyen Otyakmaz, "Eğer biz birlik beraberlik için de, şehrin dinamikleriyle, taraftarımızla, teknik heyet, yönetim ve futbolcu kardeşlerimizle bu davaya inanır ve bu mücadeleyi gösterip tekrar liderliği belki de hayalini kurduğumuz şampiyonluğa ulaşmamızda söz konusu olabilir. Ama ancak bu birlik ve beraberlik içinde olabilir. Şimdiye kadar ligde yaşadıklarımızı bir kenara bırakıp bu anı bugünü ve bugünkü karşılaşmayı bir milat olarak görüp arzu ettiğimiz hayalini kurduğumuz şampiyonluğa ulaşmayı hedefliyoruz. Şimdiye kadar şampiyonluktan bahsetmiyorduk. Ama artık liderlik stresi de yok önümüzde bir şampiyonluk hedefi var. Sonuca ulaşırız ulaşmayız Allah bilir. Ama biz bu mücadeleyi vermek zorundayız. Hepimiz yükümlülüğüdür. Bundan sonraki karşılaşmalara şehir olarak hazırlanmalıyız. Takım olarak da tabi ki teknik heyetimiz elinden geleni yapıyor" ifadelerini kullandı.

Mecnun Otyakmaz: Arzu ettiğimiz şampiyonluğa ulaşmayı hedefliyoruz

 3 gün önce

 Sivasspor Kulüp Başkanı Mecnun Otyakmaz, "Şimdiye kadar ligde yaşadıklarımızı bir kenara bırakıp bu anı bugünü ve bugünkü karşılaşmayı bir milat olarak görüp arzu ettiğimiz hayalini kurduğumuz şampiyonluğa ulaşmayı hedefliyoruz. Süper Lig ekiplerinden Demir Grup Sivasspor bugün oynayacağı Aytemiz Alanyaspor maçı öncesi il protokolü ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri ile kahvaltıda bir araya geldi. Sivas'ta bir otelde düzenlenen programa Sivas Valisi Salih Ayhan, Cumhuriyet Başsavcısı Hasan Uğurlu, Belediye Başkanı Hilmi Bilgin, İl Jandarma Komutanı Albay İdris Tataroğlu, İl Emniyet Müdürü Kenan Aydoğan, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Alim Yıldız, Sivas Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mustafa Eken ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri katıldı. Programın açılış konuşmasını yapan Demir Grup Sivasspor Kulüp Başkanı Mecnun Otyakmaz, birlik ve beraberlik içerisinde Sivasspor'a sahip çıkılması gerektiğini söyleyerek, "Hepimizin bildiği gibi futbol sadece futbol değildir. İçinde Ekonomik, sosyal ve siyasal parametreler barındıran büyük bir organizasyondur. Özellikle Anadolu'nun merkezindeki insanları dünyanın dört bir yanına dağılmış mütevazi bir şehir için daha önemlidir. Sivasımız ülkemizin 81 ilinin içerisinde Süper Lig'de takımı olan 12 ilden bir tanesidir. Şehrimizin Süper Lig'deki ve Süper Lig'de olmadığı yıllarını hepimiz hatırlıyoruz. Aradaki farkı görebiliyoruz. O yüzden takımımıza her zaman sahip çıkıp bu değeri kaybetmememiz gerekiyor" dedi. Her maç sonu çıkıp açıklama yapan ve gündem oluşturan bir yönetim anlayışının olmadığını belirten Otyakmaz, Ben ve yönetim kurulu arkadaşlarımızla bir sorun olduğu zaman sorunu kaynağında çözmeye çalışan kamuoyu ile paylaşmayan, futbolu bir aile gibi sorunları aile içerisinde çözmeye çalışan bir anlayışımız var. Bunu da uzun yıllardır başarı ile sürdürdüğümüzü düşünüyoruz. Tabi canımızın çok yandığı anlarda, taraftarımızın bize çok tepki gösterdiği anlarda bile metanetli oluyoruz. Ama artık gerektiği zamanlarda da açıklama yapıyoruz. Bildiğiniz gibi geçtiğimiz günlerde bir açıklamamız söz konusu oldu. Bizi bu açıklamaya iten son günlerde yaşadığımız hakem hataları, atamalar ve bir takım aksaklıklardı. Bunu dile getirmemiz gerekiyordu." dedi. "SİVASSPOR HEPİMİZİN ORTAK DEĞERİ" Sivasspor'un herkesin ortak bir değeri olduğunu belirten Otyakmaz, "Dolayısıyla sizlerin desteğine ve işbirliğine ihtiyacımız var. Sizden de ricam takımımıza destek vermekle birlikte özellikle bu siyasal polemiklerden takımımızın uzak durması ve çeşitli provokasyonlara alet edilmemesidir. Bizler Türkiye Cumhuriyeti'nin neferleriyiz. Türkiye Cumhuriyeti bizim için önemlidir. Bu doğrultuda da elimizden gelen her türlü mücadeleyi de vermeye hazırız" diye konuştu. "HAYALİNİ KURDUĞUMUZ ŞAMPİYONLUĞA ULAŞMAYI HEDEFLİYORUZ" Ligin ilk yarısında toplanan puanların ikinci yarıda da aynı şekilde devam edeceğini ve tekrar liderliği almayı hedeflediklerini söyleyen Otyakmaz, "Eğer biz birlik beraberlik için de, şehrin dinamikleriyle, taraftarımızla, teknik heyet, yönetim ve futbolcu kardeşlerimizle bu davaya inanır ve bu mücadeleyi gösterip tekrar liderliği belki de hayalini kurduğumuz şampiyonluğa ulaşmamızda söz konusu olabilir. Ama ancak bu birlik ve beraberlik içinde olabilir. Şimdiye kadar ligde yaşadıklarımızı bir kenara bırakıp bu anı bugünü ve bugünkü karşılaşmayı bir milat olarak görüp arzu ettiğimiz hayalini kurduğumuz şampiyonluğa ulaşmayı hedefliyoruz. Şimdiye kadar şampiyonluktan bahsetmiyorduk. Ama artık liderlik stresi de yok önümüzde bir şampiyonluk hedefi var. Sonuca ulaşırız ulaşmayız Allah bilir. Ama biz bu mücadeleyi vermek zorundayız. Hepimiz yükümlülüğüdür. Bundan sonraki karşılaşmalara şehir olarak hazırlanmalıyız. Takım olarak da tabi ki teknik heyetimiz elinden geleni yapıyor" ifadelerini kullandı.

Avrupa’nın ilk kadın Gyrocopter pilotu Gündoğdu: Havacılığa daha çok kadın eli değmeli

 8 Mart Dünya Kadınlar Günü yaklaşırken, Türkiye’nin ve Avrupa’nın ilk kadın Gyrocopter pilotu Hatice Nur Gündoğdu, Türkiye’de havacılık sektöründe kadın sayısının artması gerektiğine dikkat çekti. Gündoğdu, “Kadının içinde olmadığı bir sektör düşünülemez. Erkeklerin daha çok egemen olduğu bir sektörde kesinlikle bizler de olmalıyız” dedi. Beykent Üniversitesi 1.Havacılık ve Teknoloji Zirvesi’ne konuşmacı olarak katılan Türkiye’nin ve Avrupa’nın ilk kadın Gyrocopter pilotu Hatice Nur Gündoğdu da havacılık sektöründe kadın olarak var olabilmenin zorluklarını ve keyifli yanlarını anlattı. “HEMCİNSLERİMİ BU MESLEĞE DAHİL ETMEK BENİ İNANILMAZ MUTLU EDİYOR” Hemen hemen her hava aracını uçurabildiğini ve işini aşkla yaptığını dile getiren Eğitmen Pilot Hatice Nur Gündoğdu, “Meslekte 16’ncı yılımı geride bıraktım ve 18 yaşında havayla buluştum. Neredeyse bütün hava yolu şirketlerinde çalıştım. O yüzden hem yeri hem havayı hem kabini hem kokpiti bilmek ve bunları bir araya getirerek şu anda eğitim olarak vermek beni çok mutlu ediyor. Çünkü havacılığın her alanında pek çok konuda bilgi sahibiyim ve bunları aktarabilmek, gençlere ulaşılabilir bir sektör olduğunu anlatmak özellikle hemcinslerimi bu mesleğe dahil etmek beni inanılmaz mutlu ediyor” dedi. “SPORTİF HAVACILIK ALANINDA KADIN OLARAK SAYIMIZ ÇOK AZ” Özellikle sportif havacılık alanında kadın sayısının az olduğuna vurgu yapan Gündoğdu, “Normal hava yollarında Dünya Kadın Havacılar Örgütü’ne göre toplam 4 bin pilotun içinde sadece yüzde 3’ü kadarız. Bu yüzden de bu sayı nereden bakılırsa bakılsın dengelenmesi çok zor gibi görünse de son yıllarda gittikçe katlanarak artıyor. Bu aslında sevindirici bir haber. Ama Türkiye’de sportif havacılık anlamında hala sayılamıyoruz. Geçenlerde bir havacılık yarışı düzenlendi ve buna katılan ilk ve tek kadınım. Orda üçüncü oldum ama bu bile beni çok mutlu etti. Birinci olamasam da en azından kadınlar adına katılmak beni çok mutlu etti” diye konuştu. “KADININ İÇİNDE OLMADIĞI BİR SEKTÖR DÜŞÜNÜLEMEZ” Türkiye’de havacılığın gelişmesinin tabana ve temele yayılmaktan geçtiğinin altını çizen Hatice Nur Gündoğdu şunları söyledi: “Havacılık tabana, temele yayıldıkça ve sportif havacılık geliştikçe ülkemizde havacılık daha da büyüyecektir. Türk Hava Kurumu’nun da amacı budur. Bizler de elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Sosyal sorumluluk projeleri yürütüyorum. Çektiğim hava fotoğraflarını sergiler yaparak satıyorum ve gelirini havacılık eğitimi almak isteyen ama bütçesi yeterli olmayan arkadaşlarımızın eğitiminde kullanıyoruz. Bunun yanı sıra her yıl ‘Havacı Kadınlar Haftası’nda öğrencilerimizi genç kızlarımızı, kadınlarımızı ücretsiz uçurarak en azından hava araçlarımızı tanıtmış oluyoruz. Ve bu sayede sektöre dahil etmeye çalışıyoruz. Böylece inanıyorum ki cinsiyet dengesini bir gün oluşturacağız. Çünkü kadının içinde olmadığı bir sektör düşünülemez” GÖKYÜZÜ SÜRPRİZLERLE DOLU Erkeklerin daha çok egemen olduğu bir sektörde kesinlikle bizler de olmalıyız. Çünkü erkekler bunu da mı yaptınız? Bunu da mı başardınız? Diyerek korkmaya da başladılar. İnsanları şaşırtmaktan vazgeçmemeliyiz. Ben hep öyle yaptım. Bunu da yapamazsın dediler, yaptım ve şaşırttım. Bu beni mutlu ediyor. Unutmayın ki gökyüzü sürprizlerle dolu” “FIRININ İÇİNDEN AYAKKABI ÇIKTIĞI ANI UNUTAMIYORUM” Kabin memuru olarak görev yaparken unutamadığı bir anısını da paylaşan Gündoğdu, “Arka mutfakta çalışırken bir arkadaşımız ayakları üşüdüğü için babetlerini fırına koymuştu. Ben de fırını açacakken yine de içini kontrol etme gereği duydum ve iyi ki de öyle yapmışım yoksa uçakta çok büyük bir yangın çıkacaktı. Fırının içinde bir çift ayakkabı hayatımda gördüğüm en garip manzaraydı” şeklinde konuştu.

Avrupa’nın ilk kadın Gyrocopter pilotu Gündoğdu: Havacılığa daha çok kadın eli değmeli

 3 gün önce

 8 Mart Dünya Kadınlar Günü yaklaşırken, Türkiye’nin ve Avrupa’nın ilk kadın Gyrocopter pilotu Hatice Nur Gündoğdu, Türkiye’de havacılık sektöründe kadın sayısının artması gerektiğine dikkat çekti. Gündoğdu, “Kadının içinde olmadığı bir sektör düşünülemez. Erkeklerin daha çok egemen olduğu bir sektörde kesinlikle bizler de olmalıyız” dedi. Beykent Üniversitesi 1.Havacılık ve Teknoloji Zirvesi’ne konuşmacı olarak katılan Türkiye’nin ve Avrupa’nın ilk kadın Gyrocopter pilotu Hatice Nur Gündoğdu da havacılık sektöründe kadın olarak var olabilmenin zorluklarını ve keyifli yanlarını anlattı. “HEMCİNSLERİMİ BU MESLEĞE DAHİL ETMEK BENİ İNANILMAZ MUTLU EDİYOR” Hemen hemen her hava aracını uçurabildiğini ve işini aşkla yaptığını dile getiren Eğitmen Pilot Hatice Nur Gündoğdu, “Meslekte 16’ncı yılımı geride bıraktım ve 18 yaşında havayla buluştum. Neredeyse bütün hava yolu şirketlerinde çalıştım. O yüzden hem yeri hem havayı hem kabini hem kokpiti bilmek ve bunları bir araya getirerek şu anda eğitim olarak vermek beni çok mutlu ediyor. Çünkü havacılığın her alanında pek çok konuda bilgi sahibiyim ve bunları aktarabilmek, gençlere ulaşılabilir bir sektör olduğunu anlatmak özellikle hemcinslerimi bu mesleğe dahil etmek beni inanılmaz mutlu ediyor” dedi. “SPORTİF HAVACILIK ALANINDA KADIN OLARAK SAYIMIZ ÇOK AZ” Özellikle sportif havacılık alanında kadın sayısının az olduğuna vurgu yapan Gündoğdu, “Normal hava yollarında Dünya Kadın Havacılar Örgütü’ne göre toplam 4 bin pilotun içinde sadece yüzde 3’ü kadarız. Bu yüzden de bu sayı nereden bakılırsa bakılsın dengelenmesi çok zor gibi görünse de son yıllarda gittikçe katlanarak artıyor. Bu aslında sevindirici bir haber. Ama Türkiye’de sportif havacılık anlamında hala sayılamıyoruz. Geçenlerde bir havacılık yarışı düzenlendi ve buna katılan ilk ve tek kadınım. Orda üçüncü oldum ama bu bile beni çok mutlu etti. Birinci olamasam da en azından kadınlar adına katılmak beni çok mutlu etti” diye konuştu. “KADININ İÇİNDE OLMADIĞI BİR SEKTÖR DÜŞÜNÜLEMEZ” Türkiye’de havacılığın gelişmesinin tabana ve temele yayılmaktan geçtiğinin altını çizen Hatice Nur Gündoğdu şunları söyledi: “Havacılık tabana, temele yayıldıkça ve sportif havacılık geliştikçe ülkemizde havacılık daha da büyüyecektir. Türk Hava Kurumu’nun da amacı budur. Bizler de elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Sosyal sorumluluk projeleri yürütüyorum. Çektiğim hava fotoğraflarını sergiler yaparak satıyorum ve gelirini havacılık eğitimi almak isteyen ama bütçesi yeterli olmayan arkadaşlarımızın eğitiminde kullanıyoruz. Bunun yanı sıra her yıl ‘Havacı Kadınlar Haftası’nda öğrencilerimizi genç kızlarımızı, kadınlarımızı ücretsiz uçurarak en azından hava araçlarımızı tanıtmış oluyoruz. Ve bu sayede sektöre dahil etmeye çalışıyoruz. Böylece inanıyorum ki cinsiyet dengesini bir gün oluşturacağız. Çünkü kadının içinde olmadığı bir sektör düşünülemez” GÖKYÜZÜ SÜRPRİZLERLE DOLU Erkeklerin daha çok egemen olduğu bir sektörde kesinlikle bizler de olmalıyız. Çünkü erkekler bunu da mı yaptınız? Bunu da mı başardınız? Diyerek korkmaya da başladılar. İnsanları şaşırtmaktan vazgeçmemeliyiz. Ben hep öyle yaptım. Bunu da yapamazsın dediler, yaptım ve şaşırttım. Bu beni mutlu ediyor. Unutmayın ki gökyüzü sürprizlerle dolu” “FIRININ İÇİNDEN AYAKKABI ÇIKTIĞI ANI UNUTAMIYORUM” Kabin memuru olarak görev yaparken unutamadığı bir anısını da paylaşan Gündoğdu, “Arka mutfakta çalışırken bir arkadaşımız ayakları üşüdüğü için babetlerini fırına koymuştu. Ben de fırını açacakken yine de içini kontrol etme gereği duydum ve iyi ki de öyle yapmışım yoksa uçakta çok büyük bir yangın çıkacaktı. Fırının içinde bir çift ayakkabı hayatımda gördüğüm en garip manzaraydı” şeklinde konuştu.

Serebral palsi hastası Çetin Yıldız yürümek için destek bekliyor

 İzmir'de, 3 yaşında serebral palsi olduğu anlaşılan 8'inci sınıf öğrencisi Çetin Yıldız (15), yürüyebilmek için sayısız ameliyat geçirdi. Yoğun ve zorlu tedavi süreçlerinin ardından oldukça ilerleme sağlayan Yıldız'ın tedavisi, maddi imkansızlıklardan dolayı yarım kaldı. Sağlıklı insanlar gibi yürümek istediğini söyleyen Çetin Yıldız için arkadaşları bir konser vermeye hazırlanırken, Yıldız, sanatçı Haluk Levent'in de o konsere gelmesini istediğini söyledi. İzmir'in Karşıyaka ilçesinde yaşayan ve özel sektörde çalışan Kenan Yıldız ile Nurcan Yıldız çiftinin 3 çocuklarından biri olan Çetin Yıldız, 6 aylıkken dünyaya gelerek, doğum sonrası 3 ay kuvözde kaldı. 3 yaşına gelen oğullarının serebral palsi hastası olduğunu fark eden aile, o günden beri Çetin'in iyileşmesi için maddi imkanlarını da zorlayarak mücadele etti. Ellerini, ayaklarını kullanabilmek için sayısız ameliyat geçiren Çetin, hayata tutunmak için çok çabaladı. Aldığı fizik tedavileri sayesinde ilerleme sağlayan Çetin, masrafların yüksek olmasından dolayı tedaviyi devam ettirmekte zorlanıyor. Girne Ortaokulu 8'inci sınıf öğrencisi Çetin'in arkadaşları, onun tedavisine katkı sunmak için 5 Mart'ta bir konser düzenlemeyi planlıyor. Karşıyaka'daki Deniz Baykal Kültür Merkezi'nde düzenlenecek olan konsere ünlü isimlerin de gelmesini isteyen Çetin annesi Nurcan Yıldız, oğlunun tedavisi için bunun önemli olduğunu belirtti. Nurcan Yıldız, "Çok mücadele verdik. Çok ameliyat geçirdi. En son geçen eylül ayında kas gevşetme, ayak şekillendirme ameliyatı oldu. Çetin'in doktorları yürüyebileceğini, bunun da düzenli tedavilerle olabileceğini söyledi. Biz bir yere kadar gelebildik. Tedavi süreci ciddi maliyetler gerektiği için her defasında başa dönüyoruz. Şu anda da Çetin'in okul arkadaşları konser düzenleyecek. Burada amaç Çetin'in sesini duyurmak. Konserde Haluk Levent, Hayko Cepkin ve Sertap Erener gibi ünlü sanatçıların eserlerini seslendirecekler. Bizim en büyük isteğimiz burada Çetin'in sesini birilerine duyurabilmek. Çetin'in sesini biri duyup elimizden tutsun, oğlum artık yürüsün istiyorum. Tek isteğim oğlum yürüsün" dedi. 'HALUK LEVENT'İ ÇOK SEVİYORUM' Çetin'in tam olarak iyileşebileceğini, bunun da çok yoğun bir fizik tedavi gerektirdiğini ifade eden Nurcan Yıldız, "Maddi durumumuz, oğlumun tedavisini ilerletmemizi engelliyor. Çetin'in günde 4 saat fizik tedavi alması gerekiyor. Yüzmesi gerekiyor. Uzay terapisi alması lazım. Bunların hepsi maliyetli. 4 yaşında uzay terapisi yaptık. Çok maliyetli olduğu için bunu sürdüremedik. Bu nedenle bir ilerleme kaydedemedik. Oğlumun bu tedavileri aldıktan sonra ayağa kalkacağına inanıyorum. Doktorlar da Çetin'in iyi durumda olduğunu söylüyor. Oğlumun yürümesi için sadece birazcık desteğe ihtiyacımız var" diye konuştu. Düzenlenecek olan konserin kendisini mutlu ettiğini kaydeden Çetin Yıldız ise, "Çok mutluyum, teşekkür ediyorum. Ben Haluk Levent ağabeyimin bu konsere gelmesini çok istiyorum. Onu çok seviyorum, şarkılarını da çok seviyorum. O görür de gelirse çok mutlu olurum" dedi. Yürümek istediğini de belirten Yıldız, "Ben yürümek isterdim. Sağlıklı olan ve yürüyen arkadaşlarımızın arasında kendimi çok garip hissediyorum. Yürüseydim futbol oynardım, koşardım. Bir şeyler yapardım" sözleri, annesini duygulandırdı. Masrafların yüksek olmasından dolayı tedaviyi devam ettirmekte zorlanan aile, yardımseverlerden destek bekliyor.

Serebral palsi hastası Çetin Yıldız yürümek için destek bekliyor

 3 gün önce

 İzmir'de, 3 yaşında serebral palsi olduğu anlaşılan 8'inci sınıf öğrencisi Çetin Yıldız (15), yürüyebilmek için sayısız ameliyat geçirdi. Yoğun ve zorlu tedavi süreçlerinin ardından oldukça ilerleme sağlayan Yıldız'ın tedavisi, maddi imkansızlıklardan dolayı yarım kaldı. Sağlıklı insanlar gibi yürümek istediğini söyleyen Çetin Yıldız için arkadaşları bir konser vermeye hazırlanırken, Yıldız, sanatçı Haluk Levent'in de o konsere gelmesini istediğini söyledi. İzmir'in Karşıyaka ilçesinde yaşayan ve özel sektörde çalışan Kenan Yıldız ile Nurcan Yıldız çiftinin 3 çocuklarından biri olan Çetin Yıldız, 6 aylıkken dünyaya gelerek, doğum sonrası 3 ay kuvözde kaldı. 3 yaşına gelen oğullarının serebral palsi hastası olduğunu fark eden aile, o günden beri Çetin'in iyileşmesi için maddi imkanlarını da zorlayarak mücadele etti. Ellerini, ayaklarını kullanabilmek için sayısız ameliyat geçiren Çetin, hayata tutunmak için çok çabaladı. Aldığı fizik tedavileri sayesinde ilerleme sağlayan Çetin, masrafların yüksek olmasından dolayı tedaviyi devam ettirmekte zorlanıyor. Girne Ortaokulu 8'inci sınıf öğrencisi Çetin'in arkadaşları, onun tedavisine katkı sunmak için 5 Mart'ta bir konser düzenlemeyi planlıyor. Karşıyaka'daki Deniz Baykal Kültür Merkezi'nde düzenlenecek olan konsere ünlü isimlerin de gelmesini isteyen Çetin annesi Nurcan Yıldız, oğlunun tedavisi için bunun önemli olduğunu belirtti. Nurcan Yıldız, "Çok mücadele verdik. Çok ameliyat geçirdi. En son geçen eylül ayında kas gevşetme, ayak şekillendirme ameliyatı oldu. Çetin'in doktorları yürüyebileceğini, bunun da düzenli tedavilerle olabileceğini söyledi. Biz bir yere kadar gelebildik. Tedavi süreci ciddi maliyetler gerektiği için her defasında başa dönüyoruz. Şu anda da Çetin'in okul arkadaşları konser düzenleyecek. Burada amaç Çetin'in sesini duyurmak. Konserde Haluk Levent, Hayko Cepkin ve Sertap Erener gibi ünlü sanatçıların eserlerini seslendirecekler. Bizim en büyük isteğimiz burada Çetin'in sesini birilerine duyurabilmek. Çetin'in sesini biri duyup elimizden tutsun, oğlum artık yürüsün istiyorum. Tek isteğim oğlum yürüsün" dedi. 'HALUK LEVENT'İ ÇOK SEVİYORUM' Çetin'in tam olarak iyileşebileceğini, bunun da çok yoğun bir fizik tedavi gerektirdiğini ifade eden Nurcan Yıldız, "Maddi durumumuz, oğlumun tedavisini ilerletmemizi engelliyor. Çetin'in günde 4 saat fizik tedavi alması gerekiyor. Yüzmesi gerekiyor. Uzay terapisi alması lazım. Bunların hepsi maliyetli. 4 yaşında uzay terapisi yaptık. Çok maliyetli olduğu için bunu sürdüremedik. Bu nedenle bir ilerleme kaydedemedik. Oğlumun bu tedavileri aldıktan sonra ayağa kalkacağına inanıyorum. Doktorlar da Çetin'in iyi durumda olduğunu söylüyor. Oğlumun yürümesi için sadece birazcık desteğe ihtiyacımız var" diye konuştu. Düzenlenecek olan konserin kendisini mutlu ettiğini kaydeden Çetin Yıldız ise, "Çok mutluyum, teşekkür ediyorum. Ben Haluk Levent ağabeyimin bu konsere gelmesini çok istiyorum. Onu çok seviyorum, şarkılarını da çok seviyorum. O görür de gelirse çok mutlu olurum" dedi. Yürümek istediğini de belirten Yıldız, "Ben yürümek isterdim. Sağlıklı olan ve yürüyen arkadaşlarımızın arasında kendimi çok garip hissediyorum. Yürüseydim futbol oynardım, koşardım. Bir şeyler yapardım" sözleri, annesini duygulandırdı. Masrafların yüksek olmasından dolayı tedaviyi devam ettirmekte zorlanan aile, yardımseverlerden destek bekliyor.

Göztepe’de Titi galibiyete inanıyor

 Süper Lig’de yarın Gaziantep Futbol Kulübü ile Gürsel Aksel Stadı’nda karşı karşıya gelecek Göztepe’nin defans oyuncusu Titi, sahadan galibiyetle ayrılacaklarını söyledi. Gaziantep FK ile zorlu bir maça çıkacaklarını kaydeden Brezilyalı stoper, “Taraftarımızın önünde çok önemli bir maç oynayacağız. Umuyorum ki galibiyet alıp puan toplamaya devam edeceğiz” dedi. Titi, 4 yıldır Türkiye’de olduğunu ve Süper Lig’in ne kadar zorlu olduğunu bildiğini belirterek, “Özellikle ligin ikinci yarısının ne kadar mücadeleci, zorlu geçeceğini çok iyi biliyorum. Umuyorum ikinci yarıda iyi şekilde devam edip, topladığımız en fazla puanı toplayıp Göztepe’yi daha yukarılara taşımaya çalışacağız” yorumunu yaptı. Gürsel Aksel Stadı’ndaki ilk karşılaşması olan Beşiktaş maçında müthiş bir atmosfer olduğunu kaydeden Titi, “Belki kariyerimde gördüğüm en güzel atmosferlerden birisiydi. Umuyoruz ki Gaziantep FK maçında da aynı şey olacak. Taraftarlarımız gelecek, bizi destekleyecek. Aynı atmosferde, aynı havada aynı mücadeleyle çok çok iyi sonuçla sahadan ayrılmayı ümit ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Göztepe’de Titi galibiyete inanıyor

 3 gün önce

 Süper Lig’de yarın Gaziantep Futbol Kulübü ile Gürsel Aksel Stadı’nda karşı karşıya gelecek Göztepe’nin defans oyuncusu Titi, sahadan galibiyetle ayrılacaklarını söyledi. Gaziantep FK ile zorlu bir maça çıkacaklarını kaydeden Brezilyalı stoper, “Taraftarımızın önünde çok önemli bir maç oynayacağız. Umuyorum ki galibiyet alıp puan toplamaya devam edeceğiz” dedi. Titi, 4 yıldır Türkiye’de olduğunu ve Süper Lig’in ne kadar zorlu olduğunu bildiğini belirterek, “Özellikle ligin ikinci yarısının ne kadar mücadeleci, zorlu geçeceğini çok iyi biliyorum. Umuyorum ikinci yarıda iyi şekilde devam edip, topladığımız en fazla puanı toplayıp Göztepe’yi daha yukarılara taşımaya çalışacağız” yorumunu yaptı. Gürsel Aksel Stadı’ndaki ilk karşılaşması olan Beşiktaş maçında müthiş bir atmosfer olduğunu kaydeden Titi, “Belki kariyerimde gördüğüm en güzel atmosferlerden birisiydi. Umuyoruz ki Gaziantep FK maçında da aynı şey olacak. Taraftarlarımız gelecek, bizi destekleyecek. Aynı atmosferde, aynı havada aynı mücadeleyle çok çok iyi sonuçla sahadan ayrılmayı ümit ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Türkiye'nin 40 virajlı en tehlikeli yolunda, tünel ve yol projesinde sona geliniyor

 Türkiye'nin en tehlikeli yolları arasında gösterilen, Çorum- Osmancık karayolu üzerindeki 40 keskin virajı bulunduğu Kırkdilim Geçidi’nde 2 yıl önce yapımına başlanan 3 tünel ve bağlantı yollarının yapımı devam ediyor. Proje tamamlandığında, İç Anadolu Bölgesi, Karadeniz'e daha kısa ve güvenli yoldan bağlanmış olacak. Çorum- Osmancık karayolu üzerindeki 40 keskin virajın bulunduğu Kırkdilim Geçidi’nde meydana gelen kazalar ve ulaşım güçlüğü nedeniyle 1979'da tünel projesi gündeme getirildi. Kentte 41 yıllık hayal olan proje için 2 yıl önce harekete geçildi. Kırkdilim Geçidi'nde toplam uzunlukları 4 kilometre olan 3 tünel projesi için çalışma başlatıldı. 570 milyon liraya mal olacak proje, bağlantı yollarıyla birlikte 2021 yılında tamamlanacak. Projeyle İç Anadolu Bölgesi, Karadeniz'e daha kısa ve güvenli yoldan bağlanmış olacak. Çorum Valisi Mustafa Çiftçi, Kırkdilim yol ve tünel projesi alanında incelemelerde bulundu. Projenin 2021 yılı sonuna kadar tamamlanacağını ve trafiğe açılacağını anlatan Vali Çiftçi, "Can ve mal güvenliğini artırmak, ulaşımda daha konforlu seyahat imkanı sağlamak amacıyla proje hazırlandı. Kırkdilim’de 2 yıldır özenli bir çalışma yürütülüyor. Proje kapsamında şu anda T1, T2 ve T3 olarak isimlendirilen üç tüp geçit var. Tüneldeki çalışmalar 2021 yılının sonunda tamamlanacak. Allah devletimize zeval vermesin. Bunlar ancak devlet gücüyle olabilecek büyük pahalı yatırımlar. Çalışmalar tamamlandığında, tüneller işletmeye alındığında, ulaşımda büyük bir rahatlama olacak. Güzergahta da 2 kilometrelik bir kısalma olacak” dedi.

Türkiye'nin 40 virajlı en tehlikeli yolunda, tünel ve yol projesinde sona geliniyor

 3 gün önce

 Türkiye'nin en tehlikeli yolları arasında gösterilen, Çorum- Osmancık karayolu üzerindeki 40 keskin virajı bulunduğu Kırkdilim Geçidi’nde 2 yıl önce yapımına başlanan 3 tünel ve bağlantı yollarının yapımı devam ediyor. Proje tamamlandığında, İç Anadolu Bölgesi, Karadeniz'e daha kısa ve güvenli yoldan bağlanmış olacak. Çorum- Osmancık karayolu üzerindeki 40 keskin virajın bulunduğu Kırkdilim Geçidi’nde meydana gelen kazalar ve ulaşım güçlüğü nedeniyle 1979'da tünel projesi gündeme getirildi. Kentte 41 yıllık hayal olan proje için 2 yıl önce harekete geçildi. Kırkdilim Geçidi'nde toplam uzunlukları 4 kilometre olan 3 tünel projesi için çalışma başlatıldı. 570 milyon liraya mal olacak proje, bağlantı yollarıyla birlikte 2021 yılında tamamlanacak. Projeyle İç Anadolu Bölgesi, Karadeniz'e daha kısa ve güvenli yoldan bağlanmış olacak. Çorum Valisi Mustafa Çiftçi, Kırkdilim yol ve tünel projesi alanında incelemelerde bulundu. Projenin 2021 yılı sonuna kadar tamamlanacağını ve trafiğe açılacağını anlatan Vali Çiftçi, "Can ve mal güvenliğini artırmak, ulaşımda daha konforlu seyahat imkanı sağlamak amacıyla proje hazırlandı. Kırkdilim’de 2 yıldır özenli bir çalışma yürütülüyor. Proje kapsamında şu anda T1, T2 ve T3 olarak isimlendirilen üç tüp geçit var. Tüneldeki çalışmalar 2021 yılının sonunda tamamlanacak. Allah devletimize zeval vermesin. Bunlar ancak devlet gücüyle olabilecek büyük pahalı yatırımlar. Çalışmalar tamamlandığında, tüneller işletmeye alındığında, ulaşımda büyük bir rahatlama olacak. Güzergahta da 2 kilometrelik bir kısalma olacak” dedi.

Bahçelievler'de 3 ağır hasarlı bina daha yıkıldı

 Bahçelievler'de, Silivri açıklarında meydana gelen 5,8 büyüklüğündeki depremde ağır hasarlı olduğu tespit edilen 3 bina daha yıkıldı. İstanbul Bahçelievler'de 26 Eylül tarihinde Silivri açıklarında meydana gelen 5,8'lik depremde hasar gördüğü için boşaltılan 7 katlı bina çökmüştü. Aynı depremde zarar gördüğü için boşaltılan 3 binanın daha yıkımına başlandı. Bahçelievler'de bu hafta başında ağır hasarlı olan 2 bina yıkıldı. Bugün de Fevzi Çakmak Mahallesi Emre Sokak'ta bulunan 33 yıllık 5 katlı bina, Hürriyet Mahallesi Yonca Sokak'taki 45 yıllık 4 katlı bina ve Cumhuriyet Mahallesi Atmaca Sokak'taki 50 yıllık apartmanın da aralarında olduğu üç binanın daha yıkımına başlandı. Bu ay sonuna kadar Bahçelievler'de bulunan ağır hasarlı 24 binanın yıkılması bekleniyor.

Bahçelievler'de 3 ağır hasarlı bina daha yıkıldı

 3 gün önce

 Bahçelievler'de, Silivri açıklarında meydana gelen 5,8 büyüklüğündeki depremde ağır hasarlı olduğu tespit edilen 3 bina daha yıkıldı. İstanbul Bahçelievler'de 26 Eylül tarihinde Silivri açıklarında meydana gelen 5,8'lik depremde hasar gördüğü için boşaltılan 7 katlı bina çökmüştü. Aynı depremde zarar gördüğü için boşaltılan 3 binanın daha yıkımına başlandı. Bahçelievler'de bu hafta başında ağır hasarlı olan 2 bina yıkıldı. Bugün de Fevzi Çakmak Mahallesi Emre Sokak'ta bulunan 33 yıllık 5 katlı bina, Hürriyet Mahallesi Yonca Sokak'taki 45 yıllık 4 katlı bina ve Cumhuriyet Mahallesi Atmaca Sokak'taki 50 yıllık apartmanın da aralarında olduğu üç binanın daha yıkımına başlandı. Bu ay sonuna kadar Bahçelievler'de bulunan ağır hasarlı 24 binanın yıkılması bekleniyor.

Çatlak oluşan Bahadır Barajı'nda su tahliye çalışması sürüyor

 Uşak'ın Banaz ilçesindeki Bahadır Barajı'nın alt bölgesinde oluşan çatlaklar nedeniyle dün başlanan, içindeki suyun Sıracevizler Barajı'na boşaltılma işlemi sürdürülüyor. Gövde dolgusunda gedik açılması ve baraj sularının kontrolsüz akması riskine karşı tahliye edilen Bahadır ile Hatipler köyleri boş kaldı. Banaz ilçesindeki Sıracevizler Deresi üzerinde bulunan Bahadır Barajı'nın gövde dolgusundan, dün sabah saatlerinde su sızmaya başladı. Durumu fark eden Devlet Su İşleri (DSİ) 2'nci Bölge Müdürlüğü ekipleri, baraj suyunu tahliye etmek için çalışma başlattı. Yaklaşık 2 milyon metreküp su tutma kapasitesine sahip, zirai amaçlı kullanılan barajdaki suların tahliye edilme çalışması sürerken, bir yandan da gövde dolgusunda gedik açılıp suların kontrolsüz akması tehlikesine karşı Bahadır ve Hatipler köylerinin boşaltılması kararlaştırıldı. Öte yandan barajın setinde göçük meydana geldiği de ortaya çıktı. Sette sızıntı yapan yerin üzerindeki göçük endişeye neden olurken, sızıntının da buradan kaynaklandığı sanılıyor. KÖYLER BOŞ KALDI Köy camilerinden yapılan anonslarla halkın, evlerini dikkatli ve hızlı terk etmeleri istendi. Uşak Valiliği'nce köy sakinleri için ilçedeki otel, pansiyon ve yurtlarda kalacak yer temin edildi. Bazı aileler ise kendi tercihleriyle yakınlarının evlerinde kaldı. Köylüler, evlerini terk etmeden önce hayvanlarını ve değerli eşyalarını da güvenli olduğunu düşündükleri bölgelere götürdü. Köylerin tahliye edilmesiyle sokaklar da boş kaldı. Köy sakinleri, bir an önce sorunun giderilmesini beklediklerini ve sağ salim evlerine dönmek istediklerini söyledi. O KÖYDE OKULLAR BUGÜN DE TATİL Hatipler köyünde, dün olduğu gibi bugün için de okullar tatil edildi. Uşak Valiliği'nden yapılan yazılı açıklamada, "Uşak'ın Banaz İlçesi Sıracevizler Deresi üzerinde yer alan Bahadır Göleti'nde, bugün sabah saatlerinde gövde dolgusunun akışa göre sağ tarafında su çıkışı gözlemlenmiştir. Göletten çıkan suyun bölgede herhangi bir olumsuzluğa neden olmaması için DSİ 2. Bölge Müdürlüğü ekiplerince anında güvenlik önlemleri alınmış, yetkili makam ve mercileri bilgilendirilerek, vatandaşlar uyarılmıştır. Su çıkışının artmaması ve gölet gövdesinin daha fazla hasar görmemesi için dip savak vanaları açılmış, boşaltma işlemlerine başlanmıştır. Olay nedeni ve oluş şekli ile ilgili çok yönlü incelemeler sürmektedir. DSİ 2. Bölge yetkilileri ile yapılan değerlendirmede, yağışın da artması ve yarın da devam edeceği öngörüldüğünden, dere yatağı güzergahında bulunan 584 nüfuslu Bahadır ve 778 nüfuslu Hatipler köylerimizin tedbiren tahliyesine karar verilmiş olup, vatandaşlarımızın Banaz ilçe merkezindeki otel, pansiyon, yurt ve diğer kamu binalarında barındırılmaları planlanmıştır" denildi. VALİ KOCABIYIK: OLUMSUZLUK YOK, TEDBİRLER ALINDI Uşak Valisi Funda Kocabıyık, dün akşam saatlerinde bölgeye gelip, çalışmalar hakkında bilgi aldı. Kocabıyık, herhangi bir olumsuzluğun olmadığını ve tüm tedbirlerin alındığını belirterek, "DSİ barajdaki suyu tahliye etmeye çalışılıyor. Buna rağmen ciddi bir yağış var. Bu yağış nedeniyle suyun boşaltma hızı, dolma hızını karşılamıyor. Bu nedenle 2 köyümüzün tahliyesini yaptık. Bahadır köyünden 584, Hatipler köyünden 778 vatandaşımızın tahliyesi gerçekleştirdik. Vatandaşlarımızın çoğunluğu kendi akrabalarının yanına gitmeyi tercih etti. Buna rağmen valilik olarak ihtiyaç olursa, diye Banaz ilçesindeki yurtlarımızı pansiyonları ve otelleri hazır bir şekilde bekletiyoruz. Bütün tedbirleri aldık. Kaza bela olmadan bunu atlatacağız" dedi.

Çatlak oluşan Bahadır Barajı'nda su tahliye çalışması sürüyor

 3 gün önce

 Uşak'ın Banaz ilçesindeki Bahadır Barajı'nın alt bölgesinde oluşan çatlaklar nedeniyle dün başlanan, içindeki suyun Sıracevizler Barajı'na boşaltılma işlemi sürdürülüyor. Gövde dolgusunda gedik açılması ve baraj sularının kontrolsüz akması riskine karşı tahliye edilen Bahadır ile Hatipler köyleri boş kaldı. Banaz ilçesindeki Sıracevizler Deresi üzerinde bulunan Bahadır Barajı'nın gövde dolgusundan, dün sabah saatlerinde su sızmaya başladı. Durumu fark eden Devlet Su İşleri (DSİ) 2'nci Bölge Müdürlüğü ekipleri, baraj suyunu tahliye etmek için çalışma başlattı. Yaklaşık 2 milyon metreküp su tutma kapasitesine sahip, zirai amaçlı kullanılan barajdaki suların tahliye edilme çalışması sürerken, bir yandan da gövde dolgusunda gedik açılıp suların kontrolsüz akması tehlikesine karşı Bahadır ve Hatipler köylerinin boşaltılması kararlaştırıldı. Öte yandan barajın setinde göçük meydana geldiği de ortaya çıktı. Sette sızıntı yapan yerin üzerindeki göçük endişeye neden olurken, sızıntının da buradan kaynaklandığı sanılıyor. KÖYLER BOŞ KALDI Köy camilerinden yapılan anonslarla halkın, evlerini dikkatli ve hızlı terk etmeleri istendi. Uşak Valiliği'nce köy sakinleri için ilçedeki otel, pansiyon ve yurtlarda kalacak yer temin edildi. Bazı aileler ise kendi tercihleriyle yakınlarının evlerinde kaldı. Köylüler, evlerini terk etmeden önce hayvanlarını ve değerli eşyalarını da güvenli olduğunu düşündükleri bölgelere götürdü. Köylerin tahliye edilmesiyle sokaklar da boş kaldı. Köy sakinleri, bir an önce sorunun giderilmesini beklediklerini ve sağ salim evlerine dönmek istediklerini söyledi. O KÖYDE OKULLAR BUGÜN DE TATİL Hatipler köyünde, dün olduğu gibi bugün için de okullar tatil edildi. Uşak Valiliği'nden yapılan yazılı açıklamada, "Uşak'ın Banaz İlçesi Sıracevizler Deresi üzerinde yer alan Bahadır Göleti'nde, bugün sabah saatlerinde gövde dolgusunun akışa göre sağ tarafında su çıkışı gözlemlenmiştir. Göletten çıkan suyun bölgede herhangi bir olumsuzluğa neden olmaması için DSİ 2. Bölge Müdürlüğü ekiplerince anında güvenlik önlemleri alınmış, yetkili makam ve mercileri bilgilendirilerek, vatandaşlar uyarılmıştır. Su çıkışının artmaması ve gölet gövdesinin daha fazla hasar görmemesi için dip savak vanaları açılmış, boşaltma işlemlerine başlanmıştır. Olay nedeni ve oluş şekli ile ilgili çok yönlü incelemeler sürmektedir. DSİ 2. Bölge yetkilileri ile yapılan değerlendirmede, yağışın da artması ve yarın da devam edeceği öngörüldüğünden, dere yatağı güzergahında bulunan 584 nüfuslu Bahadır ve 778 nüfuslu Hatipler köylerimizin tedbiren tahliyesine karar verilmiş olup, vatandaşlarımızın Banaz ilçe merkezindeki otel, pansiyon, yurt ve diğer kamu binalarında barındırılmaları planlanmıştır" denildi. VALİ KOCABIYIK: OLUMSUZLUK YOK, TEDBİRLER ALINDI Uşak Valisi Funda Kocabıyık, dün akşam saatlerinde bölgeye gelip, çalışmalar hakkında bilgi aldı. Kocabıyık, herhangi bir olumsuzluğun olmadığını ve tüm tedbirlerin alındığını belirterek, "DSİ barajdaki suyu tahliye etmeye çalışılıyor. Buna rağmen ciddi bir yağış var. Bu yağış nedeniyle suyun boşaltma hızı, dolma hızını karşılamıyor. Bu nedenle 2 köyümüzün tahliyesini yaptık. Bahadır köyünden 584, Hatipler köyünden 778 vatandaşımızın tahliyesi gerçekleştirdik. Vatandaşlarımızın çoğunluğu kendi akrabalarının yanına gitmeyi tercih etti. Buna rağmen valilik olarak ihtiyaç olursa, diye Banaz ilçesindeki yurtlarımızı pansiyonları ve otelleri hazır bir şekilde bekletiyoruz. Bütün tedbirleri aldık. Kaza bela olmadan bunu atlatacağız" dedi.

Suriyeli Hamis, Liverpool’un yıldızı Salah'ın kramponuyla mutlu oldu

 Suriye’nin İdlib kentinde rejimin hava saldırısında sağ bacağını kaybeden 8 yaşındaki Hamis El Gacir, tedavi için geldiği Türkiye'de protez bacağa kavuştu. Liverpool'un Mısır asıllı yıldız futbolcusu Muhammed Salah'ın hayranı olan Hamis, ünlü futbolcunun imzasını taşıyan kramponun kendisine hediye edilmesiyle büyük mutluluk yaşadı. Hamis El Gacir, yaklaşık 1,5 yıl önce Esad rejimine ait savaş uçaklarının İdlib kentine düzenlediği hava saldırısında sağ bacağından yaralandı. Babası Muhammed El Gacir, ilk müdahalenin ardından oğlunu daha iyi şartlarda tedavi olması için Türkiye’ye getirdi. Cilvegözü Gümrük Kapısı’ndan Hatay’ın Reyhanlı ilçesine gelen Hamis bir dizi ameliyat geçirdi, ancak sağ bacağı kurtarılamadı. Yapılan ameliyat ve tedavilerden sonra İstanbul’daki bir hayırseverin katkısı ile sağ bacağına protez bacak takıldı, bu süreçte fizik tedavisini de oldu. Saldırılardan önce ülkesinde Al Amal isimi bir futbol takımında futbol oynayan Hamis El Gacir, Liverpool'un Mısır asıllı yıldız Muhammed Salah’ın hayranı olduğunu ve protez bacağı ile futbol oynadığı görüntüleri sosyal medyada paylaştı. İngiltere’de yaşayan Hint asıllı iş insanı, tesadüfen izlediği Hamis'e Muhammed Salah’tan oğlu için aldığı imzalı bir çift kramponun bir tekini gönderdi. Krampon teslim edilince büyük mutluluk yaşayan Hamis El Gacir, "Futbol oynamayı çok seviyorum. Bacağım olmadığı ve bir daha futbol oynayamayacağım için çok üzülüyordum. Ancak babam beni Türkiye`ye getirdi ve protez bacağa kavuştum. Burada fırsat buldukça futbol oynuyor, penaltı atıyorum. Mısırlı futbolu Muhammed Salah’ı da çok seviyorum. Ona hayranım. Tıpkı onun gibi bir futbolcu olmak istiyorum. Salah’ın imzasını taşıyan krampon bana geldiği zaman çok sevindim. Mutluluğumu anlatamam. Bir gün onunla tanışmak istiyorum" dedi. KRAMPON İLE YENİDEN HAYATA BAĞLANDI Baba Muhammed Muhammed El Gacir, oğlunun yeniden hayata bağlanmasından dolayı çok mutlu olduğunu belirterek, "Büyük bir futbolcu olmanın hayalini kuruyordu. Ama protez bacağı olması nedeniyle üzüntü yaşıyordu. Ancak krampon ile hayata bir anda yeniden bağlandı ve şimdi daha umutlu olduğunu görüyorum. İş insanına çok teşekkür ederim"diye konuştu. Baba El Gacir, oğlu ile Reyhanlı’da yalnız yaşadığını belirterek, en büyük arzusunun Suriye'deki annesine kavuşmak olduğunu ve bununla ilgili olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan yardım beklediklerini sözlerine ekledi.

Suriyeli Hamis, Liverpool’un yıldızı Salah'ın kramponuyla mutlu oldu

 3 gün önce

 Suriye’nin İdlib kentinde rejimin hava saldırısında sağ bacağını kaybeden 8 yaşındaki Hamis El Gacir, tedavi için geldiği Türkiye'de protez bacağa kavuştu. Liverpool'un Mısır asıllı yıldız futbolcusu Muhammed Salah'ın hayranı olan Hamis, ünlü futbolcunun imzasını taşıyan kramponun kendisine hediye edilmesiyle büyük mutluluk yaşadı. Hamis El Gacir, yaklaşık 1,5 yıl önce Esad rejimine ait savaş uçaklarının İdlib kentine düzenlediği hava saldırısında sağ bacağından yaralandı. Babası Muhammed El Gacir, ilk müdahalenin ardından oğlunu daha iyi şartlarda tedavi olması için Türkiye’ye getirdi. Cilvegözü Gümrük Kapısı’ndan Hatay’ın Reyhanlı ilçesine gelen Hamis bir dizi ameliyat geçirdi, ancak sağ bacağı kurtarılamadı. Yapılan ameliyat ve tedavilerden sonra İstanbul’daki bir hayırseverin katkısı ile sağ bacağına protez bacak takıldı, bu süreçte fizik tedavisini de oldu. Saldırılardan önce ülkesinde Al Amal isimi bir futbol takımında futbol oynayan Hamis El Gacir, Liverpool'un Mısır asıllı yıldız Muhammed Salah’ın hayranı olduğunu ve protez bacağı ile futbol oynadığı görüntüleri sosyal medyada paylaştı. İngiltere’de yaşayan Hint asıllı iş insanı, tesadüfen izlediği Hamis'e Muhammed Salah’tan oğlu için aldığı imzalı bir çift kramponun bir tekini gönderdi. Krampon teslim edilince büyük mutluluk yaşayan Hamis El Gacir, "Futbol oynamayı çok seviyorum. Bacağım olmadığı ve bir daha futbol oynayamayacağım için çok üzülüyordum. Ancak babam beni Türkiye`ye getirdi ve protez bacağa kavuştum. Burada fırsat buldukça futbol oynuyor, penaltı atıyorum. Mısırlı futbolu Muhammed Salah’ı da çok seviyorum. Ona hayranım. Tıpkı onun gibi bir futbolcu olmak istiyorum. Salah’ın imzasını taşıyan krampon bana geldiği zaman çok sevindim. Mutluluğumu anlatamam. Bir gün onunla tanışmak istiyorum" dedi. KRAMPON İLE YENİDEN HAYATA BAĞLANDI Baba Muhammed Muhammed El Gacir, oğlunun yeniden hayata bağlanmasından dolayı çok mutlu olduğunu belirterek, "Büyük bir futbolcu olmanın hayalini kuruyordu. Ama protez bacağı olması nedeniyle üzüntü yaşıyordu. Ancak krampon ile hayata bir anda yeniden bağlandı ve şimdi daha umutlu olduğunu görüyorum. İş insanına çok teşekkür ederim"diye konuştu. Baba El Gacir, oğlu ile Reyhanlı’da yalnız yaşadığını belirterek, en büyük arzusunun Suriye'deki annesine kavuşmak olduğunu ve bununla ilgili olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan yardım beklediklerini sözlerine ekledi.

Bir ay içinde kök hücre ameliyatı olamazsa, görme yetisini kaybedecek

 Yalova’da 2 yıl önce halk arasında tavuk karası olarak bilinen gece körlüğü hastalığına yakalanan Behiye Coşkun (43), 1 ay içinde kök hücre ameliyatı olmazsa görme yetisini kaybedecek. Coşkun için Yalova Valiliği ve Yalova Yeni Yaşam Engelliler Derneği yardım kampanyası başlattı. Merkez Adnan Menderes Mahallesi'nde yaşayan 2 çocuk annesi Behiye Coşkun, 2 yıl önce halk arasında tavuk karası olarak bilinen gece körlüğü hastalığına yakalandı. Doktorlar, aynı zamanda işitme engelli de olan Coşkun’un, 1 ay içinde kök hücre ameliyatı olamazsa görme yetisini tamamen kaybedeceğini söyledi. Kendisi gibi duyma engelli olan kardeşi Fatih Coşkun’un (36) da aynı hastalık nedeniyle görme yetisini kaybettiğini belirten Behiye Coşkun, ameliyat olabilmek için yardım bekliyor. 'RAHATSIZLIĞI NEDENİYLE ÇOCUKLARIMIZA BAKAMIYOR' Behiye Coşkun’un ayakkabı boyacısı olan eşi bedensel engelli İsmail Coşkun (55), "Kayınbiraderimin gözleri önceden görüyordu, ama şimdi görmüyor. Eşimin de aynı duruma düşmesini istemiyorum. Evde kendi işini de yapamıyor, çocuklarımıza da bakamıyor. Kayınvalidem sürekli bizle ilgileniyor. Eşimin gözlerinin tedavi edilmesi için yardım bekliyoruz" dedi. 'KIZIMIN İYİLEŞMESİNİ İSTİYORUM' Oğlunun işitme engelli olduğunu, görme yetisini sonradan kaybettiğini ifade eden Behiye Coşkun’un annesi Türkan Oturakçı, "Kızımda da görme problemi vardı, gittikçe ağırlaştı. Doktorlar kök hücre ameliyatı olması gerektiğini söylüyor. Ben kızımın kardeşi gibi olmasını istemiyorum. Kızım torunlarımla ilgilenemiyor, torunlarımı okula ben götürüyorum, yemeklerini ben yapıyorum. Daha önce markete gidebiliyordu, son bir senedir gözleri iyice kötüleşti. Kızımın iyileşmesini istiyorum" diye konuştu. Behiye Coşkun'un kızlarından Sümeyye Naz (12), okuldaki veli toplantılarına annesinin katılmasını istiyor. Küçük kızı Elisa Naz ise (8), "Annemin beni büyürken görmesini istiyorum" dedi. YARDIM KAMPANYASI BAŞLATILDI Yalova Valiliği ve Yalova Yeni Yaşam Engelliler Derneği tarafından yardım kampanyası başlatıldığını belirten Spastik Engelliler Federasyonu Başkanı Murat Arslanhan, "İşitme engelli kardeşimiz Behiye Coşkun, yakın bir süreçte gözlerinden rahatsızlandı. Gözlerini kaybetmek üzere olan kardeşimiz için Yalova Valiliği ve Yalova Yeni Yaşam Engelliler Derneği iş birliği içerisinde başlattığımız yardım kampanyasındaki hesap numaralarına desteklerinizi bekliyoruz. İnşallah sessiz dünyası kararmaz. Aydınlık dolu gelecek için siz de umut olun" dedi. Behiye Coşkun için düzenlenen yardım kampanyasına katılmak isteyenler, Ziraat Bankası Yalova Şubesi TR51 0001 0004 0409 3773 0850 04 İBAN numarasına para göndererek katkı sağlayabilecek.

Bir ay içinde kök hücre ameliyatı olamazsa, görme yetisini kaybedecek

 3 gün önce

 Yalova’da 2 yıl önce halk arasında tavuk karası olarak bilinen gece körlüğü hastalığına yakalanan Behiye Coşkun (43), 1 ay içinde kök hücre ameliyatı olmazsa görme yetisini kaybedecek. Coşkun için Yalova Valiliği ve Yalova Yeni Yaşam Engelliler Derneği yardım kampanyası başlattı. Merkez Adnan Menderes Mahallesi'nde yaşayan 2 çocuk annesi Behiye Coşkun, 2 yıl önce halk arasında tavuk karası olarak bilinen gece körlüğü hastalığına yakalandı. Doktorlar, aynı zamanda işitme engelli de olan Coşkun’un, 1 ay içinde kök hücre ameliyatı olamazsa görme yetisini tamamen kaybedeceğini söyledi. Kendisi gibi duyma engelli olan kardeşi Fatih Coşkun’un (36) da aynı hastalık nedeniyle görme yetisini kaybettiğini belirten Behiye Coşkun, ameliyat olabilmek için yardım bekliyor. 'RAHATSIZLIĞI NEDENİYLE ÇOCUKLARIMIZA BAKAMIYOR' Behiye Coşkun’un ayakkabı boyacısı olan eşi bedensel engelli İsmail Coşkun (55), "Kayınbiraderimin gözleri önceden görüyordu, ama şimdi görmüyor. Eşimin de aynı duruma düşmesini istemiyorum. Evde kendi işini de yapamıyor, çocuklarımıza da bakamıyor. Kayınvalidem sürekli bizle ilgileniyor. Eşimin gözlerinin tedavi edilmesi için yardım bekliyoruz" dedi. 'KIZIMIN İYİLEŞMESİNİ İSTİYORUM' Oğlunun işitme engelli olduğunu, görme yetisini sonradan kaybettiğini ifade eden Behiye Coşkun’un annesi Türkan Oturakçı, "Kızımda da görme problemi vardı, gittikçe ağırlaştı. Doktorlar kök hücre ameliyatı olması gerektiğini söylüyor. Ben kızımın kardeşi gibi olmasını istemiyorum. Kızım torunlarımla ilgilenemiyor, torunlarımı okula ben götürüyorum, yemeklerini ben yapıyorum. Daha önce markete gidebiliyordu, son bir senedir gözleri iyice kötüleşti. Kızımın iyileşmesini istiyorum" diye konuştu. Behiye Coşkun'un kızlarından Sümeyye Naz (12), okuldaki veli toplantılarına annesinin katılmasını istiyor. Küçük kızı Elisa Naz ise (8), "Annemin beni büyürken görmesini istiyorum" dedi. YARDIM KAMPANYASI BAŞLATILDI Yalova Valiliği ve Yalova Yeni Yaşam Engelliler Derneği tarafından yardım kampanyası başlatıldığını belirten Spastik Engelliler Federasyonu Başkanı Murat Arslanhan, "İşitme engelli kardeşimiz Behiye Coşkun, yakın bir süreçte gözlerinden rahatsızlandı. Gözlerini kaybetmek üzere olan kardeşimiz için Yalova Valiliği ve Yalova Yeni Yaşam Engelliler Derneği iş birliği içerisinde başlattığımız yardım kampanyasındaki hesap numaralarına desteklerinizi bekliyoruz. İnşallah sessiz dünyası kararmaz. Aydınlık dolu gelecek için siz de umut olun" dedi. Behiye Coşkun için düzenlenen yardım kampanyasına katılmak isteyenler, Ziraat Bankası Yalova Şubesi TR51 0001 0004 0409 3773 0850 04 İBAN numarasına para göndererek katkı sağlayabilecek.

Doğuş Balbay: Şölen şeklinde bir galibiyet alırız

 A Milli Erkek Basketbol Takımı'nın tecrübeli guardı Doğuş Balbay, "Umarım şölen şeklinde güzel bir galibiyet alırız hep beraber kutlarız" dedi. A Milli Erkek Basketbol Takımı, FIBA 2021 Avrupa Şampiyonası Elemeleri'nde bugün Ankara'da Hollanda ile mücadele edecek. Milli takımın tecrübeli isimlerinden Doğuş Balbay, Demirören Haber Ajansı'na (DHA) açıklamalarda bulundu. Tecrübeli guard, Hollanda'nın basketbol ekolü olan bir ülke olmadığını belirterek, "Biz onları iyi analiz ettik. Hiç hafife alınacak bir takımda değil. O yüzden ciddiyetle işimizi yapmamız lazım. Kendi seyircimiz önünde hazır bir şekilde çıkıp galip gelmemiz gerekiyor. Umarım antrenmanda uyguladıklarımızı maça yansıtırız diye düşünüyorum. Sert bir maç olacak. Bizim de sert başlamamız lazım. Söylediğim gibi hafife alırsak sıkıntı yaşayabiliriz" dedi. "TRİBÜNLER BİZE EKSTRA GÜÇ VERİYOR" Ankara seyircisinin tribünlerdeki yerini alacağını vurgulayan Balbay, "Ankara seyircisi bizi hiç yalnız bırakmıyor, her zaman yanımızdalar. Hiç şüphem yok ki bütün tribünler dolu dolu olacak, coşkuyla bizi destekleyecekler. Bize ekstra güç kuvvet veriyorlar. Umarım şölen şeklinde güzel bir galibiyet alırız hep beraber kutlarız" diye konuştu. "SHANE LARKİN TÜRK BASKETBOLUNA DEĞER KATACAK" Anadolu Efes'te beraber mücadele ettiği Shane Larkin'in milli takıma girmesine ilişkin tecrübeli oyuncu şöyle konuştu: "Shane'in kuşkusuz hepimiz biliyoruz ne kadar iyi bir basketbolcu ne kadar iyi bir kişilik olduğunu. Türk basketboluna değer katacağına şüphemiz yok. O da iyileştiğinde aramızda olacak inşallah. Bence ilerisi için çok parlak çok iyi oldu. Umarım başarılarımızda çok çok katkısı olur."

Doğuş Balbay: Şölen şeklinde bir galibiyet alırız

 3 gün önce

 A Milli Erkek Basketbol Takımı'nın tecrübeli guardı Doğuş Balbay, "Umarım şölen şeklinde güzel bir galibiyet alırız hep beraber kutlarız" dedi. A Milli Erkek Basketbol Takımı, FIBA 2021 Avrupa Şampiyonası Elemeleri'nde bugün Ankara'da Hollanda ile mücadele edecek. Milli takımın tecrübeli isimlerinden Doğuş Balbay, Demirören Haber Ajansı'na (DHA) açıklamalarda bulundu. Tecrübeli guard, Hollanda'nın basketbol ekolü olan bir ülke olmadığını belirterek, "Biz onları iyi analiz ettik. Hiç hafife alınacak bir takımda değil. O yüzden ciddiyetle işimizi yapmamız lazım. Kendi seyircimiz önünde hazır bir şekilde çıkıp galip gelmemiz gerekiyor. Umarım antrenmanda uyguladıklarımızı maça yansıtırız diye düşünüyorum. Sert bir maç olacak. Bizim de sert başlamamız lazım. Söylediğim gibi hafife alırsak sıkıntı yaşayabiliriz" dedi. "TRİBÜNLER BİZE EKSTRA GÜÇ VERİYOR" Ankara seyircisinin tribünlerdeki yerini alacağını vurgulayan Balbay, "Ankara seyircisi bizi hiç yalnız bırakmıyor, her zaman yanımızdalar. Hiç şüphem yok ki bütün tribünler dolu dolu olacak, coşkuyla bizi destekleyecekler. Bize ekstra güç kuvvet veriyorlar. Umarım şölen şeklinde güzel bir galibiyet alırız hep beraber kutlarız" diye konuştu. "SHANE LARKİN TÜRK BASKETBOLUNA DEĞER KATACAK" Anadolu Efes'te beraber mücadele ettiği Shane Larkin'in milli takıma girmesine ilişkin tecrübeli oyuncu şöyle konuştu: "Shane'in kuşkusuz hepimiz biliyoruz ne kadar iyi bir basketbolcu ne kadar iyi bir kişilik olduğunu. Türk basketboluna değer katacağına şüphemiz yok. O da iyileştiğinde aramızda olacak inşallah. Bence ilerisi için çok parlak çok iyi oldu. Umarım başarılarımızda çok çok katkısı olur."

Adana'da 'Banker Bilo' filmi gerçek oldu

 Adana'da, insan kaçakçıları, aralarında kadın ve hasta çocukların da bulunduğu 130 kaçak göçmeni, 'İzmir üzerinden Avrupa'ya gideceksiniz' diyerek, yol kenarına bıraktı. Afganistan, Pakistan ve Özbekistan uyruklu kaçak göçmenlerin yaşadıkları, akıllara 'Banker Bilo' filmini getirdi. D-400 Karayolu üzerindeki bir fabrika önünde bekleyen kaçakları görenler polisi aradı. Bölgeye gelen ekipler, yol kenarındaki yeşillik alanda oturan, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 130 kaçak göçmenle karşılaştı. Afganistan, Pakistan ve Özbekistan uyruklu kaçak göçmenleri, insan kaçakçılarının, 'İzmir üzerinden Avrupa'ya gideceksiniz' diyerek, Adana'da bıraktıkları ortaya çıktı. İnsan kaçakçılarına kişi başı bin dolar verdikleri belirlenen kaçaklar, ülkelerindeki savaş ve açlıktan kaçtıklarını, Türkiye üzerinden Avrupa'ya gitmek istediklerini anlattı. Kaçak göçmenler, sınır dışı edilmek üzere İl Göç İdaresi'ne teslim edildi. 'BANKER BİLO' FİLMİNİ ANDIRDI Kaçak göçmenlerin başına gelenler, Şener Şen ve İlyas Salman'ın başrollerini paylaştığı 'Banker Bilo' filmindeki sahneyi akıllara getirdi.

Adana'da 'Banker Bilo' filmi gerçek oldu

 3 gün önce

 Adana'da, insan kaçakçıları, aralarında kadın ve hasta çocukların da bulunduğu 130 kaçak göçmeni, 'İzmir üzerinden Avrupa'ya gideceksiniz' diyerek, yol kenarına bıraktı. Afganistan, Pakistan ve Özbekistan uyruklu kaçak göçmenlerin yaşadıkları, akıllara 'Banker Bilo' filmini getirdi. D-400 Karayolu üzerindeki bir fabrika önünde bekleyen kaçakları görenler polisi aradı. Bölgeye gelen ekipler, yol kenarındaki yeşillik alanda oturan, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 130 kaçak göçmenle karşılaştı. Afganistan, Pakistan ve Özbekistan uyruklu kaçak göçmenleri, insan kaçakçılarının, 'İzmir üzerinden Avrupa'ya gideceksiniz' diyerek, Adana'da bıraktıkları ortaya çıktı. İnsan kaçakçılarına kişi başı bin dolar verdikleri belirlenen kaçaklar, ülkelerindeki savaş ve açlıktan kaçtıklarını, Türkiye üzerinden Avrupa'ya gitmek istediklerini anlattı. Kaçak göçmenler, sınır dışı edilmek üzere İl Göç İdaresi'ne teslim edildi. 'BANKER BİLO' FİLMİNİ ANDIRDI Kaçak göçmenlerin başına gelenler, Şener Şen ve İlyas Salman'ın başrollerini paylaştığı 'Banker Bilo' filmindeki sahneyi akıllara getirdi.

Hanau kurbanları nurnberg'de anıldı

 Hanau kentinde düzenlenen ve 9 kişinin hayatını kaybettiği katliam nedeniyle Almanya'da birçok şehirde anma gösterileri düzenlendi. Anma törenlerinden biri de Nasyolist Sosyalist Yeraltı (NSU) örgütünün 3 kişiyi katlettiği Nürnberg'de yapıldı. Nürnberg Metropol Bölgesi Türk Toplumu'nun organize ettiği tören, kentin merkezi olan Plarrer meydanında gerçekleşti.

Hanau kurbanları nurnberg'de anıldı

 3 gün önce

 Hanau kentinde düzenlenen ve 9 kişinin hayatını kaybettiği katliam nedeniyle Almanya'da birçok şehirde anma gösterileri düzenlendi. Anma törenlerinden biri de Nasyolist Sosyalist Yeraltı (NSU) örgütünün 3 kişiyi katlettiği Nürnberg'de yapıldı. Nürnberg Metropol Bölgesi Türk Toplumu'nun organize ettiği tören, kentin merkezi olan Plarrer meydanında gerçekleşti.

Kardan kulübe yapıp, içinde çay ikram ettiler

 Hakkari'nin Yüksekova ilçesinde, yoğun kar yağışı nedeniyle tek katlı evler ve araçlar, kara gömülürken, bölge esnafı da kardan kulübe yaptı. 4 saat süren çalışma sonucu kulübeyi tamamlayan 2 arkadaş, içinde ise gelenlere çay ikram etti. Yüksekova ve çevresinde etkili olan yoğun kar yağışı, hayatı olumsuz etkilerken, bazı tek katlı evler ve araçlar, kalınlığı 1 metreyi aşan kara gömüldü. Yüksekova'da yaşayan ve ilçe merkezinde dükkan işleten Behruz Demir, konfeksiyoncu arkadaşı Fatih Hazey ile birlikte kardan kulübe yaptı. 2 metre yüksekliği, 2 metre de genişliği olan kulübenin yapımı, yaklaşık 4 saat sürdü. Demir ve Hazey, kulübeyi tamamladıktan sonra da içine sehpa ve sandalye bırakarak, gelen arkadaşlarına ve müşterilerine çay ikram etti. Kulübenin ilgi çektiğini ve gelenlerin hatıra fotoğrafı çektiğini belirten Behruz Demir, "Sabah iş yerimizi açmaya geldik. Çok kar yağmıştı. İşin doğrusu bunu fırsata çevirmek istedik. Böyle bir şey yapmaya başladık. Keyifli oldu. Şimdi gelen müşterilerimize çayı burada ikram ediyoruz" dedi.

Kardan kulübe yapıp, içinde çay ikram ettiler

 3 gün önce

 Hakkari'nin Yüksekova ilçesinde, yoğun kar yağışı nedeniyle tek katlı evler ve araçlar, kara gömülürken, bölge esnafı da kardan kulübe yaptı. 4 saat süren çalışma sonucu kulübeyi tamamlayan 2 arkadaş, içinde ise gelenlere çay ikram etti. Yüksekova ve çevresinde etkili olan yoğun kar yağışı, hayatı olumsuz etkilerken, bazı tek katlı evler ve araçlar, kalınlığı 1 metreyi aşan kara gömüldü. Yüksekova'da yaşayan ve ilçe merkezinde dükkan işleten Behruz Demir, konfeksiyoncu arkadaşı Fatih Hazey ile birlikte kardan kulübe yaptı. 2 metre yüksekliği, 2 metre de genişliği olan kulübenin yapımı, yaklaşık 4 saat sürdü. Demir ve Hazey, kulübeyi tamamladıktan sonra da içine sehpa ve sandalye bırakarak, gelen arkadaşlarına ve müşterilerine çay ikram etti. Kulübenin ilgi çektiğini ve gelenlerin hatıra fotoğrafı çektiğini belirten Behruz Demir, "Sabah iş yerimizi açmaya geldik. Çok kar yağmıştı. İşin doğrusu bunu fırsata çevirmek istedik. Böyle bir şey yapmaya başladık. Keyifli oldu. Şimdi gelen müşterilerimize çayı burada ikram ediyoruz" dedi.

Altına alternatif olarak geldi... Düğünlerin kurtarıcısı oldu! Yoğun talep var

 Altın fiyatlarındaki hızlı yükseliş, yaklaşan düğün sezonu öncesi birçok aileyi kara kara düşündürmeye başladı. Düğün yapmak isteyenler ise imitasyon altına yöneldi. Müşteri bulmakta zorlanan kuyumcular ise altındaki artışın devam edeceğini düşündüklerini söyledi. Özellikle düğünlerde geline takılan altın miktarı ile bilinen Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde, evlenmek isteyen çiftler, yükselen altın fiyatları karşısında imitasyon altınlara yöneldi. Düğün sezonunun yaklaşması ve yükselen altın fiyatları nedeniyle evlenecek olan çiftler ve aileleri çevresine mahcup olmamak için takı olarak Çin ve Dubai’de üretilen imitasyon ürünleri almaya başladı. İmitasyon kemer, gerdanlık, akıtma, bilezik ve kordonlar, bijuteri ve pazarlarda satılıyor. Evlilik için altın almaya gücü yetmeyenler, fiyatları 5 liradan başlayıp 2 bin bin liraya kadar yükselen çeşitli ebatlardaki bu takılardan alıyor. Gerçeğini aratmayan taklit ürünlere rağbet gösterilirken, kuyumcu esnafı ise yükselen altın fiyatları karşısında müşteri bulamamaktan şikayet ediyor. '10 YILDA 6 KAT YÜKSELDİ' Gaziantep Kuyumcular Odası Başkanı Sedat Özdinç, altın fiyatlarının 10 yıl içerisinde 6 katına çıktığını söyleyerek, 2010 yılında evlenecek bir çiftin 20 ile 30 bin liralık altın aldığını günümüzde ise bunun 100 bin liraya kadar yükseldiğini anlattı. Özdinç, vatandaşların evlenirken aldığı altın miktarını azalttığını ifade ederek, "Altın sadece Türkiye'de değil, tüm dünyada yükseliyor. Eskiden altın sadece Türkiye'deki krizlerden dolayı yükselirdi, şimdi tüm dünyada yükseliyor. 2010 yılındaki bir düğün alışverişi ile şimdiki arasında 6 katı bir yükseliş var. Eskiden insanlar 12 çift burma bilezik 2,5 metre kordon, takım, set, alyans bunların hepsini alırdı. Şimdi fiyatlar çok yüksek olduğu için 1 çift bilezik, küçük bir altın set, alyanslar ile düğünü geçiştirmeye çalışıyor. 2010 yılında evlenecek bir vatandaş oğlunu evlendirdiği zaman 20 bin ile 30 bin TL'ye altın alıyorsa, bu şimdi 100 bin TL'ye çıktı. Bunun nedeni de yine altının çok yükselişi'' dedi. 'İNSANLAR DÜŞÜK AYARLI ALTINLARA YÖNELDİ' Altın fiyatlarının yükselmesi ile birlikte insanların düşük ayarlı altınları tercih etmeye başladığını belirten Sedat Özdinç, ''Düşük ayarlı altınların fiyatları biraz daha düşük. 14 ayar altın artık daha çok alınıyor. Bunun nedeni hem ekonomik hem de işçilik olarak daha gösterişli oluşu. İmitasyon ürünleri kesinlikle tavsiye etmiyoruz. 100 TL'ye imitasyon ürün alacaklarına o fiyata altın alsınlar diyoruz. Bu ürünler kuyumcuları bozmaya başladı. İmitasyon ürünler kuyumcu vitrinlerinde olmaya başladı. Biz bunun üzerinde durup gerekli özeni göstermeye çalışıyoruz. İnsanlar imitasyondan uzak dursunlar'' diye konuştu. 'KUYUMCULARDAN ÖDÜNÇ ALANLAR OLUYOR' Gaziantep’teki kuyumcu esnafı Ali Bilben ise, altın fiyatlarının yükselişinden dolayı insanların altına yatırım yapmadığını söyledi. Bilben, özellikle evlenecek çiftlerin imitasyon ürünü tercih ettiğini ya da tanıdıkların kuyumcudan tekrar iade etmek üzere altın aldıklarını dile getirerek, "Altın fiyatları çok yüksek. İnsanlar zor durumda. Altını artık yatırım olarak alan kalmadı. Borcu olanlar alıyorlar. Bu yüzden kuyumcu esnafı da eskisi gibi iş yapamaz hale geldi'' dedi. 'GERÇEĞİNDE NE VARSA BİZDE DE VAR' Taklit ürün satan esnaf Bilal Aslan, sahte altınların gerçek altın ürünlerinden ayırt edilmesinin güç olduğunu söyledi. Dar gelirli insanların tercihini taklit ürünlerden yana kullandığını ifade eden Aslan, "Bu altınları parası olmayan insanlar alıyorlar. Bu ürünler altınların birebir aynısı fiyatlar kalitesine göre değişiyor. Bazen daha kalitelisini de yapıyoruz. Burada her çeşit sahte altın var. Kolye, zincir, bileklik, yüzük, gerçek altın olarak ne varsa burada da her şeyi bulabilirler'' diye konuştu. 'DÜĞÜNLERDE GÖSTERİŞ OLSUN DİYE ALIYORUZ' Çarşıda satılan taklit ürünleri inceleyen Gönül Kendirci ise, ''Bu sahte altınlara mecburiyetten bakıyoruz. Ne yapalım imkanımız bu kadar. Fiyatlar çok yüksek ben kuyumcunun önünden bile geçmiyorum o yüzden bunlara bakıyorum . Mecburen düğünlerde gösteriş olsun diye bunları alıyoruz'' dedi.

Altına alternatif olarak geldi... Düğünlerin kurtarıcısı oldu! Yoğun talep var

 3 gün önce

 Altın fiyatlarındaki hızlı yükseliş, yaklaşan düğün sezonu öncesi birçok aileyi kara kara düşündürmeye başladı. Düğün yapmak isteyenler ise imitasyon altına yöneldi. Müşteri bulmakta zorlanan kuyumcular ise altındaki artışın devam edeceğini düşündüklerini söyledi. Özellikle düğünlerde geline takılan altın miktarı ile bilinen Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde, evlenmek isteyen çiftler, yükselen altın fiyatları karşısında imitasyon altınlara yöneldi. Düğün sezonunun yaklaşması ve yükselen altın fiyatları nedeniyle evlenecek olan çiftler ve aileleri çevresine mahcup olmamak için takı olarak Çin ve Dubai’de üretilen imitasyon ürünleri almaya başladı. İmitasyon kemer, gerdanlık, akıtma, bilezik ve kordonlar, bijuteri ve pazarlarda satılıyor. Evlilik için altın almaya gücü yetmeyenler, fiyatları 5 liradan başlayıp 2 bin bin liraya kadar yükselen çeşitli ebatlardaki bu takılardan alıyor. Gerçeğini aratmayan taklit ürünlere rağbet gösterilirken, kuyumcu esnafı ise yükselen altın fiyatları karşısında müşteri bulamamaktan şikayet ediyor. '10 YILDA 6 KAT YÜKSELDİ' Gaziantep Kuyumcular Odası Başkanı Sedat Özdinç, altın fiyatlarının 10 yıl içerisinde 6 katına çıktığını söyleyerek, 2010 yılında evlenecek bir çiftin 20 ile 30 bin liralık altın aldığını günümüzde ise bunun 100 bin liraya kadar yükseldiğini anlattı. Özdinç, vatandaşların evlenirken aldığı altın miktarını azalttığını ifade ederek, "Altın sadece Türkiye'de değil, tüm dünyada yükseliyor. Eskiden altın sadece Türkiye'deki krizlerden dolayı yükselirdi, şimdi tüm dünyada yükseliyor. 2010 yılındaki bir düğün alışverişi ile şimdiki arasında 6 katı bir yükseliş var. Eskiden insanlar 12 çift burma bilezik 2,5 metre kordon, takım, set, alyans bunların hepsini alırdı. Şimdi fiyatlar çok yüksek olduğu için 1 çift bilezik, küçük bir altın set, alyanslar ile düğünü geçiştirmeye çalışıyor. 2010 yılında evlenecek bir vatandaş oğlunu evlendirdiği zaman 20 bin ile 30 bin TL'ye altın alıyorsa, bu şimdi 100 bin TL'ye çıktı. Bunun nedeni de yine altının çok yükselişi'' dedi. 'İNSANLAR DÜŞÜK AYARLI ALTINLARA YÖNELDİ' Altın fiyatlarının yükselmesi ile birlikte insanların düşük ayarlı altınları tercih etmeye başladığını belirten Sedat Özdinç, ''Düşük ayarlı altınların fiyatları biraz daha düşük. 14 ayar altın artık daha çok alınıyor. Bunun nedeni hem ekonomik hem de işçilik olarak daha gösterişli oluşu. İmitasyon ürünleri kesinlikle tavsiye etmiyoruz. 100 TL'ye imitasyon ürün alacaklarına o fiyata altın alsınlar diyoruz. Bu ürünler kuyumcuları bozmaya başladı. İmitasyon ürünler kuyumcu vitrinlerinde olmaya başladı. Biz bunun üzerinde durup gerekli özeni göstermeye çalışıyoruz. İnsanlar imitasyondan uzak dursunlar'' diye konuştu. 'KUYUMCULARDAN ÖDÜNÇ ALANLAR OLUYOR' Gaziantep’teki kuyumcu esnafı Ali Bilben ise, altın fiyatlarının yükselişinden dolayı insanların altına yatırım yapmadığını söyledi. Bilben, özellikle evlenecek çiftlerin imitasyon ürünü tercih ettiğini ya da tanıdıkların kuyumcudan tekrar iade etmek üzere altın aldıklarını dile getirerek, "Altın fiyatları çok yüksek. İnsanlar zor durumda. Altını artık yatırım olarak alan kalmadı. Borcu olanlar alıyorlar. Bu yüzden kuyumcu esnafı da eskisi gibi iş yapamaz hale geldi'' dedi. 'GERÇEĞİNDE NE VARSA BİZDE DE VAR' Taklit ürün satan esnaf Bilal Aslan, sahte altınların gerçek altın ürünlerinden ayırt edilmesinin güç olduğunu söyledi. Dar gelirli insanların tercihini taklit ürünlerden yana kullandığını ifade eden Aslan, "Bu altınları parası olmayan insanlar alıyorlar. Bu ürünler altınların birebir aynısı fiyatlar kalitesine göre değişiyor. Bazen daha kalitelisini de yapıyoruz. Burada her çeşit sahte altın var. Kolye, zincir, bileklik, yüzük, gerçek altın olarak ne varsa burada da her şeyi bulabilirler'' diye konuştu. 'DÜĞÜNLERDE GÖSTERİŞ OLSUN DİYE ALIYORUZ' Çarşıda satılan taklit ürünleri inceleyen Gönül Kendirci ise, ''Bu sahte altınlara mecburiyetten bakıyoruz. Ne yapalım imkanımız bu kadar. Fiyatlar çok yüksek ben kuyumcunun önünden bile geçmiyorum o yüzden bunlara bakıyorum . Mecburen düğünlerde gösteriş olsun diye bunları alıyoruz'' dedi.

Ovacık'ta hayvancılık yapan vatandaşlar, zorlu kış şartlarını atlatmaya çalışıyor

 Tunceli'nin Ovacık ilçesinde hayvancılık yapan vatandaşlar, 6 ay boyunca kapalı alanda besledikleri hayvanlarıyla, kar kalınlığının 2 metreyi bulduğu zorlu kış şartlarını atlatmaya çalışıyor. Ovacık ilçesinde, küçükbaş hayvancılık yaparak geçimini sağlayan Umut Candaş Yarar, ilçede 6 ay boyunca etkili olan zorlu kış şartlarını, hayvanları ile kurdukları sevgi bağı ile atlattıklarını söyledi. Kar kalınlığının 2 metreyi bulması nedeniyle kış aylarında ilçe genelinde hayvancılık yaparak geçimini sağlayan vatandaşlar, fasulye samanı ve doğadan topladıkları otlarla zorlu kış aylarını atlatmaya çalışıyor. İlçe merkezinde küçükbaş hayvancılık yapan Umut Candaş Yarar, hayvanlarını sevgi ile beslediğini söyledi. Yarar, "Zamanımın büyük bölümünü hayvanlarımla birlikte geçiriyorum. Onlar benim mutluluk kaynağım. Özelikle bu aralar küçükbaş hayvanların doğum zamanı. Her ahıra geldiğimde sevinç ve heyecan ile ahıra geliyorum. Oğlaklar ve kuzular doğmuş, onları görünce alıp seviyorum, kucaklıyorum, mutlu oluyorum. Özellikle keçilerimle çok iyi bir ilişkim var. Bütün günümü onlar ile geçirdiğim için her keçinin bir ismi var. Ben çağırınca hemen yanıma geliyorlar. İsimleriyle çağırdığım zaman etrafımda kümeleniyorlar" dedi. 'ARPA VE SAMAN FİYATLARI ÇOK PAHALI' Özellikle küçükbaş hayvanların beslenmesinde çok önemli olan arpa ve saman fiyatlarının çok arttığını belirten Yarar, şunları kaydetti: "Ben her gün sabah erken 5'te hayvanlarımın yanına gelerek onlarla ilgileniyorum. Günde 2 kez suluyor ve 3 kez de yem veriyorum. Hayvanlarımıza 6 ay boyunca ağırlıklı olarak saman ve arpa vermek durumundayız yoksa yaşayamazlar. Alım gücümüz düşük kış şartları ağır." İlçeye bağlı Paşadüzü köyünde küçükbaş hayvancılık yaparak geçimini sağlayan İlhan Demir de, "Özellikle kış ayları boyunca hayvan satışı yapamıyoruz. Satış olmayınca yem ve saman alamıyoruz. Kış şartları burada 6 ayı buluyor. Kar bazen 2 metreyi buluyor. Arpa ihtiyacımız var ama alamıyoruz. Yani kışın hem hayvanlarımız, hem biz zorlanıyoruz. Bazı hayvanlarımız soğuk havaya dayanamıyor ve telef oluyor" diye konuştu.

Ovacık'ta hayvancılık yapan vatandaşlar, zorlu kış şartlarını atlatmaya çalışıyor

 3 gün önce

 Tunceli'nin Ovacık ilçesinde hayvancılık yapan vatandaşlar, 6 ay boyunca kapalı alanda besledikleri hayvanlarıyla, kar kalınlığının 2 metreyi bulduğu zorlu kış şartlarını atlatmaya çalışıyor. Ovacık ilçesinde, küçükbaş hayvancılık yaparak geçimini sağlayan Umut Candaş Yarar, ilçede 6 ay boyunca etkili olan zorlu kış şartlarını, hayvanları ile kurdukları sevgi bağı ile atlattıklarını söyledi. Kar kalınlığının 2 metreyi bulması nedeniyle kış aylarında ilçe genelinde hayvancılık yaparak geçimini sağlayan vatandaşlar, fasulye samanı ve doğadan topladıkları otlarla zorlu kış aylarını atlatmaya çalışıyor. İlçe merkezinde küçükbaş hayvancılık yapan Umut Candaş Yarar, hayvanlarını sevgi ile beslediğini söyledi. Yarar, "Zamanımın büyük bölümünü hayvanlarımla birlikte geçiriyorum. Onlar benim mutluluk kaynağım. Özelikle bu aralar küçükbaş hayvanların doğum zamanı. Her ahıra geldiğimde sevinç ve heyecan ile ahıra geliyorum. Oğlaklar ve kuzular doğmuş, onları görünce alıp seviyorum, kucaklıyorum, mutlu oluyorum. Özellikle keçilerimle çok iyi bir ilişkim var. Bütün günümü onlar ile geçirdiğim için her keçinin bir ismi var. Ben çağırınca hemen yanıma geliyorlar. İsimleriyle çağırdığım zaman etrafımda kümeleniyorlar" dedi. 'ARPA VE SAMAN FİYATLARI ÇOK PAHALI' Özellikle küçükbaş hayvanların beslenmesinde çok önemli olan arpa ve saman fiyatlarının çok arttığını belirten Yarar, şunları kaydetti: "Ben her gün sabah erken 5'te hayvanlarımın yanına gelerek onlarla ilgileniyorum. Günde 2 kez suluyor ve 3 kez de yem veriyorum. Hayvanlarımıza 6 ay boyunca ağırlıklı olarak saman ve arpa vermek durumundayız yoksa yaşayamazlar. Alım gücümüz düşük kış şartları ağır." İlçeye bağlı Paşadüzü köyünde küçükbaş hayvancılık yaparak geçimini sağlayan İlhan Demir de, "Özellikle kış ayları boyunca hayvan satışı yapamıyoruz. Satış olmayınca yem ve saman alamıyoruz. Kış şartları burada 6 ayı buluyor. Kar bazen 2 metreyi buluyor. Arpa ihtiyacımız var ama alamıyoruz. Yani kışın hem hayvanlarımız, hem biz zorlanıyoruz. Bazı hayvanlarımız soğuk havaya dayanamıyor ve telef oluyor" diye konuştu.

'Ucuz ekmek tartışması' devam ediyor... Davalı fırın kararı Yargıtay'a taşıdı

 Antalya'da mahkemenin ilan edilen fiyatın altında ekmek satan fırının haksız rekabet oluşturduğuna hükmetmesinin ardından başlayan tartışma devam ediyor. 75 kuruştan ekmek satmaya devam eden fırınlara vatandaşlar, yoğun talep gösteriyor. Davalı fırın ise alınan kararı yargıtaya taşıdı. Antalya'da, 2015 yılında, 250 gram ekmeğin 1 TL'den satılması yönünde alınan karara Muratpaşa ilçesinde bir fırın uymayarak ekmeği 70 ve 75 kuruştan sattı. Antalya Ekmek Üreticileri Derneği, fırının fiyat tarifesine uymadığını, maliyetin altında satış yaparak diğer fırın ve marketlere zarar verdiğini savunarak dava açtı. 2016 yılında başlayan davada yerel mahkeme 250 gramlık ekmeğin maliyetinin 87 kuruş olduğunu, fırının bu fiyatın altında satış yaparak haksız rekabet oluşturduğuna yönelik hüküm verdi. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi'ne taşınan davada üst mahkeme, ilk mahkemenin verdiği karara uyarak, ucuz ekmek satan fırının haksız rekabete neden olduğunu kaydetti. Mahkeme, haksız rekabetin menedilmesine yönelik kararını açıkladı. FIRIN EL DEĞİŞTİRDİ Mahkemenin kararı Antalya'da fırıncılar arasında tartışma yarattı. Antalya'da, 5 yıl önce tavsiye edilen fiyatın altında ekmek satıldığı için haksız rekabet oluşturduğuna hükmedilen fırının şimdiki sahibi Yusuf Tekin, fırını yaklaşık 1 yıl önce 6 Mart'ta devraldıklarını kaydetti. Ruhsat değişmediği için işletmeyi eski ismiyle çalıştırdıklarını belirten Tekin, ilan edilen fiyattan ekmeği sattıklarını belirterek, "Şu anda taş fırın ekmeğinin maliyeti 95 kuruş. Sağlıklı koşullarda üretilen bir taş fırın ekmeğinin maliyeti. Biz rayiç olarak bakkallara dağıttığımız ekmeklerimizi 1 liradan veriyoruz. 95 kuruşun altında olanlar özellikle Kepez bölgesinde, 75 kuruşa büyük firmaların yaptığı rekabet. Bizim tarzımızda butik çalışan bir yer 100 çuval alıyorsa onlar 200 çuval alarak unu daha az fiyata getiriyor ve böyle haksız bir rekabet oluşuyor. Biz sağlıklı koşullarda 95 kuruşa ekmeğimizi mal ediyoruz. Tezgah satış fiyatımız 1 lira 25 kuruştur. Olması gereken fiyat budur. Ne halkımıza ne de kendimize zarar veriyoruz. Herkesin ortak çıkarları doğrultusunda hareket ediyoruz" diye konuştu. 'EKMEKTEN DEĞİL, DİĞER MAMÜLLERDEN KAR SAĞLIYORUZ' Kepez ilçesinde 75 kuruşa ekmek satan başka bir fırının işletme müdürü Nihat Bayır, günlük 6 bin etmek sattıklarını söyledi. Bir market grubuna satışlarının olmadığını dile getiren Bayır, ekmeği tezgahta direkt halka ulaştırdıklarını aktardı. Ekmeğin yanında tatlı ve pasta çeşitleri de olduğunu kaydeden Bayır, bu ürünlerden kar el ettikleri için ekmeği bu fiyata sattıklarına belirterek şöyle konuştu: “Maliyetinde ekmek satıyoruz, karımız yok. Sadece ekmek yapan bir fırın olsak bu fiyatlara satmamızın imkanı yok. Ekmeğin bize maliyeti zaten 75 kuruş. Diğer ürünleri satabilmek için ekmeği bu fiyattan veriyoruz, ticari bir yöntem. Bazı fırınlar fiyatları bozduğu için bu fiyata satmak zorunda kalıyoruz. Herkes aynı fiyattan satarsa biz de o fiyata satarız. Temel gıda olduğu için insanlar 10 kuruş bile ucuz olsa, ekmeği ucuz satan yerden tercih ediyor. Biz ekmekten değil, diğer ürünlerden kar elde ediyoruz. Bu arada ekmeğin kalitesini düşürmüyoruz. İmalathanemiz herkese açık, haftalık ve aylık denetime tabi tutuluyoruz. Sağlıktan ödün vermiyoruz, ürettiğimiz ekmeğin aynısını biz de evimize götürüyoruz." VATANDAŞLAR: EKONOMİMİZ UCUZ EKMEK GEREKTİYOR Kepez ilçesinde 75 kuruşa ekmek satan fırından alışveriş yapan İsa Akkuzu, "Burada ekmeğin kalitesi de iyi, fiyatı da iyi. Ucuza aldığımız ekmek daha uzun süre yumuşak kalıyor. Mahkemenin verdiği kararı doğru bulmuyorum. 3,5 yıldır aldığım ucuz ekmekte hiç sıkıntı hiç yaşamadık" dedi. Fırın müşterisi Halil Erkuş da, "Sıhhi ve temiz ekmek üretiliyor. Ekmekleri lezzetli. Ekonomi zor para yok, asgari ücretli bir emekliyim. Bu yüzden 5 kuruşun hesabını yapmak zorundayım. Birileri rekabete girip fiyat indiriyorsa, onu takdir etmek gerekiyor. 75 kuruştan kurtarıyor ki fırın bu fiyattan verebiliyor. Haksız rekabete işletme ne kadar dayanabilir ki? Kararı verenler bir de gelip vatandaşın gözüyle baksın" diye konuştu. Fırında her zaman sıcak ve taze ekmek bulunduğunu kaydeden Şahver Hindioğlu ise, "Daha kaliteli ve taze bulduğumuz için burayı tercih ediyoruz. Sürekli sıcak ekmek var, uygun fiyatlı ve taze ekmek. Vatandaşın ekonomik durumu belli. Nerede uygun fiyatlı bulursa ekmeği oradan alır" dedi.

'Ucuz ekmek tartışması' devam ediyor... Davalı fırın kararı Yargıtay'a taşıdı

 3 gün önce

 Antalya'da mahkemenin ilan edilen fiyatın altında ekmek satan fırının haksız rekabet oluşturduğuna hükmetmesinin ardından başlayan tartışma devam ediyor. 75 kuruştan ekmek satmaya devam eden fırınlara vatandaşlar, yoğun talep gösteriyor. Davalı fırın ise alınan kararı yargıtaya taşıdı. Antalya'da, 2015 yılında, 250 gram ekmeğin 1 TL'den satılması yönünde alınan karara Muratpaşa ilçesinde bir fırın uymayarak ekmeği 70 ve 75 kuruştan sattı. Antalya Ekmek Üreticileri Derneği, fırının fiyat tarifesine uymadığını, maliyetin altında satış yaparak diğer fırın ve marketlere zarar verdiğini savunarak dava açtı. 2016 yılında başlayan davada yerel mahkeme 250 gramlık ekmeğin maliyetinin 87 kuruş olduğunu, fırının bu fiyatın altında satış yaparak haksız rekabet oluşturduğuna yönelik hüküm verdi. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi'ne taşınan davada üst mahkeme, ilk mahkemenin verdiği karara uyarak, ucuz ekmek satan fırının haksız rekabete neden olduğunu kaydetti. Mahkeme, haksız rekabetin menedilmesine yönelik kararını açıkladı. FIRIN EL DEĞİŞTİRDİ Mahkemenin kararı Antalya'da fırıncılar arasında tartışma yarattı. Antalya'da, 5 yıl önce tavsiye edilen fiyatın altında ekmek satıldığı için haksız rekabet oluşturduğuna hükmedilen fırının şimdiki sahibi Yusuf Tekin, fırını yaklaşık 1 yıl önce 6 Mart'ta devraldıklarını kaydetti. Ruhsat değişmediği için işletmeyi eski ismiyle çalıştırdıklarını belirten Tekin, ilan edilen fiyattan ekmeği sattıklarını belirterek, "Şu anda taş fırın ekmeğinin maliyeti 95 kuruş. Sağlıklı koşullarda üretilen bir taş fırın ekmeğinin maliyeti. Biz rayiç olarak bakkallara dağıttığımız ekmeklerimizi 1 liradan veriyoruz. 95 kuruşun altında olanlar özellikle Kepez bölgesinde, 75 kuruşa büyük firmaların yaptığı rekabet. Bizim tarzımızda butik çalışan bir yer 100 çuval alıyorsa onlar 200 çuval alarak unu daha az fiyata getiriyor ve böyle haksız bir rekabet oluşuyor. Biz sağlıklı koşullarda 95 kuruşa ekmeğimizi mal ediyoruz. Tezgah satış fiyatımız 1 lira 25 kuruştur. Olması gereken fiyat budur. Ne halkımıza ne de kendimize zarar veriyoruz. Herkesin ortak çıkarları doğrultusunda hareket ediyoruz" diye konuştu. 'EKMEKTEN DEĞİL, DİĞER MAMÜLLERDEN KAR SAĞLIYORUZ' Kepez ilçesinde 75 kuruşa ekmek satan başka bir fırının işletme müdürü Nihat Bayır, günlük 6 bin etmek sattıklarını söyledi. Bir market grubuna satışlarının olmadığını dile getiren Bayır, ekmeği tezgahta direkt halka ulaştırdıklarını aktardı. Ekmeğin yanında tatlı ve pasta çeşitleri de olduğunu kaydeden Bayır, bu ürünlerden kar el ettikleri için ekmeği bu fiyata sattıklarına belirterek şöyle konuştu: “Maliyetinde ekmek satıyoruz, karımız yok. Sadece ekmek yapan bir fırın olsak bu fiyatlara satmamızın imkanı yok. Ekmeğin bize maliyeti zaten 75 kuruş. Diğer ürünleri satabilmek için ekmeği bu fiyattan veriyoruz, ticari bir yöntem. Bazı fırınlar fiyatları bozduğu için bu fiyata satmak zorunda kalıyoruz. Herkes aynı fiyattan satarsa biz de o fiyata satarız. Temel gıda olduğu için insanlar 10 kuruş bile ucuz olsa, ekmeği ucuz satan yerden tercih ediyor. Biz ekmekten değil, diğer ürünlerden kar elde ediyoruz. Bu arada ekmeğin kalitesini düşürmüyoruz. İmalathanemiz herkese açık, haftalık ve aylık denetime tabi tutuluyoruz. Sağlıktan ödün vermiyoruz, ürettiğimiz ekmeğin aynısını biz de evimize götürüyoruz." VATANDAŞLAR: EKONOMİMİZ UCUZ EKMEK GEREKTİYOR Kepez ilçesinde 75 kuruşa ekmek satan fırından alışveriş yapan İsa Akkuzu, "Burada ekmeğin kalitesi de iyi, fiyatı da iyi. Ucuza aldığımız ekmek daha uzun süre yumuşak kalıyor. Mahkemenin verdiği kararı doğru bulmuyorum. 3,5 yıldır aldığım ucuz ekmekte hiç sıkıntı hiç yaşamadık" dedi. Fırın müşterisi Halil Erkuş da, "Sıhhi ve temiz ekmek üretiliyor. Ekmekleri lezzetli. Ekonomi zor para yok, asgari ücretli bir emekliyim. Bu yüzden 5 kuruşun hesabını yapmak zorundayım. Birileri rekabete girip fiyat indiriyorsa, onu takdir etmek gerekiyor. 75 kuruştan kurtarıyor ki fırın bu fiyattan verebiliyor. Haksız rekabete işletme ne kadar dayanabilir ki? Kararı verenler bir de gelip vatandaşın gözüyle baksın" diye konuştu. Fırında her zaman sıcak ve taze ekmek bulunduğunu kaydeden Şahver Hindioğlu ise, "Daha kaliteli ve taze bulduğumuz için burayı tercih ediyoruz. Sürekli sıcak ekmek var, uygun fiyatlı ve taze ekmek. Vatandaşın ekonomik durumu belli. Nerede uygun fiyatlı bulursa ekmeği oradan alır" dedi.

İzmirli fırıncıların 'ekmek' kavgası

 İzmir'li unlu mamul üreticileri, boyozdan kuru pastaya kadar her türde unlu mamulü üretmelerine rağmen 6 yıl önce yenilenen yönetmelik ile ekmek yapmalarının yasaklandığını bildirerek, ruhsat alabilmeleri için getirilen kriterlerin yeniden düzenlenmesini istediler. 'İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelik,' 2005 ve 2007 yıllarında Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. 2014 yılında ise yeni maddelerin eklendiği yönetmelik, ekmek üretilecek mekanlara sınırlama getirdi. Boyoz, gevrek ya da poğaça gibi çok sayıda unlu mamulü imal edip satan işletmeler, ekmek üretimini bitirmek zorunda kaldı. Ekmek üretimi için ilçe tarım müdürlüklerinden işletme kayıt belgesi, ilçe belediyelerden de ruhsat almaları gerektiğini anlatan İzmirli unlu mamul üreticileri, sektörde haksız rekabet yaşandığını bu nedenle kendilerine de yetki verilmesini istedi. 'BİZ NEDEN EKMEK ÇIKARAMIYORUZ' Ekmek fırınlarında tüm unlu mamullerin üretilebildiğini belirten İzmir Boyoz ve Börek Sanatkarları Federasyonu Başkan Yardımcısı Abdülkadir Acep, fırınında börek, boyoz, kuru pasta, yaş pasta, pide ve gevrek hazırlayıp sattığını anlattı. Acep, "Bizde ekmek yapmak yasak. Neden olduğunu biz de bilmiyoruz. Ekmek fırınları bizim hazırladığımız tüm ürünleri çıkarabiliyor. Biz neden ekmek çıkaramıyoruz? Müşteriyi memnun etmek ve 'yok' dememek için başka yerden ekmek satın alıp soğuk satıyoruz. Ama sıcak ekmek satamıyoruz" dedi. Ekmek fırınında peynir ve zeytinin dahi satılabildiğini dile getiren Acep, "Fırınlar baklava ya da yaş pasta bile satıyor. Pasta yapmak ekmekten bin kat daha zor. En kolayı ekmektir ama ekmek bize yasak. Ekmek fırının üstünde ev olmayacak. Bağımsız bir yerde olacak. Böyle bir yeri ancak dağ başında bulabilirsiniz" diye konuştu. 'SOĞUK EKMEK SATIYORUZ, ÜRETİRSEK CEZA YİYORUZ' İzmir'de 40 yıldır fırını olduğunu ve unlu mamuller üretip sattığını vurgulayan İbrahim Bilge, "Undan yapamayacağımız hiçbir şey yok. Ekmek üretmek hepsinden daha basit. Müşteri soruyor. 15- 20 tane alıp koyuyorum, ama yine de rahatsız oluyor. Her geldiğimizde soğuk olduğunu söylüyoruz. Müşteri bizim elimizden çıkmasını istiyor" dedi. Musa Çakmak da şunları söyledi: "Unlu mamuller olarak börek, gevrek, yaş pasta yapıyoruz. İmalat için ne isteniyorsa bizden de aynısı isteniyor. Ekmek ne hikmetse bize yasak. Denetim yapılıyor, üretirsek cezai işlem uygulanıyor." 'EKMEK İÇİN 20 METREKARE YETER' Unlu mamuller sektöründe 2005 yılından bu yana ekmek üretemediklerini kaydeden Tuncay Özel de "Ekmek fırınları bizim ürettiklerimizi daha düşük fiyatlarla satabiliyor. Bizim mekanlarımız hijyenik. Ama maalesef odalar bu işe el atıyor. Zor zamanlarda mücadelemizi veriyoruz. Ama üretici sıcak ekmeği bulabileceği yere gidiyor" dedi. Fırıncılardan imalat konusunda daha çok materyale sahip olduklarını vurgulayan Metin Köroğlu da "Müşteriye soğuk ekmek veriyoruz. Bizlerden bir fabrika niteliğinde yerler isteniyor. Oysa 300- 500 ekmek üretebilecekken bir fabrikanın niteliği olması isteniyor. 300 metrekarelik alan büyüklüğünde dükkanlarımız yok. Ekmek üretmek için10- 20 metrekare yer yeter" diye konuştu.

İzmirli fırıncıların 'ekmek' kavgası

 3 gün önce

 İzmir'li unlu mamul üreticileri, boyozdan kuru pastaya kadar her türde unlu mamulü üretmelerine rağmen 6 yıl önce yenilenen yönetmelik ile ekmek yapmalarının yasaklandığını bildirerek, ruhsat alabilmeleri için getirilen kriterlerin yeniden düzenlenmesini istediler. 'İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelik,' 2005 ve 2007 yıllarında Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. 2014 yılında ise yeni maddelerin eklendiği yönetmelik, ekmek üretilecek mekanlara sınırlama getirdi. Boyoz, gevrek ya da poğaça gibi çok sayıda unlu mamulü imal edip satan işletmeler, ekmek üretimini bitirmek zorunda kaldı. Ekmek üretimi için ilçe tarım müdürlüklerinden işletme kayıt belgesi, ilçe belediyelerden de ruhsat almaları gerektiğini anlatan İzmirli unlu mamul üreticileri, sektörde haksız rekabet yaşandığını bu nedenle kendilerine de yetki verilmesini istedi. 'BİZ NEDEN EKMEK ÇIKARAMIYORUZ' Ekmek fırınlarında tüm unlu mamullerin üretilebildiğini belirten İzmir Boyoz ve Börek Sanatkarları Federasyonu Başkan Yardımcısı Abdülkadir Acep, fırınında börek, boyoz, kuru pasta, yaş pasta, pide ve gevrek hazırlayıp sattığını anlattı. Acep, "Bizde ekmek yapmak yasak. Neden olduğunu biz de bilmiyoruz. Ekmek fırınları bizim hazırladığımız tüm ürünleri çıkarabiliyor. Biz neden ekmek çıkaramıyoruz? Müşteriyi memnun etmek ve 'yok' dememek için başka yerden ekmek satın alıp soğuk satıyoruz. Ama sıcak ekmek satamıyoruz" dedi. Ekmek fırınında peynir ve zeytinin dahi satılabildiğini dile getiren Acep, "Fırınlar baklava ya da yaş pasta bile satıyor. Pasta yapmak ekmekten bin kat daha zor. En kolayı ekmektir ama ekmek bize yasak. Ekmek fırının üstünde ev olmayacak. Bağımsız bir yerde olacak. Böyle bir yeri ancak dağ başında bulabilirsiniz" diye konuştu. 'SOĞUK EKMEK SATIYORUZ, ÜRETİRSEK CEZA YİYORUZ' İzmir'de 40 yıldır fırını olduğunu ve unlu mamuller üretip sattığını vurgulayan İbrahim Bilge, "Undan yapamayacağımız hiçbir şey yok. Ekmek üretmek hepsinden daha basit. Müşteri soruyor. 15- 20 tane alıp koyuyorum, ama yine de rahatsız oluyor. Her geldiğimizde soğuk olduğunu söylüyoruz. Müşteri bizim elimizden çıkmasını istiyor" dedi. Musa Çakmak da şunları söyledi: "Unlu mamuller olarak börek, gevrek, yaş pasta yapıyoruz. İmalat için ne isteniyorsa bizden de aynısı isteniyor. Ekmek ne hikmetse bize yasak. Denetim yapılıyor, üretirsek cezai işlem uygulanıyor." 'EKMEK İÇİN 20 METREKARE YETER' Unlu mamuller sektöründe 2005 yılından bu yana ekmek üretemediklerini kaydeden Tuncay Özel de "Ekmek fırınları bizim ürettiklerimizi daha düşük fiyatlarla satabiliyor. Bizim mekanlarımız hijyenik. Ama maalesef odalar bu işe el atıyor. Zor zamanlarda mücadelemizi veriyoruz. Ama üretici sıcak ekmeği bulabileceği yere gidiyor" dedi. Fırıncılardan imalat konusunda daha çok materyale sahip olduklarını vurgulayan Metin Köroğlu da "Müşteriye soğuk ekmek veriyoruz. Bizlerden bir fabrika niteliğinde yerler isteniyor. Oysa 300- 500 ekmek üretebilecekken bir fabrikanın niteliği olması isteniyor. 300 metrekarelik alan büyüklüğünde dükkanlarımız yok. Ekmek üretmek için10- 20 metrekare yer yeter" diye konuştu.

Koyunu peşini bırakmayınca, satmaktan vazgeçti

 Van’da, hayvancılık yapan Abdullah Aslı (38), satmak için ilçe merkezine getirdiği koyunu yanından ayrılmayınca, kararından vazgeçti. Gün boyu peşini bırakmayan, 'Sadık' ismini verdiği koyunuyla ​bir süre ilçe merkezini gezen Aslı, akşam saatlerinde hayvanı yanına alarak evine geri döndü. Erciş ilçe merkezine yaklaşık 10 kilometre uzaklıkta bulunan Kocapınar Mahallesi'nde yaşayan 8 çocuk babası Abdullah Aslı, ihtiyaçlarını karşılamak için dün ahırında bulunan 16 koyunundan birini alarak ilçe merkezine geldi. Pazarda, çıkan alıcıya koyununu 900 liraya sattı ancak koyun tüm ısrarlarına rağmen bir türlü peşini bırakmayıp, yanından ayrılmayınca satmaktan vazgeçti. Hayvancılık yaparak geçimini sağlayan Aslı, bunun üzerine yanından ayrılmayan koyunu ile birlikte ilçe merkezini dolaşmaya başladı. ihtiyaçlarını almak üzere önce nalbura, ardından da çay ocağına gitti. Ancak bu süre içerisinde koyunu yine yanından hiç ayrılmadı. Şaşkın bakışlar arasında girdikleri çay ocağında koyununa şeker ikramı bile yapıldı. ​Akşam saatlerinde koyununu yanına alarak yaşadığı Kocapınar Mahallesi'ne dönen Abdullah Aslı, yanından ayrılmayan koyununa da "Sadık" ismini verdi. Aslı, 'Sadık' adlı koyununu bundan sonra satmayı düşünmediğini belirterek, "İlginç bir durumla karşılaştım. Satıp anlaştıktan sonra yanımdan ayrılmayınca ben de satmaktan vazgeçtim. Koyunumun ömrü yettikçe bakmaya, beslemeye devam edeceğim" dedi.

Koyunu peşini bırakmayınca, satmaktan vazgeçti

 3 gün önce

 Van’da, hayvancılık yapan Abdullah Aslı (38), satmak için ilçe merkezine getirdiği koyunu yanından ayrılmayınca, kararından vazgeçti. Gün boyu peşini bırakmayan, 'Sadık' ismini verdiği koyunuyla ​bir süre ilçe merkezini gezen Aslı, akşam saatlerinde hayvanı yanına alarak evine geri döndü. Erciş ilçe merkezine yaklaşık 10 kilometre uzaklıkta bulunan Kocapınar Mahallesi'nde yaşayan 8 çocuk babası Abdullah Aslı, ihtiyaçlarını karşılamak için dün ahırında bulunan 16 koyunundan birini alarak ilçe merkezine geldi. Pazarda, çıkan alıcıya koyununu 900 liraya sattı ancak koyun tüm ısrarlarına rağmen bir türlü peşini bırakmayıp, yanından ayrılmayınca satmaktan vazgeçti. Hayvancılık yaparak geçimini sağlayan Aslı, bunun üzerine yanından ayrılmayan koyunu ile birlikte ilçe merkezini dolaşmaya başladı. ihtiyaçlarını almak üzere önce nalbura, ardından da çay ocağına gitti. Ancak bu süre içerisinde koyunu yine yanından hiç ayrılmadı. Şaşkın bakışlar arasında girdikleri çay ocağında koyununa şeker ikramı bile yapıldı. ​Akşam saatlerinde koyununu yanına alarak yaşadığı Kocapınar Mahallesi'ne dönen Abdullah Aslı, yanından ayrılmayan koyununa da "Sadık" ismini verdi. Aslı, 'Sadık' adlı koyununu bundan sonra satmayı düşünmediğini belirterek, "İlginç bir durumla karşılaştım. Satıp anlaştıktan sonra yanımdan ayrılmayınca ben de satmaktan vazgeçtim. Koyunumun ömrü yettikçe bakmaya, beslemeye devam edeceğim" dedi.

Çalınan rögar kapağı yerine dubalı önlem!

 İstanbul'da rögar kapakları hırsızların hedefi oldu. Beşiktaş TEM Bağlantı yolunda bulunan rögar kapaklarından biri çalınırken, kaza yaşanmaması için sürücüler dubayla önlem aldı. Beşiktaş TEM Bağlantı yolunda üzerinde bulunan rögar kapağı bir kişi tarafından çalındı. Şüphelinin rögar kapağını yerinden sökmeye çalıştığı anlar ve kapağı alarak olay yerinden ayrılması güvenlik kameraları tarafından da kaydedildi. Güvenlik kamerasına yansıyan görüntülerde şüphelinin rögar kapağını yerinden çıkarmak için bir süre uğraşıp söktükten sonra arabasına yükleyerek gözden kaybolduğu görülüyor. MOTOSİKLET SÜRÜCÜLERİ İÇİN TEHLİKE ARZ EDİYOR Rögar kapağının çalınması yolda oluşan çukurun motosiklet sürücüleri için tehlike arz ettiğini belirten Celal Gündoğan," Burası TEM Bağlantı yolu. Buradaki rögar kapağını kağıt toplayıcılar çalmış. Burası şu anda tehlike arz ediyor. Birkaç kez yaşandı bu olay ve geçtiğimiz yıllarda bir kişi çalınan rögar kapağı nedeniyle çukura düşerek hayatını kaybetmişti. Ne yazık ki bundan ders çıkarılmadı. Daha sık denetlenmesi gerekiyor. Özellikle rögar çukurları motosiklet sürücüleri içinde tehlike arz ediyor. Motosikletliler sağ şeridi kullandığı için bir anda çukura düşebilir" ifadelerini kullandı. ÇALINAN RÖGAR KAPAKLARI ÖLÜMLERE VE YARALANMALARA NEDEN OLMUŞTU Sarıyer'de geçtiğimiz yıllarda çalınan rögar kapağı nedeniyle çukura düşen bir temizlik işçisi hayatını kaybetmiş, Ataşehir'de ise görme engelli bir kişi düşerek ağır yaralanmıştı.

Çalınan rögar kapağı yerine dubalı önlem!

 3 gün önce

 İstanbul'da rögar kapakları hırsızların hedefi oldu. Beşiktaş TEM Bağlantı yolunda bulunan rögar kapaklarından biri çalınırken, kaza yaşanmaması için sürücüler dubayla önlem aldı. Beşiktaş TEM Bağlantı yolunda üzerinde bulunan rögar kapağı bir kişi tarafından çalındı. Şüphelinin rögar kapağını yerinden sökmeye çalıştığı anlar ve kapağı alarak olay yerinden ayrılması güvenlik kameraları tarafından da kaydedildi. Güvenlik kamerasına yansıyan görüntülerde şüphelinin rögar kapağını yerinden çıkarmak için bir süre uğraşıp söktükten sonra arabasına yükleyerek gözden kaybolduğu görülüyor. MOTOSİKLET SÜRÜCÜLERİ İÇİN TEHLİKE ARZ EDİYOR Rögar kapağının çalınması yolda oluşan çukurun motosiklet sürücüleri için tehlike arz ettiğini belirten Celal Gündoğan," Burası TEM Bağlantı yolu. Buradaki rögar kapağını kağıt toplayıcılar çalmış. Burası şu anda tehlike arz ediyor. Birkaç kez yaşandı bu olay ve geçtiğimiz yıllarda bir kişi çalınan rögar kapağı nedeniyle çukura düşerek hayatını kaybetmişti. Ne yazık ki bundan ders çıkarılmadı. Daha sık denetlenmesi gerekiyor. Özellikle rögar çukurları motosiklet sürücüleri içinde tehlike arz ediyor. Motosikletliler sağ şeridi kullandığı için bir anda çukura düşebilir" ifadelerini kullandı. ÇALINAN RÖGAR KAPAKLARI ÖLÜMLERE VE YARALANMALARA NEDEN OLMUŞTU Sarıyer'de geçtiğimiz yıllarda çalınan rögar kapağı nedeniyle çukura düşen bir temizlik işçisi hayatını kaybetmiş, Ataşehir'de ise görme engelli bir kişi düşerek ağır yaralanmıştı.

Maskeden sonra piyasada önlük, eldiven ve ateş ölçer sıkıntısı

 Koronavirüsle savaşan Çin'in yoğun talebi nedeniyle baş gösteren maske sıkıntısının ardından, koruyucu tulum, lateks eldiven ve ateş ölçerde de benzer bir durumun söz konusu olduğu öğrenildi. Tüm Medikal Dernekler Federasyonu (TÜMDEF) Yönetim Kurulu Üyesi Veysi Cengiz Balçık, "Bir ay önce kutusu 12-13 lira olan eldivenler bugün 17-18 liradan satılır oldu. Koruyucu önlükte de benzer bir durum söz konusu. 2-2,5 katı fiyatlardan satıldığını duyuyoruz" dedi. Tüm dünyanın korkulu rüyası haline gelen Çin'deki koronavirüs salgını, Türkiye'deki medikal sektörde hareketlilik yarattı. Salgından önce Çin'den ithalat yapan firmalar, şimdi tek kullanımlık ilkyardım malzemesi sıkıntısı çeken Çin'e ihracat yapıyor. Ancak bu durumun bir süre sonra iç pazarda sıkıntı yaratmasından endişe ediliyor. İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkan Yardımcısı ve Tüm Medikal Dernekler Federasyonu (TÜMDEF) Yönetim Kurulu Üyesi Veysi Cengiz Balçık, kısa vadede avantaj gibi görünse de uzun vadede ülkemiz açısından riskli bulduğunu söyleyerek "Şu anda piyasada maske ve koruma önlüğü bulmakta sıkıntı yaşanıyor. Malezya, Çin'in siparişlerini karşılayabilmek için Haziran ayına kadar Türkiye'nin eldiven siparişlerini gönderemeyeceklerini bildirdi. Bu durum birkaç ay daha devam ederse sadece maske, önlük değil, iç pazarda pek çok tek kullanımlık ilkyardım malzemesinde sıkıntı yaşayabiliriz" dedi. 40 KURUŞA SATTIĞI MASKEYİ 25 TL'YE GERİ ALMAK ZORUNDA KALDI Çin'in, kendi vahşi rekabet politikasının kurbanı olduğunu da anlatan Balçık, "Ürünleri maliyetinin bile altında satıp pek çok firmanın kapanmasına neden oldu. Şimdi kendi de üretemediği için 40 kuruşa sattığı maskeyi 25 TL'den geri almak zorunda kalıyor. O nedenle tıbbi malzeme ve cihazda yerli üretimin artması lazım. Aksi taktirde herhangi bir doğal afet veya salgın hastalık durumunda Çin'in başına gelen bizim de başımıza gelebilir" diye konuştu. Sorunun maske ile başlayıp bu günlerde koruma tulumları ve hatta lateks eldivenlere kadar genişlediğine işaret eden Balçık, "İthalatımızın çoğunu Çin'den yapıyorduk. Şu an orada da birçok fabrika kapalı, üretim yok. Talebin çoğuna Türkiye yanıt veriyor. Ama uzun vadede bu, bizim için de risk. İki tane stratejik sektör var. Savunmadan bile önemli bence...Biri gıda, diğeri tıbbi malzeme / cihaz ve ilaç. Bu alanda risk seviyesi en düşük olan maskenin bile bu kadar önem kazanması, bizi biraz düşündürdü. Yarın bir gün bizim de buna ihtiyacımız olabilir ama üretim kapasitemiz yetmediği için sıkıntı yaşayabiliriz. Hem bizde hem dünyada bu malzemeleri üreten firmaların çoğu Çin'le rekabet edemeyip kapandı. Sağlık ilkyardım malzemelerinin özellikle ülkemizde yerli olarak üretilmesi gerekiyor. Devletimizin de bu konuda destek vermesi şart. Zarar etse de devlet tarafından sübvanse edilerek üretimin devam etmesi gerekiyor. Aksi taktirde herhangi bir salgın ya da doğal afet durumunda Çin'in şu anda yaşadığı krizi biz yaşarız" diye konuştu. MASKE VE ELDİVEN FİYATLARI FIRLADI Sektör olarak en büyük problemlerinden birinin de uzun vadeli geri ödemeler olduğunu anlatan Balçık, "Sektörün içerisindeki üreticiler ve firmalarımız çok küçük KOBİ'ler. Bunların sermayeleri de küçük. Kamudan 11-12 ay, üniversite hastanelerinden 2 yılı bulan ödemelere dayanma gücümüz yok. Ayata kalamıyoruz maalesef. Şu anda yoğun talep nedeniyle 40 kuruşluk maskelerin 2,5-3 liraya, 5 liralık ventilli maskelerin 25-30, hatta 70 liraya satıldığını görüyoruz. Aynı şekilde tek kullanımlık muayene eldivenlerinin fiyatları da çok yoğun bir şekilde yükseldi. Bir ay önce kutusu 12-13 lira olan eldivenler bugün 17-18 liradan satılır oldu. Koruyucu önlükte de benzer bir durum söz konusu. 2-2,5 katı fiyatlardan satıldığını duyuyoruz. Yerli üretimi artırdığımızda yoğun talebin yol açtığı bu fiyat artışının da önüne geçilebilir" diye konuştu.

Maskeden sonra piyasada önlük, eldiven ve ateş ölçer sıkıntısı

 3 gün önce

 Koronavirüsle savaşan Çin'in yoğun talebi nedeniyle baş gösteren maske sıkıntısının ardından, koruyucu tulum, lateks eldiven ve ateş ölçerde de benzer bir durumun söz konusu olduğu öğrenildi. Tüm Medikal Dernekler Federasyonu (TÜMDEF) Yönetim Kurulu Üyesi Veysi Cengiz Balçık, "Bir ay önce kutusu 12-13 lira olan eldivenler bugün 17-18 liradan satılır oldu. Koruyucu önlükte de benzer bir durum söz konusu. 2-2,5 katı fiyatlardan satıldığını duyuyoruz" dedi. Tüm dünyanın korkulu rüyası haline gelen Çin'deki koronavirüs salgını, Türkiye'deki medikal sektörde hareketlilik yarattı. Salgından önce Çin'den ithalat yapan firmalar, şimdi tek kullanımlık ilkyardım malzemesi sıkıntısı çeken Çin'e ihracat yapıyor. Ancak bu durumun bir süre sonra iç pazarda sıkıntı yaratmasından endişe ediliyor. İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkan Yardımcısı ve Tüm Medikal Dernekler Federasyonu (TÜMDEF) Yönetim Kurulu Üyesi Veysi Cengiz Balçık, kısa vadede avantaj gibi görünse de uzun vadede ülkemiz açısından riskli bulduğunu söyleyerek "Şu anda piyasada maske ve koruma önlüğü bulmakta sıkıntı yaşanıyor. Malezya, Çin'in siparişlerini karşılayabilmek için Haziran ayına kadar Türkiye'nin eldiven siparişlerini gönderemeyeceklerini bildirdi. Bu durum birkaç ay daha devam ederse sadece maske, önlük değil, iç pazarda pek çok tek kullanımlık ilkyardım malzemesinde sıkıntı yaşayabiliriz" dedi. 40 KURUŞA SATTIĞI MASKEYİ 25 TL'YE GERİ ALMAK ZORUNDA KALDI Çin'in, kendi vahşi rekabet politikasının kurbanı olduğunu da anlatan Balçık, "Ürünleri maliyetinin bile altında satıp pek çok firmanın kapanmasına neden oldu. Şimdi kendi de üretemediği için 40 kuruşa sattığı maskeyi 25 TL'den geri almak zorunda kalıyor. O nedenle tıbbi malzeme ve cihazda yerli üretimin artması lazım. Aksi taktirde herhangi bir doğal afet veya salgın hastalık durumunda Çin'in başına gelen bizim de başımıza gelebilir" diye konuştu. Sorunun maske ile başlayıp bu günlerde koruma tulumları ve hatta lateks eldivenlere kadar genişlediğine işaret eden Balçık, "İthalatımızın çoğunu Çin'den yapıyorduk. Şu an orada da birçok fabrika kapalı, üretim yok. Talebin çoğuna Türkiye yanıt veriyor. Ama uzun vadede bu, bizim için de risk. İki tane stratejik sektör var. Savunmadan bile önemli bence...Biri gıda, diğeri tıbbi malzeme / cihaz ve ilaç. Bu alanda risk seviyesi en düşük olan maskenin bile bu kadar önem kazanması, bizi biraz düşündürdü. Yarın bir gün bizim de buna ihtiyacımız olabilir ama üretim kapasitemiz yetmediği için sıkıntı yaşayabiliriz. Hem bizde hem dünyada bu malzemeleri üreten firmaların çoğu Çin'le rekabet edemeyip kapandı. Sağlık ilkyardım malzemelerinin özellikle ülkemizde yerli olarak üretilmesi gerekiyor. Devletimizin de bu konuda destek vermesi şart. Zarar etse de devlet tarafından sübvanse edilerek üretimin devam etmesi gerekiyor. Aksi taktirde herhangi bir salgın ya da doğal afet durumunda Çin'in şu anda yaşadığı krizi biz yaşarız" diye konuştu. MASKE VE ELDİVEN FİYATLARI FIRLADI Sektör olarak en büyük problemlerinden birinin de uzun vadeli geri ödemeler olduğunu anlatan Balçık, "Sektörün içerisindeki üreticiler ve firmalarımız çok küçük KOBİ'ler. Bunların sermayeleri de küçük. Kamudan 11-12 ay, üniversite hastanelerinden 2 yılı bulan ödemelere dayanma gücümüz yok. Ayata kalamıyoruz maalesef. Şu anda yoğun talep nedeniyle 40 kuruşluk maskelerin 2,5-3 liraya, 5 liralık ventilli maskelerin 25-30, hatta 70 liraya satıldığını görüyoruz. Aynı şekilde tek kullanımlık muayene eldivenlerinin fiyatları da çok yoğun bir şekilde yükseldi. Bir ay önce kutusu 12-13 lira olan eldivenler bugün 17-18 liradan satılır oldu. Koruyucu önlükte de benzer bir durum söz konusu. 2-2,5 katı fiyatlardan satıldığını duyuyoruz. Yerli üretimi artırdığımızda yoğun talebin yol açtığı bu fiyat artışının da önüne geçilebilir" diye konuştu.

'Atatürk, ne olur buraya gel' Minik Meryem böyle seslendi

 Mersin'de, Bilek Güreşi Yarışması'nda halasını izlemek için spor salonuna giden Meryem Orbay (3), Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün posterinin önünde, "Atatürk, ne olur gel buraya gel" diyerek, ağladı. Anne Büşra Orbay, cep telefonu kamerasıyla kızını çekerken, sakinleştirmeye de çalıştı. Vanlı olan ve Mersin'de yaşayan Hasan- Büşra Orbay çifti, minik kızları Meryem'in halasının da katıldığı Bilek Güreşi Yarışması'nı izlemek için spor salonuna gitti. Yarışma devam ederken, Meryem Orbay, duvarda asılı Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün posterini gördü. Koşarak, posterin önüne giden Meryem, "Atatürk, ne olur gel buraya gel" diyerek, ağlamaya başladı. Annesi bu anlarda cep telefonu kamerasıyla görüntü çekerken, Meryem'i de sakinleştirmeye çalıştı. Minik Meryem, bir süre Atatürk posteri önünde gözyaşı döktü.

'Atatürk, ne olur buraya gel' Minik Meryem böyle seslendi

 3 gün önce

 Mersin'de, Bilek Güreşi Yarışması'nda halasını izlemek için spor salonuna giden Meryem Orbay (3), Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün posterinin önünde, "Atatürk, ne olur gel buraya gel" diyerek, ağladı. Anne Büşra Orbay, cep telefonu kamerasıyla kızını çekerken, sakinleştirmeye de çalıştı. Vanlı olan ve Mersin'de yaşayan Hasan- Büşra Orbay çifti, minik kızları Meryem'in halasının da katıldığı Bilek Güreşi Yarışması'nı izlemek için spor salonuna gitti. Yarışma devam ederken, Meryem Orbay, duvarda asılı Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün posterini gördü. Koşarak, posterin önüne giden Meryem, "Atatürk, ne olur gel buraya gel" diyerek, ağlamaya başladı. Annesi bu anlarda cep telefonu kamerasıyla görüntü çekerken, Meryem'i de sakinleştirmeye çalıştı. Minik Meryem, bir süre Atatürk posteri önünde gözyaşı döktü.

Bahçesinde Roma dönemine ait eserler çıktı! 'Turizme açıldığını göremezsem gözlerim açık gider'

 Zonguldak'ın Çaycuma ilçesine bağlı Kadıoğlu köyünde oturan emekli maden işçisi Nizamettin Oral (75), 12 yıl önce evinin bahçesinde sera kurarken genç Roma dönemine ait yerleşim yeri buldu. Bölgede 8 sene süren kazı çalışmalarının ardından yerleşim yeri, 4 yıl önce üzeri toprakla ve örtüyle kaplanarak kapatıldı. Valiliğin seyir terası projesi olarak hazırladığı alanı 4 yıldır bekçi gibi koruyan Nizamettin Oral, yerleşim yerinin turizme kazandırılmasını istiyor. Türkiye Taşkömürü Kurumu'ndan emekli maden işçisi 6 çocuk babası Nizamettin Oral, Haziran 2008'de bahçesindeki serayı güçlendirmek için kazı yaparken, tarihi mozaiklere rastladı. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın onayıyla bahçede Ereğli Müze Müdürlüğü tarafından aynı yılın yaz ayında kazı çalışması başlatıldı. 8 yıl süren çalışmalar sonunda bir erkeğin kadını hançerleme sahnesi yer alan tarihi mozaiğin yanı sıra, geometrik desenli mozaik, çeşitli hayvan mücadeleleri, av sahneleri, erosların dansı ve balık avı sahnelerinin yer aldığı 'villa rustika' olarak adlandırılan 3 odalı çiftlik evi ortaya çıkarıldı. Genç Roma dönemine (M.S. 250-260) ait olduğu belirlenen yerleşim alanı, Gaziantep'teki Zeugma Mozaik Müzesi'ndeki eserlere benzemesiyle dikkat çekiyor. Zonguldak Valiliği, mozaiklerle ilgili 'Kadıoğlu Mozaiği Ziyaretçi Merkezi' adıyla 2018 yılında proje yaptırdı. Kültür ve Turizm Bakanlığı'na sunulan projede, mozaikleri dış hava şartlarından korumak ve ziyaretçilerin mozaikleri görmelerini ve onun hakkında yerinde bilgi almalarını sağlamak amacıyla bütün kalıntıların kolayca görülebileceği seyir terası planlandı. Projenin ne zaman yapılacağı konusunda ise net bilgi bulunmuyor. 'TURİZME AÇILDIĞI GÖREMEZSEM GÖZLERİM AÇIK GİDER' 3 katlı evi ve 2 bin 160 metrekarelik arazisi kamulaştırılan Nizamettin Oral, kazı alanının 4 yıl önce üzeri toprakla örtülüp duvarları örtülerle kapatıldığını söyledi. Kazı alanının açılarak seyir terası projesinin tamamlandığı göremeden ölmek istemediğini söyleyen Nizamettin Oral, "2008 yılında burası bulundu. Devletimize haber verdik ve hemen çalışmalar başladı. Uzun süre burada çalıştılar sonra kapattılar gittiler. Diyorlar ki Gaziantep'ten farklı değil burası sahip çıkılması gerekiyor. Ama herkes kolunu koymuş başının altına uyuyor. Buraya bakan yok. Ben Ereğli Müze Müdürlüğü’ne haber verdim. Bezler eskidi, duvarlar çöküyor, hayvanlar mera yaptı burayı dedim. Geldiler baktılar ama sonra haber de gelmedi. Beni unuttular. Ben 75 yaşına girdim. Ben buranın açık olduğunu görüp de şöyle bir hafta da olsa müze olarak bir görebilsem ne mutlu bana. Bundan ülkem faydalanacak, Çaycuma faydalanacak. Burası velinimet Zonguldak için. Buraya turistler gelecek akın akın. Yollar kötü bezler çürüdü. Perişan halde burası" dedi. 'BÖYLE OLACAĞINI BİLSEYDİM ÜZERİNİ KAPATIRDIM' Oral, geçen 12 yılda bahçesini kullanamadığını, yasadışı kazılar olmaması için sürekli evinde beklediği için huzurunun kalmadığını söyledi. Hayvanların kazı alanını mera olarak kullanmaya başladığını ifade eden Oral, şöyle dedi: "Sürekli evde kazı alanını gözetliyorum bir sıkıntı olmasın diye. Dostlarımla düşman oldum hayvanları giriyor buraya. Mera olarak kullanıyorlar. Burayı bulduysak suç değil. Ne güzel bir nimet bulmuşun denmesi lazımken selam veren yok. Sanki ben düşmanlık yapmışım bu ülkeye. Benim gözüm açık gidecek. Bir an önce burası aydınlansın, turizme açılsın. Filyos'a giden, Amasra'ya giden buraya döner gelir. Çaycuma kazanacak. Burayı bulduğuma binlerce pişmanım. Bileydim üzerini kapatırdım." MUHTAR İSLAMOĞLU: 12 YILDIR BEKLİYORUZ Kadıoğlu Köyü Muhtarı Mustafa İslamoğlu, köylüler olarak mozaiklerin ziyaretçilere açılmasını beklediklerini söyledi. Kazı alanının bulunduğu mahallenin SİT alanı ilan edilmesi nedeniyle bir çivi dahi çakamadıklarını belirten İslamoğlu, "2008'de burası açıldı. Her gelen açıyor, kapatıyor gidiyor. Burası bu şekilde duruyor. Bizde açılması için uğraşıyoruz. Köylüler de buranın turizme kazandırılmasını istiyor. Bu civarda alt yapı çalışması yapılması gerekiyor ama biz SİT alanı olduğu için bunları da yapamıyoruz. Projesi yapıldı diyorlar ama başka bir şey denmiyor. 12 yıl oldu hala bekliyoruz" dedi.

Bahçesinde Roma dönemine ait eserler çıktı! 'Turizme açıldığını göremezsem gözlerim açık gider'

 3 gün önce

 Zonguldak'ın Çaycuma ilçesine bağlı Kadıoğlu köyünde oturan emekli maden işçisi Nizamettin Oral (75), 12 yıl önce evinin bahçesinde sera kurarken genç Roma dönemine ait yerleşim yeri buldu. Bölgede 8 sene süren kazı çalışmalarının ardından yerleşim yeri, 4 yıl önce üzeri toprakla ve örtüyle kaplanarak kapatıldı. Valiliğin seyir terası projesi olarak hazırladığı alanı 4 yıldır bekçi gibi koruyan Nizamettin Oral, yerleşim yerinin turizme kazandırılmasını istiyor. Türkiye Taşkömürü Kurumu'ndan emekli maden işçisi 6 çocuk babası Nizamettin Oral, Haziran 2008'de bahçesindeki serayı güçlendirmek için kazı yaparken, tarihi mozaiklere rastladı. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın onayıyla bahçede Ereğli Müze Müdürlüğü tarafından aynı yılın yaz ayında kazı çalışması başlatıldı. 8 yıl süren çalışmalar sonunda bir erkeğin kadını hançerleme sahnesi yer alan tarihi mozaiğin yanı sıra, geometrik desenli mozaik, çeşitli hayvan mücadeleleri, av sahneleri, erosların dansı ve balık avı sahnelerinin yer aldığı 'villa rustika' olarak adlandırılan 3 odalı çiftlik evi ortaya çıkarıldı. Genç Roma dönemine (M.S. 250-260) ait olduğu belirlenen yerleşim alanı, Gaziantep'teki Zeugma Mozaik Müzesi'ndeki eserlere benzemesiyle dikkat çekiyor. Zonguldak Valiliği, mozaiklerle ilgili 'Kadıoğlu Mozaiği Ziyaretçi Merkezi' adıyla 2018 yılında proje yaptırdı. Kültür ve Turizm Bakanlığı'na sunulan projede, mozaikleri dış hava şartlarından korumak ve ziyaretçilerin mozaikleri görmelerini ve onun hakkında yerinde bilgi almalarını sağlamak amacıyla bütün kalıntıların kolayca görülebileceği seyir terası planlandı. Projenin ne zaman yapılacağı konusunda ise net bilgi bulunmuyor. 'TURİZME AÇILDIĞI GÖREMEZSEM GÖZLERİM AÇIK GİDER' 3 katlı evi ve 2 bin 160 metrekarelik arazisi kamulaştırılan Nizamettin Oral, kazı alanının 4 yıl önce üzeri toprakla örtülüp duvarları örtülerle kapatıldığını söyledi. Kazı alanının açılarak seyir terası projesinin tamamlandığı göremeden ölmek istemediğini söyleyen Nizamettin Oral, "2008 yılında burası bulundu. Devletimize haber verdik ve hemen çalışmalar başladı. Uzun süre burada çalıştılar sonra kapattılar gittiler. Diyorlar ki Gaziantep'ten farklı değil burası sahip çıkılması gerekiyor. Ama herkes kolunu koymuş başının altına uyuyor. Buraya bakan yok. Ben Ereğli Müze Müdürlüğü’ne haber verdim. Bezler eskidi, duvarlar çöküyor, hayvanlar mera yaptı burayı dedim. Geldiler baktılar ama sonra haber de gelmedi. Beni unuttular. Ben 75 yaşına girdim. Ben buranın açık olduğunu görüp de şöyle bir hafta da olsa müze olarak bir görebilsem ne mutlu bana. Bundan ülkem faydalanacak, Çaycuma faydalanacak. Burası velinimet Zonguldak için. Buraya turistler gelecek akın akın. Yollar kötü bezler çürüdü. Perişan halde burası" dedi. 'BÖYLE OLACAĞINI BİLSEYDİM ÜZERİNİ KAPATIRDIM' Oral, geçen 12 yılda bahçesini kullanamadığını, yasadışı kazılar olmaması için sürekli evinde beklediği için huzurunun kalmadığını söyledi. Hayvanların kazı alanını mera olarak kullanmaya başladığını ifade eden Oral, şöyle dedi: "Sürekli evde kazı alanını gözetliyorum bir sıkıntı olmasın diye. Dostlarımla düşman oldum hayvanları giriyor buraya. Mera olarak kullanıyorlar. Burayı bulduysak suç değil. Ne güzel bir nimet bulmuşun denmesi lazımken selam veren yok. Sanki ben düşmanlık yapmışım bu ülkeye. Benim gözüm açık gidecek. Bir an önce burası aydınlansın, turizme açılsın. Filyos'a giden, Amasra'ya giden buraya döner gelir. Çaycuma kazanacak. Burayı bulduğuma binlerce pişmanım. Bileydim üzerini kapatırdım." MUHTAR İSLAMOĞLU: 12 YILDIR BEKLİYORUZ Kadıoğlu Köyü Muhtarı Mustafa İslamoğlu, köylüler olarak mozaiklerin ziyaretçilere açılmasını beklediklerini söyledi. Kazı alanının bulunduğu mahallenin SİT alanı ilan edilmesi nedeniyle bir çivi dahi çakamadıklarını belirten İslamoğlu, "2008'de burası açıldı. Her gelen açıyor, kapatıyor gidiyor. Burası bu şekilde duruyor. Bizde açılması için uğraşıyoruz. Köylüler de buranın turizme kazandırılmasını istiyor. Bu civarda alt yapı çalışması yapılması gerekiyor ama biz SİT alanı olduğu için bunları da yapamıyoruz. Projesi yapıldı diyorlar ama başka bir şey denmiyor. 12 yıl oldu hala bekliyoruz" dedi.

Bir gecede bin 511 ağacı kesen serbest bırakıldı, baro başkanı tepki gösterdi

 Mersin'de 72 dönüm arazi üzerindeki bin 511 kızılçam ağacı, bir gecede kesen Mehmet Şenol, tutuklu olarak yargılanmaya başlandığı davanın ilk duruşmasında tahliye edildi. Mersin Baro Başkanı Bilgin Yeşilboğaz, karara tepki göstererek, bir gecede bir kişinin bu kadar ağacı kesmesinin mümkün olmadığını söyledi. Mezitli ilçesinde 150 yataklı devlet hastanesi ile 50 ünitelik ağız ve diş sağlığı merkezinin yapılacağı alanın yanında bulunan her biri ortalama 70 yaşında olan bin 511 kızılçam ağacı kesildi. Sabah sporu yapmak için gelen vatandaşlar, ağaçların kesildiğini görünce yetkilileri aradı. Orman Bölge Müdürlüğü ve Emniyet Müdürlüğü'nce başlatılan soruşturmada ağaçları kesen kişinin Mehmet Şenol olduğu ortaya çıktı. Gözaltına alınan Şenol, savcılıktaki ifadesinde bin 511 ağacı tek başına kestiğini söyledi. Şenol, "Olay günü ailevi nedenlerden dolayı içki içmiştim. Gece 22.00 sıralarında motorlu testere ile olay yerine giderek ağaçları kestim. Alkollü olduğum için ne yaptığımı bilmiyorum. Yaptığımdan dolayı pişmanım. Tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmamı talep ediyorum" dedi. Tutuklanarak cezaevine konulan Şenol, davanın 12 Şubat günü, 16'ncı Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmasında, tahliye edildi. Orman Bölge Müdürlüğü ise zararın 365 bin 602 TL olduğunu tespit etti. BARO BAŞKANI YEŞİLBOĞAZ'DAN DUYARLILIK ÇAĞRISI Mersin Baro Başkanı Bilgin Yeşilboğaz, bin 511 ağacı katleden Şenol'un ilk duruşmada serbest bırakılmasına tepki gösterdi. Kamuoyunun orman alanlarına sahip çıkmasını isteyen Yeşilboğaz, duyarlılık çağrısı yaptı. Olayı sadece bir kişinin gerçekleştirmesinin mümkün olmadığını savunan Yeşilboğaz, tüm faillerin ortaya çıkartılması gerektiğini söyledi.

Bir gecede bin 511 ağacı kesen serbest bırakıldı, baro başkanı tepki gösterdi

 3 gün önce

 Mersin'de 72 dönüm arazi üzerindeki bin 511 kızılçam ağacı, bir gecede kesen Mehmet Şenol, tutuklu olarak yargılanmaya başlandığı davanın ilk duruşmasında tahliye edildi. Mersin Baro Başkanı Bilgin Yeşilboğaz, karara tepki göstererek, bir gecede bir kişinin bu kadar ağacı kesmesinin mümkün olmadığını söyledi. Mezitli ilçesinde 150 yataklı devlet hastanesi ile 50 ünitelik ağız ve diş sağlığı merkezinin yapılacağı alanın yanında bulunan her biri ortalama 70 yaşında olan bin 511 kızılçam ağacı kesildi. Sabah sporu yapmak için gelen vatandaşlar, ağaçların kesildiğini görünce yetkilileri aradı. Orman Bölge Müdürlüğü ve Emniyet Müdürlüğü'nce başlatılan soruşturmada ağaçları kesen kişinin Mehmet Şenol olduğu ortaya çıktı. Gözaltına alınan Şenol, savcılıktaki ifadesinde bin 511 ağacı tek başına kestiğini söyledi. Şenol, "Olay günü ailevi nedenlerden dolayı içki içmiştim. Gece 22.00 sıralarında motorlu testere ile olay yerine giderek ağaçları kestim. Alkollü olduğum için ne yaptığımı bilmiyorum. Yaptığımdan dolayı pişmanım. Tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmamı talep ediyorum" dedi. Tutuklanarak cezaevine konulan Şenol, davanın 12 Şubat günü, 16'ncı Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmasında, tahliye edildi. Orman Bölge Müdürlüğü ise zararın 365 bin 602 TL olduğunu tespit etti. BARO BAŞKANI YEŞİLBOĞAZ'DAN DUYARLILIK ÇAĞRISI Mersin Baro Başkanı Bilgin Yeşilboğaz, bin 511 ağacı katleden Şenol'un ilk duruşmada serbest bırakılmasına tepki gösterdi. Kamuoyunun orman alanlarına sahip çıkmasını isteyen Yeşilboğaz, duyarlılık çağrısı yaptı. Olayı sadece bir kişinin gerçekleştirmesinin mümkün olmadığını savunan Yeşilboğaz, tüm faillerin ortaya çıkartılması gerektiğini söyledi.

'Babamdan sonra ceket alan olmadı' diyen Suriyeli Fuad'a mont ve bisiklet

 Suriye'nin Atme kasabasındaki çadır kamplarında ailesiyle yaşayan Fuad Muhammed'in (10) sosyal medyada yayınlanan, 'Babam öldükten sonra kimse bana ceket almadı' dediği video üzerine İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfı'nca harekete geçildi. Suriyeli Fuad'a, mont ve bisiklet hediye edildi. Ülkedeki iç savaş ve saldırılar nedeniyle Fuad Muhammed, 4 yıl önce, 9 kardeşi ve annesi ile birlikte Halep kentinin güneyindeki evlerini terk etmek zorunda kaldı. Babasını da Suriye'de trafik kazasında kaybeden Fuad, güvenli bölge olduğu için ailesiyle Hatay'ın Reyhanlı ilçesinin karşısındaki Atme kasabasında kurulan çadır kente geldi. Suriyeli Fuad'ın sosyal medyada yayınlanan, "Ceketin nerede?" sorusu üzerine "Babam öldükten sonra kimse bana ceket almadı" dediği video, kısa sürede çok sayıda kişi tarafından paylaşıldı. Herkes Fuad'ı merak edip, yardım etmek isterken, İHH İnsani Yardım Vakfı'nca da harekete geçildi. ÇADIR KAMPINDA ULAŞTILAR İHH Suriye Çalışmaları Medya Sorumlusu Selim Tosun, Fuad Muhammed ve ailesine, Atme'deki çadır kamplarında ulaştıklarını duyurdu. Tosun, "Ailesi ve Fuad Muhammed için vicdan sahipleri de harekete geçti, yardımcı oldu. Temin ettiğimiz ihtiyaç malzemelerini aileye teslim ettik. Fuad'a istediği mont ve ayrıca bisiklet de vererek mutluluğuna şahit olduk" dedi. İç savaş nedeniyle aileleri ile birlikte çadır kamplarına yerleşen yüz binlerce çocuk olduğunu, tamamının da sevinmeye ihtiyacı olduğunu belirten Tosun, şunları kaydetti: "Aileye bugüne kadar yakınları ve komşuları destek olmuşlar. Fuad'ın dışında kamplarda sevgiye, şefkate, gerekli malzemelere ihtiyacı olan çocuklar var. Vakıf olarak bugüne kadar çocuklara ulaşmaya ve onların ihtiyaçlarını karşılamaya gayret ettik. Bu insanlar yardımlarla hayata tutunuyorlar. Fuad ve diğerlerine yardımcı olmaya devam edeceğiz. Dileriz, saldırılar bir an önce durur ve çocuklar ile aileleri huzur içinde yaşarlar" diye konuştu.

'Babamdan sonra ceket alan olmadı' diyen Suriyeli Fuad'a mont ve bisiklet

 3 gün önce

 Suriye'nin Atme kasabasındaki çadır kamplarında ailesiyle yaşayan Fuad Muhammed'in (10) sosyal medyada yayınlanan, 'Babam öldükten sonra kimse bana ceket almadı' dediği video üzerine İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfı'nca harekete geçildi. Suriyeli Fuad'a, mont ve bisiklet hediye edildi. Ülkedeki iç savaş ve saldırılar nedeniyle Fuad Muhammed, 4 yıl önce, 9 kardeşi ve annesi ile birlikte Halep kentinin güneyindeki evlerini terk etmek zorunda kaldı. Babasını da Suriye'de trafik kazasında kaybeden Fuad, güvenli bölge olduğu için ailesiyle Hatay'ın Reyhanlı ilçesinin karşısındaki Atme kasabasında kurulan çadır kente geldi. Suriyeli Fuad'ın sosyal medyada yayınlanan, "Ceketin nerede?" sorusu üzerine "Babam öldükten sonra kimse bana ceket almadı" dediği video, kısa sürede çok sayıda kişi tarafından paylaşıldı. Herkes Fuad'ı merak edip, yardım etmek isterken, İHH İnsani Yardım Vakfı'nca da harekete geçildi. ÇADIR KAMPINDA ULAŞTILAR İHH Suriye Çalışmaları Medya Sorumlusu Selim Tosun, Fuad Muhammed ve ailesine, Atme'deki çadır kamplarında ulaştıklarını duyurdu. Tosun, "Ailesi ve Fuad Muhammed için vicdan sahipleri de harekete geçti, yardımcı oldu. Temin ettiğimiz ihtiyaç malzemelerini aileye teslim ettik. Fuad'a istediği mont ve ayrıca bisiklet de vererek mutluluğuna şahit olduk" dedi. İç savaş nedeniyle aileleri ile birlikte çadır kamplarına yerleşen yüz binlerce çocuk olduğunu, tamamının da sevinmeye ihtiyacı olduğunu belirten Tosun, şunları kaydetti: "Aileye bugüne kadar yakınları ve komşuları destek olmuşlar. Fuad'ın dışında kamplarda sevgiye, şefkate, gerekli malzemelere ihtiyacı olan çocuklar var. Vakıf olarak bugüne kadar çocuklara ulaşmaya ve onların ihtiyaçlarını karşılamaya gayret ettik. Bu insanlar yardımlarla hayata tutunuyorlar. Fuad ve diğerlerine yardımcı olmaya devam edeceğiz. Dileriz, saldırılar bir an önce durur ve çocuklar ile aileleri huzur içinde yaşarlar" diye konuştu.

Arkeoloji öğrencisinin ormanda bulduğu lahit, koruma altına alındı

 Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü öğrencisi Özlem Karakaşoğlu, merkeze bağlı Kemel köyü yakınlarında bir arkadaşının evini ararken yanlış yola girince ormanlık alanda bir lahit buldu. Yapılan incelemenin ardından lahidin Roma dönemine ait 1800 yıllık olduğu belirlendi. Bunun üzerine Koruma Kurulu, lahidi koruma altına alıp, tescil işlemi başlattı. ÇOMÜ Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü son sınıf öğrencisi Özlem Karakaşoğlu, bir kaç gün önce merkeze bağlı Kemel köyünde bir arkadaşının evini ararken, yanlış yola girince ormanda çam ağaçları arasında tesadüfen bir lahit buldu. Konuyu üniversitedeki hocası Prof. Dr. Nurettin Arslan ile paylaştı. Arslan'ın da, M.S. 3'üncü yüzyıla ait olabileceği tahmin edilen lahidi 2011 yılında tespit ederek, yayınladığı ortaya çıktı. Konu hakkında bilgilendirilen Çanakkale Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Müdürlüğü ekipleri, hemen harekete geçti. Lahidin bulunduğu alanda bir araştırma yapılarak, Roma dönemine ait yaklaşık 1800 yıllık lahidin, korunması gerekli kültür varlığı olduğu belirlendi. Koruma Kurulu tescil işlemlerini başlatarak, ilgili kurumları herhangi bir fiziki ve inşai müdahalede bulunulmaması konusunda bilgilendirdi. Lahit, Mart ayındaki kurul toplantısında, tek yapı ölçeğinde taşınmaz kültür varlığı olarak tescil edilecek. Etrafı da korunaklı bir hale getirilecek. 'ÜNİVERSİTEYE DÖNDÜM, HOCALARLA GÖRÜŞTÜM' Arkeoloji Bölümü öğrencisi Özlem Karakaşoğlu, bölgede bir yer ararken, yanlış bir çeşmenin yanından aşağı inip biraz yürüdükten sonra bu mezar yapısıyla karşılaştığını anlattı. Fotoğraflarını çekip, hocalarına gönderdiğini ve yapıyla ilgili farklı fikirlerin ortaya çıktığını belirten Karakaşoğlu, "Çanakkale Kültür Envanteri diye bir yayın var. Onu indirdim, baktım. Kültür envanterinde yeri yok. Üniversiteye döndüm, hocalarla görüştüm. Daha sonra gerekli yerlere ihbarlarını yaptım. Şu anda Koruma Kurulu tarafından tescilin ilk aşaması gerçekleşti" dedi. 'BURADA BÜYÜK BİR İHTİMAL BİR NEKROPOL VAR' Bölgede bir nekropol olabileceğini değerlendiren Karakaşoğlu, "Burada büyük bir ihtimal bir nekropol var. Bu bir lahit. Bunun arkasındaki bölge de defineciler tarafından dağıtılmış, kalıntılar var. Bunun önce dolmen olduğunu düşündük açıkçası. Çünkü lahit tipolojisine çok uymuyor. M.S. 3’üncü yüzyıl teşhisi koymuşlar. Ama kapağın Roma kapağını andırmasının haricinde, alt kısmı ise tamamen benim için bambaşka, daha önce hiç karşılaşmadığım bir şeydi. O yüzden hala daha da araştırmaya devam ediyorum. Her ne kadar M.S. 3’üncü yüzyıl teşhisi konmuş olsa da kendimi ikna edemedim. Çünkü altı oldukça ilkel” diye konuştu. Tarihi kalıntıya gösterdiği özenin, geçmişten bugüne, geleceğe saygı duyulmasıyla alakalı olduğunu ifade eden Karakaşoğlu, "Bir an önce tescillenmesini istiyorum ki, bu bir kültür varlığıdır. Çevresinde kültür varlığı bulunduğunu tespit eden insanlar, en yakın birime haber vermeli ki koruyabilelim, araştırabilelim. Bu bir yüzey araştırması sonucu 2011 yılında bulunmuş. Daha sonradan öğrendim. Fakat, bölgede yapılan ağaç kesimi nedeniyle yüzey o andaki gibi olmadığı için bence yeni bir yüzey araştırması yapılmalı. Eğer bu bir nekropol ise hangi yerleşimin nekropolüydü. Hangi insanlar buraya geldiler, ölülerini gömdüler. Konumundan dolayı çok özel bir yerde, şu anda boğaza hakimiz, yüksekçe bir tepedeyiz. Acaba neydi, neresiydi, ne yerleşimiydi. Bence araştırılması gerekiyor" dedi.

Arkeoloji öğrencisinin ormanda bulduğu lahit, koruma altına alındı

 3 gün önce

 Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü öğrencisi Özlem Karakaşoğlu, merkeze bağlı Kemel köyü yakınlarında bir arkadaşının evini ararken yanlış yola girince ormanlık alanda bir lahit buldu. Yapılan incelemenin ardından lahidin Roma dönemine ait 1800 yıllık olduğu belirlendi. Bunun üzerine Koruma Kurulu, lahidi koruma altına alıp, tescil işlemi başlattı. ÇOMÜ Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü son sınıf öğrencisi Özlem Karakaşoğlu, bir kaç gün önce merkeze bağlı Kemel köyünde bir arkadaşının evini ararken, yanlış yola girince ormanda çam ağaçları arasında tesadüfen bir lahit buldu. Konuyu üniversitedeki hocası Prof. Dr. Nurettin Arslan ile paylaştı. Arslan'ın da, M.S. 3'üncü yüzyıla ait olabileceği tahmin edilen lahidi 2011 yılında tespit ederek, yayınladığı ortaya çıktı. Konu hakkında bilgilendirilen Çanakkale Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Müdürlüğü ekipleri, hemen harekete geçti. Lahidin bulunduğu alanda bir araştırma yapılarak, Roma dönemine ait yaklaşık 1800 yıllık lahidin, korunması gerekli kültür varlığı olduğu belirlendi. Koruma Kurulu tescil işlemlerini başlatarak, ilgili kurumları herhangi bir fiziki ve inşai müdahalede bulunulmaması konusunda bilgilendirdi. Lahit, Mart ayındaki kurul toplantısında, tek yapı ölçeğinde taşınmaz kültür varlığı olarak tescil edilecek. Etrafı da korunaklı bir hale getirilecek. 'ÜNİVERSİTEYE DÖNDÜM, HOCALARLA GÖRÜŞTÜM' Arkeoloji Bölümü öğrencisi Özlem Karakaşoğlu, bölgede bir yer ararken, yanlış bir çeşmenin yanından aşağı inip biraz yürüdükten sonra bu mezar yapısıyla karşılaştığını anlattı. Fotoğraflarını çekip, hocalarına gönderdiğini ve yapıyla ilgili farklı fikirlerin ortaya çıktığını belirten Karakaşoğlu, "Çanakkale Kültür Envanteri diye bir yayın var. Onu indirdim, baktım. Kültür envanterinde yeri yok. Üniversiteye döndüm, hocalarla görüştüm. Daha sonra gerekli yerlere ihbarlarını yaptım. Şu anda Koruma Kurulu tarafından tescilin ilk aşaması gerçekleşti" dedi. 'BURADA BÜYÜK BİR İHTİMAL BİR NEKROPOL VAR' Bölgede bir nekropol olabileceğini değerlendiren Karakaşoğlu, "Burada büyük bir ihtimal bir nekropol var. Bu bir lahit. Bunun arkasındaki bölge de defineciler tarafından dağıtılmış, kalıntılar var. Bunun önce dolmen olduğunu düşündük açıkçası. Çünkü lahit tipolojisine çok uymuyor. M.S. 3’üncü yüzyıl teşhisi koymuşlar. Ama kapağın Roma kapağını andırmasının haricinde, alt kısmı ise tamamen benim için bambaşka, daha önce hiç karşılaşmadığım bir şeydi. O yüzden hala daha da araştırmaya devam ediyorum. Her ne kadar M.S. 3’üncü yüzyıl teşhisi konmuş olsa da kendimi ikna edemedim. Çünkü altı oldukça ilkel” diye konuştu. Tarihi kalıntıya gösterdiği özenin, geçmişten bugüne, geleceğe saygı duyulmasıyla alakalı olduğunu ifade eden Karakaşoğlu, "Bir an önce tescillenmesini istiyorum ki, bu bir kültür varlığıdır. Çevresinde kültür varlığı bulunduğunu tespit eden insanlar, en yakın birime haber vermeli ki koruyabilelim, araştırabilelim. Bu bir yüzey araştırması sonucu 2011 yılında bulunmuş. Daha sonradan öğrendim. Fakat, bölgede yapılan ağaç kesimi nedeniyle yüzey o andaki gibi olmadığı için bence yeni bir yüzey araştırması yapılmalı. Eğer bu bir nekropol ise hangi yerleşimin nekropolüydü. Hangi insanlar buraya geldiler, ölülerini gömdüler. Konumundan dolayı çok özel bir yerde, şu anda boğaza hakimiz, yüksekçe bir tepedeyiz. Acaba neydi, neresiydi, ne yerleşimiydi. Bence araştırılması gerekiyor" dedi.

Sıcak kemoterapiyle sağlığına kavuştu

 Antalya'da, mide ağrısıyla gittiği hastanede, karnında tümör bulunduğu fark edilen Fatma Büyüksolak (59), ameliyata alındı. Tümör tamamıyla temizlenirken, karın içine sıcak kemoterapi işlemi uygulandı. Gastroenteroloji Cerrahi Kliniği Eğitim Görevlisi ve İdari Sorumlusu Doç. Dr. İsmail Gömceli bu yöntemle ilgili, "Damardan yapılan kemoterapiye yeterli yanıt alınamayan ve karın içine yayılmış bazı sindirim sistemi tümörlerinde çok yüz güldürücü sonuçlar alınıyor" dedi. Antalya'nın Korkuteli ilçesinde oturan Fatma Büyüksolak'ın, mide ağrısı şikayetiyle gittiği Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yapılan tetkiklerde, karnının içinde yaygın tümör tespit edildi. Gastroenteroloji Cerrahi Kliniği Eğitim Görevlisi ve İdari Sorumlusu Doç. Dr. İsmail Gömceli'nin, tümörün alınıp temizlenmesi gerektiğini söylemesinin ardından Büyüksolak ameliyata alındı. Tümör temizlenirken aynı anda karın içine HIPEC adı verilen sıcak kemoterapi işlemi uygulandı. Ameliyatın ardından sağlığına kavuşan Fatma Büyüksolak, servise alındıktan sonra taburcu edildi. Mide ağrısıyla gittiği hastanede karnındaki tümörün fark edildiğini ve kısa sürede ameliyat edilerek sağlığına kavuştuğunu anlatan Büyüksolak, ameliyatın ardından kendini iyi hissettiğini söyledi. 'SICAK KEMOTERAPİ YENİ BİR TEDAVİ SEÇENEĞİ' Gastroenteroloji Cerrahi Kliniği Eğitim Görevlisi ve İdari Sorumlusu Doç. Dr. İsmail Gömceli, yapılan işlemin çok riskli olmadığını söyledi. Karın içinde yaygın tümörü olan hastalarda tüm tümör odakları temizlenirken, ameliyat sırasında verilen sıcak kemoterapinin hastanın iyileşme şansını artırdığını ifade eden Doç. Dr. Gömceli şöyle konuştu: "Bu uygulamayı yaygın olarak yapmaya çalışıyoruz. Hastamız daha önce bir ameliyat olmuştu ve karın içinde yayılmış tümörü olduğunu tespit ettik. Ameliyatla bütün karın içini temizleyip hiç tümör kalmayacak şekilde cerrahi işlem yaparak aynı zamanda ameliyat sırasında sıcak kemoterapi yapıyoruz. Damardan yapılan kemoterapiye yeterli yanıt alınamayan ve karın içine yayılmış bazı sindirim sistemi tümörlerinde çok yüz güldürücü sonuçlar alınıyor. 8-9 hastaya bu uygulamayı yaptık. Yaygın sindirim sistemi kanseri olan ve bu tedaviden fayda görebileceğini düşündüğümüz hastalarımızı bu yöntemle tedavi ediyoruz. İnsanımızın ve Antalyalıların bu şekilde dünya standartlarında tedavileri hak ettiğini düşünüyor ve onlara en yeni tedavi yöntemlerini sunmaya çalışıyoruz. Hastamızın şu anda durumu iyi."

Sıcak kemoterapiyle sağlığına kavuştu

 4 gün önce

 Antalya'da, mide ağrısıyla gittiği hastanede, karnında tümör bulunduğu fark edilen Fatma Büyüksolak (59), ameliyata alındı. Tümör tamamıyla temizlenirken, karın içine sıcak kemoterapi işlemi uygulandı. Gastroenteroloji Cerrahi Kliniği Eğitim Görevlisi ve İdari Sorumlusu Doç. Dr. İsmail Gömceli bu yöntemle ilgili, "Damardan yapılan kemoterapiye yeterli yanıt alınamayan ve karın içine yayılmış bazı sindirim sistemi tümörlerinde çok yüz güldürücü sonuçlar alınıyor" dedi. Antalya'nın Korkuteli ilçesinde oturan Fatma Büyüksolak'ın, mide ağrısı şikayetiyle gittiği Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yapılan tetkiklerde, karnının içinde yaygın tümör tespit edildi. Gastroenteroloji Cerrahi Kliniği Eğitim Görevlisi ve İdari Sorumlusu Doç. Dr. İsmail Gömceli'nin, tümörün alınıp temizlenmesi gerektiğini söylemesinin ardından Büyüksolak ameliyata alındı. Tümör temizlenirken aynı anda karın içine HIPEC adı verilen sıcak kemoterapi işlemi uygulandı. Ameliyatın ardından sağlığına kavuşan Fatma Büyüksolak, servise alındıktan sonra taburcu edildi. Mide ağrısıyla gittiği hastanede karnındaki tümörün fark edildiğini ve kısa sürede ameliyat edilerek sağlığına kavuştuğunu anlatan Büyüksolak, ameliyatın ardından kendini iyi hissettiğini söyledi. 'SICAK KEMOTERAPİ YENİ BİR TEDAVİ SEÇENEĞİ' Gastroenteroloji Cerrahi Kliniği Eğitim Görevlisi ve İdari Sorumlusu Doç. Dr. İsmail Gömceli, yapılan işlemin çok riskli olmadığını söyledi. Karın içinde yaygın tümörü olan hastalarda tüm tümör odakları temizlenirken, ameliyat sırasında verilen sıcak kemoterapinin hastanın iyileşme şansını artırdığını ifade eden Doç. Dr. Gömceli şöyle konuştu: "Bu uygulamayı yaygın olarak yapmaya çalışıyoruz. Hastamız daha önce bir ameliyat olmuştu ve karın içinde yayılmış tümörü olduğunu tespit ettik. Ameliyatla bütün karın içini temizleyip hiç tümör kalmayacak şekilde cerrahi işlem yaparak aynı zamanda ameliyat sırasında sıcak kemoterapi yapıyoruz. Damardan yapılan kemoterapiye yeterli yanıt alınamayan ve karın içine yayılmış bazı sindirim sistemi tümörlerinde çok yüz güldürücü sonuçlar alınıyor. 8-9 hastaya bu uygulamayı yaptık. Yaygın sindirim sistemi kanseri olan ve bu tedaviden fayda görebileceğini düşündüğümüz hastalarımızı bu yöntemle tedavi ediyoruz. İnsanımızın ve Antalyalıların bu şekilde dünya standartlarında tedavileri hak ettiğini düşünüyor ve onlara en yeni tedavi yöntemlerini sunmaya çalışıyoruz. Hastamızın şu anda durumu iyi."

Türkiye Cumhuriyeti Berlin Büyükelçisi Ali Kemal Aydın, Hanau'daki saldırıyla ilgili konuştu

 TR-me kanallarımıza abone olun: ► DHA: bit.ly/dha-ytabone ► DHA Plus: bit.ly/dhaplus-abone Demirören Haber Ajansı(DHA)'nın en güncel haberlerini www.dha.com.tr 'den takip edebilirsiniz. Sosyal Medya ► facebook.com/dha ► twitter.com/dhainternet ► instagram.com/dha ► tr-me.com/utitle-dha

Türkiye Cumhuriyeti Berlin Büyükelçisi Ali Kemal Aydın, Hanau'daki saldırıyla ilgili konuştu

 4 gün önce

 TR-me kanallarımıza abone olun: ► DHA: bit.ly/dha-ytabone ► DHA Plus: bit.ly/dhaplus-abone Demirören Haber Ajansı(DHA)'nın en güncel haberlerini www.dha.com.tr 'den takip edebilirsiniz. Sosyal Medya ► facebook.com/dha ► twitter.com/dhainternet ► instagram.com/dha ► tr-me.com/utitle-dha

Tarihi demir yolunun turizme kazandırılmasını istiyorlar

 Aydın'ın Söke ilçesinde, 1900'lü yıllarda İngilizler tarafından yapılan demir yolundan geriye, trenlerin dere yataklarından rahatça geçebilmeleri için yapılan taş tüneller kaldı. İngilizlerin giderken bıraktıkları tren vagonları ve raylar zamanla çürüyüp hurdacılara satılırken, bir bölümü de depolarda ve bölgedeki hayvan damlarında kaldı. Yöre halkı, geçmişe ve tarihe sahip çıkılması için tarihi demir yolu hattının tekrar canlandırılıp, turizme kazandırılmasını istiyor. Söke'nin kırsal Ağalı Mahallesi'ndeki Vinç Tepesi'ndeki maden ocaklarından çıkarılan kömürleri, Kadıkalesi bölgesindeki limana taşımak için, İngilizler tarafından 1900'lü yıllarda, Kapız Deresi üzerinden 15 kilometrelik tren hattı yapıldı. Bir süre devam eden taşıma işi, bölgedeki kömürün kalitesiz ve kalorisinin düşük olması nedeniyle son buldu. İngilizler bölgeyi terk ederken, treni, vagonlarıyla birlikte rayları da bıraktı. Atıl kalıp, zamanla çürüyerek parçalanan tren vagonları ve raylarının bir bölümü hurdacılara satılırken, bir bölümü de depolarda ve bölgedeki hayvan damlarında kaldı. Ancak, aradan geçen 120 yıla rağmen trenin geçmesi için dere üzerine yapılan taştan tüneller bozulmadan kaldı. Yöre halkı da tarihi tünelin eski günlerde olduğu gibi canlandırılmasını ve demir yolunun yeniden açılarak turizme kazandırılmasını istiyor. 'TARİHE VE GEÇMİŞE SAHİP ÇIKILSIN' Konuyla ilgili konuşan Ağalı Mahallesi'nde oturan Haluk Yalçınöz, "Mahallemizde, geçmişte Yunanlar ve Rumlar yaşamış. Buranın çok gizli bir tarihi var. Bu tarihlerden birisi de bu demiryolu hattıdır. Yaptığımız araştırmalarda 1900'lü yıllarda Ağaçlı ile Kadıkalesi'ne 15 kilometrelik bir demiryolu hattı olduğunu öğrendik. Dere yataklarına tünel yaparak üstüne ray döşeyerek trenlerin geçmesi sağlanmış. Yaklaşık 120 yıllık olmasına rağmen halen daha çok sağlıklı duruyor. Biz de bu tarihi güzelliğin gün yüzüne çıkarılması için çalışıyoruz. Bu tarihi yapılar mahallemiz için Söke ve Aydın için çok önem taşıyor. Zamanında bu tarihlere sahip çıkılmayınca treni parçalayarak götürmüşler. Çürüyen tren raylarını sökerek hurdaya satmışlar. Bizim istediğimiz o eski demir yolunu yeniden canlandırmak. Tren yeniden buradan sahile turizm amaçlı yapılabilir. Bu tarihe ve mazimize sahip çıkılmasını istiyoruz. Herkes bilsin ve görsün bu saklı tarihi" dedi. 'KÖMÜR YÜKLENEN YER HAYVAN DAMI YAPILDI' Mahalle sakinlerinden Muammer Çileger de "İngilizler dağda çıkardıkları kömürü buraya getirerek limandan gelen tren vagonlarına yükleyerek taşıyorlarmış. Kömürlerin vagonlara yüklendiği yerde şimdi ise vatandaşlar hayvan damı yaptı. Tren raylarından bazıları halen bu hayvan damlarında, depolarda duruyor" diye konuştu.

Tarihi demir yolunun turizme kazandırılmasını istiyorlar

 4 gün önce

 Aydın'ın Söke ilçesinde, 1900'lü yıllarda İngilizler tarafından yapılan demir yolundan geriye, trenlerin dere yataklarından rahatça geçebilmeleri için yapılan taş tüneller kaldı. İngilizlerin giderken bıraktıkları tren vagonları ve raylar zamanla çürüyüp hurdacılara satılırken, bir bölümü de depolarda ve bölgedeki hayvan damlarında kaldı. Yöre halkı, geçmişe ve tarihe sahip çıkılması için tarihi demir yolu hattının tekrar canlandırılıp, turizme kazandırılmasını istiyor. Söke'nin kırsal Ağalı Mahallesi'ndeki Vinç Tepesi'ndeki maden ocaklarından çıkarılan kömürleri, Kadıkalesi bölgesindeki limana taşımak için, İngilizler tarafından 1900'lü yıllarda, Kapız Deresi üzerinden 15 kilometrelik tren hattı yapıldı. Bir süre devam eden taşıma işi, bölgedeki kömürün kalitesiz ve kalorisinin düşük olması nedeniyle son buldu. İngilizler bölgeyi terk ederken, treni, vagonlarıyla birlikte rayları da bıraktı. Atıl kalıp, zamanla çürüyerek parçalanan tren vagonları ve raylarının bir bölümü hurdacılara satılırken, bir bölümü de depolarda ve bölgedeki hayvan damlarında kaldı. Ancak, aradan geçen 120 yıla rağmen trenin geçmesi için dere üzerine yapılan taştan tüneller bozulmadan kaldı. Yöre halkı da tarihi tünelin eski günlerde olduğu gibi canlandırılmasını ve demir yolunun yeniden açılarak turizme kazandırılmasını istiyor. 'TARİHE VE GEÇMİŞE SAHİP ÇIKILSIN' Konuyla ilgili konuşan Ağalı Mahallesi'nde oturan Haluk Yalçınöz, "Mahallemizde, geçmişte Yunanlar ve Rumlar yaşamış. Buranın çok gizli bir tarihi var. Bu tarihlerden birisi de bu demiryolu hattıdır. Yaptığımız araştırmalarda 1900'lü yıllarda Ağaçlı ile Kadıkalesi'ne 15 kilometrelik bir demiryolu hattı olduğunu öğrendik. Dere yataklarına tünel yaparak üstüne ray döşeyerek trenlerin geçmesi sağlanmış. Yaklaşık 120 yıllık olmasına rağmen halen daha çok sağlıklı duruyor. Biz de bu tarihi güzelliğin gün yüzüne çıkarılması için çalışıyoruz. Bu tarihi yapılar mahallemiz için Söke ve Aydın için çok önem taşıyor. Zamanında bu tarihlere sahip çıkılmayınca treni parçalayarak götürmüşler. Çürüyen tren raylarını sökerek hurdaya satmışlar. Bizim istediğimiz o eski demir yolunu yeniden canlandırmak. Tren yeniden buradan sahile turizm amaçlı yapılabilir. Bu tarihe ve mazimize sahip çıkılmasını istiyoruz. Herkes bilsin ve görsün bu saklı tarihi" dedi. 'KÖMÜR YÜKLENEN YER HAYVAN DAMI YAPILDI' Mahalle sakinlerinden Muammer Çileger de "İngilizler dağda çıkardıkları kömürü buraya getirerek limandan gelen tren vagonlarına yükleyerek taşıyorlarmış. Kömürlerin vagonlara yüklendiği yerde şimdi ise vatandaşlar hayvan damı yaptı. Tren raylarından bazıları halen bu hayvan damlarında, depolarda duruyor" diye konuştu.

Elanur'un ardından, Bartu'nun hikayesi de gururlandırıyor

 İzmir'in Kemalpaşa ilçesinde yaşayan Elanur Akıncı'nın (10), 'Uluslararası Caribou Matematik Yarışması'nda dünya 1'inciliğini paylaştığı birçok öğrenci arasında olan Bartu Uğur'un (10) hikayesi, ailesini gururlandırıyor. Disleksi rahatsızlığı (Zeka seviyesinde herhangi bir olumsuzluk olmamasına rağmen öğrenme güçlüğü çekilmesi durumu) sebebiyle okumayı 2'nci sınıfta sökebilen 4'üncü sınıf öğrencisi Bartu Uğur, bugün kazandığı dünya 1'inciliği hakkında "Hem ben, hem ailem hem de beni tanıyan herkes çok mutlu. Derslerime düzenli olarak çalışıyorum ve bu başarıyı bu sayede kazandım" dedi. İzmir'de, dezavantajlı bir devlet okulunda öğrenimini sürdüren ve 'Uluslararası Caribou Matematik Yarışması'nda 1'incilik elde eden Elanur Akıncı Türkiye'nin gündemine oturmuş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da Akıncı'yı telefonla arayarak tebrik etmişti. Akıncı'nın ardından, onun dünya 1'inciliğini paylaştığı öğrenciler arasında bulunan Bartu Uğur'un hikayesi de hem kendisini hem de ailesini gururlandırıyor. Okumayı ancak 2'nci sınıfta sökebilen oğlu Bartu Uğur'da disleksi rahatsızlığı bulunduğunu öğrenen babası Mümtaz Uğur, önce oğlunun önce okulunu değiştirdi, ardından, oğlunu disleksi rahatsızlığı bulunan öğrencilere has eğitim veren özel bir kuruma gönderdi. ELANUR GİBİ O DA DÜNYA 1'İNCİSİ OLDU Aldığı destekle birlikte Bartu Uğur, önce okuma yazmasındaki hızını ilerletti, ardından da okulunun en başarılı öğrencileri arasına girdi. Son olarak, dünya genelinde 7 bin 328 öğrencinin katıldığı 'Uluslararası Caribou Matematik Yarışması'na katılan Uğur, burada Dünya 1'inciliği başarısını elde etti. 'BİLİM ADAMI OLMAK İSTİYORUM' Bartu Uğur, konuyla ilgili olarak DHA'ya yaptığı açıklamada, "Matematiği çok seviyorum. Derslerime düzenli olarak çalışıyorum. Sınavda sorular zordu ve bazılarını yaparken zorlandım. Ancak Dünya 1'inciliği gibi bir sonuç aldım ve çok mutluyum. Ailem, arkadaşlarım ve bütün tanıdıklarım benim bu başarım sebebiyle çok mutlu oldular. İlerideki amacım ise bilim adamı olmak" dedi. Bartu Uğur'un babası Mümtaz Uğur ise, çocuklarının disleksi rahatsızlığına sahip olduğunu öğrendiklerinde panik yaptıklarını belirterek, "En başta biz bu rahatsızlığın ne olduğunu bilmediğimiz için çok şaşırdık. Araştırdığımızda neler yapmamız gerektiğini öğrendik ve oğlumuzu disleksi rahatsızlığına sahip olanlar için özel eğitim veren bir kuruma gönderdik, okulunu da değiştirdik. Şimdi bu başarısı bizlere rüya gibi geliyor, onunla gurur duyuyoruz. Uzunca bir süre okumayı dahi sökemeyip, şimdi böyle bir başarıyı kazanmayı doğru eğitime borçluyuz." dedi. Disleksi rahatsızlığının çoğu kişi tarafından yanlış anlaşıldığının altını çizen Mümtaz Uğur, "Biz, Ege Üniversitesi aracılığıyla yapılan testlerde, Bartu'nun üstün zekalı olduğunu öğrendik. Yani bu rahatsızlığın kişinin zeka seviyesiyle hiçbir alakası yok. Birçok bilim insanı ve filozofun bu rahatsızlıktan mustarip olduğu bugün biliniyor" dedi. AYNI OKULDA, AYNI BAŞARIYI ELDE EDEN 3 ÖĞRENCİ DAHA VAR Ayrıca, Bartu Uğur'un okuduğu özel okulda, aynı yarışmada 1'ncilik elde eden 2'nci sınıf öğrencisi Ayşe Ebrar Alkan ile 3'üncü sınıf öğrencileri Nihat Efe Eser ve Yiğit Vatansever de, çok mutlu olduklarını ve matematiği çok sevdiklerini, bundan sonra da yarışmalarda 1'incilik elde etmek istediklerini söyledi.

Elanur'un ardından, Bartu'nun hikayesi de gururlandırıyor

 4 gün önce

 İzmir'in Kemalpaşa ilçesinde yaşayan Elanur Akıncı'nın (10), 'Uluslararası Caribou Matematik Yarışması'nda dünya 1'inciliğini paylaştığı birçok öğrenci arasında olan Bartu Uğur'un (10) hikayesi, ailesini gururlandırıyor. Disleksi rahatsızlığı (Zeka seviyesinde herhangi bir olumsuzluk olmamasına rağmen öğrenme güçlüğü çekilmesi durumu) sebebiyle okumayı 2'nci sınıfta sökebilen 4'üncü sınıf öğrencisi Bartu Uğur, bugün kazandığı dünya 1'inciliği hakkında "Hem ben, hem ailem hem de beni tanıyan herkes çok mutlu. Derslerime düzenli olarak çalışıyorum ve bu başarıyı bu sayede kazandım" dedi. İzmir'de, dezavantajlı bir devlet okulunda öğrenimini sürdüren ve 'Uluslararası Caribou Matematik Yarışması'nda 1'incilik elde eden Elanur Akıncı Türkiye'nin gündemine oturmuş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da Akıncı'yı telefonla arayarak tebrik etmişti. Akıncı'nın ardından, onun dünya 1'inciliğini paylaştığı öğrenciler arasında bulunan Bartu Uğur'un hikayesi de hem kendisini hem de ailesini gururlandırıyor. Okumayı ancak 2'nci sınıfta sökebilen oğlu Bartu Uğur'da disleksi rahatsızlığı bulunduğunu öğrenen babası Mümtaz Uğur, önce oğlunun önce okulunu değiştirdi, ardından, oğlunu disleksi rahatsızlığı bulunan öğrencilere has eğitim veren özel bir kuruma gönderdi. ELANUR GİBİ O DA DÜNYA 1'İNCİSİ OLDU Aldığı destekle birlikte Bartu Uğur, önce okuma yazmasındaki hızını ilerletti, ardından da okulunun en başarılı öğrencileri arasına girdi. Son olarak, dünya genelinde 7 bin 328 öğrencinin katıldığı 'Uluslararası Caribou Matematik Yarışması'na katılan Uğur, burada Dünya 1'inciliği başarısını elde etti. 'BİLİM ADAMI OLMAK İSTİYORUM' Bartu Uğur, konuyla ilgili olarak DHA'ya yaptığı açıklamada, "Matematiği çok seviyorum. Derslerime düzenli olarak çalışıyorum. Sınavda sorular zordu ve bazılarını yaparken zorlandım. Ancak Dünya 1'inciliği gibi bir sonuç aldım ve çok mutluyum. Ailem, arkadaşlarım ve bütün tanıdıklarım benim bu başarım sebebiyle çok mutlu oldular. İlerideki amacım ise bilim adamı olmak" dedi. Bartu Uğur'un babası Mümtaz Uğur ise, çocuklarının disleksi rahatsızlığına sahip olduğunu öğrendiklerinde panik yaptıklarını belirterek, "En başta biz bu rahatsızlığın ne olduğunu bilmediğimiz için çok şaşırdık. Araştırdığımızda neler yapmamız gerektiğini öğrendik ve oğlumuzu disleksi rahatsızlığına sahip olanlar için özel eğitim veren bir kuruma gönderdik, okulunu da değiştirdik. Şimdi bu başarısı bizlere rüya gibi geliyor, onunla gurur duyuyoruz. Uzunca bir süre okumayı dahi sökemeyip, şimdi böyle bir başarıyı kazanmayı doğru eğitime borçluyuz." dedi. Disleksi rahatsızlığının çoğu kişi tarafından yanlış anlaşıldığının altını çizen Mümtaz Uğur, "Biz, Ege Üniversitesi aracılığıyla yapılan testlerde, Bartu'nun üstün zekalı olduğunu öğrendik. Yani bu rahatsızlığın kişinin zeka seviyesiyle hiçbir alakası yok. Birçok bilim insanı ve filozofun bu rahatsızlıktan mustarip olduğu bugün biliniyor" dedi. AYNI OKULDA, AYNI BAŞARIYI ELDE EDEN 3 ÖĞRENCİ DAHA VAR Ayrıca, Bartu Uğur'un okuduğu özel okulda, aynı yarışmada 1'ncilik elde eden 2'nci sınıf öğrencisi Ayşe Ebrar Alkan ile 3'üncü sınıf öğrencileri Nihat Efe Eser ve Yiğit Vatansever de, çok mutlu olduklarını ve matematiği çok sevdiklerini, bundan sonra da yarışmalarda 1'incilik elde etmek istediklerini söyledi.

Ufuk Sarıca: Elemelere galibiyetle başlamak en büyük isteğimiz

 A Milli Basketbol Takımı Başantrenörü Ufuk Sarıca, “Hollanda kağıt üzerinde bilindik bir ekip değil, bir basketbol ekolu değil. Bundan dolayı tabii tanınmıyor. Ama biz üzerinde çalışıyoruz. Aslında bizi çok zor bir maç bekliyor. Belki isim olarak değil ama sahada enerji olarak, atletizm olarak çok ciddi bir rakibimiz olacak” dedi. FIBA 2021 Erkekler Avrupa Şampiyonası Elemeleri'nde bugün Hollanda’yı konuk edecek A Milli Basketbol Takımı’nda Ufuk Sarıca basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Hollanda’nın çok bilindik bir ekip olmadığını belirten Ufuk Sarıca, “Hollanda kağıt üzerinde bilindik bir ekip değil, bir basketbol ekolu değil. Bundan dolayı tabii tanınmıyor. Ama biz üzerinde çalışıyoruz. Aslında bizi çok zor bir maç bekliyor. Belki isim olarak değil ama sahada enerji olarak, atletizm olarak çok ciddi bir rakibimiz olacak. Özellikle uzun zamandır beraber oynuyorlar. Geçen sene gösterdikleri performans iyi. Özellikle Litvanya ile oynadıkları iki maç ve Polonya ile oynadıkları maçlar çok enteresan. O yüzden sahada çok çalışkan olmalıyız. Asla kontaktan kaçmamamız gerekiyor. Arka arkaya üç tane antrenman yaptık. Elimizden geleni yapıp bu Avrupa Şampiyonası elemelerine kazanarak başlamak en büyük isteğimiz. İnşallah istediğimiz gibi her şey yolunda gider” diye konuştu. “GENÇ OYUNCULAR İÇİN BU BİR ŞANS” NBA ve Euroleague’de görev alan isimlerin eleme maçlarında oynayamayacak olmalarının genç oyuncular için bir şans olduğunu ifade eden Sarıca, “Genç oyuncuların şans bulmaları ve kendilerini göstermeleri açısından onlar için bu büyük bir şans, büyük bir avantaj. Bizler hep diyoruz ki, oyuncu havuzumuzu büyütmemiz gerekiyor. Oyuncu sayımızı ilerletmemiz gerekiyor. Euroleague oyuncularımızı ve NBA oyuncularımızı zaten dahil edemiyoruz. Oyuncularımızın geçen sene bazıları geliyordu, bazıları gelemiyordu. Buğrahan'a da, Sertaç’a da izin verdik, daha doğrusu yönetimimizin, federasyonumuzun kararıyla Anadolu Efes’in maçı için takımlarına döndüler. Burada mesela Muhsin ve Burakcan ilk kez A Milli Takım forması giyecek. Tabii takımlarında daha az oynayan daha tecrübesiz oyuncularımız var ama bu bir takım oyunu sonuçta. O birliği ve beraberliği sahaya koyarsak istediğimiz oyunu ortaya koyup sonucu alacağız hep beraber” diye konuştu.

Ufuk Sarıca: Elemelere galibiyetle başlamak en büyük isteğimiz

 4 gün önce

 A Milli Basketbol Takımı Başantrenörü Ufuk Sarıca, “Hollanda kağıt üzerinde bilindik bir ekip değil, bir basketbol ekolu değil. Bundan dolayı tabii tanınmıyor. Ama biz üzerinde çalışıyoruz. Aslında bizi çok zor bir maç bekliyor. Belki isim olarak değil ama sahada enerji olarak, atletizm olarak çok ciddi bir rakibimiz olacak” dedi. FIBA 2021 Erkekler Avrupa Şampiyonası Elemeleri'nde bugün Hollanda’yı konuk edecek A Milli Basketbol Takımı’nda Ufuk Sarıca basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Hollanda’nın çok bilindik bir ekip olmadığını belirten Ufuk Sarıca, “Hollanda kağıt üzerinde bilindik bir ekip değil, bir basketbol ekolu değil. Bundan dolayı tabii tanınmıyor. Ama biz üzerinde çalışıyoruz. Aslında bizi çok zor bir maç bekliyor. Belki isim olarak değil ama sahada enerji olarak, atletizm olarak çok ciddi bir rakibimiz olacak. Özellikle uzun zamandır beraber oynuyorlar. Geçen sene gösterdikleri performans iyi. Özellikle Litvanya ile oynadıkları iki maç ve Polonya ile oynadıkları maçlar çok enteresan. O yüzden sahada çok çalışkan olmalıyız. Asla kontaktan kaçmamamız gerekiyor. Arka arkaya üç tane antrenman yaptık. Elimizden geleni yapıp bu Avrupa Şampiyonası elemelerine kazanarak başlamak en büyük isteğimiz. İnşallah istediğimiz gibi her şey yolunda gider” diye konuştu. “GENÇ OYUNCULAR İÇİN BU BİR ŞANS” NBA ve Euroleague’de görev alan isimlerin eleme maçlarında oynayamayacak olmalarının genç oyuncular için bir şans olduğunu ifade eden Sarıca, “Genç oyuncuların şans bulmaları ve kendilerini göstermeleri açısından onlar için bu büyük bir şans, büyük bir avantaj. Bizler hep diyoruz ki, oyuncu havuzumuzu büyütmemiz gerekiyor. Oyuncu sayımızı ilerletmemiz gerekiyor. Euroleague oyuncularımızı ve NBA oyuncularımızı zaten dahil edemiyoruz. Oyuncularımızın geçen sene bazıları geliyordu, bazıları gelemiyordu. Buğrahan'a da, Sertaç’a da izin verdik, daha doğrusu yönetimimizin, federasyonumuzun kararıyla Anadolu Efes’in maçı için takımlarına döndüler. Burada mesela Muhsin ve Burakcan ilk kez A Milli Takım forması giyecek. Tabii takımlarında daha az oynayan daha tecrübesiz oyuncularımız var ama bu bir takım oyunu sonuçta. O birliği ve beraberliği sahaya koyarsak istediğimiz oyunu ortaya koyup sonucu alacağız hep beraber” diye konuştu.

YORUMLAR