Can ATAKLI

Can ATAKLI

Can ATAKLI

Can Ataklı Resmi TR-me Sayfasıdır

Piyasaya yine darbe lafları sürülüyor

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. İşler kötüye gidiyor. İktidar ekonomik ve siyasi olarak çok sıkıştı. Erdoğan çareyi yine herkesi suçlamakta buluyor. Yandaş kesim ise bu başarısız durumdan çıkış için çare bulamadığı için yine eski yöntemlere baş vuruyor

Piyasaya yine darbe lafları sürülüyor

 5 gün önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. İşler kötüye gidiyor. İktidar ekonomik ve siyasi olarak çok sıkıştı. Erdoğan çareyi yine herkesi suçlamakta buluyor. Yandaş kesim ise bu başarısız durumdan çıkış için çare bulamadığı için yine eski yöntemlere baş vuruyor

Tayyip Erdoğan'a çağrımdır; Çekilin

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Türkiye'nin sorunları dağ gibi oldu. Suriye konusu çok beter bir durumda. Libya unutulmuş gibi görünüyor ama kısa bir süre sonra burada çok ciddi gelişmeler yaşanacak ve Türkiye hedef ülke olacak. PYD sorunu sanki kalmadı gibi davranıyor iktidar ama beklenmedik anda bir Trük yapılanması orada oluşacaktır. her gün gelen şehit haberleri şimdilik "intikamı alındı" biçiminde püskürtülmeye çalışılıyor ama yakında o da dikiş tutmayacak. ekonomi sadece kağıt üzerinde iyi gibi gösterilebiliyor. Paradan para kazanan bir bankacılık ve boksa sistemiyle daha fazla gidilmesi mümkün değil. İşsizlik görülmemiş boyutta, buna 5 milyonu aşkın Türkiye'ye gelmiş/sığınmış insanı da eklediğinizde felaketin gelmekte olduğunu görmemek mümkün mü? Bütün bunların tek sorumlusu var, o da tek adamlık rejimi. şu anda Erdoğan herşeyin hakimi. devletin bütün katmanları da bu durumu kabullenmiş halde. bu da zirvedeki ismi giderek yalnızlaştırıyor. bu yalnızlaştırma hata yapma ihtimalini ve oranını artırıyor. hata yaptıkça daha da batılıyor. ama kimse sesini çıkarmıyor. bu tarih boyunca böyle olmuş. tek adamlığa çıkanlar belki ilk başlarda çok başarılı gibi görünse de giderek batıyorlar ve hatayı hata ile düzeltmeye çalışıyorlar. Bugün itibarıyla Erdoğan'ın Suriye, Doğu Akdeniz, Libya, işsizlik, ekonomi, terör, bölücülük gibi konularda sorun çözmesi mümkün edğildir. çünkü yapılan hataları asla kabul etmeyeceği için sözde bunları düzeltmek için atacağı her adım da yanlış olacaktır ki zaten öyle oluyor. O halde şu öneriyi getirmek çağrı yapmak istiyorum. Eroğan ç ekilsin Başkan yardımcısı yeni hükümeti kursun Bu hükümet ulusal birlik hükümeti olsun CHP ve AKP ağırlıklı iyi parti saadet olsun Üç ay içinde anayasa değişikliği yapılarak parlamenter sisteme dönülsün Seçime gidilsin ve yeni Türkiye oluşturulsun Bu ulusal mutabakat hükümeti Suriye, mısır ve İsrail ile barışsın Doğu Akdeniz petrolleri için 4 ülkelik bir konsorsiyum kurulsun Suriye’ye Rusya ortak olabilir Amerika İsrail’e ortak olur Türkiye’nin ortakları İtalya Yunanistan olur. Birkaç ülkeden gelecek petrol sondaj ekipleri çalışır Boru hattı Türkiye üzerinden geçer Türkiye bütün petrolünü ve doğalgazını buradan bedava alacağı gibi geçiş parasını da alır İsrail Filistin sorunun Türkiye çözer. Suudi Arabistan’la ve BAE ile yeniden iyi ilişkiler kurulur Bunlar zor şeyler değil. Tayyip Erdoğan çekilmez ve ülkeyi yönetmeye devam ederse inanın bundan sonra cumhurbaşkanlığı seçimi olmaz.

Tayyip Erdoğan'a çağrımdır; Çekilin

 8 gün önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Türkiye'nin sorunları dağ gibi oldu. Suriye konusu çok beter bir durumda. Libya unutulmuş gibi görünüyor ama kısa bir süre sonra burada çok ciddi gelişmeler yaşanacak ve Türkiye hedef ülke olacak. PYD sorunu sanki kalmadı gibi davranıyor iktidar ama beklenmedik anda bir Trük yapılanması orada oluşacaktır. her gün gelen şehit haberleri şimdilik "intikamı alındı" biçiminde püskürtülmeye çalışılıyor ama yakında o da dikiş tutmayacak. ekonomi sadece kağıt üzerinde iyi gibi gösterilebiliyor. Paradan para kazanan bir bankacılık ve boksa sistemiyle daha fazla gidilmesi mümkün değil. İşsizlik görülmemiş boyutta, buna 5 milyonu aşkın Türkiye'ye gelmiş/sığınmış insanı da eklediğinizde felaketin gelmekte olduğunu görmemek mümkün mü? Bütün bunların tek sorumlusu var, o da tek adamlık rejimi. şu anda Erdoğan herşeyin hakimi. devletin bütün katmanları da bu durumu kabullenmiş halde. bu da zirvedeki ismi giderek yalnızlaştırıyor. bu yalnızlaştırma hata yapma ihtimalini ve oranını artırıyor. hata yaptıkça daha da batılıyor. ama kimse sesini çıkarmıyor. bu tarih boyunca böyle olmuş. tek adamlığa çıkanlar belki ilk başlarda çok başarılı gibi görünse de giderek batıyorlar ve hatayı hata ile düzeltmeye çalışıyorlar. Bugün itibarıyla Erdoğan'ın Suriye, Doğu Akdeniz, Libya, işsizlik, ekonomi, terör, bölücülük gibi konularda sorun çözmesi mümkün edğildir. çünkü yapılan hataları asla kabul etmeyeceği için sözde bunları düzeltmek için atacağı her adım da yanlış olacaktır ki zaten öyle oluyor. O halde şu öneriyi getirmek çağrı yapmak istiyorum. Eroğan ç ekilsin Başkan yardımcısı yeni hükümeti kursun Bu hükümet ulusal birlik hükümeti olsun CHP ve AKP ağırlıklı iyi parti saadet olsun Üç ay içinde anayasa değişikliği yapılarak parlamenter sisteme dönülsün Seçime gidilsin ve yeni Türkiye oluşturulsun Bu ulusal mutabakat hükümeti Suriye, mısır ve İsrail ile barışsın Doğu Akdeniz petrolleri için 4 ülkelik bir konsorsiyum kurulsun Suriye’ye Rusya ortak olabilir Amerika İsrail’e ortak olur Türkiye’nin ortakları İtalya Yunanistan olur. Birkaç ülkeden gelecek petrol sondaj ekipleri çalışır Boru hattı Türkiye üzerinden geçer Türkiye bütün petrolünü ve doğalgazını buradan bedava alacağı gibi geçiş parasını da alır İsrail Filistin sorunun Türkiye çözer. Suudi Arabistan’la ve BAE ile yeniden iyi ilişkiler kurulur Bunlar zor şeyler değil. Tayyip Erdoğan çekilmez ve ülkeyi yönetmeye devam ederse inanın bundan sonra cumhurbaşkanlığı seçimi olmaz.

Medya iktidarı bal gibi de değiştirir

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. AKP iktidarı ilk günden başlayarak yepyeni bir medya düzeni kurdu. Önce medyayı fiilen satın almayı başardı. sonra beğenmediği, kendine muhalif gördüğü tamamı gerçek gazeteci olan herkesi eledi. kalanını ise kendine bağımlı yandaş, yalaka, tetikçi hale getirdi. Sonra geçmişe yönelik bir "eski Türkiye" safsatası uydurarak "eskiden medya iktidarı devirirdi, hükümetler kurar, hükümetler yıkar, bakanlar atardı" efsanesi üzerinden yürüdü. işin aslı şuur; medya demokratik hukuk devletlerinde elbette hükümetleri düşürür, bakanların değişmesini sağlar. çünkü medeni ülkelerde medya eleştiren, uyaran, yön gösteren bir güçtür ve bunu kamu adına halk adına yapar. Eski Türkiye dedikleri Türkiye'de medya belki çok ideal değildi ama hükümet devirdiği, kurduğu da koca bir yalandır. ama o dönemlerin iktidarları, Demirel, Ecevit, Özal, Çiller, Yılmaz gibi isimler medyanın ağır eleştirileri ve muhalefeti sonunda gereğini yerine getirmek durumunda kalmışlardı hep. bu açıdan bakınca, eğer bugün geçmişte medya gerçek görevinin yarısına bile yapabilir durumda olsa AKP iktidarının da direnme ihtimali yoktur. Son yılların bütün başbakanları içinde bir tek Erdoğan bu makamın geçek gücünü kullanmayı başardı. Türkiye'nin demokratik sisteminde başbakanlık en güçlü kurumdu. Ancak iş başına gelen başbakanların hepsi tam anlamıyla olmasa bile demokratik hukuk sistemine inanan ve abğlı olan isimlerdi. bu nedenle başbakanlık makamının gücünü hukuk ve demokrasi kurallarını aşarak kullanmadılar. oysa erdoğan daha belediye başkanı olduğu andan itibaren makamının gücünü hiçbir demokratik hukuk kuralına kendini bağlı hissetmeden kullandı.bu nedenle CHP'nin CNN Türk için başlattığı boykot çok önemlidir. ancak bu boykot sadece CNN ile sınırlı almamalı, yandaş yalaka tetikçi medyanın tamamında uygulanmalıdır. Hiçbir CHP'li yetkili niteliği olmayan, cahil, bilgisiz ve saldırgan yandaşlarla aynı platformda asla olmamalı. Bunun sınırlı bir süre uygulanması bana göre ideal olandır.

Medya iktidarı bal gibi de değiştirir

 12 gün önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. AKP iktidarı ilk günden başlayarak yepyeni bir medya düzeni kurdu. Önce medyayı fiilen satın almayı başardı. sonra beğenmediği, kendine muhalif gördüğü tamamı gerçek gazeteci olan herkesi eledi. kalanını ise kendine bağımlı yandaş, yalaka, tetikçi hale getirdi. Sonra geçmişe yönelik bir "eski Türkiye" safsatası uydurarak "eskiden medya iktidarı devirirdi, hükümetler kurar, hükümetler yıkar, bakanlar atardı" efsanesi üzerinden yürüdü. işin aslı şuur; medya demokratik hukuk devletlerinde elbette hükümetleri düşürür, bakanların değişmesini sağlar. çünkü medeni ülkelerde medya eleştiren, uyaran, yön gösteren bir güçtür ve bunu kamu adına halk adına yapar. Eski Türkiye dedikleri Türkiye'de medya belki çok ideal değildi ama hükümet devirdiği, kurduğu da koca bir yalandır. ama o dönemlerin iktidarları, Demirel, Ecevit, Özal, Çiller, Yılmaz gibi isimler medyanın ağır eleştirileri ve muhalefeti sonunda gereğini yerine getirmek durumunda kalmışlardı hep. bu açıdan bakınca, eğer bugün geçmişte medya gerçek görevinin yarısına bile yapabilir durumda olsa AKP iktidarının da direnme ihtimali yoktur. Son yılların bütün başbakanları içinde bir tek Erdoğan bu makamın geçek gücünü kullanmayı başardı. Türkiye'nin demokratik sisteminde başbakanlık en güçlü kurumdu. Ancak iş başına gelen başbakanların hepsi tam anlamıyla olmasa bile demokratik hukuk sistemine inanan ve abğlı olan isimlerdi. bu nedenle başbakanlık makamının gücünü hukuk ve demokrasi kurallarını aşarak kullanmadılar. oysa erdoğan daha belediye başkanı olduğu andan itibaren makamının gücünü hiçbir demokratik hukuk kuralına kendini bağlı hissetmeden kullandı.bu nedenle CHP'nin CNN Türk için başlattığı boykot çok önemlidir. ancak bu boykot sadece CNN ile sınırlı almamalı, yandaş yalaka tetikçi medyanın tamamında uygulanmalıdır. Hiçbir CHP'li yetkili niteliği olmayan, cahil, bilgisiz ve saldırgan yandaşlarla aynı platformda asla olmamalı. Bunun sınırlı bir süre uygulanması bana göre ideal olandır.

Kahvenin hatırını bilseler herşey daha güzel olacak

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. atalarımız güzel söylemiş; bir kahvenin 40 yıl hatırı vardır. Siyasette, medyada, magazin dünyasında herkes birbiriyle kavgalı. hatta öyle ki birbirini hiç tanımayan, bir kere bile karşılaşmamış insanlar birbirleri hakkında atıp tutuyor, karakter analizleri bile yapıyor. bugün kibir herşeye hakim oldu.,

Kahvenin hatırını bilseler herşey daha güzel olacak

 14 gün önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. atalarımız güzel söylemiş; bir kahvenin 40 yıl hatırı vardır. Siyasette, medyada, magazin dünyasında herkes birbiriyle kavgalı. hatta öyle ki birbirini hiç tanımayan, bir kere bile karşılaşmamış insanlar birbirleri hakkında atıp tutuyor, karakter analizleri bile yapıyor. bugün kibir herşeye hakim oldu.,

İsrail'e neden düşman olmak zorundayız?

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Bölgemiz iyice karıştı. İdlib'de Türk askeri Suriye askeri ile ilk kez karşı karşıya geldi ve Suriye topçularının ateşi sonunda 4 askerimiz şehit edildi. Saraydan yapılan ilk açıklamada Suriye'nin bu saldırısına karşı anında misliyle karşılık verildiği bildirildi. Daha sonra Erdoğan da saldırının karşılıksız kalmadığını Suriye'den 45 kişinin etkisiz hale getirildiğini söyledi. Bu durum bir savaşın başlangıcı mı yoksa karşılıklı atışlardan sonra durum sakinleşecek mi bunu henüz bilemiyoruz. Aynı dönemde Amerika ile İsrail'in ortaya attığı yüzyılın anlaşması gündeme geldi. Bazı İslam ülkeleri buna karşı çıktı. AKP iktidarı ise dünyadaki en sert tepkiyi gösteren yönetim durumunda. Yıllardır hep merak ederim. Türkiye neden İsrail'e düşman. Bunda elbette Müslüman dayanışması var ama bu dayanışma nedeniyle sorun çozülemediği gibi çok kan akıyor. Eğer Türkiye İsrail'le düşman değil de işbirliği yapan ülke olsa başta Filistin sorununun çözümü kolaylaşır. Ayrıca Doğu Akdeniz bir barış denizi haline gelir. İsrail, Suriye, Mısır, Libya Türkiye'nin ağabeyliğinde petrol ve hidrokarbon yataklarının gerçek sahibi olarak bundan en büyük payı alırlar. Bu arada İsrail'in "siyonizminin" çok abartıldığını düşünüyorum,. Türk kamuoyu İsrail'in ve dünyadaki Yahudilerin toplamına hiç dikkat etmeden büyük bir kompleks içinde İsrail düşmanlığı yapıyor. Oysa İsrail'in nüfusu 8.5 - 9 milyon. Dünyadaki Yahudilerin toplamı da 22 milyon. İsrail'i çevreleyen Müslüman ülkelerin toplam nüfusu 400 milyona yaklaşıyor. Yani demek ki Müslüman ülkeler İsrail'i tükürükle bile boğabilir. O halde nedir bu korku? Arkasında Amerika varmış. Olsun. Ne yapacak Amerika? İslam ülkelerine nükleer bomba mı atacak, bu ülkelere savaş mı ilan edecek? Hayır. Demek ki aslında İsrail karşıtlığı aslında bu bölgedeki bazı ülkelerin kendi çıkarlarını yürütmek için kullandığı bir araç. Türkiye ise daha duygusal nedenlerle İsrail düşmanlığını körüklüyor. Böyle olunca Türkiye bölgede barışı sağlayacak bir güç olmaktan da çıkıyor. Yıllar önce Türkiye'nin İsrail üzerinde çok büyük bir gücü ve ağırlığı vardı. Bunu iyi değerlendiremedi bu iktidar ve işi çözümsüz hale getirdi.

İsrail'e neden düşman olmak zorundayız?

 15 gün önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Bölgemiz iyice karıştı. İdlib'de Türk askeri Suriye askeri ile ilk kez karşı karşıya geldi ve Suriye topçularının ateşi sonunda 4 askerimiz şehit edildi. Saraydan yapılan ilk açıklamada Suriye'nin bu saldırısına karşı anında misliyle karşılık verildiği bildirildi. Daha sonra Erdoğan da saldırının karşılıksız kalmadığını Suriye'den 45 kişinin etkisiz hale getirildiğini söyledi. Bu durum bir savaşın başlangıcı mı yoksa karşılıklı atışlardan sonra durum sakinleşecek mi bunu henüz bilemiyoruz. Aynı dönemde Amerika ile İsrail'in ortaya attığı yüzyılın anlaşması gündeme geldi. Bazı İslam ülkeleri buna karşı çıktı. AKP iktidarı ise dünyadaki en sert tepkiyi gösteren yönetim durumunda. Yıllardır hep merak ederim. Türkiye neden İsrail'e düşman. Bunda elbette Müslüman dayanışması var ama bu dayanışma nedeniyle sorun çozülemediği gibi çok kan akıyor. Eğer Türkiye İsrail'le düşman değil de işbirliği yapan ülke olsa başta Filistin sorununun çözümü kolaylaşır. Ayrıca Doğu Akdeniz bir barış denizi haline gelir. İsrail, Suriye, Mısır, Libya Türkiye'nin ağabeyliğinde petrol ve hidrokarbon yataklarının gerçek sahibi olarak bundan en büyük payı alırlar. Bu arada İsrail'in "siyonizminin" çok abartıldığını düşünüyorum,. Türk kamuoyu İsrail'in ve dünyadaki Yahudilerin toplamına hiç dikkat etmeden büyük bir kompleks içinde İsrail düşmanlığı yapıyor. Oysa İsrail'in nüfusu 8.5 - 9 milyon. Dünyadaki Yahudilerin toplamı da 22 milyon. İsrail'i çevreleyen Müslüman ülkelerin toplam nüfusu 400 milyona yaklaşıyor. Yani demek ki Müslüman ülkeler İsrail'i tükürükle bile boğabilir. O halde nedir bu korku? Arkasında Amerika varmış. Olsun. Ne yapacak Amerika? İslam ülkelerine nükleer bomba mı atacak, bu ülkelere savaş mı ilan edecek? Hayır. Demek ki aslında İsrail karşıtlığı aslında bu bölgedeki bazı ülkelerin kendi çıkarlarını yürütmek için kullandığı bir araç. Türkiye ise daha duygusal nedenlerle İsrail düşmanlığını körüklüyor. Böyle olunca Türkiye bölgede barışı sağlayacak bir güç olmaktan da çıkıyor. Yıllar önce Türkiye'nin İsrail üzerinde çok büyük bir gücü ve ağırlığı vardı. Bunu iyi değerlendiremedi bu iktidar ve işi çözümsüz hale getirdi.

Nostradamus'un işaret ettiği Erdoğan mı?

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Fala inanır mısınız? İnanmam ben de ama atalarımızın dediği gibi "fala inanma falsız da kalma" sözüne de değer veririm. Ara sıra kahve falıma bakan da olur, dinlemekten pek keyif alırım. Tabii bir de kahinler var. En ünlüsü Nostradamus. Yüzyıllar öncesinden olacakları söylemiş. Nostradamusu büyük kahin mi yoksa kahin haline mi getirildi orası şüpheli bence. Nostradamus ilk iki büyük savaşı haber verdiği gereklidir gibi üçüncüden de söz ediyor. yazdığı dörtlükler incelendiğinde bu kehanetin de yakında gerçeklemesi ihtimali çok yüksek. Ünlü kahin savaş için "tanrının kentinde yangın, büyük şehir yanacak, büyük lider yenilecek" tanımlarını kullanır. Tanrının kenti neresi? Kitaplı üç büyük din tarafından da kutsal sayılan Kudüs olabilir mi burası? Yenilecek büyük liderin Amerika olması da akla yakın. Yüzyılın anlaşması olarak tanımlanan barış planı Amerika ve İsrail'in beklentilerinin dışında müthiş bir kaosa yol açabilir. Kahin denince Albert Pike adı da akla geliyor ister istemez. Bu kişi belki kahinden ziyade bir fütürist sayılabilir. Çünkü bir kahin gibi olacakları söylemekle kalmıyor bunların gerçekleşmesi için bazı gayretler gösterilmesi gerektiğini de belirtiyor. Örneğin Pike'a göre üçüncü büyük savaş Müslüman Araplarla İsraillilerin birbirini yok etmesine neden olacak. Ancak Pike bunun için ajanların bölgede gerginlik çıkarması ve Araplarla Yahudileri birbirine düşürmesi gerektiğinin altını çiziyor. Falı kehaneti bir kenara bırakalım. Bölgemiz yine ateş çemberine dönecek kıvama geliyor. Erdoğan iktidarı iç politikada yerini sağlam tutabilmek için dışarıda çok şahin gibi gözüküyor. Ama bölgedeki gelişmeler artık işin şakasının kalmadığını gösteriyor. İçerideki şahin duruş dışarıda Türkiye'yi bir anda savaşın eşiğine getirebilir artık. Bu arada sorun sadece Kudüs değil. Suriye'de de benzer gerginlik artıyor. yaşıyor. Erdoğan'ın "Astana ve Soci anlaşmaları ortadan kalktı. İdlib'de insanlık dramı var, bize karşı bu hareketler devam ederse sessiz kalamayız" sözleri de elbette içe dönük söylemlerdir ama sonuçta Rusya'nın da "Yetti ama" demesi kaçınılmaz hale gelebilir. Bu durumda ne olacaktır? Erdoğan çok sağduyulu kararlar almak zorunda. Belki çekilmeli, belki demokrasiye dönerek hızla seçimleri yapmalı ya da ulusal mutabakat yönetimi kurmalı. Bugüne kadar durumu idare etti bundan sonra etmeyebilir. Bunun zararı ise Türkiye'ye olacaktır.

Nostradamus'un işaret ettiği Erdoğan mı?

 20 gün önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Fala inanır mısınız? İnanmam ben de ama atalarımızın dediği gibi "fala inanma falsız da kalma" sözüne de değer veririm. Ara sıra kahve falıma bakan da olur, dinlemekten pek keyif alırım. Tabii bir de kahinler var. En ünlüsü Nostradamus. Yüzyıllar öncesinden olacakları söylemiş. Nostradamusu büyük kahin mi yoksa kahin haline mi getirildi orası şüpheli bence. Nostradamus ilk iki büyük savaşı haber verdiği gereklidir gibi üçüncüden de söz ediyor. yazdığı dörtlükler incelendiğinde bu kehanetin de yakında gerçeklemesi ihtimali çok yüksek. Ünlü kahin savaş için "tanrının kentinde yangın, büyük şehir yanacak, büyük lider yenilecek" tanımlarını kullanır. Tanrının kenti neresi? Kitaplı üç büyük din tarafından da kutsal sayılan Kudüs olabilir mi burası? Yenilecek büyük liderin Amerika olması da akla yakın. Yüzyılın anlaşması olarak tanımlanan barış planı Amerika ve İsrail'in beklentilerinin dışında müthiş bir kaosa yol açabilir. Kahin denince Albert Pike adı da akla geliyor ister istemez. Bu kişi belki kahinden ziyade bir fütürist sayılabilir. Çünkü bir kahin gibi olacakları söylemekle kalmıyor bunların gerçekleşmesi için bazı gayretler gösterilmesi gerektiğini de belirtiyor. Örneğin Pike'a göre üçüncü büyük savaş Müslüman Araplarla İsraillilerin birbirini yok etmesine neden olacak. Ancak Pike bunun için ajanların bölgede gerginlik çıkarması ve Araplarla Yahudileri birbirine düşürmesi gerektiğinin altını çiziyor. Falı kehaneti bir kenara bırakalım. Bölgemiz yine ateş çemberine dönecek kıvama geliyor. Erdoğan iktidarı iç politikada yerini sağlam tutabilmek için dışarıda çok şahin gibi gözüküyor. Ama bölgedeki gelişmeler artık işin şakasının kalmadığını gösteriyor. İçerideki şahin duruş dışarıda Türkiye'yi bir anda savaşın eşiğine getirebilir artık. Bu arada sorun sadece Kudüs değil. Suriye'de de benzer gerginlik artıyor. yaşıyor. Erdoğan'ın "Astana ve Soci anlaşmaları ortadan kalktı. İdlib'de insanlık dramı var, bize karşı bu hareketler devam ederse sessiz kalamayız" sözleri de elbette içe dönük söylemlerdir ama sonuçta Rusya'nın da "Yetti ama" demesi kaçınılmaz hale gelebilir. Bu durumda ne olacaktır? Erdoğan çok sağduyulu kararlar almak zorunda. Belki çekilmeli, belki demokrasiye dönerek hızla seçimleri yapmalı ya da ulusal mutabakat yönetimi kurmalı. Bugüne kadar durumu idare etti bundan sonra etmeyebilir. Bunun zararı ise Türkiye'ye olacaktır.

Bırakın artık bu birlik beraberlik şovlarını

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Elazığ depremi ve kayıplarımız hepimizi derinden üzdü. Afette hayatını kaybedenlere tekrar Allah'tan rahmet yakınlarına başsağlığı ve sabırlar dilerim. Depremle birlikte müthiş bir yardım furyası başladı. Aynı anda yine büyük bir "birlik beraberlik ruhu içindeyiz" kampanyası başladı. Deprem hepimizi birleştirmedi mi? Elbette birleştirdi ama bu konuyu o kadar da abartmamak gerek. çünkü ne zaman böyle bir büyük olayla karşılaşsak bu millet anında birlik olmayı beceriyor. Ama şunu da unutmayalım, bu sadece bize övgü değil, dünyanın her yerinde benzer durumlarda aynı şey yaşanıyor. Yardımlar konusu ise elbette çok duygusal bir olay. ancak bunu da düzgün yapamazsak hiç bir iye yaramadığını söylemeliyim. Aynı anda her taraftan yapılan yardımların çoğunun çöpe gittiğini bilmelisiniz. çünkü ihtiyaçlar bilinmeden gelen yardımlar bir eşi yaramıyor çoğu kez. bunun dışında öyle bir iktidarımız var ki, tüm ülkeden gelen yardımları bile sanki kendi yapıyormuş gibi göstermekte pek mahir. özellikle belediyelerin anında yardım kampanyaları açmaları ya da bölgeye kamyon kamyon yardım göndermeleri bana göre yanlış. şu anda iktidarın temel görevi olay yerine anında yetişmek ve halkı zor durumdan kurtarmaktır. bırakın önce bunu bir yapsınlar. diğer yardımlar için bir süre beklenmeli, örneğin bir ay sonra afet bölgesine tekrar gidip eksikler saptanmalı ve yardımlar buna göre yapılmalı. 1999 depreminde yaşadıklarım bu gerçeği bana ok iyi gösterdi. Bilinçsizce yapılan yardımların nasıl heba olduğunu bizzat gördüğümde çok üzülmüştüm.

Bırakın artık bu birlik beraberlik şovlarını

 22 gün önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Elazığ depremi ve kayıplarımız hepimizi derinden üzdü. Afette hayatını kaybedenlere tekrar Allah'tan rahmet yakınlarına başsağlığı ve sabırlar dilerim. Depremle birlikte müthiş bir yardım furyası başladı. Aynı anda yine büyük bir "birlik beraberlik ruhu içindeyiz" kampanyası başladı. Deprem hepimizi birleştirmedi mi? Elbette birleştirdi ama bu konuyu o kadar da abartmamak gerek. çünkü ne zaman böyle bir büyük olayla karşılaşsak bu millet anında birlik olmayı beceriyor. Ama şunu da unutmayalım, bu sadece bize övgü değil, dünyanın her yerinde benzer durumlarda aynı şey yaşanıyor. Yardımlar konusu ise elbette çok duygusal bir olay. ancak bunu da düzgün yapamazsak hiç bir iye yaramadığını söylemeliyim. Aynı anda her taraftan yapılan yardımların çoğunun çöpe gittiğini bilmelisiniz. çünkü ihtiyaçlar bilinmeden gelen yardımlar bir eşi yaramıyor çoğu kez. bunun dışında öyle bir iktidarımız var ki, tüm ülkeden gelen yardımları bile sanki kendi yapıyormuş gibi göstermekte pek mahir. özellikle belediyelerin anında yardım kampanyaları açmaları ya da bölgeye kamyon kamyon yardım göndermeleri bana göre yanlış. şu anda iktidarın temel görevi olay yerine anında yetişmek ve halkı zor durumdan kurtarmaktır. bırakın önce bunu bir yapsınlar. diğer yardımlar için bir süre beklenmeli, örneğin bir ay sonra afet bölgesine tekrar gidip eksikler saptanmalı ve yardımlar buna göre yapılmalı. 1999 depreminde yaşadıklarım bu gerçeği bana ok iyi gösterdi. Bilinçsizce yapılan yardımların nasıl heba olduğunu bizzat gördüğümde çok üzülmüştüm.

Beyinleri muhallebi gibi olmuş öğrenilmiş çaresizler ülkesi

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Hitler'in propaganda bakanı Göbels'in taktikleri benzer biçimde Türkiye'de de uygulanıyor. Topluma sürekli doğru olmayan bilgiler aralıksız söyleniyor, bunların sürekli altı çiziliyor sonunda muhalif olanların bile bir çoğu bu doğru olmayan bilgilerin bir bölümünün doğru olduğuna inanmaya başlıyor. Bunun ötesinde milyonlarca insan uğradığı inanılmaz algı bombardımanının etkisi altında bir süre sonra asla bir şey yapamayacağına ve bu durumdan kurtulamayacağına inanıyor. sizlere bu konuda Berkeley Üniversitesinde yapılan bir araştırmadan söz etmek istiyorum. Prof John Watson 3 aylıl bebeklerden oluşan iki gruptan birini altında sensörlerin olduğu yastıkların bulunduğu yatağa yatırmış. Diğer gruptaki çocuklara ise normal yastıklar verilmiş. Yatakların üzerindeki bir oyuncak yastık altındaki manivelaların hareket ettirilmesi sonucu harekete geçiyormuş. Buradaki çocuklar kısa sürede başlarını oynattıklarında oyuncağın da harekete geçtiğini görüp gülücükler atmaya başlamışlar. diğer yataktaki çocuklar ise ne yaparlarsa yapsınlar oyuncağını harekete geçirememişler elbette. bir süre sonra yastıklarının altında sensörler olan çocuklar neşe içinde eğlenirken diğer çocuklar artık oyuncağı harekete geçirmek için hiç bir çaba göstermemeye başlamış. Prof Watson bir süre sonra normal yastıkta yatan çocukların başlarının manivelalı yastık koşmuşlar. Ancak artık oyuncağı asla hareket ettiremeyeceğine inanan bu çocuklar hiçbir çaba göstermemişler. İşte Türkiye'nin bugün getirildiği nokta bu. Algı operasyonu ile beyinler adeta muhallebi haline getirildi. toplumun önemli bölümü artık her şeye tepkisiz. çünkü ne yaparsa yapsın hiçbir şeyi değiştiremeyeceğine inanır hale getirildi. Erdoğan iktidarı bu urumdan yararlanarak Türkiye'yi yeniden ve hızlı bir seçime götürebilir. Parti içinden çıkacak rakipleri de etkisiz hale getirmeye çalışıyor. Ali Babacan ile Abdullah Gül'ün kuracağı söylenen parti hala ortada yok. Nedenini bilmiyoruz. Belki sarayla pazarlık yapıyorlar ya da pabucun pahalı olduğunu gördüler. Diğer parti kuran isim Ahmet Davutoğlu ise yoğun baskı altında. önce üniversitesine el kondu. Şimdi de bu üniversitenin de sahibi olan Bilim ve Sanat Vakfına kayyum atandı. Türkiye'yi çok zor günler beliyor. Eğer öğretilmiş çaresizlik sendromundan kurtulamazsak sonuç hepimiz için çok daha kötü olacak. Ancak ben toplumun üstündeki bu kara bulutu dağıtacağına inanıyorum

Beyinleri muhallebi gibi olmuş öğrenilmiş çaresizler ülkesi

 27 gün önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Hitler'in propaganda bakanı Göbels'in taktikleri benzer biçimde Türkiye'de de uygulanıyor. Topluma sürekli doğru olmayan bilgiler aralıksız söyleniyor, bunların sürekli altı çiziliyor sonunda muhalif olanların bile bir çoğu bu doğru olmayan bilgilerin bir bölümünün doğru olduğuna inanmaya başlıyor. Bunun ötesinde milyonlarca insan uğradığı inanılmaz algı bombardımanının etkisi altında bir süre sonra asla bir şey yapamayacağına ve bu durumdan kurtulamayacağına inanıyor. sizlere bu konuda Berkeley Üniversitesinde yapılan bir araştırmadan söz etmek istiyorum. Prof John Watson 3 aylıl bebeklerden oluşan iki gruptan birini altında sensörlerin olduğu yastıkların bulunduğu yatağa yatırmış. Diğer gruptaki çocuklara ise normal yastıklar verilmiş. Yatakların üzerindeki bir oyuncak yastık altındaki manivelaların hareket ettirilmesi sonucu harekete geçiyormuş. Buradaki çocuklar kısa sürede başlarını oynattıklarında oyuncağın da harekete geçtiğini görüp gülücükler atmaya başlamışlar. diğer yataktaki çocuklar ise ne yaparlarsa yapsınlar oyuncağını harekete geçirememişler elbette. bir süre sonra yastıklarının altında sensörler olan çocuklar neşe içinde eğlenirken diğer çocuklar artık oyuncağı harekete geçirmek için hiç bir çaba göstermemeye başlamış. Prof Watson bir süre sonra normal yastıkta yatan çocukların başlarının manivelalı yastık koşmuşlar. Ancak artık oyuncağı asla hareket ettiremeyeceğine inanan bu çocuklar hiçbir çaba göstermemişler. İşte Türkiye'nin bugün getirildiği nokta bu. Algı operasyonu ile beyinler adeta muhallebi haline getirildi. toplumun önemli bölümü artık her şeye tepkisiz. çünkü ne yaparsa yapsın hiçbir şeyi değiştiremeyeceğine inanır hale getirildi. Erdoğan iktidarı bu urumdan yararlanarak Türkiye'yi yeniden ve hızlı bir seçime götürebilir. Parti içinden çıkacak rakipleri de etkisiz hale getirmeye çalışıyor. Ali Babacan ile Abdullah Gül'ün kuracağı söylenen parti hala ortada yok. Nedenini bilmiyoruz. Belki sarayla pazarlık yapıyorlar ya da pabucun pahalı olduğunu gördüler. Diğer parti kuran isim Ahmet Davutoğlu ise yoğun baskı altında. önce üniversitesine el kondu. Şimdi de bu üniversitenin de sahibi olan Bilim ve Sanat Vakfına kayyum atandı. Türkiye'yi çok zor günler beliyor. Eğer öğretilmiş çaresizlik sendromundan kurtulamazsak sonuç hepimiz için çok daha kötü olacak. Ancak ben toplumun üstündeki bu kara bulutu dağıtacağına inanıyorum

Emareler belirdi bir cisim yaklaşıyor

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Türkiye hızla bir seçime gidiyor. bu erken mi yoksa baskın mı olur? Metropol araştırmanın son anketine göre barajı sadece üç parti aşıyor. AKP, CHP ve HDP bugün seçim olsa barajı aşacak partiler olarak görünüyor. Bu Erdoğan için bulunmaz fırsat. hele HDP'nin de baraj altında kalacağını garantilese seçim için bir dakika bile durmaz. 2002'deki gibi meclis iki partili olur AKP bu durumda tek başına iktidarı alır. Bu kez CHP ile didişmek yerine işbirliği bile önerebilir. Sanıyorum bundan sonra bir daha cumhurbaşkanlığı seçimi olmayacak. Muhtemelen bizzat Erdoğan tekrar parlamenter sisteme dönülmesini isteyecek çünkü aksi takdirde yüzde 50'yi bulması çok zor. İkinci turda bulacak gibi olsa bile bu kez pek çok siyasi hareketle gizli ittifaklar kurmak ve onlara tavizler vermek durumunda. Oysa iki ya da üç partili bir mecliste tek başına iktidarı garantiliyor. Bunun da ötesinde hem MHPnin yükünden kurtuluyor hem de yeni kurulacak partilerin, Ali Babacan. Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu gibi potansiyel tehlikeleri bertaraf ediyor. kısacası Cem yılmaz'ın Gora filminde olduğu gibi artık emareler belirdi. bir cisim yaklaşıyor. Bu cisim bir baskın seçim olabilir.

Emareler belirdi bir cisim yaklaşıyor

 Aylar önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Türkiye hızla bir seçime gidiyor. bu erken mi yoksa baskın mı olur? Metropol araştırmanın son anketine göre barajı sadece üç parti aşıyor. AKP, CHP ve HDP bugün seçim olsa barajı aşacak partiler olarak görünüyor. Bu Erdoğan için bulunmaz fırsat. hele HDP'nin de baraj altında kalacağını garantilese seçim için bir dakika bile durmaz. 2002'deki gibi meclis iki partili olur AKP bu durumda tek başına iktidarı alır. Bu kez CHP ile didişmek yerine işbirliği bile önerebilir. Sanıyorum bundan sonra bir daha cumhurbaşkanlığı seçimi olmayacak. Muhtemelen bizzat Erdoğan tekrar parlamenter sisteme dönülmesini isteyecek çünkü aksi takdirde yüzde 50'yi bulması çok zor. İkinci turda bulacak gibi olsa bile bu kez pek çok siyasi hareketle gizli ittifaklar kurmak ve onlara tavizler vermek durumunda. Oysa iki ya da üç partili bir mecliste tek başına iktidarı garantiliyor. Bunun da ötesinde hem MHPnin yükünden kurtuluyor hem de yeni kurulacak partilerin, Ali Babacan. Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu gibi potansiyel tehlikeleri bertaraf ediyor. kısacası Cem yılmaz'ın Gora filminde olduğu gibi artık emareler belirdi. bir cisim yaklaşıyor. Bu cisim bir baskın seçim olabilir.

Hileyi Şeriye nedir bilir misiniz?

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Diyanet AKP'li müteahhitleri kurtarmak için konut kredisi faizinin helal olduğu fetvası verdi biliyorsunuz. Diyanete göre faiz aslında haram. Ama zorunluluk halinde bu durum değişebilir. O zorunluluk vatandaşın ucuz fiyata ev sahibi olması. Diyanet diyor ki "Eğer TOKİ'den ev alır ve devlet bankasından kredi alırsan ödeyeceğin faiz harama girmez. Çünkü burada amaç faiz almak değil vatandaşa ucuza ev vermektir." Peki ev eşyası, televizyon, buzdolabı, fırın, ocak da zaruri ihtiyaç, bunları taksitle, banka kredisiyle alırsak ödenecek faiz haram mı? Diyanete göre bunlar haram. Ama hiç kuşkusuz eğer bu konuda çok fazla soru gelmeye başlarsa buna da bir hile-yi şeriye bulunur nasıl olsa. Küçük çıkarlar uğruna dini kurallar orasından burasından eğilip bükülüp istenilen hale getiriliyor belki ama son zamanlarda gençler arasında yaygınlaştığı söylenen deizm de böyle gelişiyor işte. eski nesillere göre bilgiye çok hızlı ulaşabilen ve bilgi çeşitliliği içinde başı dönen gençlerin bu tür hileleri anlaması ya da benimsemesi mümkün değil. Bu sohbetimde bizlere geçmişten günümüze birkaç hile-yi şeriye örneği veriyorum. Bugünün gençleri için bunların hepsi hem çok saçma hem de çok ayıp gelecektir. Kısacası dini siyasete alet edenler yetiştirmek istedikleri "kindar-dindar" neslin altında kalabilir bu gidişle

Hileyi Şeriye nedir bilir misiniz?

 Aylar önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Diyanet AKP'li müteahhitleri kurtarmak için konut kredisi faizinin helal olduğu fetvası verdi biliyorsunuz. Diyanete göre faiz aslında haram. Ama zorunluluk halinde bu durum değişebilir. O zorunluluk vatandaşın ucuz fiyata ev sahibi olması. Diyanet diyor ki "Eğer TOKİ'den ev alır ve devlet bankasından kredi alırsan ödeyeceğin faiz harama girmez. Çünkü burada amaç faiz almak değil vatandaşa ucuza ev vermektir." Peki ev eşyası, televizyon, buzdolabı, fırın, ocak da zaruri ihtiyaç, bunları taksitle, banka kredisiyle alırsak ödenecek faiz haram mı? Diyanete göre bunlar haram. Ama hiç kuşkusuz eğer bu konuda çok fazla soru gelmeye başlarsa buna da bir hile-yi şeriye bulunur nasıl olsa. Küçük çıkarlar uğruna dini kurallar orasından burasından eğilip bükülüp istenilen hale getiriliyor belki ama son zamanlarda gençler arasında yaygınlaştığı söylenen deizm de böyle gelişiyor işte. eski nesillere göre bilgiye çok hızlı ulaşabilen ve bilgi çeşitliliği içinde başı dönen gençlerin bu tür hileleri anlaması ya da benimsemesi mümkün değil. Bu sohbetimde bizlere geçmişten günümüze birkaç hile-yi şeriye örneği veriyorum. Bugünün gençleri için bunların hepsi hem çok saçma hem de çok ayıp gelecektir. Kısacası dini siyasete alet edenler yetiştirmek istedikleri "kindar-dindar" neslin altında kalabilir bu gidişle

Halk TV neden satıldı, Abdullah Gül işin neresinde

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Halk TV resmen el değiştirdi. Kanalın ilk günden beri sahibi olan Deniz Baykal Halk TV'yi Cafer Mahiroğlu isimli bir kişiye sattı. Cafer Mahiroğlu İngiltere'de yaşayan, Sivas doğumlu, Alevi bir işadamı. İngiltere'de tekstil işine girdikten sonra büyüyen ve önemli markaların üreticiliği yapan Mahiroğlu aynı zamanda Select isimli 350 mağazalı şirketin de sahibi. Markofoni adlı online alışveriş sitesinin de sahibi olan Mahiroğlu İngiltere'nin en zengin 100 insanı arasında yer alıyor. Türkiye'de de bilinen Top Shop, New Look, Dorotthy, Perkins, Tesco, Evans gibi markaları üreten Mahiroğlu Halk tv ile medyaya girmiş oldu. Türkiye'de çok tanınmayan Mahiroğlu'nun Abdullah Gül'e yakın olduğu ve Halk TV'yi de Gül'ün tavsiyesi ile aldığı söyleniyor. Bu proje CHP yönetimi tarafından da biliniyormuş,. Çünkü CHP üst yönetimi Erdoğan'ın bir baskın seçim kararına karşı Abdullah Gül'ü bu kez muhalefetin ortak adayı yapma konusunda kararlıymış. Halk TV'nin böyle bir anda CHP adına bütün propagandayı yürütmesi düşünülüyormuş. Bir anda medyaya giren iş insanlarını yıllardır gördük biliyoruz. Bunların hiçbiri gerçek anlamda gazetecilik yapmak, ülkeye bu alanda yarar sağlamak için girmediler bu işe, tecrübeyle sabit bu durum. Aydın Doğan'dan başlayan bu furyaya pek çok işadamı kalkıştı bugüne kadar. neredeyse hiçbiri ortaya yok.

Halk TV neden satıldı, Abdullah Gül işin neresinde

 Aylar önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Halk TV resmen el değiştirdi. Kanalın ilk günden beri sahibi olan Deniz Baykal Halk TV'yi Cafer Mahiroğlu isimli bir kişiye sattı. Cafer Mahiroğlu İngiltere'de yaşayan, Sivas doğumlu, Alevi bir işadamı. İngiltere'de tekstil işine girdikten sonra büyüyen ve önemli markaların üreticiliği yapan Mahiroğlu aynı zamanda Select isimli 350 mağazalı şirketin de sahibi. Markofoni adlı online alışveriş sitesinin de sahibi olan Mahiroğlu İngiltere'nin en zengin 100 insanı arasında yer alıyor. Türkiye'de de bilinen Top Shop, New Look, Dorotthy, Perkins, Tesco, Evans gibi markaları üreten Mahiroğlu Halk tv ile medyaya girmiş oldu. Türkiye'de çok tanınmayan Mahiroğlu'nun Abdullah Gül'e yakın olduğu ve Halk TV'yi de Gül'ün tavsiyesi ile aldığı söyleniyor. Bu proje CHP yönetimi tarafından da biliniyormuş,. Çünkü CHP üst yönetimi Erdoğan'ın bir baskın seçim kararına karşı Abdullah Gül'ü bu kez muhalefetin ortak adayı yapma konusunda kararlıymış. Halk TV'nin böyle bir anda CHP adına bütün propagandayı yürütmesi düşünülüyormuş. Bir anda medyaya giren iş insanlarını yıllardır gördük biliyoruz. Bunların hiçbiri gerçek anlamda gazetecilik yapmak, ülkeye bu alanda yarar sağlamak için girmediler bu işe, tecrübeyle sabit bu durum. Aydın Doğan'dan başlayan bu furyaya pek çok işadamı kalkıştı bugüne kadar. neredeyse hiçbiri ortaya yok.

Kendimizi korumazsak bizi kimse korumaz

 Can Ataklı ile hafta sonu sohbeti Kişisel verilerimizi nasıl koruyacağımızı biliyor muyuz? Kimlik bilgilerimizi ulu orta herkese her isteyene veriyoruz farkında olmadan. Bir gömlek alıyoruz, parasını ödüyoruz, kasiyer "telefon numaranız?" diye soruyor itirazsız hemen veriyoruz. kapımıza kargo getiren görevli "kimlik numaranızı alacağım" diyor "neden?" diye sormadan söylüyoruz. Örneğin bir otele gittiğimizde resepsiyonun kimlik kartımızın fotokopisini alamayacağını kaçımız biliyor. Belki kimse bilmiyor. İşe girerken bile kimliğimizin fotokopisini alamazlar. İşyerindeki özel çalışma alanımızda kamera konulamaz, farkında mıyız? Aslına bakarsanız kanunla korunan kişisel bilgilerimizi her yerde ve herkese ifşa etmekten kaçınmıyoruz.

Kendimizi korumazsak bizi kimse korumaz

 Aylar önce

 Can Ataklı ile hafta sonu sohbeti Kişisel verilerimizi nasıl koruyacağımızı biliyor muyuz? Kimlik bilgilerimizi ulu orta herkese her isteyene veriyoruz farkında olmadan. Bir gömlek alıyoruz, parasını ödüyoruz, kasiyer "telefon numaranız?" diye soruyor itirazsız hemen veriyoruz. kapımıza kargo getiren görevli "kimlik numaranızı alacağım" diyor "neden?" diye sormadan söylüyoruz. Örneğin bir otele gittiğimizde resepsiyonun kimlik kartımızın fotokopisini alamayacağını kaçımız biliyor. Belki kimse bilmiyor. İşe girerken bile kimliğimizin fotokopisini alamazlar. İşyerindeki özel çalışma alanımızda kamera konulamaz, farkında mıyız? Aslına bakarsanız kanunla korunan kişisel bilgilerimizi her yerde ve herkese ifşa etmekten kaçınmıyoruz.

Müslüman ülkeler niye bu kadar korkak

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. İran'ın saldırılarından sonra dünyanın yüreği ağzına gelmişti belki ama korku çabuk atlatıldı. Belli ki ne İran ne Amerika daha fazla ileri gitmek istemiyor. Zaten bu kimsenin işine de gelmez. Sonuçta Trump da Hamaney de durumlarını daha sağlama aldılar. Amerika İran üzerinden tüm bölgeye ve bu bölgede etkisi/gücü olan herkese gözdağı vermiş oldu. Rusya'nın duruma müdahil olabileceğini düşünenler de yanıldı. Çünkü Rusya Amerika'nın "vuran sert tavrından" sonra geri adım atmak zorunda kaldı. Bu bölgede ne İran e Rusya Amerika ile çatışma riskini göze alamaz. Yenilmez ama asla galip de gelemez. Ayrıca zaten fiili bir savaşa dönmeden bu bölgede gerginliğin sürmesi Amerika'nın da Rusya'nın da çok işine geliyor, ekonomilerini böyle döndürüyorlar. Bu arada Müslüman ülkelerin son gelişmelerdeki tavrı da bana çok ilginç geliyor. dikkat ettiyseniz tek bir müslüman ülke bile Amerika'ya karşı çıkmadı, işlediği uluslararası cinayeti kınamadı bile. Çünkü müslüman coğrafyadaki ülkelerin tamamı Amerika'ya biat etmiş durumda. Buna biz de dahiliz ne yazık ki.

Müslüman ülkeler niye bu kadar korkak

 Aylar önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. İran'ın saldırılarından sonra dünyanın yüreği ağzına gelmişti belki ama korku çabuk atlatıldı. Belli ki ne İran ne Amerika daha fazla ileri gitmek istemiyor. Zaten bu kimsenin işine de gelmez. Sonuçta Trump da Hamaney de durumlarını daha sağlama aldılar. Amerika İran üzerinden tüm bölgeye ve bu bölgede etkisi/gücü olan herkese gözdağı vermiş oldu. Rusya'nın duruma müdahil olabileceğini düşünenler de yanıldı. Çünkü Rusya Amerika'nın "vuran sert tavrından" sonra geri adım atmak zorunda kaldı. Bu bölgede ne İran e Rusya Amerika ile çatışma riskini göze alamaz. Yenilmez ama asla galip de gelemez. Ayrıca zaten fiili bir savaşa dönmeden bu bölgede gerginliğin sürmesi Amerika'nın da Rusya'nın da çok işine geliyor, ekonomilerini böyle döndürüyorlar. Bu arada Müslüman ülkelerin son gelişmelerdeki tavrı da bana çok ilginç geliyor. dikkat ettiyseniz tek bir müslüman ülke bile Amerika'ya karşı çıkmadı, işlediği uluslararası cinayeti kınamadı bile. Çünkü müslüman coğrafyadaki ülkelerin tamamı Amerika'ya biat etmiş durumda. Buna biz de dahiliz ne yazık ki.

Siyasal İslam  tasfiye edilecek

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Amerika'nın İran'a yönelik son operasyonu bölgedeki yeni siyasi gelişmelerin de habercisi. Görünen o ki Batı kendi eliyle geliştirip büyüttüğü Siyasal İslamcı akımların artık sona ermesi gerektiğine inanıyor. İran'daki Şii Humeyni rejimi 1979'dan bu yana egemen. İran'ın bu profili ve oluşturduğu ortam başta Amerika'nın olmak üzere uzun süre batının işine yaradı. Aynı şekilde Sünni kesimlerde öne çıkan İhvan hareketi de önceleri sempati ile karşılandı. Bu yönde Türkiye'nin önder olması öngörülerek ortaya çıkarılan Büyük Ortadoğu Projesi bir süre önemli işlev üstlendi. Bu projenin en önemli ülkesi Türkiye idi. Çünkü 1923'te Cumhuriyet rejiminin başlamasından bu yana laik ve demokratik bir hukuk devleti olarak herkesi hayran bırakan bir gelişmeye sahne olan Türkiye Müslüman ülkeler için rol model olabilirdi. Sorun Müslüman Arap ülkelerinin laik Türkiye'yi yöneten Atatürk'ten hiç haz etmemeleri, daha sonra iktidara gelen dindar görünümlü Menderes, Bayar, Demirel, Özal gibi isimlerin de gerçek Müslüman olmadıklarına inanmaları idi. Çare Erdoğan ile bulundu. Türkiye'nin başına getirilen Erdoğan Arap ülkelerinin "nihayet Müslüman olarak kabul ettiği lider" oldu. Böylelikle aranan kan bulunmuş, Ortadoğu coğrafyasına hukuk ve demokrasi getirilmesinin önü açılmıştı. Ancak hesaplar tutmadı. Mısır'daki İhvan hareketi kendi kendini batağa sapladı ve tasfiye edildi. Erdoğan ise verilen rolün üzerine çıkarak kendini Sünni dünyanın önderi İhvan hareketinin lideri gibi görmeye başladı.Sonuçta Amerika ve Batı kendi elleriyle yetiştirdikleri "her cinsten" İslami hareketin artık kendilerine zarar vermeye başladığını gördü. İran'ın Amerika operasyonu Müslüman coğrafyadaki "Siyasal İslamcı" akımların tasfiyesinin ilk adımı bana göre. Eğer İran Amerika ile didişmeye kalkışırsa bu süreç hızlanacaktır. İran'daki İslam devleti iktidarı yıkılacaktır. Şii Müslüman siyasetçilierin arenadan çekilmesinden sonra sıra kalan Sünni siyasal İslamcı ülkelere gelecektir. Müslüman ülkelere rol model olması düşünülen Türkiye'nin bu konuda başarısız olduğu artık biliniyor. O halde Türkiye'deki Siyasal İslamcı anlayışın da bir süre sonra tasfiye edileceğini düşünmek çok yanlış olmayacaktır.

Siyasal İslam tasfiye edilecek

 Aylar önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Amerika'nın İran'a yönelik son operasyonu bölgedeki yeni siyasi gelişmelerin de habercisi. Görünen o ki Batı kendi eliyle geliştirip büyüttüğü Siyasal İslamcı akımların artık sona ermesi gerektiğine inanıyor. İran'daki Şii Humeyni rejimi 1979'dan bu yana egemen. İran'ın bu profili ve oluşturduğu ortam başta Amerika'nın olmak üzere uzun süre batının işine yaradı. Aynı şekilde Sünni kesimlerde öne çıkan İhvan hareketi de önceleri sempati ile karşılandı. Bu yönde Türkiye'nin önder olması öngörülerek ortaya çıkarılan Büyük Ortadoğu Projesi bir süre önemli işlev üstlendi. Bu projenin en önemli ülkesi Türkiye idi. Çünkü 1923'te Cumhuriyet rejiminin başlamasından bu yana laik ve demokratik bir hukuk devleti olarak herkesi hayran bırakan bir gelişmeye sahne olan Türkiye Müslüman ülkeler için rol model olabilirdi. Sorun Müslüman Arap ülkelerinin laik Türkiye'yi yöneten Atatürk'ten hiç haz etmemeleri, daha sonra iktidara gelen dindar görünümlü Menderes, Bayar, Demirel, Özal gibi isimlerin de gerçek Müslüman olmadıklarına inanmaları idi. Çare Erdoğan ile bulundu. Türkiye'nin başına getirilen Erdoğan Arap ülkelerinin "nihayet Müslüman olarak kabul ettiği lider" oldu. Böylelikle aranan kan bulunmuş, Ortadoğu coğrafyasına hukuk ve demokrasi getirilmesinin önü açılmıştı. Ancak hesaplar tutmadı. Mısır'daki İhvan hareketi kendi kendini batağa sapladı ve tasfiye edildi. Erdoğan ise verilen rolün üzerine çıkarak kendini Sünni dünyanın önderi İhvan hareketinin lideri gibi görmeye başladı.Sonuçta Amerika ve Batı kendi elleriyle yetiştirdikleri "her cinsten" İslami hareketin artık kendilerine zarar vermeye başladığını gördü. İran'ın Amerika operasyonu Müslüman coğrafyadaki "Siyasal İslamcı" akımların tasfiyesinin ilk adımı bana göre. Eğer İran Amerika ile didişmeye kalkışırsa bu süreç hızlanacaktır. İran'daki İslam devleti iktidarı yıkılacaktır. Şii Müslüman siyasetçilierin arenadan çekilmesinden sonra sıra kalan Sünni siyasal İslamcı ülkelere gelecektir. Müslüman ülkelere rol model olması düşünülen Türkiye'nin bu konuda başarısız olduğu artık biliniyor. O halde Türkiye'deki Siyasal İslamcı anlayışın da bir süre sonra tasfiye edileceğini düşünmek çok yanlış olmayacaktır.

Şans yine Erdoğan'dan yana

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Erdoğan çok bilgili biri değil. Din bilgisi bile İmam Hatip düzeyinde. Bu nedenle siyaset uygulamalarında, konuşmalarında akıl almaz hatalar yapıyor. ancak her seferinde bunlardan sıyrılmayı başarıyor. Kendisine "dava adamı" diyerek Türkiye'yi bir Arap tipi İslam devletine doğru götürmeye çalıştığı için çoğu kez gözü kara davranmaktan çekinmiyor. Bunun elbette pek eğitimli olmayan ve gelir düzeyi düşük kitlelerde bir karşılığı oluyor. ancak özelikle çok önemli siyasi konularda şans hep Erdoğan'dan yana oldu. Şimdi şans kapıyı bir kere daha çaldı. Saray iktidarı son yılların en yanlış kararını Libya'ya asker göndermeye kalkarak aldı. İç savaşın yaşandığı Libya'ya göndermek çatışmaların içinde yer almak olabilecek en akılsızca davranış. Tam bu sırada Amerika İranlı general Kasım Süleymani'yi öldürdü. Erdoğan bu olayı bahane ederek Libya'ya asker göndermekten vazgeçmelidir. Bu kendisini ve Türkiye için çok büyük bir şanstır, Büyük bir yanlıştan dönülmelidir. Türkiye saray iktidarı sayesinde zaten uçurumun kenarına kadar getirildi. Buradan düşeceği sırada Amerika'nın yarattığı şans çok önemlidir.

Şans yine Erdoğan'dan yana

 Aylar önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Erdoğan çok bilgili biri değil. Din bilgisi bile İmam Hatip düzeyinde. Bu nedenle siyaset uygulamalarında, konuşmalarında akıl almaz hatalar yapıyor. ancak her seferinde bunlardan sıyrılmayı başarıyor. Kendisine "dava adamı" diyerek Türkiye'yi bir Arap tipi İslam devletine doğru götürmeye çalıştığı için çoğu kez gözü kara davranmaktan çekinmiyor. Bunun elbette pek eğitimli olmayan ve gelir düzeyi düşük kitlelerde bir karşılığı oluyor. ancak özelikle çok önemli siyasi konularda şans hep Erdoğan'dan yana oldu. Şimdi şans kapıyı bir kere daha çaldı. Saray iktidarı son yılların en yanlış kararını Libya'ya asker göndermeye kalkarak aldı. İç savaşın yaşandığı Libya'ya göndermek çatışmaların içinde yer almak olabilecek en akılsızca davranış. Tam bu sırada Amerika İranlı general Kasım Süleymani'yi öldürdü. Erdoğan bu olayı bahane ederek Libya'ya asker göndermekten vazgeçmelidir. Bu kendisini ve Türkiye için çok büyük bir şanstır, Büyük bir yanlıştan dönülmelidir. Türkiye saray iktidarı sayesinde zaten uçurumun kenarına kadar getirildi. Buradan düşeceği sırada Amerika'nın yarattığı şans çok önemlidir.

İran olayı Erdoğan'ı zora sokar

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Haftanın son günü bölgemizi çok karıştıracak bir suikast olayı ile uyandık. İran'ın en önemli komutanlarından biri olarak kabul edilen Kudüs ordusu komutanı Kasım Süleymani Amerikanın attığı bir güze ile öldürüldü. Süleyman ile bilikte olan Haşdi Şabi milislerinin komutan yardımcısı Ebu Mehdi El Mühendis ile 7 de asker can verdi. operasyon bölgeyi bir anda karıştırdı. Amerika "Irak Büyükelçiliğimize saldıranlara bir ders vermeden yapamazdık" açıklaması yaparken Tahran ise "Bunun intikamı alınacak" dedi. Bu suikastın bölgede büyük kargaşa çıkaracağı kesin, ama bizim merak etmemiz geren Türkiye'ye nasıl yansıyacağı olmalı. Erdoğan Libya'ya asker gönderme operasyonu ile tam dikkatleri üzerine çekmişken ve bunun nemasını hesaplarken, bunu bastıracak biçimde ortaya çıkan bu olay karşısında ne yapacaktır? İran Amerika arasında yaşanacak çok sıcak gelişmelerde sarayın alacağı tavır çok önemlidir. Libya'ya asker gönderilmesi aşamasında sınırlarımızda yaşanacak bir sıcak çatışma Türkiye'nin asla hayrına olmayacaktır. Bunun yanısıra zaten dünyada da tepki ile karşılaşan Libya'ya asker gönderme kararı bir anda aleyhimize dönmüş bir ateş topu haline gelebilir. Hamaney, Trump çekişmesi Pentagon'un bölgeye binlerce asker yığması 2020'yi daha ilk günlerden cehenneme çevirebilir. AKP iktidarı ise bu konularla baş edemeyecek kadar çaresizlik içinde. Ekonomi kötü, iç dengelerde ciddi hasar var, dış politika tamamen çökmüş durumda. Erdoğan kendi geleceği için de bir an önce demokrasi ve hukuk düzenine dönmek zorundadır. Ucube başkanlık sisteminin foyası çok çabuk ortaya çıktı. Bu garip sistemle yürümeye çalışmak Erdoğan'a da ağır hasar verecektir. O halde aklın yolunu kullanıp tez elden parlamenter demokrasiye geçilmesi herkesin hayrınadır

İran olayı Erdoğan'ı zora sokar

 Aylar önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Haftanın son günü bölgemizi çok karıştıracak bir suikast olayı ile uyandık. İran'ın en önemli komutanlarından biri olarak kabul edilen Kudüs ordusu komutanı Kasım Süleymani Amerikanın attığı bir güze ile öldürüldü. Süleyman ile bilikte olan Haşdi Şabi milislerinin komutan yardımcısı Ebu Mehdi El Mühendis ile 7 de asker can verdi. operasyon bölgeyi bir anda karıştırdı. Amerika "Irak Büyükelçiliğimize saldıranlara bir ders vermeden yapamazdık" açıklaması yaparken Tahran ise "Bunun intikamı alınacak" dedi. Bu suikastın bölgede büyük kargaşa çıkaracağı kesin, ama bizim merak etmemiz geren Türkiye'ye nasıl yansıyacağı olmalı. Erdoğan Libya'ya asker gönderme operasyonu ile tam dikkatleri üzerine çekmişken ve bunun nemasını hesaplarken, bunu bastıracak biçimde ortaya çıkan bu olay karşısında ne yapacaktır? İran Amerika arasında yaşanacak çok sıcak gelişmelerde sarayın alacağı tavır çok önemlidir. Libya'ya asker gönderilmesi aşamasında sınırlarımızda yaşanacak bir sıcak çatışma Türkiye'nin asla hayrına olmayacaktır. Bunun yanısıra zaten dünyada da tepki ile karşılaşan Libya'ya asker gönderme kararı bir anda aleyhimize dönmüş bir ateş topu haline gelebilir. Hamaney, Trump çekişmesi Pentagon'un bölgeye binlerce asker yığması 2020'yi daha ilk günlerden cehenneme çevirebilir. AKP iktidarı ise bu konularla baş edemeyecek kadar çaresizlik içinde. Ekonomi kötü, iç dengelerde ciddi hasar var, dış politika tamamen çökmüş durumda. Erdoğan kendi geleceği için de bir an önce demokrasi ve hukuk düzenine dönmek zorundadır. Ucube başkanlık sisteminin foyası çok çabuk ortaya çıktı. Bu garip sistemle yürümeye çalışmak Erdoğan'a da ağır hasar verecektir. O halde aklın yolunu kullanıp tez elden parlamenter demokrasiye geçilmesi herkesin hayrınadır

Çatlasan da patlasan da diyen gider

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Yeni yılınız kutlu olsun. Bugün 2020'nin ilk sohbet konuşmasını yapıyoruz. Bu yıl "kimden kurtulmak istiyorsanız ondan kurtulun" temennisini sizlerle paylaşmak istiyorum. Her yeni yılın eskisinden daha iyi olması dilenir, ben de aynı duygular içindeyim ama ne yazık ki bu yıldan o kadar da umutlu değilim. geçen yıldan kalan sorunlar artarak sürecektir. milletle inatlaşmanın sonuçlarını birlikte göreceğiz. AKP genel Başkanı "Kanal İstanbul'u çatlasalar da patlasalar da yapacağız" diyor. Türkiye ilk kez milletiyle inatlaşan bir iktidarla karşı karşıya. Böyle bir iktidarın ayakta kalması normal bir ülkede mümkün değildir. Bu iktidar da ayakta çok kalamaz artık. Bu yıl bir baskın seçim olabilir. Ama bunun sonucu tıpkı İstanbul'da ikinci kez yapılan seçim gibi olabilir. "Erdoğan seçimle gitmez" algısı yaygın ama hesapsız biçimde böyle bir seçim olursa AKP seçimle de gidebilir. Bu yıl neler olmaz acaba? Kanal İstanbul olmaz örneğin. Otomobil fabrikası diye yeri göğü inlettiler ama o da olmaz. Renault, Ford, Toyota, Mercedes, Fiat, Hyundai'nin fabrikası var bu ülkede. Onlar ne kadar yerliyse Erdoğan'ın "Ben yaptım" dediği fabrika da o kadar yerlidir. Topçu kışlası olmaz. Libya'ya asker gitmesi mümkün olmaz. Yılbaşı gecesini biz de pek çok kişi gibi evde geçirdik. televizyonlar çok kötüydü. Sadece cemaatçi, dinci, Erdoğan'cı diye bilinen Acun Ilıcalı'nın kanalı TV('de yılbaşı olduğunu anlayabileceğiz program vardı. Gerisi "Yeni Türkiye'nin baskısı anlayışının" altında ezilmiş gitmişti. Yılmaz Erdoğan ise Kanal D'de kendisini sevenleri üzdü, özlenen Mükremin Abi tiplemesini sadece 10 dakikalık paradi ile sundu izleyiciye.

Çatlasan da patlasan da diyen gider

 Aylar önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Yeni yılınız kutlu olsun. Bugün 2020'nin ilk sohbet konuşmasını yapıyoruz. Bu yıl "kimden kurtulmak istiyorsanız ondan kurtulun" temennisini sizlerle paylaşmak istiyorum. Her yeni yılın eskisinden daha iyi olması dilenir, ben de aynı duygular içindeyim ama ne yazık ki bu yıldan o kadar da umutlu değilim. geçen yıldan kalan sorunlar artarak sürecektir. milletle inatlaşmanın sonuçlarını birlikte göreceğiz. AKP genel Başkanı "Kanal İstanbul'u çatlasalar da patlasalar da yapacağız" diyor. Türkiye ilk kez milletiyle inatlaşan bir iktidarla karşı karşıya. Böyle bir iktidarın ayakta kalması normal bir ülkede mümkün değildir. Bu iktidar da ayakta çok kalamaz artık. Bu yıl bir baskın seçim olabilir. Ama bunun sonucu tıpkı İstanbul'da ikinci kez yapılan seçim gibi olabilir. "Erdoğan seçimle gitmez" algısı yaygın ama hesapsız biçimde böyle bir seçim olursa AKP seçimle de gidebilir. Bu yıl neler olmaz acaba? Kanal İstanbul olmaz örneğin. Otomobil fabrikası diye yeri göğü inlettiler ama o da olmaz. Renault, Ford, Toyota, Mercedes, Fiat, Hyundai'nin fabrikası var bu ülkede. Onlar ne kadar yerliyse Erdoğan'ın "Ben yaptım" dediği fabrika da o kadar yerlidir. Topçu kışlası olmaz. Libya'ya asker gitmesi mümkün olmaz. Yılbaşı gecesini biz de pek çok kişi gibi evde geçirdik. televizyonlar çok kötüydü. Sadece cemaatçi, dinci, Erdoğan'cı diye bilinen Acun Ilıcalı'nın kanalı TV('de yılbaşı olduğunu anlayabileceğiz program vardı. Gerisi "Yeni Türkiye'nin baskısı anlayışının" altında ezilmiş gitmişti. Yılmaz Erdoğan ise Kanal D'de kendisini sevenleri üzdü, özlenen Mükremin Abi tiplemesini sadece 10 dakikalık paradi ile sundu izleyiciye.

2019’da inecek olan yerli uçağa sesleniyorum: Ne zaman iniyorsun bak yarın son gün.

 Yerli araba dediler, üzerinde bir tane yerli malzeme yok! Ayrıca, 2019’da inecek olan yerli uçağa sesleniyorum: Ne zaman iniyorsun bak yarın son gün 🤔

2019’da inecek olan yerli uçağa sesleniyorum: Ne zaman iniyorsun bak yarın son gün.

 Aylar önce

 Yerli araba dediler, üzerinde bir tane yerli malzeme yok! Ayrıca, 2019’da inecek olan yerli uçağa sesleniyorum: Ne zaman iniyorsun bak yarın son gün 🤔

Başıma çorap örmek istiyorlar

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Kayda geçmesi için sizlerle paylaşmak istediğim bir konu var. Sanıyorum konuşmalarımdan ve yazılarımdan rahatsız olan ve hakkımda karalama kampanyası yürütmek isteyenler var. İktidara çok yakın olan Yeni Şafak gazetesi CHP'nin FETÖ'den aldığı bilgilerle 15 Temmuz için tiyatro dediğini benim de bu kervana katıldığımı yazdı 27 Aralık günü. Daha önce cemaat imamlığı yapan ama sonra itirafçılığı seçen SZ isimli bir kisi güya 15 Temmuz'dan hemen Sonra Kılıçdaroğlu'na, Aytun Çıray'a ve bana bir e-posta göndermiş. SZ bu mesajında ​​darbenin önceden kurgulandığını anlatıyormuş. Ben de bu mektuptan sonra bir darbenin bir tiyatro olduğunu söylemeye başlamışım. Akılları sıra beni darbe bahanesiyle terör örgütüne bulaştırmaya çalışacaklar .. Bu numaralar bugüne kadar hiç tutmadı. Tabii bugünkü iktidar ve yargıya baktığımızda her şey olabilir ama ben de kayda geçsin herkes bilsin diye sizlerle bu konuyu paylaşmak istedim. Fethullah Gülen ve cemaatinin ne menem bir şey olduğunu 30 yılı aşkın süredir, üstelik pek çok olduğu daha ılımlı baktığı sıralarda bile dile getirdim. zamanında Ergenekon davasına da beni bulaştırmaya kalkmışlardı. bunu da o dönem Zekeriya Öz adlı cemaatçi savcı ile çok sıkı fıkı olan bir yandaş gazeteciden öğrenmiştim. Meğer bu Zekeriya Öz beni de tutuklamak için çok araştırma yaptı ama bulamamış. Bu konuda da şunu söylemek isterim.15 Temmuz akşamı Halk TV'deki programda bu darbenin hiç de darbeye benzemediğini, ama önceden haber alınıp buna göre davranılmış olduğunun görüldüğünü söylemiştim. 5 Kasım 2016'da Habertürk TV'de benzer biçimde anlattım bunu. Hemen üç gün sonra 8 Kasım 2016'da da Ulusal kanalda katıldığım programda "Bu bir tiyatro değil ama iktidarın durumdan çok faydalanan da ortada" demiştim. Program içinde 7-8 dakika süren bu konuşmam daha sonra bütün programdan bağımsız olarak sosyal medyada paylaşılmıştı. Şu an kadar izleyenlerin sayısı 6.5 milyonu aştı. Bu yıl, 17 Temmuz 2019'da günü youtube kanalım için yaptığım konuşmanın da başlığı "15 temmuz darbe değil tiyatro da değil" şeklindeydi. Hepsinin ötesinde 2017'de piyasaya çıkan ve onbinlerce satan "İhanet" adlı kitabımda da bu serüveni anlatıyorum. değerli izlemeler bu konuşmamı savunma amaçlı yapmıyorum. ama hakkımda bir tezvirat yapan ve başıma çorap örmeye kalkanları da erkenden teşhir etmek istiyorum. Bugüne kadar korkmadan, çekinmeden yürüdüm hiç merak etmeyin yürümeye de devam edeceğim.

Başıma çorap örmek istiyorlar

 Aylar önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Kayda geçmesi için sizlerle paylaşmak istediğim bir konu var. Sanıyorum konuşmalarımdan ve yazılarımdan rahatsız olan ve hakkımda karalama kampanyası yürütmek isteyenler var. İktidara çok yakın olan Yeni Şafak gazetesi CHP'nin FETÖ'den aldığı bilgilerle 15 Temmuz için tiyatro dediğini benim de bu kervana katıldığımı yazdı 27 Aralık günü. Daha önce cemaat imamlığı yapan ama sonra itirafçılığı seçen SZ isimli bir kisi güya 15 Temmuz'dan hemen Sonra Kılıçdaroğlu'na, Aytun Çıray'a ve bana bir e-posta göndermiş. SZ bu mesajında ​​darbenin önceden kurgulandığını anlatıyormuş. Ben de bu mektuptan sonra bir darbenin bir tiyatro olduğunu söylemeye başlamışım. Akılları sıra beni darbe bahanesiyle terör örgütüne bulaştırmaya çalışacaklar .. Bu numaralar bugüne kadar hiç tutmadı. Tabii bugünkü iktidar ve yargıya baktığımızda her şey olabilir ama ben de kayda geçsin herkes bilsin diye sizlerle bu konuyu paylaşmak istedim. Fethullah Gülen ve cemaatinin ne menem bir şey olduğunu 30 yılı aşkın süredir, üstelik pek çok olduğu daha ılımlı baktığı sıralarda bile dile getirdim. zamanında Ergenekon davasına da beni bulaştırmaya kalkmışlardı. bunu da o dönem Zekeriya Öz adlı cemaatçi savcı ile çok sıkı fıkı olan bir yandaş gazeteciden öğrenmiştim. Meğer bu Zekeriya Öz beni de tutuklamak için çok araştırma yaptı ama bulamamış. Bu konuda da şunu söylemek isterim.15 Temmuz akşamı Halk TV'deki programda bu darbenin hiç de darbeye benzemediğini, ama önceden haber alınıp buna göre davranılmış olduğunun görüldüğünü söylemiştim. 5 Kasım 2016'da Habertürk TV'de benzer biçimde anlattım bunu. Hemen üç gün sonra 8 Kasım 2016'da da Ulusal kanalda katıldığım programda "Bu bir tiyatro değil ama iktidarın durumdan çok faydalanan da ortada" demiştim. Program içinde 7-8 dakika süren bu konuşmam daha sonra bütün programdan bağımsız olarak sosyal medyada paylaşılmıştı. Şu an kadar izleyenlerin sayısı 6.5 milyonu aştı. Bu yıl, 17 Temmuz 2019'da günü youtube kanalım için yaptığım konuşmanın da başlığı "15 temmuz darbe değil tiyatro da değil" şeklindeydi. Hepsinin ötesinde 2017'de piyasaya çıkan ve onbinlerce satan "İhanet" adlı kitabımda da bu serüveni anlatıyorum. değerli izlemeler bu konuşmamı savunma amaçlı yapmıyorum. ama hakkımda bir tezvirat yapan ve başıma çorap örmeye kalkanları da erkenden teşhir etmek istiyorum. Bugüne kadar korkmadan, çekinmeden yürüdüm hiç merak etmeyin yürümeye de devam edeceğim.

Cami yapıyorlar ama onu da bilmiyorlar

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Her tarafa cami yapılıyor. akp'nin en çok yaptığı şey cami. her biri devasa olan bu camilerin minarelerinden çok yüksek sesle ezan okunuyor. sanıyorlar ki cami ne kadar büyük, minareler ne kadar yüksek ve ezan sesi ne kadar yüksek çıkarsa o kadar müslüman olacaklar. oysa cami yaparken ne yapıtlarını bile bilmiyorlar. yaptıkları sadece taklit. 4 minareli, 6 minreli camiler yapıyorlar. neden 6 minare, neden devasa kubbe. bilmiyorlar bile. sadece taklit. oysa her caminin ayrı özelliği vardır minare sayıları da şerefeler de bir şeyi sembolize eder. örneğin süleymaniye camiindeki 10 şerefe sultan süleyman'ın 10'uncu padişah olduğunu belirtir. padişahların yaptırdığı camilere selatin cami denir. vezirler ya da devlette makamı olanların yaptırdığı camiler mescit olarak anılır. çamlıca tepesine kondurulan caminin büyük olmaktan öte hiçbir anlamı yoktur.

Cami yapıyorlar ama onu da bilmiyorlar

 Aylar önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Her tarafa cami yapılıyor. akp'nin en çok yaptığı şey cami. her biri devasa olan bu camilerin minarelerinden çok yüksek sesle ezan okunuyor. sanıyorlar ki cami ne kadar büyük, minareler ne kadar yüksek ve ezan sesi ne kadar yüksek çıkarsa o kadar müslüman olacaklar. oysa cami yaparken ne yapıtlarını bile bilmiyorlar. yaptıkları sadece taklit. 4 minareli, 6 minreli camiler yapıyorlar. neden 6 minare, neden devasa kubbe. bilmiyorlar bile. sadece taklit. oysa her caminin ayrı özelliği vardır minare sayıları da şerefeler de bir şeyi sembolize eder. örneğin süleymaniye camiindeki 10 şerefe sultan süleyman'ın 10'uncu padişah olduğunu belirtir. padişahların yaptırdığı camilere selatin cami denir. vezirler ya da devlette makamı olanların yaptırdığı camiler mescit olarak anılır. çamlıca tepesine kondurulan caminin büyük olmaktan öte hiçbir anlamı yoktur.

İstanbul Ada devleti mi olacak

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Kanal İstanbul bütün tartışmaların dışında çok anlamsız bir proje. İstanbul gibi dar bir alanda oluşmuş ve içinden deniz geçen kentin içinden bir daha deniz getirmek ne anlama geliyor. Montrö, Amerikan baskısı, rant, hepsini bir kenara bırakalım, kuzey güney hattında 45 kilometre doğu batı hattında ise 50-60 kilometrelik bir alan "ada" haline getiriliyor bu proje ile. Bu da "Ada"ya Singapur gibi Hong Kong gibi "kent devlet" statüsü tanınmasını sağlayabilir. bugünkü iktidarın hedefe Cumhuriyet'in temel değerlerini ve Atatürk devrimlerini bir kenara bırakarak Türkiye'yi bir İslam devleti haline getirmek. Ancak her şeye rağmen buna güçleri tam yetmiyor. Laik demokratik hukuk devleti ilkelerini tamamen kaldıramıyorlar. Ada haline getirilmiş İstanbul Arap ülkelerinin uyguladığı bir yöntemle bu sıkıntıyı ortadan kaldırabilir. Nasıl Dubai, Kuveyt, Bahreyn gibi aslında Arap yarımadasının bir parçası olan ama başında bağımsız gibi görünen şeyhler olan bu kent devletler şeriat ile yönetiliyor hesapta. Bu devletçikler buna rağmen aynı zamanda birer eğlence, ticaret, zevk ve sefa alanları. Aynı yöntemi İstanbul için planlıyorlar bana göre. Bu iktidar böylelikle Suriye'nin kuzeyinde ve Irak'ta kurulacak küçük devletlerin de eyalet statüsü ile Türkiye İslam cumhuriyetine bağlanmasını sağlamak istiyor perde gerisinde. İstanbul'a bir tür bağımsız, özerk devlet statüsü verdikten sonra böyle bir federatif sisteme geçilebilir. Trakya'nın da eyalet haline getirileceği düşünülebilir. İktidarın son zamanlardaki akla ve mantığa pek uymayan dış hamleleri ile kanal İstanbul dayatmasını yan yana getirince aklıma bu teori geliyor. Erdoğan'ın Libya üzerinden yürütülen yeni strateji ile de Arap dünyasında İhvan hareketinin liderliği ve bir ötesinde de halifeliğe hazırlandığını düşünmek için de pek çok sebep var. Bunların elbette hiçbirinin Türkiye'ye hayrı yok. Ama iyice gözünü karartan bu iktidar Türkiyeyi çok bir krizin içine atabilir. Bu nedenle demokrasi ve hukuktan yana bütün güçlerin yeniden demokrasiye dönülmesi için etkin mücadele içinde olması gerek.

İstanbul Ada devleti mi olacak

 Aylar önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Kanal İstanbul bütün tartışmaların dışında çok anlamsız bir proje. İstanbul gibi dar bir alanda oluşmuş ve içinden deniz geçen kentin içinden bir daha deniz getirmek ne anlama geliyor. Montrö, Amerikan baskısı, rant, hepsini bir kenara bırakalım, kuzey güney hattında 45 kilometre doğu batı hattında ise 50-60 kilometrelik bir alan "ada" haline getiriliyor bu proje ile. Bu da "Ada"ya Singapur gibi Hong Kong gibi "kent devlet" statüsü tanınmasını sağlayabilir. bugünkü iktidarın hedefe Cumhuriyet'in temel değerlerini ve Atatürk devrimlerini bir kenara bırakarak Türkiye'yi bir İslam devleti haline getirmek. Ancak her şeye rağmen buna güçleri tam yetmiyor. Laik demokratik hukuk devleti ilkelerini tamamen kaldıramıyorlar. Ada haline getirilmiş İstanbul Arap ülkelerinin uyguladığı bir yöntemle bu sıkıntıyı ortadan kaldırabilir. Nasıl Dubai, Kuveyt, Bahreyn gibi aslında Arap yarımadasının bir parçası olan ama başında bağımsız gibi görünen şeyhler olan bu kent devletler şeriat ile yönetiliyor hesapta. Bu devletçikler buna rağmen aynı zamanda birer eğlence, ticaret, zevk ve sefa alanları. Aynı yöntemi İstanbul için planlıyorlar bana göre. Bu iktidar böylelikle Suriye'nin kuzeyinde ve Irak'ta kurulacak küçük devletlerin de eyalet statüsü ile Türkiye İslam cumhuriyetine bağlanmasını sağlamak istiyor perde gerisinde. İstanbul'a bir tür bağımsız, özerk devlet statüsü verdikten sonra böyle bir federatif sisteme geçilebilir. Trakya'nın da eyalet haline getirileceği düşünülebilir. İktidarın son zamanlardaki akla ve mantığa pek uymayan dış hamleleri ile kanal İstanbul dayatmasını yan yana getirince aklıma bu teori geliyor. Erdoğan'ın Libya üzerinden yürütülen yeni strateji ile de Arap dünyasında İhvan hareketinin liderliği ve bir ötesinde de halifeliğe hazırlandığını düşünmek için de pek çok sebep var. Bunların elbette hiçbirinin Türkiye'ye hayrı yok. Ama iyice gözünü karartan bu iktidar Türkiyeyi çok bir krizin içine atabilir. Bu nedenle demokrasi ve hukuktan yana bütün güçlerin yeniden demokrasiye dönülmesi için etkin mücadele içinde olması gerek.

Herkesten oy alan adayın ihaneti CHP'ye ders olsun

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Tam da 17-25 Aralık yolsuzluk haftası olarak anılan haftaya girildiğinde kamuoyu iktidarın değil de CHP'nin yolsuzluk yaptığını konuşmaya başladı. işe bakın ki bu yolsuzluk iddiaları iktidar partisinden muhalefete yöneltilmedi. bizzat CHP'li bir eski milletvekili olan Ankara Ticaret Odası (ATO) eski başkanı Sinan Aygün tarafından ortaya atıldı. Aygün sahibi olduğu TOGO kulelerinin sorununu halletmek için CHP'den Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Mansur Yavaş'ın kendisinden 25 milyon lira rüşvet istediğini ileri sürdü. Sonradan anlaşıldığı kadarıyla ortada istenmiş bir rüşvet yok. Bu usulsüzlüğün giderilebilmesi için Sinan Aygün'den bir okul yaptırması istenmiş, bunu da söyleyen Yavaş değil CHP'li iki belediye meclisi üyesiymiş, bu okulun maliyeti de 25 milyon lirayı buluyormuş. Sinan Aygün'ün rüşvet dediği de bu. Gerçi rüşvetin cinsi olmaz, bir usulsüzlüğü ortadan kaldırmak için kimin adına olursa olsun her türlü menfaat rüşvet anlamına gelir, orasını geçelim, burada vahim durum şu; CHP kendinden olmayan, ama herkesten oy alabileceğine inandığı için kendi saflarına katıp seçim kazandırdığı bir kişinin ihanetine uğradı. Yarın aynı yöntemlerle parti çatısı altına alınmış başka isimler de bu yola sapmayacağının garantisi var mı? Yok. CHP'nin "herkes oy alabilecek aday bulma" hayaliden vazgeçmesi, bütün gücüyle demokrasiye dönüşün sağlanması için adımlar atması gerekir. eğer Türkiye demokrasiye ve hukuk düzenine dönemezse bu ucube cumhurbaşkanlığı sisteminin ne Türkiye'ye ne de eğer "herkesten oy alacak bir aday bularak kazanması halinde CHP'ye bir yararı olmayacaktır. Seçilen kişi asıl oy aldığı büyük gücün değil, onu oraya taşıyan küçük destekleri verenlerin hizmetinde olacaktır. Bir musibet bin nasihatten evladır diyen bir atasözümüz var. işte bu tam da şu sırada CHP'nin yaşadığını anlatıyor bize. Ne zamandan beri Erdoğan'ın yarattığı ucube sistemin peşine takılan ve "ya kazanırsam" mantığı ile "herkesten oy alacak aday arayan" CHP'ye yönelik eleştirilerime öfkelenenler şimdi oturup düşünsünler. Şunu unutmamak gerek. demokrasi uzlaşı rejimidir. uzlaşma ittifakla değil koalisyonlarla olur. böylelikle her siyasi görüş kendi görüş ve ilkelerini koruma şansını bulur. oysa sırf bir makamı kazanabilmek için yapılan ittifaklar sonu hüsranla biten ortalıklar olmaktan kurtulamazlar.

Herkesten oy alan adayın ihaneti CHP'ye ders olsun

 Aylar önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Tam da 17-25 Aralık yolsuzluk haftası olarak anılan haftaya girildiğinde kamuoyu iktidarın değil de CHP'nin yolsuzluk yaptığını konuşmaya başladı. işe bakın ki bu yolsuzluk iddiaları iktidar partisinden muhalefete yöneltilmedi. bizzat CHP'li bir eski milletvekili olan Ankara Ticaret Odası (ATO) eski başkanı Sinan Aygün tarafından ortaya atıldı. Aygün sahibi olduğu TOGO kulelerinin sorununu halletmek için CHP'den Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Mansur Yavaş'ın kendisinden 25 milyon lira rüşvet istediğini ileri sürdü. Sonradan anlaşıldığı kadarıyla ortada istenmiş bir rüşvet yok. Bu usulsüzlüğün giderilebilmesi için Sinan Aygün'den bir okul yaptırması istenmiş, bunu da söyleyen Yavaş değil CHP'li iki belediye meclisi üyesiymiş, bu okulun maliyeti de 25 milyon lirayı buluyormuş. Sinan Aygün'ün rüşvet dediği de bu. Gerçi rüşvetin cinsi olmaz, bir usulsüzlüğü ortadan kaldırmak için kimin adına olursa olsun her türlü menfaat rüşvet anlamına gelir, orasını geçelim, burada vahim durum şu; CHP kendinden olmayan, ama herkesten oy alabileceğine inandığı için kendi saflarına katıp seçim kazandırdığı bir kişinin ihanetine uğradı. Yarın aynı yöntemlerle parti çatısı altına alınmış başka isimler de bu yola sapmayacağının garantisi var mı? Yok. CHP'nin "herkes oy alabilecek aday bulma" hayaliden vazgeçmesi, bütün gücüyle demokrasiye dönüşün sağlanması için adımlar atması gerekir. eğer Türkiye demokrasiye ve hukuk düzenine dönemezse bu ucube cumhurbaşkanlığı sisteminin ne Türkiye'ye ne de eğer "herkesten oy alacak bir aday bularak kazanması halinde CHP'ye bir yararı olmayacaktır. Seçilen kişi asıl oy aldığı büyük gücün değil, onu oraya taşıyan küçük destekleri verenlerin hizmetinde olacaktır. Bir musibet bin nasihatten evladır diyen bir atasözümüz var. işte bu tam da şu sırada CHP'nin yaşadığını anlatıyor bize. Ne zamandan beri Erdoğan'ın yarattığı ucube sistemin peşine takılan ve "ya kazanırsam" mantığı ile "herkesten oy alacak aday arayan" CHP'ye yönelik eleştirilerime öfkelenenler şimdi oturup düşünsünler. Şunu unutmamak gerek. demokrasi uzlaşı rejimidir. uzlaşma ittifakla değil koalisyonlarla olur. böylelikle her siyasi görüş kendi görüş ve ilkelerini koruma şansını bulur. oysa sırf bir makamı kazanabilmek için yapılan ittifaklar sonu hüsranla biten ortalıklar olmaktan kurtulamazlar.

AKP kapatılmalı

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Bundan 11 yıl önce AKP için kapatılma davası açılmıştı. AKP yönetimi laikliğe aykırı eylemlerin odağı olarak suçlanıyordu. Haşim Kılıç başkanlığındaki Anayasa mahkemesi AKP'nin laikliğe karşı eylemlerin odağı olduğuna ancak bunun şimdilik çok büyük bir tehlike içermediğine kanaat getirerek kapatma değil para cezası vermişti. Mahkeme bu suçun tekrarı halinde partinin kapatılacağını da belirtmişti. 2008'de AKP kapatılmadı ve ondan sora rahatlayan iktidar partisi laikliği tamamen ortadan kaldırmak için çok önemli adımlar attı. öncelikle eğitim sistemi dindar kindar yöntemle yürütülmeye başlandı. melek okulu olması gereken imam hatipler eğitimin temel okulları haline getirildi, seçmeli olan din dersleri zorunlu olduğu gibi ilk okuldan itibaren Kuran dersleri konuldu, bununla da yetinilmedi ilkokul öncesi çocukların da Kuran kurslarına gitmesi adeta zorunlu hale getirildi. son olarak Erdoğan'ın "Dini kurallara göre yönetileceğiz" demesinden sonra cumhuriyet tarihinde ilk kez bir genelge kaynağını tamamen İslam dininden, Kuran'ı Kerim ayetlerinden ve hadislerden alarak hazırlandı ve resmi gazetede yayınlandı. bunların herbiri anayasanın değiştirilemez maddelerinden Türkiye Cumphuriyeti laik, demokratik bir hukuk devletidir" maddesine aykırıdır. 11 yıl önce "laikliğe karşı eylemlerin odağı olmasına rağmen büyük tehlike göstermiyor" gaerekçesiyle kapatılmaktan kurtulan AKP'nin bu kez kapatılması gerekir. bu bir temenni değildir. eğer bu ülkede anayasa geçerli ise anayasa mahkemesinin yapması gereken daayı yeniden açmak ve son kararı vermektir.

AKP kapatılmalı

 2 aylar önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Bundan 11 yıl önce AKP için kapatılma davası açılmıştı. AKP yönetimi laikliğe aykırı eylemlerin odağı olarak suçlanıyordu. Haşim Kılıç başkanlığındaki Anayasa mahkemesi AKP'nin laikliğe karşı eylemlerin odağı olduğuna ancak bunun şimdilik çok büyük bir tehlike içermediğine kanaat getirerek kapatma değil para cezası vermişti. Mahkeme bu suçun tekrarı halinde partinin kapatılacağını da belirtmişti. 2008'de AKP kapatılmadı ve ondan sora rahatlayan iktidar partisi laikliği tamamen ortadan kaldırmak için çok önemli adımlar attı. öncelikle eğitim sistemi dindar kindar yöntemle yürütülmeye başlandı. melek okulu olması gereken imam hatipler eğitimin temel okulları haline getirildi, seçmeli olan din dersleri zorunlu olduğu gibi ilk okuldan itibaren Kuran dersleri konuldu, bununla da yetinilmedi ilkokul öncesi çocukların da Kuran kurslarına gitmesi adeta zorunlu hale getirildi. son olarak Erdoğan'ın "Dini kurallara göre yönetileceğiz" demesinden sonra cumhuriyet tarihinde ilk kez bir genelge kaynağını tamamen İslam dininden, Kuran'ı Kerim ayetlerinden ve hadislerden alarak hazırlandı ve resmi gazetede yayınlandı. bunların herbiri anayasanın değiştirilemez maddelerinden Türkiye Cumphuriyeti laik, demokratik bir hukuk devletidir" maddesine aykırıdır. 11 yıl önce "laikliğe karşı eylemlerin odağı olmasına rağmen büyük tehlike göstermiyor" gaerekçesiyle kapatılmaktan kurtulan AKP'nin bu kez kapatılması gerekir. bu bir temenni değildir. eğer bu ülkede anayasa geçerli ise anayasa mahkemesinin yapması gereken daayı yeniden açmak ve son kararı vermektir.

"Peki kime oy vereceğiz paniğine kapılmayın

 Toplumun önemli bir bölümü bugünkü iktidardan kurtulmanın yolunun "herkesin oy vereceği" bir ismin arkasında toplanmakta buluyor. çok haksız değiller ama tek yol bu değil. bugün sizlere siyasi partiler tarihinden kesitler sunmak istiyorum. 1923 yılında bizzat Atatürk tarafından kurulan "Halk Fırkası"ndan bugüne kadar bir siyasi ufuk turu yapmak istedim sizlerle. 1946'de Demokrat Parti'nin kurulması, Celal Bayar ve Adnan Menderes'in Türkiye'ye vurdukları damga, bunun 27 Mayıs'ta hazin biçimde bir askeri müdahale ile sona erdirilmesi. Bazen "keşke 1946'da CHP kendini kapamış ve yeni bir parti ile yola devam edilseydi" diyorum kendi kendime. Hele bugün başarısız bir partinin "Atatürk'ün partisi" olarak tanıtılması bana büyük haksızlık gibi geliyor. Türkiye asıl partileşme sürecini 1961 anayasasından sonra yaşadı. Sağda, Demokrat Partinin devamı niteliğinde Adalet Partisi yıllarca yönetti ülkeyi. İlk ve kurucu genel başkanı Ragıp Gümüşpala'nın ölümünden sonra kimsenin beklemediği biçimde dönemin DSİ genel müdürü Süleyman Demirel henüz 40 yaşını bile doldurmamışken patinin başına oturdu ve ilk seçimleri yüzde 52.2 ile kazararak partisini tek başına iktidara taşıdı. Aynı dönemde kurulan ve ilk adı Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi olan sonra Alpaslan Türkeş'in başkanlığı sonucu adını Milliyetçi Hareket Partisine çeviren MHP, 14 milletvekili ile Meclis'te "milli bakiye sistemi" sayesinde temsil edilen Türkiye İşçi Partisi TİP, Alevilerin kurduğu Mustafa Timisi'nin başkanı olduğu Türkiye Birlik Partisi TBP, Neckmettin Erbakan'ın darbenin 10'uncu yılında kurduğu Milli Nizam Partisi MNP bu dönemin önemli siyasi hareketleriydi. 12 Eylül darbecileri tüm bu partileri kapattı. Darbe sonrası devlet partisi niteliğinde Milliyetçi Demokrasi Parti, CHP'nin devamı olması için Halkçı Parti kuruldu. Adalet Partisi'nin devamı olarak Doğruyol Partisi DYP kuruldu ama askerler kurucu isimleri sürekli veto ederek bu partinin seçime katılmasını engellediler. Aynı anda kurulan Anavatan Partisi Turgut Özal'ın liderliğinde ilk seçimlerde tek başına iktidara geldi. Aslında hesapta sanki askerler bu partinin kurulmasını da seçimleri kazanmasını da engellemiş gibi yaptılar ama sonraki yıllarda anlaşıldı ki aslında bir Amerikan planı uygulamaya konmuştu ve bu şekilde Türkiye yavaş yavaş siyasi İslami ideolojiye doğru kaydırıldı. Erbakan'ın Refah partisinin üç kere kapatılmasından sonra Erdoğan ve arkadaşlarının kurduğu AKP ile karşılaştı bu kez Türkiye. Aslında bu parti sanki bir yıl içinde iktidara gelmiş gibi gösterilir, oysa bu parti kurulduğunda mecliste hayli kalabalık bir gruba sahipti, toplum içinde gücünü gösterebilecek yetenekteydi. Nitekim ilk seçimden itibaren yani 2002 sonundan bu yana aralıksız iktidar olmayı da başardı. ancak artık sanki yolun sonu geliyor. kamuoyu bu iktidardan kurtulmak için adeta panik halinde. ama buna hiç gerek yok. Türkiye'deki siyasi partiler tarihine baktığımızda asla iktidardan gitmeyecek sanılan nice partinin tarihe karıştığını, en zor dönemlerde bile mutlaka alternatiflerin ortaya çıktığını görecektir. bu nedenle karamsarlığa, paniğe "peki kimi seçeceğiz o zaman" diye endişeye kapılmanın hiç alemi yok. Türkiye'nin koşulları 1919'dan daha kötü değil, bunu unutmayın. Atatürk'ün kurduğu ve yol gösterdiği Türkiye Cumhuriyetinin yetişmiş kadroları bu badireyi de atlacak güç ve çaptadır.

"Peki kime oy vereceğiz paniğine kapılmayın

 2 aylar önce

 Toplumun önemli bir bölümü bugünkü iktidardan kurtulmanın yolunun "herkesin oy vereceği" bir ismin arkasında toplanmakta buluyor. çok haksız değiller ama tek yol bu değil. bugün sizlere siyasi partiler tarihinden kesitler sunmak istiyorum. 1923 yılında bizzat Atatürk tarafından kurulan "Halk Fırkası"ndan bugüne kadar bir siyasi ufuk turu yapmak istedim sizlerle. 1946'de Demokrat Parti'nin kurulması, Celal Bayar ve Adnan Menderes'in Türkiye'ye vurdukları damga, bunun 27 Mayıs'ta hazin biçimde bir askeri müdahale ile sona erdirilmesi. Bazen "keşke 1946'da CHP kendini kapamış ve yeni bir parti ile yola devam edilseydi" diyorum kendi kendime. Hele bugün başarısız bir partinin "Atatürk'ün partisi" olarak tanıtılması bana büyük haksızlık gibi geliyor. Türkiye asıl partileşme sürecini 1961 anayasasından sonra yaşadı. Sağda, Demokrat Partinin devamı niteliğinde Adalet Partisi yıllarca yönetti ülkeyi. İlk ve kurucu genel başkanı Ragıp Gümüşpala'nın ölümünden sonra kimsenin beklemediği biçimde dönemin DSİ genel müdürü Süleyman Demirel henüz 40 yaşını bile doldurmamışken patinin başına oturdu ve ilk seçimleri yüzde 52.2 ile kazararak partisini tek başına iktidara taşıdı. Aynı dönemde kurulan ve ilk adı Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi olan sonra Alpaslan Türkeş'in başkanlığı sonucu adını Milliyetçi Hareket Partisine çeviren MHP, 14 milletvekili ile Meclis'te "milli bakiye sistemi" sayesinde temsil edilen Türkiye İşçi Partisi TİP, Alevilerin kurduğu Mustafa Timisi'nin başkanı olduğu Türkiye Birlik Partisi TBP, Neckmettin Erbakan'ın darbenin 10'uncu yılında kurduğu Milli Nizam Partisi MNP bu dönemin önemli siyasi hareketleriydi. 12 Eylül darbecileri tüm bu partileri kapattı. Darbe sonrası devlet partisi niteliğinde Milliyetçi Demokrasi Parti, CHP'nin devamı olması için Halkçı Parti kuruldu. Adalet Partisi'nin devamı olarak Doğruyol Partisi DYP kuruldu ama askerler kurucu isimleri sürekli veto ederek bu partinin seçime katılmasını engellediler. Aynı anda kurulan Anavatan Partisi Turgut Özal'ın liderliğinde ilk seçimlerde tek başına iktidara geldi. Aslında hesapta sanki askerler bu partinin kurulmasını da seçimleri kazanmasını da engellemiş gibi yaptılar ama sonraki yıllarda anlaşıldı ki aslında bir Amerikan planı uygulamaya konmuştu ve bu şekilde Türkiye yavaş yavaş siyasi İslami ideolojiye doğru kaydırıldı. Erbakan'ın Refah partisinin üç kere kapatılmasından sonra Erdoğan ve arkadaşlarının kurduğu AKP ile karşılaştı bu kez Türkiye. Aslında bu parti sanki bir yıl içinde iktidara gelmiş gibi gösterilir, oysa bu parti kurulduğunda mecliste hayli kalabalık bir gruba sahipti, toplum içinde gücünü gösterebilecek yetenekteydi. Nitekim ilk seçimden itibaren yani 2002 sonundan bu yana aralıksız iktidar olmayı da başardı. ancak artık sanki yolun sonu geliyor. kamuoyu bu iktidardan kurtulmak için adeta panik halinde. ama buna hiç gerek yok. Türkiye'deki siyasi partiler tarihine baktığımızda asla iktidardan gitmeyecek sanılan nice partinin tarihe karıştığını, en zor dönemlerde bile mutlaka alternatiflerin ortaya çıktığını görecektir. bu nedenle karamsarlığa, paniğe "peki kimi seçeceğiz o zaman" diye endişeye kapılmanın hiç alemi yok. Türkiye'nin koşulları 1919'dan daha kötü değil, bunu unutmayın. Atatürk'ün kurduğu ve yol gösterdiği Türkiye Cumhuriyetinin yetişmiş kadroları bu badireyi de atlacak güç ve çaptadır.

İstanbul belediyesinde hoş olmayan şeyler oluyor

 Bu sohbetimi ne Tele1 ekranlarında duyabilir ne de Korkusuz'daki köşemde okuyabilirsiniz bunu öncelikle belirteyim. İstanbul büyükşehir belediye başkanı Ekrem İmamoğlu'nun hayalinde cumhurbaşkanı olmak var mı bilemiyorum ama çevre etkisiyle asıl hedefin böyle görünmesi çok kötü sonuçlar doğurabilir. bir baskın veya erken seçimde başka aday bulunamayacağı zannıyla Ekrem İmamoğlu adını öne atanlar çok yanlış yapıyor. çünkü böyle bir durumda en az Ankara'daki iktidar kadar önemli olan İstanbul altın tepsi içinde AK'ye teslim edilmiş olacaktır. bazı anket firmalarının ısrarla "bugün seçim olsa" anketleri yapması Cumhurbaşkanı adayları olarak Recep Tayyip Erdoğan ve Ekrem İmamoğlu isimlerini öne çıkarmaları bana çok kasıtlı geliyor. bu aslında CHP'yi kilitleme operasyonudur. CHP'ye oy veren kitlelerin de beyni yıkanmak ve partiden başka bir isim çıkmayacağına inandırılmak isteniyor. Bu arada İBB'de tatsız şeyler oluyor. Öncelikle tam 25 yıldır İstanbul'u CHP'nin kazanması için canla başla çalışan partililer büyük bir hayal kırıklığı yaşıyor çünkü yeni yönetim kendi partisinden hemen hiç kimseyi içeri sokmuyor. bunun yanısıra daha önceki AKP iktidarı sırasında eleştirilen bazı uygulamalar hiç değiştirilmeden aynen devam ediyor. Örneğin devletin SGK'sı olmasına rağmen bir kamu kurumu olan İBB'nin üst düzey yöneticileri eş ve çocukları için milyonlarca lira harcanarak özel sağlık sigortaları yapılıyor. Bu ahlaki değildir. AKP'nin daha önce bu tür bir lüks ve israfa itmiş olması CHP'den seçilen yeni İBB yönetimine bu hakkı vermez. Bu konudaki eleştirilere kimse karşı çıkmasın "yeri değil, zamanı değil, bunlar AKP'nin işine yarar" türü öfke gösterileri yapmasın. çünkü bir demokratik siyasi hareket eleştiri kültüründen yoksun kalırsa, eleştirileri yok sayıp büyük bir kibire kapılırsa sonu iyi olmaz. bazı eksiklikleri, aksaklıkları, hataları erkenden görüp söyleyenlere karşı çıkmak şu anda sanki iyi bir şey gibi görünebilir ama orta vadede bizzat bu kibir sahiplerini vuracağını herkes bilmeli.

İstanbul belediyesinde hoş olmayan şeyler oluyor

 2 aylar önce

 Bu sohbetimi ne Tele1 ekranlarında duyabilir ne de Korkusuz'daki köşemde okuyabilirsiniz bunu öncelikle belirteyim. İstanbul büyükşehir belediye başkanı Ekrem İmamoğlu'nun hayalinde cumhurbaşkanı olmak var mı bilemiyorum ama çevre etkisiyle asıl hedefin böyle görünmesi çok kötü sonuçlar doğurabilir. bir baskın veya erken seçimde başka aday bulunamayacağı zannıyla Ekrem İmamoğlu adını öne atanlar çok yanlış yapıyor. çünkü böyle bir durumda en az Ankara'daki iktidar kadar önemli olan İstanbul altın tepsi içinde AK'ye teslim edilmiş olacaktır. bazı anket firmalarının ısrarla "bugün seçim olsa" anketleri yapması Cumhurbaşkanı adayları olarak Recep Tayyip Erdoğan ve Ekrem İmamoğlu isimlerini öne çıkarmaları bana çok kasıtlı geliyor. bu aslında CHP'yi kilitleme operasyonudur. CHP'ye oy veren kitlelerin de beyni yıkanmak ve partiden başka bir isim çıkmayacağına inandırılmak isteniyor. Bu arada İBB'de tatsız şeyler oluyor. Öncelikle tam 25 yıldır İstanbul'u CHP'nin kazanması için canla başla çalışan partililer büyük bir hayal kırıklığı yaşıyor çünkü yeni yönetim kendi partisinden hemen hiç kimseyi içeri sokmuyor. bunun yanısıra daha önceki AKP iktidarı sırasında eleştirilen bazı uygulamalar hiç değiştirilmeden aynen devam ediyor. Örneğin devletin SGK'sı olmasına rağmen bir kamu kurumu olan İBB'nin üst düzey yöneticileri eş ve çocukları için milyonlarca lira harcanarak özel sağlık sigortaları yapılıyor. Bu ahlaki değildir. AKP'nin daha önce bu tür bir lüks ve israfa itmiş olması CHP'den seçilen yeni İBB yönetimine bu hakkı vermez. Bu konudaki eleştirilere kimse karşı çıkmasın "yeri değil, zamanı değil, bunlar AKP'nin işine yarar" türü öfke gösterileri yapmasın. çünkü bir demokratik siyasi hareket eleştiri kültüründen yoksun kalırsa, eleştirileri yok sayıp büyük bir kibire kapılırsa sonu iyi olmaz. bazı eksiklikleri, aksaklıkları, hataları erkenden görüp söyleyenlere karşı çıkmak şu anda sanki iyi bir şey gibi görünebilir ama orta vadede bizzat bu kibir sahiplerini vuracağını herkes bilmeli.

Youtube izleyicilerimle küçük bir hesaplaşma

 Olabildiğince sık aralıklarla sizlerle burada buluyorum. Sohbetler yapıyoruz. Ancak bu mecra sizin desteğiniz, sizin sahip çıkmanızla ayakta durabilir ancak. bunun yanı sıra youtube kanalları diğer alanlara göre daha nitelikli bir buluşma alanı. çünkü pek çok kişi özellikle youtube kanalları konusunda daha seçici davranıyor. buna karşı ne yazık ki youtube'da da bazen algıların ve ön yargıların egemen olduğunu görüyorum. sanıyorum youtube duyurularını twitter üzerinden gören bir kesim sohbeti hiç izlemeden ya da bir iki dakika izledikten sonra yorumlar yapabiliyor. bugünkü sohbetim belki medya üzerinden izlediğiniz pek çok kişinin de sözcülüğü gibi olacak. biraz özel olsa bile sadece bir kereliğine mahsus olmak üzere daha kişisel bir konuyu sizlerle paylaşmış oluyor. bu arada son sohbetimde konu ettiğim Cem Uzan konusundaki bazı yanlış anlamaları ya da ön yargılı algıları da gidermeye çalıştım. bu açıdan izlerseniz çok sevinirim

Youtube izleyicilerimle küçük bir hesaplaşma

 2 aylar önce

 Olabildiğince sık aralıklarla sizlerle burada buluyorum. Sohbetler yapıyoruz. Ancak bu mecra sizin desteğiniz, sizin sahip çıkmanızla ayakta durabilir ancak. bunun yanı sıra youtube kanalları diğer alanlara göre daha nitelikli bir buluşma alanı. çünkü pek çok kişi özellikle youtube kanalları konusunda daha seçici davranıyor. buna karşı ne yazık ki youtube'da da bazen algıların ve ön yargıların egemen olduğunu görüyorum. sanıyorum youtube duyurularını twitter üzerinden gören bir kesim sohbeti hiç izlemeden ya da bir iki dakika izledikten sonra yorumlar yapabiliyor. bugünkü sohbetim belki medya üzerinden izlediğiniz pek çok kişinin de sözcülüğü gibi olacak. biraz özel olsa bile sadece bir kereliğine mahsus olmak üzere daha kişisel bir konuyu sizlerle paylaşmış oluyor. bu arada son sohbetimde konu ettiğim Cem Uzan konusundaki bazı yanlış anlamaları ya da ön yargılı algıları da gidermeye çalıştım. bu açıdan izlerseniz çok sevinirim

Cem Uzan ne zaman gelecek?

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Cem Uzan ve ailesinin tüm şirketlerine el konulduğu sırada medyadaki kaptanıydım. O günden bu yana Cem Uzan hakkında mümkün olduğu kadar konuşmadım. Son günlerde Cem Uzan'ın Türkiye'ye döneceği çok sıkça konuşuluyor. Benim de bu konuda çok bilgili olduğum düşünülüyor. Bu gerçek olmasa bile madem bu tür bir beklenti var, ben de Cem Uzan'ın yakınlarından, Paris'e gidip gelen dostlarından aldığım bilgileri sizler için derledim. Uzan dönecek mi? Evet. Bu youtube sohbetimde hem Uzan'la ilgili son bilgeleri sizlere de sunuyorum hem de uzun yıllar sonra ilk kez bu konudaki duygu ve düşüncelerimi sizlerle paylaşıyorum

Cem Uzan ne zaman gelecek?

 2 aylar önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Cem Uzan ve ailesinin tüm şirketlerine el konulduğu sırada medyadaki kaptanıydım. O günden bu yana Cem Uzan hakkında mümkün olduğu kadar konuşmadım. Son günlerde Cem Uzan'ın Türkiye'ye döneceği çok sıkça konuşuluyor. Benim de bu konuda çok bilgili olduğum düşünülüyor. Bu gerçek olmasa bile madem bu tür bir beklenti var, ben de Cem Uzan'ın yakınlarından, Paris'e gidip gelen dostlarından aldığım bilgileri sizler için derledim. Uzan dönecek mi? Evet. Bu youtube sohbetimde hem Uzan'la ilgili son bilgeleri sizlere de sunuyorum hem de uzun yıllar sonra ilk kez bu konudaki duygu ve düşüncelerimi sizlerle paylaşıyorum

Libidodan girip arka odadan çıktım

 Magazine daha meraklıyız. Onca ciddi konu arasında bir de bakıyorum genç bir dizi oyuncusunun libido meselesi daha çok konuşuluyor daha çok izleniyor. Ben de bu kez libidodan girip NATO'DA akıllı ol uslu çocuk ol tavrına maruz bırakılmamızdan çıktım.

Libidodan girip arka odadan çıktım

 2 aylar önce

 Magazine daha meraklıyız. Onca ciddi konu arasında bir de bakıyorum genç bir dizi oyuncusunun libido meselesi daha çok konuşuluyor daha çok izleniyor. Ben de bu kez libidodan girip NATO'DA akıllı ol uslu çocuk ol tavrına maruz bırakılmamızdan çıktım.

1961 Anayasasını geri getirelim

 Şurası kesin ki seçimleri normal süresinde yapmayacağız. Öyle ya da böyle seçimler erkene alınacak. Bu seçimlerde çumhurbaşkanlığı seçimi yapmayacağımıza inanıyorum. Erdoğan muhtemelen kendisi vazgeçecektir. Çünkü yüzde 50'yi bulma ihtimalinin giderek azaldığını kendisi de görüyor. Geçen hafta PİAR şirketinin yaptığı kamuoyu araştırmasına göre Erdoğan'ın partisi AKP yüzde 31'i ancak buluyor. Bu oran 2002 seçiminin bile gerisinde. CHP ise AKP'nin hemen az gerisinde. Buna karşılık cumhurbaşkanlığı seçimi için CHP adayı olarak düşünülen Ekrem İmamoğlu yüzde 44 oy alıyor. Erdoğan MHP desteği ile yüzde 39'da kalıyor.Bu oranlar bile artık tek başına ülkeyi bir kişinin eline teslim etmenin ne kadar yanlış olduğunu gösteriyor. O halde Türkiye bir an önce demokrasiye, hukuk devleti ilkelerine ve en önemlisi insan hak ve özgürlüklerine dönmelidir. Milli Merkez yönetim kurulu son toplantısında demokrasi ve hukuk düzenine dönüşün anayasa değişikliği ile olabileceği görüşünü benimseyen bir açıklama yapma kararı almıştı. bu toplantıda ortaya çıkan önerilerden biri de 1961 Anayasasına dönüştü. 1961 anayasası o dönem için olduğu kadar bu dönem için de ileri bir anayasadır. Türkiye pek çok özgürlük ve hakla 1961 anayasası sayesinde tanıştı. Grev, dernek kurma, gazete dergi çıkarma, izin almadan toplantı ve gösteri yapma haklarını 1961 anayasası ile kazandı. Demokrasiye hızlı bir geçiş sağlamak için 1961 anayasası aynen getirilir ve kabul edilebilir. bu anayasa ile yapılacak seçimlerden sonra oluşacak milli irade aksadığı düşünülen maddelerde rötüşlar yapar ve Türkiye kendine yaraşır bir anayasaya böylelikle kavuşmuş olur.

1961 Anayasasını geri getirelim

 2 aylar önce

 Şurası kesin ki seçimleri normal süresinde yapmayacağız. Öyle ya da böyle seçimler erkene alınacak. Bu seçimlerde çumhurbaşkanlığı seçimi yapmayacağımıza inanıyorum. Erdoğan muhtemelen kendisi vazgeçecektir. Çünkü yüzde 50'yi bulma ihtimalinin giderek azaldığını kendisi de görüyor. Geçen hafta PİAR şirketinin yaptığı kamuoyu araştırmasına göre Erdoğan'ın partisi AKP yüzde 31'i ancak buluyor. Bu oran 2002 seçiminin bile gerisinde. CHP ise AKP'nin hemen az gerisinde. Buna karşılık cumhurbaşkanlığı seçimi için CHP adayı olarak düşünülen Ekrem İmamoğlu yüzde 44 oy alıyor. Erdoğan MHP desteği ile yüzde 39'da kalıyor.Bu oranlar bile artık tek başına ülkeyi bir kişinin eline teslim etmenin ne kadar yanlış olduğunu gösteriyor. O halde Türkiye bir an önce demokrasiye, hukuk devleti ilkelerine ve en önemlisi insan hak ve özgürlüklerine dönmelidir. Milli Merkez yönetim kurulu son toplantısında demokrasi ve hukuk düzenine dönüşün anayasa değişikliği ile olabileceği görüşünü benimseyen bir açıklama yapma kararı almıştı. bu toplantıda ortaya çıkan önerilerden biri de 1961 Anayasasına dönüştü. 1961 anayasası o dönem için olduğu kadar bu dönem için de ileri bir anayasadır. Türkiye pek çok özgürlük ve hakla 1961 anayasası sayesinde tanıştı. Grev, dernek kurma, gazete dergi çıkarma, izin almadan toplantı ve gösteri yapma haklarını 1961 anayasası ile kazandı. Demokrasiye hızlı bir geçiş sağlamak için 1961 anayasası aynen getirilir ve kabul edilebilir. bu anayasa ile yapılacak seçimlerden sonra oluşacak milli irade aksadığı düşünülen maddelerde rötüşlar yapar ve Türkiye kendine yaraşır bir anayasaya böylelikle kavuşmuş olur.

Korkmayın Türkiye hızla aydınlığa çıkar

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Türkiye hiç bir dönemde bu kadar dışa bağımlı olmadı. Amerika ve Batı ne istiyorsa iktidar aynen yerine getiriyor. Ama lafa bakarsanız sanki dünyaya kafa tutuyoruz. Akdeniz'de Libya ile yapılan anlamanın bize faydası yok. O bölgede ne petrol arayabiliriz ne de gücümüzü gösterebiliriz. Libya'da bir iktidar değişikliği hatta dengelerin bozulması bile her şeyi alt üst edecektir. salı günü başlayacak NATO toplantısında da Türkiye'yi zorluklar bekliyor. Pek çok NATO ülkesi hesaplaşmak için salı günü bekliyor. Almanya, Fransa, Amerika bu toplantılarda Türkiye ile bilek güreşi yapacaktır. Ama kazanma ihtimalimiz yok. sadece Türkiye'nin fazla sorun olmaması için göstermelik bazı tavizler verilebilir. Bir terör örgütünü bahane ederek NATO ile ilgili ipleri koparmaya kalkmamız aklı başında hiç kimse tarafından kabul edilemez. Türkiye'deki aklı başındra insanlar ve dünya ülkeleri şunu çok iyi biliyor. artık iki Türkiye var. Biri gerçek Türkiye. Bu Türkiye batı ülkeleri tarafından benimsenmiş, itibar edilen, güvenilen, inanılan bir ülke. Bu Türkiye ile ne Almanya'nın, ne Amerika'nın, ne Fransa'nın, ne İngiltere'nin, ne İspanya'nın, ne İtalya'nın hatta ne Yunanistan'ın bir sorunu yok. Diğer Türkiye ise AKP iktidarı. Artık dünya şunu biliyor. Bu iktidar gittiği an Türkiye ruhunu bulacak, yeniden demokrasi hukuk düzenine dönecek insan hak ve özgürlükleri yeniden tesis edilecek. Bu nedenle bir iktidar değişikliği ile Türkiye yeniden aydınlığa çıkacaktır. Bunun için çok fazla zaman da kalmadı.

Korkmayın Türkiye hızla aydınlığa çıkar

 2 aylar önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Türkiye hiç bir dönemde bu kadar dışa bağımlı olmadı. Amerika ve Batı ne istiyorsa iktidar aynen yerine getiriyor. Ama lafa bakarsanız sanki dünyaya kafa tutuyoruz. Akdeniz'de Libya ile yapılan anlamanın bize faydası yok. O bölgede ne petrol arayabiliriz ne de gücümüzü gösterebiliriz. Libya'da bir iktidar değişikliği hatta dengelerin bozulması bile her şeyi alt üst edecektir. salı günü başlayacak NATO toplantısında da Türkiye'yi zorluklar bekliyor. Pek çok NATO ülkesi hesaplaşmak için salı günü bekliyor. Almanya, Fransa, Amerika bu toplantılarda Türkiye ile bilek güreşi yapacaktır. Ama kazanma ihtimalimiz yok. sadece Türkiye'nin fazla sorun olmaması için göstermelik bazı tavizler verilebilir. Bir terör örgütünü bahane ederek NATO ile ilgili ipleri koparmaya kalkmamız aklı başında hiç kimse tarafından kabul edilemez. Türkiye'deki aklı başındra insanlar ve dünya ülkeleri şunu çok iyi biliyor. artık iki Türkiye var. Biri gerçek Türkiye. Bu Türkiye batı ülkeleri tarafından benimsenmiş, itibar edilen, güvenilen, inanılan bir ülke. Bu Türkiye ile ne Almanya'nın, ne Amerika'nın, ne Fransa'nın, ne İngiltere'nin, ne İspanya'nın, ne İtalya'nın hatta ne Yunanistan'ın bir sorunu yok. Diğer Türkiye ise AKP iktidarı. Artık dünya şunu biliyor. Bu iktidar gittiği an Türkiye ruhunu bulacak, yeniden demokrasi hukuk düzenine dönecek insan hak ve özgürlükleri yeniden tesis edilecek. Bu nedenle bir iktidar değişikliği ile Türkiye yeniden aydınlığa çıkacaktır. Bunun için çok fazla zaman da kalmadı.

S-400'leri hallettik sıra NATO'da

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Saray iktidarı iç politikayı etkilemek için dışarıda yeni bir operasyon başlattı. S-400'lerle kamuoyunu uzun süre oyalayan iktidar şimdi NATO'yu bloke ettiğini ileri sürerek prim yapmaya çalışıyor. NATO'nun Polonya güvenlik planı Türkiye tarafından bloke edildi. Erdoğan NATO'ya "PYD'yi terörist olarak tanıyacaksınız" diyor. Peki NATO bunu kabul edecek mi, PYD'yi terör örgütü olarak ilan edecek mi? Hayır. Ama Erdoğan 4 Aralık'ta Londra'da yapılacak olan NATO'nun 70'inci yıl zirvesine konuyu taşıyacağını söylüyor. Muhtemelen zirvede bu konuyu hiç konuşturmayacaklardır bile. Büyük bir olasılıkla "ara formül" bulunacaktır. PKK'nın terör örgütü olduğu, PYD'nin bu örgütle ilintisi olduğu yönündeki Türkiye'nin iddialarının araştırılması için bir komisyon kurulması kararı alınabilir. İktidar bunu da bir zafer gibi sunacaktır. Çünkü önemli olan NATO'nun ya da diğer ülkelerin ikna edilmesi değil iç kamuoyunun uyutulmasıdır. NATO'ya karşı başlatılan ama sonuç alınması pek mümkün olmayan bu operasyonun asıl amacının bir baskın seçime malzeme yapılması olasılığı daha yüksektir.

S-400'leri hallettik sıra NATO'da

 2 aylar önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Saray iktidarı iç politikayı etkilemek için dışarıda yeni bir operasyon başlattı. S-400'lerle kamuoyunu uzun süre oyalayan iktidar şimdi NATO'yu bloke ettiğini ileri sürerek prim yapmaya çalışıyor. NATO'nun Polonya güvenlik planı Türkiye tarafından bloke edildi. Erdoğan NATO'ya "PYD'yi terörist olarak tanıyacaksınız" diyor. Peki NATO bunu kabul edecek mi, PYD'yi terör örgütü olarak ilan edecek mi? Hayır. Ama Erdoğan 4 Aralık'ta Londra'da yapılacak olan NATO'nun 70'inci yıl zirvesine konuyu taşıyacağını söylüyor. Muhtemelen zirvede bu konuyu hiç konuşturmayacaklardır bile. Büyük bir olasılıkla "ara formül" bulunacaktır. PKK'nın terör örgütü olduğu, PYD'nin bu örgütle ilintisi olduğu yönündeki Türkiye'nin iddialarının araştırılması için bir komisyon kurulması kararı alınabilir. İktidar bunu da bir zafer gibi sunacaktır. Çünkü önemli olan NATO'nun ya da diğer ülkelerin ikna edilmesi değil iç kamuoyunun uyutulmasıdır. NATO'ya karşı başlatılan ama sonuç alınması pek mümkün olmayan bu operasyonun asıl amacının bir baskın seçime malzeme yapılması olasılığı daha yüksektir.

Muharrem İnce için bundan sonrası çok zor

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Muharrem İnce akıllı davranmadı. Parti genel başkanlığı ve cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda kendi kendine çok ağır hasar verdi. Partisi CHP'yi "çetecilikle" suçlamak yerine AKP'yi ve sarayı hatta Sözcü gazetesini hedef alsaydı bugün farklı bir yerde olurdu. aynı şekilde CHP'nin yönetimi de krizi yönetemedi. çok çapsız ve beceriksiz bir tutum takınarak muhtemel bir baskın seçim öncesi kendine ağır zarar verdi. Muharrem İnce parti içindeki çeteden söz ediyor. kumpas kuranları bildiğini söyledi. ama isim vermedi. Türk siyaseti artık bu isim vermeden suçlamalarda bulunmaktan vazgeçmeli. Muharrem İnce eğer Tuncay Özkan'ı veya Oğuz Kaan Salıcı'yı işaret ediyorsa bunu açıkça söylemeli. Aynı şekilde genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu da partisinin yöneticilerini isim vermeden suçlama huyundan vazgeçmeli. "Ben biliyorum" diyerek olaya esrarengiz bir hava vermekten artık kaçınmalı. CHP'nin tepeden tırnağa yenilenmesi gerekiyor. Aksi halde Recep Tayyip Erdoğan ölünceye kadar ülkenin başında kalacaktır ve hiçbir ey yapılamayacaktır.

Muharrem İnce için bundan sonrası çok zor

 2 aylar önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Muharrem İnce akıllı davranmadı. Parti genel başkanlığı ve cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda kendi kendine çok ağır hasar verdi. Partisi CHP'yi "çetecilikle" suçlamak yerine AKP'yi ve sarayı hatta Sözcü gazetesini hedef alsaydı bugün farklı bir yerde olurdu. aynı şekilde CHP'nin yönetimi de krizi yönetemedi. çok çapsız ve beceriksiz bir tutum takınarak muhtemel bir baskın seçim öncesi kendine ağır zarar verdi. Muharrem İnce parti içindeki çeteden söz ediyor. kumpas kuranları bildiğini söyledi. ama isim vermedi. Türk siyaseti artık bu isim vermeden suçlamalarda bulunmaktan vazgeçmeli. Muharrem İnce eğer Tuncay Özkan'ı veya Oğuz Kaan Salıcı'yı işaret ediyorsa bunu açıkça söylemeli. Aynı şekilde genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu da partisinin yöneticilerini isim vermeden suçlama huyundan vazgeçmeli. "Ben biliyorum" diyerek olaya esrarengiz bir hava vermekten artık kaçınmalı. CHP'nin tepeden tırnağa yenilenmesi gerekiyor. Aksi halde Recep Tayyip Erdoğan ölünceye kadar ülkenin başında kalacaktır ve hiçbir ey yapılamayacaktır.

"Saraydaki CHP'li" olayı en çok kime yaradı?

 Herşey yanlış gitti. ortada bir kumpas var mı? o bile belli değil. muhtemelen olay kendiliğinden bir kumpasa dönüştü. Muharrem İnce'nin "olağan şüpheli" olması çok dikkat çekici. ince cumhurbaşkanı olma hayali görürken neden bu duruma düştüğünü de araştırmalı. CHP genel merkezi de süreci iyi yönetemedi. sarayın belki de kendiliğinden oluşan kumpasının artasında kalıverdi. bu konu en çok saraya ve Erdoğan'a yarayacaktır. eğer bir erken hatta baskın seçime gidecekse Erdoğan büyük mesafe almış oldu. kendi sorunlarıyla boğuşmaya başlayan ve bunu akılsızca, patinaj yaparak yürüten bir ana muhalefet partisinin başarılı olması mümkün değildir. Kemal Kılıçdaroğlu krizi iyi yönetmeli, herkese cevap yetiştirme telaşı içinde olmamalı ve olayın sakinleşmesini sağlamalıdır. Gazeteciler Uğur Dündar Candaş Tolga Işık da bu konuda bana göre yanlış yaptılar. Senaryo henüz tamamlanmadan "bilgi bana da geldi ama ben sorumlu gazeteci olarak birkaç yere doğrulatmadan böyle bir haberi yayınlamam" türü savunmalar çok yersiz. olaydan Sözcü'yü sorumlu tutmaya kalkışmak da hatalı bir tutum.

"Saraydaki CHP'li" olayı en çok kime yaradı?

 2 aylar önce

 Herşey yanlış gitti. ortada bir kumpas var mı? o bile belli değil. muhtemelen olay kendiliğinden bir kumpasa dönüştü. Muharrem İnce'nin "olağan şüpheli" olması çok dikkat çekici. ince cumhurbaşkanı olma hayali görürken neden bu duruma düştüğünü de araştırmalı. CHP genel merkezi de süreci iyi yönetemedi. sarayın belki de kendiliğinden oluşan kumpasının artasında kalıverdi. bu konu en çok saraya ve Erdoğan'a yarayacaktır. eğer bir erken hatta baskın seçime gidecekse Erdoğan büyük mesafe almış oldu. kendi sorunlarıyla boğuşmaya başlayan ve bunu akılsızca, patinaj yaparak yürüten bir ana muhalefet partisinin başarılı olması mümkün değildir. Kemal Kılıçdaroğlu krizi iyi yönetmeli, herkese cevap yetiştirme telaşı içinde olmamalı ve olayın sakinleşmesini sağlamalıdır. Gazeteciler Uğur Dündar Candaş Tolga Işık da bu konuda bana göre yanlış yaptılar. Senaryo henüz tamamlanmadan "bilgi bana da geldi ama ben sorumlu gazeteci olarak birkaç yere doğrulatmadan böyle bir haberi yayınlamam" türü savunmalar çok yersiz. olaydan Sözcü'yü sorumlu tutmaya kalkışmak da hatalı bir tutum.

Seçim kesin, erken mi süper erken mi?

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Artık bir erken seçim geliyor. HDP'nin "sine-i millet" sözünü etmesi ve ardından bir seçim istemesi ile Türkiye seçim havasına girdi. Bugüne kadar seçim sözü edilip de seçim olmadığını hiç tanık olmadık. Burada kararı Cumhurbaşkanı ve AKP genel başkanı Erdoğan verecek. O da biliyor ki artık 2013'e kadar durumu idare etmesi mümkün değil. En geç gelecek yıl bu döneme kadar Türkiye bir seçime gitmek zorunda. Yine cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi için mi sandık başına gidilecek yoksa tekrar parlamenter sisteme mi dönülecek? Şu an bana göre meçhul olan bu. Erdoğan hangisi daha işine gelecekse o sistemi seçecek. Yani beklenenin aksine demokratik parlamenter sisteme dönüşü bizzat Erdoğan bile sağlayabilir. Bugünün ikinci konusu ise eski genelkurmay başkanı Yaşar Büyükanıt'ın ölümü. Dolmabahçe zirvesinin asker tarafını temsil eden Büyükanıt sırlarıyla birlikte öteki dünyaya göç etti. umudum Büyükanıt'ın evlatlarına o görüşmede neler olduğunu anlatan bir yazıyı "ölümümden sonra açıklayın" vasiyeti ile teslim etmiş olması.

Seçim kesin, erken mi süper erken mi?

 3 aylar önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Artık bir erken seçim geliyor. HDP'nin "sine-i millet" sözünü etmesi ve ardından bir seçim istemesi ile Türkiye seçim havasına girdi. Bugüne kadar seçim sözü edilip de seçim olmadığını hiç tanık olmadık. Burada kararı Cumhurbaşkanı ve AKP genel başkanı Erdoğan verecek. O da biliyor ki artık 2013'e kadar durumu idare etmesi mümkün değil. En geç gelecek yıl bu döneme kadar Türkiye bir seçime gitmek zorunda. Yine cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi için mi sandık başına gidilecek yoksa tekrar parlamenter sisteme mi dönülecek? Şu an bana göre meçhul olan bu. Erdoğan hangisi daha işine gelecekse o sistemi seçecek. Yani beklenenin aksine demokratik parlamenter sisteme dönüşü bizzat Erdoğan bile sağlayabilir. Bugünün ikinci konusu ise eski genelkurmay başkanı Yaşar Büyükanıt'ın ölümü. Dolmabahçe zirvesinin asker tarafını temsil eden Büyükanıt sırlarıyla birlikte öteki dünyaya göç etti. umudum Büyükanıt'ın evlatlarına o görüşmede neler olduğunu anlatan bir yazıyı "ölümümden sonra açıklayın" vasiyeti ile teslim etmiş olması.

Dudak uçuklatan mal varlığı gerçek mi?

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Amerikan temsilciler meclisi Türkiye'nin bir numaralı yöneticisinin mal varlığının araştırmasını istiyor. Bu Türkiye'ye bugüne kadar yapılmış en büyük aşağılamadır. Amerika gibi bir ülke eğer elinde bu konuda bir belge bilgi yoksa böyle bir harekete kalkışmaz.Burada en kötüsü Türkiye'nin sessizliği. Ne AKP ne medya ne siyasetçiler ne muhalefet Amerika'dan gelen bu ağır harekete karşı en küçük bir şey bile söylemiyor. Amerika gezisine katılan gazeteciler bu konuyu hiç sormadılar. Erdoğan hiç konuşmadı. saray sözcüleri, danışmanlar ağızlarını bile açmıyor. Beyaz Saray'daki toplantılarda hemen her konuda söz dinleyen, uyum sağlayan, sözde ilişkileri düzeltmek için çabalayan tavırlarla dudak uçuklatacak para varlığı iddialarının bir bağlantısı var mı bilemiyoruz. Bu konu üzerinde hiç konuşulmadan geçiştirilecek bir konu değil. tabii eğer bizim bilmediğimiz bir anlaşa yapılmış ve her taraf konuşmama kararı almışsa orası başka

Dudak uçuklatan mal varlığı gerçek mi?

 3 aylar önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Amerikan temsilciler meclisi Türkiye'nin bir numaralı yöneticisinin mal varlığının araştırmasını istiyor. Bu Türkiye'ye bugüne kadar yapılmış en büyük aşağılamadır. Amerika gibi bir ülke eğer elinde bu konuda bir belge bilgi yoksa böyle bir harekete kalkışmaz.Burada en kötüsü Türkiye'nin sessizliği. Ne AKP ne medya ne siyasetçiler ne muhalefet Amerika'dan gelen bu ağır harekete karşı en küçük bir şey bile söylemiyor. Amerika gezisine katılan gazeteciler bu konuyu hiç sormadılar. Erdoğan hiç konuşmadı. saray sözcüleri, danışmanlar ağızlarını bile açmıyor. Beyaz Saray'daki toplantılarda hemen her konuda söz dinleyen, uyum sağlayan, sözde ilişkileri düzeltmek için çabalayan tavırlarla dudak uçuklatacak para varlığı iddialarının bir bağlantısı var mı bilemiyoruz. Bu konu üzerinde hiç konuşulmadan geçiştirilecek bir konu değil. tabii eğer bizim bilmediğimiz bir anlaşa yapılmış ve her taraf konuşmama kararı almışsa orası başka

Asrın zirvesi; Fevkaledenin fevkinde

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Erdoğan Amerika'ya niye gitti, Trump'la Beyaz Saray'da niye görüştü. Bu soruların cevabı havada kaldı. Ama yandaş tetikçi medyamıza göre fevkalede yararlı bir ziyaret oldu. Amerika'ya her şeyi anlattı Erdoğan. peki sonuç? O yok işte. Trump ne YPG-PYD, ne Fethullah Gülen, ne güvenli bölge konusunda hiçbir şey söylemedi. Tabii bilmediğimiz başka konularda anlaşmalar yapılmış olabilir. Damatlar zirvesinde alınan kararların ne olduğunu elbette bilmiyoruz. Ama kamuoyunun merak ettiği konularda hiçbir değişiklik olmadıysa demek ki asıl mutabakat damatlar zirvesindeki kararlarda oldu. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim. Amerika gezisi tam bir teslimiyetle sonuçlanmıştır. Nokta.

Asrın zirvesi; Fevkaledenin fevkinde

 3 aylar önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Erdoğan Amerika'ya niye gitti, Trump'la Beyaz Saray'da niye görüştü. Bu soruların cevabı havada kaldı. Ama yandaş tetikçi medyamıza göre fevkalede yararlı bir ziyaret oldu. Amerika'ya her şeyi anlattı Erdoğan. peki sonuç? O yok işte. Trump ne YPG-PYD, ne Fethullah Gülen, ne güvenli bölge konusunda hiçbir şey söylemedi. Tabii bilmediğimiz başka konularda anlaşmalar yapılmış olabilir. Damatlar zirvesinde alınan kararların ne olduğunu elbette bilmiyoruz. Ama kamuoyunun merak ettiği konularda hiçbir değişiklik olmadıysa demek ki asıl mutabakat damatlar zirvesindeki kararlarda oldu. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim. Amerika gezisi tam bir teslimiyetle sonuçlanmıştır. Nokta.

Türk Amerikan ilişkileri üç damada emanet

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor Görüşme öncesi son değerlendirmeler Erdoğan bugün Beyaz Saray'da .Amerika Başkanı Trump ile görüşecek. Bu sohbet bu görüşmeden önce yaptığım son sohbetim. Trump Erdoğan görüşmesi elbette çok önemli ama sonuç çok önceden alındı bile. İki ülke arasında gerginlikmiş gibi görünen ilişkilerin tekrar rayına oturtulması için üç damat görevlendirildi. Erdoğan'ın damadı Berat Albayrak, Trump'un damadı Jared Kushner geçen hafta Aydın Doğan'ın damadı Mehmet Ali Yalçındağ'ın evinde bir araya geldi. Daha önceden de pek çok toplantı yapan üç damat iki cumhurbaşkanı arasındaki ilişkilerin bundan sonra nasıl yürüyeceğinin haritasını çıkarıp bir sonuca vardılar. bugünkü son görüşmede önceden alınmış kararların ilanı olacak. birkaç tahminimi de konuşmamda bulacaksınız. örneğin S-400'ler konusunun nasıl bitirildiğini de anlatıyorum

Türk Amerikan ilişkileri üç damada emanet

 3 aylar önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor Görüşme öncesi son değerlendirmeler Erdoğan bugün Beyaz Saray'da .Amerika Başkanı Trump ile görüşecek. Bu sohbet bu görüşmeden önce yaptığım son sohbetim. Trump Erdoğan görüşmesi elbette çok önemli ama sonuç çok önceden alındı bile. İki ülke arasında gerginlikmiş gibi görünen ilişkilerin tekrar rayına oturtulması için üç damat görevlendirildi. Erdoğan'ın damadı Berat Albayrak, Trump'un damadı Jared Kushner geçen hafta Aydın Doğan'ın damadı Mehmet Ali Yalçındağ'ın evinde bir araya geldi. Daha önceden de pek çok toplantı yapan üç damat iki cumhurbaşkanı arasındaki ilişkilerin bundan sonra nasıl yürüyeceğinin haritasını çıkarıp bir sonuca vardılar. bugünkü son görüşmede önceden alınmış kararların ilanı olacak. birkaç tahminimi de konuşmamda bulacaksınız. örneğin S-400'ler konusunun nasıl bitirildiğini de anlatıyorum

Demokrasi olduğu halde hanedanlığa hasret duyan tek ülkeyiz

 Aklı başında hiç kimse Osmanlı'ya hakaret etmez. Deli İbrahim'e dahi laf eden yok ancak bu özlem niye, ilginç!

Demokrasi olduğu halde hanedanlığa hasret duyan tek ülkeyiz

 3 aylar önce

 Aklı başında hiç kimse Osmanlı'ya hakaret etmez. Deli İbrahim'e dahi laf eden yok ancak bu özlem niye, ilginç!

Amerika gezisinden sonra siyasette önemli değişikler olacak

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Erdoğan Amerika gezisine niçin gidiyor. Bu hala muamma. Ama dönüşünde çok önemli değişimlere hazır olmalıyız. Muhtemelen bu geziden de bir zafer havası çıkarılacaktır. bu havanın yeteri kadar etkili olduğunun düşünülmesi halinde baskın bir seçim yeniden gündeme gelecektir. bunun hazırlıkları da yapılmaya başlandı. saray AKP milletvekillerine yeni bir seçim sistemi için talimat verdi. Erdoğan dar bölgenin getirilmesinde ısrarcı. buradan birinci pati çıkacağını hesaplıyor. bu durumda seçimden birinci parti olarak çıkarak gücünün eksilmeden sürebileceğini görürse başkanlık sisteminden de vazgeçebilir. muhalefetin ise ne yeni sistemle ne de seçim sistem çalışmalarıyla bir ilgisi yok. muhtemelen yine hazırlıksız yakalanacaktır ki zaten Erdoğan da bunu hesaplıyor.

Amerika gezisinden sonra siyasette önemli değişikler olacak

 3 aylar önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Erdoğan Amerika gezisine niçin gidiyor. Bu hala muamma. Ama dönüşünde çok önemli değişimlere hazır olmalıyız. Muhtemelen bu geziden de bir zafer havası çıkarılacaktır. bu havanın yeteri kadar etkili olduğunun düşünülmesi halinde baskın bir seçim yeniden gündeme gelecektir. bunun hazırlıkları da yapılmaya başlandı. saray AKP milletvekillerine yeni bir seçim sistemi için talimat verdi. Erdoğan dar bölgenin getirilmesinde ısrarcı. buradan birinci pati çıkacağını hesaplıyor. bu durumda seçimden birinci parti olarak çıkarak gücünün eksilmeden sürebileceğini görürse başkanlık sisteminden de vazgeçebilir. muhalefetin ise ne yeni sistemle ne de seçim sistem çalışmalarıyla bir ilgisi yok. muhtemelen yine hazırlıksız yakalanacaktır ki zaten Erdoğan da bunu hesaplıyor.

Kızım ve eşimle tam saatinde Atatürk’ü andık

 Bu videoyu ç ekerken yine küçük bir kazaya uğradım. Telefonun azizliğine uğradım. Bu nedenle saat tam 09.05'i de içine alan videom bir süre ekranlara yan biçimde durarak yansıdı. düzeltmek için biraz çaba harcadım ama zaman geçti tabii. Bu video eşim ve kızımla birlikte Atamızı andığımız anın görüntülerinin düzeltilmiş halidir. Bu hatadan ötürü özer dilerim

Kızım ve eşimle tam saatinde Atatürk’ü andık

 3 aylar önce

 Bu videoyu ç ekerken yine küçük bir kazaya uğradım. Telefonun azizliğine uğradım. Bu nedenle saat tam 09.05'i de içine alan videom bir süre ekranlara yan biçimde durarak yansıdı. düzeltmek için biraz çaba harcadım ama zaman geçti tabii. Bu video eşim ve kızımla birlikte Atamızı andığımız anın görüntülerinin düzeltilmiş halidir. Bu hatadan ötürü özer dilerim

Hulusi Akar ne demek istedi

 Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar CNN international televizyonuna verdiği röportaj sırasında Türkiye'nin Bağdadi'nin bu bölgede olduğunu daha önceden bilip bilmediği sorusuna "En azından ben bilmiyordum" cevabını verdi. Bu cevap "Ben bilmesem bile ülkemin diğer birimleri biliyordu belki" anlamına gelir. Akar bu sözleri boşboğazlıkla söylemiş olamaz. bu sözler bir süre sonra uluslararası arenada önümüze konabilir. bunun yanı sıra operasyonla öldürülen kanlı teröristin ailesinin de bir buçuk yılı aşkındır Türkiye'de olması ama bunu Erdoğan'ın "yakaladık" diye açıklaması da ilginç gelişmelerin gündemde olduğu hissi uyandırıyor.

Hulusi Akar ne demek istedi

 3 aylar önce

 Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar CNN international televizyonuna verdiği röportaj sırasında Türkiye'nin Bağdadi'nin bu bölgede olduğunu daha önceden bilip bilmediği sorusuna "En azından ben bilmiyordum" cevabını verdi. Bu cevap "Ben bilmesem bile ülkemin diğer birimleri biliyordu belki" anlamına gelir. Akar bu sözleri boşboğazlıkla söylemiş olamaz. bu sözler bir süre sonra uluslararası arenada önümüze konabilir. bunun yanı sıra operasyonla öldürülen kanlı teröristin ailesinin de bir buçuk yılı aşkındır Türkiye'de olması ama bunu Erdoğan'ın "yakaladık" diye açıklaması da ilginç gelişmelerin gündemde olduğu hissi uyandırıyor.

Amerika gezisine Beyaz Saray karar verecek

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Saray sözcüleri Erdoğan'ın Trump'ın daveti üzerine gerçekleşecek Amerika gezisine gidilip gidilmesine henüz net bir karar verilmediğini üzerinde görüşüldüğünü açıkladılar. Oysa kararı Ankara değil Washington verecek. Sarayın şu sıralar düşündüğü gidilmesi ya da gidilmemesi halinde kamuoyuna nasıl bir "zafer havası" sunulacağıdır. Çünkü artık dış politikada iyice sıkışmış durumda AKP iktidarı. Amerika'ya gidilse de gidilmese de ortaya kazanılmış bir şey konulması gerekir. Oysa ufukta böyle bir kazanımın olacağı yolunda belirti yok. Şu anda yapılan sadece zaman kazanmaktır. Beyaz Saray gelme derse gidilmeyecek gel denildiğinde gidilecektir.

Amerika gezisine Beyaz Saray karar verecek

 3 aylar önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Saray sözcüleri Erdoğan'ın Trump'ın daveti üzerine gerçekleşecek Amerika gezisine gidilip gidilmesine henüz net bir karar verilmediğini üzerinde görüşüldüğünü açıkladılar. Oysa kararı Ankara değil Washington verecek. Sarayın şu sıralar düşündüğü gidilmesi ya da gidilmemesi halinde kamuoyuna nasıl bir "zafer havası" sunulacağıdır. Çünkü artık dış politikada iyice sıkışmış durumda AKP iktidarı. Amerika'ya gidilse de gidilmese de ortaya kazanılmış bir şey konulması gerekir. Oysa ufukta böyle bir kazanımın olacağı yolunda belirti yok. Şu anda yapılan sadece zaman kazanmaktır. Beyaz Saray gelme derse gidilmeyecek gel denildiğinde gidilecektir.

Türkiye bölgesindeki petrol alanlarını almalı

 Artık çekingen, korkak ve paranoyak olmamalıyız. Türkiye'nin de bölgenin de kurtuluşu Suriye ve Irak'ın kuzeyindeki petrol alanlarını almasıdır. Petrolleri Türkiye kontrol ederse bölgedeki Araplar da, Kürtler de Türkmenler de çok rahat ederler. aynı şekilde petrole göz diken Amerika ve Rusya da bölgede bir takık örgütlerle, aşiretlerle ve hatta terör gruplarıyla işbirliği yapmak yerine Türkiye'nin güvencesi sayesinde rahat ederler. Bu gerçek bir açılımdır. Saçma sapan bölücülük, milliyetçilik korkuları ile sürekli patinaj yapmak yerine atağa kalkmamız gerek. bu iktidar bunu becerebilir mi? Bilemiyorum. Ama Türkiye bölgede gerçek anlamda lider olmak zorunda

Türkiye bölgesindeki petrol alanlarını almalı

 3 aylar önce

 Artık çekingen, korkak ve paranoyak olmamalıyız. Türkiye'nin de bölgenin de kurtuluşu Suriye ve Irak'ın kuzeyindeki petrol alanlarını almasıdır. Petrolleri Türkiye kontrol ederse bölgedeki Araplar da, Kürtler de Türkmenler de çok rahat ederler. aynı şekilde petrole göz diken Amerika ve Rusya da bölgede bir takık örgütlerle, aşiretlerle ve hatta terör gruplarıyla işbirliği yapmak yerine Türkiye'nin güvencesi sayesinde rahat ederler. Bu gerçek bir açılımdır. Saçma sapan bölücülük, milliyetçilik korkuları ile sürekli patinaj yapmak yerine atağa kalkmamız gerek. bu iktidar bunu becerebilir mi? Bilemiyorum. Ama Türkiye bölgede gerçek anlamda lider olmak zorunda

Cumhuriyet Bayramı Gezi günleri gibiydi

 Cumhuriyet bayramı bu yıl çok daha farklı ve coşkulu biçimde kutlandı. her yaştan, her görüşten, her yaşam biçiminden milyonlarca insan tıpkı 7 yıl önceki Gezi direnişinde olduğu gibi meydanlara akın etti. İktidar halkın bu sessiz çığlığını görmeli. Cumhurbaşkanlığı sisteminden hızla vazgeçilmeli, güçlendirilmiş demokratik parlamenter sisteme dönülmeli. Erdoğan kendi kurtuluşunun da burada olduğunu görecek ve belki de muhalefetten önce davranarak yeniden demokrasiye dönerek seçimlerin yapılmasını sağlayacaktır. Aksi taktirde artık dünyada hiçbir saygınlığı, ağırlığı, gücü ve inandırıcılığı kalmayan Türkiye çok büyük sıkıntılar çekecektir. başta ana muhalefet partisi CHP olmak üzere İyi Parti, HDP, mecliste birer ikişer milletvekili ile temsil edilen DP, ANAP, TİP, TKP , DYP, Saadet bir araya gelerek hızla anayasa değişikliğine gitmek için adımları atmalıdır. Türkiye'nin içine düşürüldüğü açmazdan her tarafla kavga ederek, parmak sallayarak, kendisine yapılanları saklayarak çıkması mümkün değildir. Herkesin aklını başına alması gerekiyor artık.

Cumhuriyet Bayramı Gezi günleri gibiydi

 3 aylar önce

 Cumhuriyet bayramı bu yıl çok daha farklı ve coşkulu biçimde kutlandı. her yaştan, her görüşten, her yaşam biçiminden milyonlarca insan tıpkı 7 yıl önceki Gezi direnişinde olduğu gibi meydanlara akın etti. İktidar halkın bu sessiz çığlığını görmeli. Cumhurbaşkanlığı sisteminden hızla vazgeçilmeli, güçlendirilmiş demokratik parlamenter sisteme dönülmeli. Erdoğan kendi kurtuluşunun da burada olduğunu görecek ve belki de muhalefetten önce davranarak yeniden demokrasiye dönerek seçimlerin yapılmasını sağlayacaktır. Aksi taktirde artık dünyada hiçbir saygınlığı, ağırlığı, gücü ve inandırıcılığı kalmayan Türkiye çok büyük sıkıntılar çekecektir. başta ana muhalefet partisi CHP olmak üzere İyi Parti, HDP, mecliste birer ikişer milletvekili ile temsil edilen DP, ANAP, TİP, TKP , DYP, Saadet bir araya gelerek hızla anayasa değişikliğine gitmek için adımları atmalıdır. Türkiye'nin içine düşürüldüğü açmazdan her tarafla kavga ederek, parmak sallayarak, kendisine yapılanları saklayarak çıkması mümkün değildir. Herkesin aklını başına alması gerekiyor artık.

Üsküdardan Canlı

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor.

Üsküdardan Canlı

 3 aylar önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor.

Söz konusu vatansa gerisi teferruat mı?

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. AKP iktidarı ve Erdoğan'ın dış politikadaki yanlışları Türkiye'yi derin bir açmaza soktu. Türkiye yalnızlaştı. Amerika ve Rusya bileğimizi bükerek istediği herşeyi yaptırıyor. Trump ve Putin bu iktidarla diledikleri gibi oynuyor. muhalefet ise hala "söz konusu vatansa gerisi teferruattır" diyerek iktidarın değirmenine su taşıyor. vatanı sevmek ve savunmak aydınlığa çıkma şansı varken bir iktidara payanda olmak değildir. muhalefet "Türkiye" diyerek bir yanlışa düşüyor. bugün ülkeyi yönetenler Türkiye değildir. Ortada bir Türkiye var bir de AKP iktidarı var. Bu geçeği hepimizin bilmesi gerek.

Söz konusu vatansa gerisi teferruat mı?

 3 aylar önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. AKP iktidarı ve Erdoğan'ın dış politikadaki yanlışları Türkiye'yi derin bir açmaza soktu. Türkiye yalnızlaştı. Amerika ve Rusya bileğimizi bükerek istediği herşeyi yaptırıyor. Trump ve Putin bu iktidarla diledikleri gibi oynuyor. muhalefet ise hala "söz konusu vatansa gerisi teferruattır" diyerek iktidarın değirmenine su taşıyor. vatanı sevmek ve savunmak aydınlığa çıkma şansı varken bir iktidara payanda olmak değildir. muhalefet "Türkiye" diyerek bir yanlışa düşüyor. bugün ülkeyi yönetenler Türkiye değildir. Ortada bir Türkiye var bir de AKP iktidarı var. Bu geçeği hepimizin bilmesi gerek.

Cihat olarak anlaşılacak konuşmalar çok zarar verecek

 Çok özür dileyerek düzeltilmiş halini sunuyorum

Cihat olarak anlaşılacak konuşmalar çok zarar verecek

 3 aylar önce

 Çok özür dileyerek düzeltilmiş halini sunuyorum

Küffara Suriyedeki gibi acımasız olacağız

 Küffara karşı acımasız şiddette olacağız Suriye'deki gibi" demenin bedeli çok ağır olabilir

Küffara Suriyedeki gibi acımasız olacağız

 3 aylar önce

 Küffara karşı acımasız şiddette olacağız Suriye'deki gibi" demenin bedeli çok ağır olabilir

Bütün kötülüklerin anası CHP

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. iktidar ne zaman sıkıntıya girse ya da yeni bir planın peşinde olsa hemen muhalefete özellikle CHP'ye saldırmaya başlıyor. Suriye operasyonunu büyük zafer olarak sunmaya alışan ama giderek daha da köşeye sıkışan iktidar cevap veremediği Trump'ın mektubu konusunda bile CHP'yi suçluyor. Meğer Türkiye'yi bu kadar aşağılayan mektubun Kılıçdaroğlu tarafından meclis kürsününden okunması çok ayıpmış.

Bütün kötülüklerin anası CHP

 3 aylar önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. iktidar ne zaman sıkıntıya girse ya da yeni bir planın peşinde olsa hemen muhalefete özellikle CHP'ye saldırmaya başlıyor. Suriye operasyonunu büyük zafer olarak sunmaya alışan ama giderek daha da köşeye sıkışan iktidar cevap veremediği Trump'ın mektubu konusunda bile CHP'yi suçluyor. Meğer Türkiye'yi bu kadar aşağılayan mektubun Kılıçdaroğlu tarafından meclis kürsününden okunması çok ayıpmış.

YPG oldu mu sana "unsur"

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Erdoğan Amerika'dan sonra Rusya ile de anlaşma imzaladı. Devletin tüm birimleri bunun tarihi bir zafer olduğunu söylüyor. Peki bu zafer mi? Bunu 10-15 gün içinde görebiliriz. Rusya 10 kilometrelik bir alanda birlikte devriye gezileceğini anlaşmaya koydu ama bunun süresi belli değil. Türkiye'nin "Suriye'nin toprak bütünlüğüne saygı" uyacağı da anlaşmaya kondu. bu durumda bi süre sonra artık karşımıza ne Amerika ne Rusya çıkacak, karşımızda Suriye'yi ve Esad'ı bulacağız. İşin aslı şudur; Ortada zafer yok, 9 yıl öncesine döndük hepsi bu. Bu süreçte 1 milyonun üzerinde insan öldü, milyonlarca insan Türkiye'ye geldi ve bu halk cebinden 40 milyar dolar ödedi. kısa bir süre sonra Suriye kendi topraklarında tekrar egemen olur, Türkiye bölgeden tamamen çekilir.

YPG oldu mu sana "unsur"

 3 aylar önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Erdoğan Amerika'dan sonra Rusya ile de anlaşma imzaladı. Devletin tüm birimleri bunun tarihi bir zafer olduğunu söylüyor. Peki bu zafer mi? Bunu 10-15 gün içinde görebiliriz. Rusya 10 kilometrelik bir alanda birlikte devriye gezileceğini anlaşmaya koydu ama bunun süresi belli değil. Türkiye'nin "Suriye'nin toprak bütünlüğüne saygı" uyacağı da anlaşmaya kondu. bu durumda bi süre sonra artık karşımıza ne Amerika ne Rusya çıkacak, karşımızda Suriye'yi ve Esad'ı bulacağız. İşin aslı şudur; Ortada zafer yok, 9 yıl öncesine döndük hepsi bu. Bu süreçte 1 milyonun üzerinde insan öldü, milyonlarca insan Türkiye'ye geldi ve bu halk cebinden 40 milyar dolar ödedi. kısa bir süre sonra Suriye kendi topraklarında tekrar egemen olur, Türkiye bölgeden tamamen çekilir.

Erdoğan büyük bir fırsatı tepiyor

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. İktidar Türkiye'nin bir örgütle değil Amerika ile anlaşma imzaladığını söylüyor. Böylelikle büyük bir zafer kazanıldığı ileri sürülüyor. iktidar taragfı adeta bayram yapıyor ama muhalefetin de pek altta kalır tarafı yok. cHP'si, İyi Parti'si de büyük kazanımlardan söz ediyor. Oysa soru çok basit; Türrk askeri kime karşı operasyon başlatmıştı? Şimdi ateşkes demeyelim, ara verme sırasında kimi rahat bırakacak? Anlaşmayı Amerika ile imzaladık belki ama karşımızdaki aslında Amerika değil ki. Şimdi sırada Rusya ve Putin var. Rusya da tıpkı Amerika gibi başkası için masaya oturacak yarın. Büyük ihtimalle Putin de tıpkı Trump gibi bazı koşullar ortaya sürecek ve bunalır bize imzalatacak. şimdi aynı soruyu tekrar sorayım. Rusya ile masaya oturduğumuzda aslında karşımızda kim olacak? O örgüt Suriye devleti ile anlaştı, bir anlamda onlara katıldı. Demek ki Rusya da bize "operasyon yapma," diyecek. Çünkü artık karımızda Amerikan bayrağı değil Rusya ve Suriye bayrakları da olacak. yarından itibaren bölgede durum çok farklı hale gelecek. bunun sonuçlarını şu anda tam kestirmek o kadar kolay değil.

Erdoğan büyük bir fırsatı tepiyor

 4 aylar önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. İktidar Türkiye'nin bir örgütle değil Amerika ile anlaşma imzaladığını söylüyor. Böylelikle büyük bir zafer kazanıldığı ileri sürülüyor. iktidar taragfı adeta bayram yapıyor ama muhalefetin de pek altta kalır tarafı yok. cHP'si, İyi Parti'si de büyük kazanımlardan söz ediyor. Oysa soru çok basit; Türrk askeri kime karşı operasyon başlatmıştı? Şimdi ateşkes demeyelim, ara verme sırasında kimi rahat bırakacak? Anlaşmayı Amerika ile imzaladık belki ama karşımızdaki aslında Amerika değil ki. Şimdi sırada Rusya ve Putin var. Rusya da tıpkı Amerika gibi başkası için masaya oturacak yarın. Büyük ihtimalle Putin de tıpkı Trump gibi bazı koşullar ortaya sürecek ve bunalır bize imzalatacak. şimdi aynı soruyu tekrar sorayım. Rusya ile masaya oturduğumuzda aslında karşımızda kim olacak? O örgüt Suriye devleti ile anlaştı, bir anlamda onlara katıldı. Demek ki Rusya da bize "operasyon yapma," diyecek. Çünkü artık karımızda Amerikan bayrağı değil Rusya ve Suriye bayrakları da olacak. yarından itibaren bölgede durum çok farklı hale gelecek. bunun sonuçlarını şu anda tam kestirmek o kadar kolay değil.

Şerefli "tornistan"

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Amerika ile imzalanan anlaşma aslında bir teslimiyet belgesidir. Pence başkan sıfatıyla Türkiye'ye geldi, Türkiye'nin kolu büküldü ve bölgede yeni bir devletin kurulması için ilk adım atıldı. Bunu bir zafer olarak tanımlamak akıllıca değildir.

Şerefli "tornistan"

 4 aylar önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Amerika ile imzalanan anlaşma aslında bir teslimiyet belgesidir. Pence başkan sıfatıyla Türkiye'ye geldi, Türkiye'nin kolu büküldü ve bölgede yeni bir devletin kurulması için ilk adım atıldı. Bunu bir zafer olarak tanımlamak akıllıca değildir.

Amerika ziyareti iptal

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Trump Türkiye'ye yönelik baskılarını daha da önemlisi hakaretlerini artırıyor. Trump'ın söylediklerini hazmetmek çok güç. Ancak saray iktidarı henüz Amerika'ya ve Trump'a bir cevap vermiş değil. Erdoğan Azarbeycan'da ilk kez Türk Milleti" kavramını üst üste tekrarladı. ama milli duyguları öne çıkarmak lafla olmuyor. Eğer gerçekten dik duruyorsak ve Amerika'ya gerçekten meydan okuyorsak en azından kasım ayındaki Washington ziyareti iptal edilmelidir. Ya da Trump'a "söyleyecek sözün varsa sen buraya gel" daveti yapılmalıdır. Konunun saray yönetiminde de tartışıldığını öğrendim. ancak burada iki görüş çarpışıyor. bazı danışmanlar beklenmesini tavsiye ederken bazıları gezinin bugünden iptal edilmesini istiyor. Erdoğan'ın henüz kararsız olduğunu ancak Trump'ın Türkiye'ye yaptırım kararnamesini imzalaması halinde geziyi iptalden yana olduğunu öğrendim. bu iktidar sanıyorum giderek sırf iç politikayı etkilemek için tüm dünyaya kafa tutuyormuş gibi yapmaktan vazgeçecektir.

Amerika ziyareti iptal

 4 aylar önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Trump Türkiye'ye yönelik baskılarını daha da önemlisi hakaretlerini artırıyor. Trump'ın söylediklerini hazmetmek çok güç. Ancak saray iktidarı henüz Amerika'ya ve Trump'a bir cevap vermiş değil. Erdoğan Azarbeycan'da ilk kez Türk Milleti" kavramını üst üste tekrarladı. ama milli duyguları öne çıkarmak lafla olmuyor. Eğer gerçekten dik duruyorsak ve Amerika'ya gerçekten meydan okuyorsak en azından kasım ayındaki Washington ziyareti iptal edilmelidir. Ya da Trump'a "söyleyecek sözün varsa sen buraya gel" daveti yapılmalıdır. Konunun saray yönetiminde de tartışıldığını öğrendim. ancak burada iki görüş çarpışıyor. bazı danışmanlar beklenmesini tavsiye ederken bazıları gezinin bugünden iptal edilmesini istiyor. Erdoğan'ın henüz kararsız olduğunu ancak Trump'ın Türkiye'ye yaptırım kararnamesini imzalaması halinde geziyi iptalden yana olduğunu öğrendim. bu iktidar sanıyorum giderek sırf iç politikayı etkilemek için tüm dünyaya kafa tutuyormuş gibi yapmaktan vazgeçecektir.

Hamaset edebiyatını bırakıp gerçeklere dönelim

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Tür Silahlı Kuvvetleri bir engel tanımadan mücadelesini sürdürüyor. içerde ise kaba bir milliyetcilik pompalanırken hamaset edebiyatında tavan yapmış durumdayız. artık bundan vazgeçmenin zamanı geldi. dünyada neler olup bittiği ile hiç ilgilenmeyen bir medya yüzünden kamuoyu tüm gerçekleri öğrenemiyor. şu sıralar Türkiye ile Suriye orduları karşı karşıya gelmek üzere. bölge bir anda savaş topuna da dönebilir. aklı selimin galip geleceğine inanıyorum ama dünyada giderek yalnızlaşan Türkiye çok ağır bedel ödeyebilir. artık ne kadar kahraman olduğumuzu anlatmayı bir kenara bırakıp Türkiye'yi bu noktaya hangi siyasetin getirdiğini konuşmak ve buna göre davranmak zorundayız

Hamaset edebiyatını bırakıp gerçeklere dönelim

 4 aylar önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Tür Silahlı Kuvvetleri bir engel tanımadan mücadelesini sürdürüyor. içerde ise kaba bir milliyetcilik pompalanırken hamaset edebiyatında tavan yapmış durumdayız. artık bundan vazgeçmenin zamanı geldi. dünyada neler olup bittiği ile hiç ilgilenmeyen bir medya yüzünden kamuoyu tüm gerçekleri öğrenemiyor. şu sıralar Türkiye ile Suriye orduları karşı karşıya gelmek üzere. bölge bir anda savaş topuna da dönebilir. aklı selimin galip geleceğine inanıyorum ama dünyada giderek yalnızlaşan Türkiye çok ağır bedel ödeyebilir. artık ne kadar kahraman olduğumuzu anlatmayı bir kenara bırakıp Türkiye'yi bu noktaya hangi siyasetin getirdiğini konuşmak ve buna göre davranmak zorundayız

Kahramanlık destanından sarayı nemalandırma operasyonu

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Askerimiz Suriye topraklarında şanına yaraşır biçimde terörle mücadelesini sürdürüyor. AKP iktidarı ise bundan nemalanmayı amaçlıyor. RTÜK kanalıyla baskı ve sansür uygulanmaya çalışılıyor. Saray operasyonu AKP'nin güçlenmesi ve yapılacak ilk seçimleri kazanmasını garantilemek için kullanıyor. Türkiye Erdoğan'ın etrafında "tek ses" olma dayatması ile karşı karşıya

Kahramanlık destanından sarayı nemalandırma operasyonu

 4 aylar önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Askerimiz Suriye topraklarında şanına yaraşır biçimde terörle mücadelesini sürdürüyor. AKP iktidarı ise bundan nemalanmayı amaçlıyor. RTÜK kanalıyla baskı ve sansür uygulanmaya çalışılıyor. Saray operasyonu AKP'nin güçlenmesi ve yapılacak ilk seçimleri kazanmasını garantilemek için kullanıyor. Türkiye Erdoğan'ın etrafında "tek ses" olma dayatması ile karşı karşıya

Trump'la ne oldu da yelkenleri suya indirdiler

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Herşey Birleşmiş millet toplantısının yapıldığı New York zirvesi sırasında başladı. Erdoğan Amerika bakanı Trump ile görüşeceğini düşünüyordu. Seyahat öncesi bütün söylemler "Erdoğan Trump'la görüşmesinde" diye başlıyordu. Ama bu görüşme olmadı. İşte bu sohbetimde ondan sonra olanları anlatıyorum. Trump temsilci olarak Erdoğan'a senatör Graham'ı gönderdi. Graham Erdoğan'a yapması gerekenlerin listesini verdi. Türkiye'ye dönüşte Suriye'ye sınırlı operasyonun yapılması izni alındı. Erdoğan operasyona başlayacağını haber verdiği telefon görüşmesinde Trump'a bazı vaatlerde bulundu. Çok kısa süre sonra bunlarda bazı farklılıklar olduğuı bilgisi alan Trump öfkeye kapılıp o rezil twiti paylaştı. Erdoğan'ın sarayı işte o andan itiberen paniğe kapıldı. Bir dizi diplomatik görüşme yapıldı, telefon trafiği hızlandı. El altında özürler dilendi ve Trump bunun üzerine ikinci twiti attı. Şimdi sıra operasyonda. Ancak bu sınırlı olacak veya şimdilik hiç olmayacak. Türkiye ise bir operasyon uğruna altından kalkması çok zor olan bir IŞİ Dbelası ile karşı karşıya kaldı.

Trump'la ne oldu da yelkenleri suya indirdiler

 4 aylar önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Herşey Birleşmiş millet toplantısının yapıldığı New York zirvesi sırasında başladı. Erdoğan Amerika bakanı Trump ile görüşeceğini düşünüyordu. Seyahat öncesi bütün söylemler "Erdoğan Trump'la görüşmesinde" diye başlıyordu. Ama bu görüşme olmadı. İşte bu sohbetimde ondan sonra olanları anlatıyorum. Trump temsilci olarak Erdoğan'a senatör Graham'ı gönderdi. Graham Erdoğan'a yapması gerekenlerin listesini verdi. Türkiye'ye dönüşte Suriye'ye sınırlı operasyonun yapılması izni alındı. Erdoğan operasyona başlayacağını haber verdiği telefon görüşmesinde Trump'a bazı vaatlerde bulundu. Çok kısa süre sonra bunlarda bazı farklılıklar olduğuı bilgisi alan Trump öfkeye kapılıp o rezil twiti paylaştı. Erdoğan'ın sarayı işte o andan itiberen paniğe kapıldı. Bir dizi diplomatik görüşme yapıldı, telefon trafiği hızlandı. El altında özürler dilendi ve Trump bunun üzerine ikinci twiti attı. Şimdi sıra operasyonda. Ancak bu sınırlı olacak veya şimdilik hiç olmayacak. Türkiye ise bir operasyon uğruna altından kalkması çok zor olan bir IŞİ Dbelası ile karşı karşıya kaldı.

Suriye operasyonu için hepimizi kandırıyorlar

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Kendimizi bir anda savaş ortamında bulduk. Erdoğan yönetimi aylardır söylediği fırsatı yakalamış gibi görünüyor. Yandaş tetikçi medya savaş tamtamları çalıyor. Amerika Bakanı Trump ise beklenmedik bir çıkışla Türkiye'ye hakaret etti. Türkiye ekonomisini batıracağını söyledi. medyanın saraya yakın kesimi bu açıklamayı görmedi bile. büyük ihtimalle daha önce yapılan anlaşmaya aykırı olarak Trump'un yaptığı bu çıkış sarayı çok şaşırttı. gece yapılan temaslardan sonra Trump bu tepkisini yumuşatarak Erdoğan'ı kollayan yeni bir twit attı. son gelişmelerden anladığım şu; Amerika Erdoğan'a içerde yaşadığı sıkıntıları aşması için bir fırsat tanıdı. sonra ne olduysa oldu bazı işler ters gitti. bunun üzerine Erdoğan durumu düzeltmek için bilmediğimiz girişimlerde bulundu. şimdi sınırlı bir operasyon yapılabilir ama sonuçta değişen bir şey olmaz. zaten aksi Türkiye için tam bir felakettir. Türkiye işgalci durumuna girmiş olur ki bunun altından kalkılması o kadar kolay olmayabilir.

Suriye operasyonu için hepimizi kandırıyorlar

 4 aylar önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Kendimizi bir anda savaş ortamında bulduk. Erdoğan yönetimi aylardır söylediği fırsatı yakalamış gibi görünüyor. Yandaş tetikçi medya savaş tamtamları çalıyor. Amerika Bakanı Trump ise beklenmedik bir çıkışla Türkiye'ye hakaret etti. Türkiye ekonomisini batıracağını söyledi. medyanın saraya yakın kesimi bu açıklamayı görmedi bile. büyük ihtimalle daha önce yapılan anlaşmaya aykırı olarak Trump'un yaptığı bu çıkış sarayı çok şaşırttı. gece yapılan temaslardan sonra Trump bu tepkisini yumuşatarak Erdoğan'ı kollayan yeni bir twit attı. son gelişmelerden anladığım şu; Amerika Erdoğan'a içerde yaşadığı sıkıntıları aşması için bir fırsat tanıdı. sonra ne olduysa oldu bazı işler ters gitti. bunun üzerine Erdoğan durumu düzeltmek için bilmediğimiz girişimlerde bulundu. şimdi sınırlı bir operasyon yapılabilir ama sonuçta değişen bir şey olmaz. zaten aksi Türkiye için tam bir felakettir. Türkiye işgalci durumuna girmiş olur ki bunun altından kalkılması o kadar kolay olmayabilir.

Suriye'ye operasyon deyip PYD'ye şehir kurmayalım

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Suriye'ye askeri bir operasyonun eli kulağında olduğu söyleniyor. İktidar yetkilileri "Bir gece ansızın gelebiliriz" şarkısını sürekli söylüyor. Amerika bu işe ne diyor? Son açıklamalar PYD'ye destek veren Amerikan askerlerinin olası bir operasyonda geri çekileceği yönünde. Pentagon'un bir Türk askeri operasyonuna askeri olarak karşılık vermesi beklenemez. Bu nedenle hafta sonunda Erdoğan-Trump arasında uzun bir telefon konuşması olabilir. Bu görüşmeden iyi niyet dilekleri çıkabilir ve askeri operasyon konusunda biraz daha sabredeceğimizi açıklayabiliriz. Erdoğan Trump görüşmesinde iktidarın ortaya attığı "Güvenli bölgeye şehirler inşa edilmesi" fikri kabul görebilir. Böylelikle askeri operasyon erteleneceği gibi Suriye'ye askerimiz yerine iş makinalarımız girebilir. Ancak benim merakım inşa edilecek bu şehirlere kimlerin yerleştirileceği. Hesapta Türkiye'ye gelen Suriyeli mülteciler yararlanacak. Ama onlar istemezse veya iç savaş bitip de herkes kendi evine dönerse o şehirler ne olacak? Bir bakmışsınız "terörist" dediğimiz PYD/YPG bu şehirlere yerleşmiş.

Suriye'ye operasyon deyip PYD'ye şehir kurmayalım

 4 aylar önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor. Suriye'ye askeri bir operasyonun eli kulağında olduğu söyleniyor. İktidar yetkilileri "Bir gece ansızın gelebiliriz" şarkısını sürekli söylüyor. Amerika bu işe ne diyor? Son açıklamalar PYD'ye destek veren Amerikan askerlerinin olası bir operasyonda geri çekileceği yönünde. Pentagon'un bir Türk askeri operasyonuna askeri olarak karşılık vermesi beklenemez. Bu nedenle hafta sonunda Erdoğan-Trump arasında uzun bir telefon konuşması olabilir. Bu görüşmeden iyi niyet dilekleri çıkabilir ve askeri operasyon konusunda biraz daha sabredeceğimizi açıklayabiliriz. Erdoğan Trump görüşmesinde iktidarın ortaya attığı "Güvenli bölgeye şehirler inşa edilmesi" fikri kabul görebilir. Böylelikle askeri operasyon erteleneceği gibi Suriye'ye askerimiz yerine iş makinalarımız girebilir. Ancak benim merakım inşa edilecek bu şehirlere kimlerin yerleştirileceği. Hesapta Türkiye'ye gelen Suriyeli mülteciler yararlanacak. Ama onlar istemezse veya iç savaş bitip de herkes kendi evine dönerse o şehirler ne olacak? Bir bakmışsınız "terörist" dediğimiz PYD/YPG bu şehirlere yerleşmiş.

MHP- İyi Parti birleştirilip baskın seçime gidilebilir

 AKP'nin Türkiye'yi bu haliyle yönetmesi çok zor. Dış sorunlarla da baş edemez artık. Erdoğan giderek ipin ucunu kaçırıyor. Baskın seçime gitme ihtimali var ama bunu çok sağlama almak zorunda. Bu konuda İyi Parti beklenmedik bir destek verebilir. Hem MHP'nin hem İyi Parti'nin genel başkanları, Bahceli ve Akşener hastalık bahanesiyle Meclis'in açılışına katılmadılar. Genel bakanlıkların boşalması halinde iki partinin birleşmesi gündeme gelebilir. İyi Parti muhalefette görünmesine rağmen dış konularda, Suriye, Amerika, Rusya politikalarında Erdoğan ve AKP iktidarının arkasında duracağını çeşitli vesilelerle ortaya koydu. İyi Parti ve MHP birleşirse muhalefette olmayacakları bana göre çok açıktır. Büyümüş ve güçlenmiş MHP'nin AKP ile yapacağı ittifak ile anayasa değişikliği Meclis'den geçirilebilir ve ilk turda cumhurbaşkanı adayında aranan yüzde 40 artı 1 formülü devreye alınabilir. ondan sonra yapılacak bir baskın seçimle hem Erdoğan ilk turda yüzde 40'ı aşarak seçilir hem de meclisteki grubu bugünkünden bile çok daha güçlü hale gelir. Muhalefet baskın seçimle birlikte AKP ittifakının büyümesine de hazır olmalıdır

MHP- İyi Parti birleştirilip baskın seçime gidilebilir

 4 aylar önce

 AKP'nin Türkiye'yi bu haliyle yönetmesi çok zor. Dış sorunlarla da baş edemez artık. Erdoğan giderek ipin ucunu kaçırıyor. Baskın seçime gitme ihtimali var ama bunu çok sağlama almak zorunda. Bu konuda İyi Parti beklenmedik bir destek verebilir. Hem MHP'nin hem İyi Parti'nin genel başkanları, Bahceli ve Akşener hastalık bahanesiyle Meclis'in açılışına katılmadılar. Genel bakanlıkların boşalması halinde iki partinin birleşmesi gündeme gelebilir. İyi Parti muhalefette görünmesine rağmen dış konularda, Suriye, Amerika, Rusya politikalarında Erdoğan ve AKP iktidarının arkasında duracağını çeşitli vesilelerle ortaya koydu. İyi Parti ve MHP birleşirse muhalefette olmayacakları bana göre çok açıktır. Büyümüş ve güçlenmiş MHP'nin AKP ile yapacağı ittifak ile anayasa değişikliği Meclis'den geçirilebilir ve ilk turda cumhurbaşkanı adayında aranan yüzde 40 artı 1 formülü devreye alınabilir. ondan sonra yapılacak bir baskın seçimle hem Erdoğan ilk turda yüzde 40'ı aşarak seçilir hem de meclisteki grubu bugünkünden bile çok daha güçlü hale gelir. Muhalefet baskın seçimle birlikte AKP ittifakının büyümesine de hazır olmalıdır

Yediğimiz balın yüzde 80'i sahte

 Tele1'deki sabah programımda Türkiye Arıcılar Birliği eski genel başkanı Mustafa Sarıoğlu'nu konuk ettim. Anlattıklarına göre yediğimiz balların yüzde 80'i bal değil. Fruktoz'dan yapılma bal görünümlü aslında zararı da olan bir gıda ürünü. Türkiye'de tarım ve hayvancılık yok edildi. Millet GDO'lu ürünlere mahkum edildi. Çocuklarımızın geleceği karartılıyor.

Yediğimiz balın yüzde 80'i sahte

 4 aylar önce

 Tele1'deki sabah programımda Türkiye Arıcılar Birliği eski genel başkanı Mustafa Sarıoğlu'nu konuk ettim. Anlattıklarına göre yediğimiz balların yüzde 80'i bal değil. Fruktoz'dan yapılma bal görünümlü aslında zararı da olan bir gıda ürünü. Türkiye'de tarım ve hayvancılık yok edildi. Millet GDO'lu ürünlere mahkum edildi. Çocuklarımızın geleceği karartılıyor.

İç savaş bittiğinde sınırımızdaki milyonluk kentler ne olacak?

 Amerika'ya verdiğimiz süre doluyor. Eğer istediğimiz adımlar atılmazsa Suriye'ye gireceğiz. Askerimiz saraydan talimat bekliyor. Ama bu olmayacak. Zaten olmayacaktı da. çünkü he seferinde bir bahane bularak yapacağımızı söylediğimiz gösteriyi yapmıyoruz. bu kez de güvenli bölgeye kent kurulması projesi gündemde. Planı Amerika'ya sunduk. bu beğenilecek ve hazırlıkların tamamlanması adı altında biz Suriye'ye girmeyi yine askıya alacağız. sonra bölgede inşaat yapmaya kalkacağız. hepsi iyi güzel de bir başka ülkenin topraklarında kent oluşturmaya kalktığında ne olacak. suriye'nin gerçek sahipleri "ne yapıyorsunuz?" diye sorduklarında ne denilecek?

İç savaş bittiğinde sınırımızdaki milyonluk kentler ne olacak?

 4 aylar önce

 Amerika'ya verdiğimiz süre doluyor. Eğer istediğimiz adımlar atılmazsa Suriye'ye gireceğiz. Askerimiz saraydan talimat bekliyor. Ama bu olmayacak. Zaten olmayacaktı da. çünkü he seferinde bir bahane bularak yapacağımızı söylediğimiz gösteriyi yapmıyoruz. bu kez de güvenli bölgeye kent kurulması projesi gündemde. Planı Amerika'ya sunduk. bu beğenilecek ve hazırlıkların tamamlanması adı altında biz Suriye'ye girmeyi yine askıya alacağız. sonra bölgede inşaat yapmaya kalkacağız. hepsi iyi güzel de bir başka ülkenin topraklarında kent oluşturmaya kalktığında ne olacak. suriye'nin gerçek sahipleri "ne yapıyorsunuz?" diye sorduklarında ne denilecek?

Gerçekten yıkıcı bir deprem olsa ne yapacaklardı

 İstanbul'da 5.8 şiddetinde bir deprem oldu. Deprem iki minarede oluşan dışında hiç bir hasara neden olmadı. büyük heyecan ve korku yaratan bu depremde ölen ya da yaralanan olmadı. ancak büyük bir kaos yaşandı. bunda kamu yöneticilerinin büyük payı var. istanbul valisi okulları tatil etti. yetmedi kamu daireleri boşaltıldı. devlet yetkilileri açıklama yarışına girerek kaç artçı deprem olduğunu bundan sonra depremlerin devam edip etmeyeceğini sanki üzerlerine vazife imiş gibi açıkladılar. okulların tatil edilmesi velileri paniğe soktu. çocuklarını okuldan almak isteyen veliler trafiğin kilitlenmesine neden oldu. mobil telefon sistemi çöktü. haberleşme aksadı. televizyonlar heyecanlı haber verme yarışı içinde paniği daha da büyüttü. 10 bin kilometre ötedeki cumhurbaşkanı ve AKP genel başkanı Erdoğan bile kandilli rasathanesi müdürü gibi teknik açıklamalar yaptı. bütün bunlar halkı korkutur paniğe iter. bu hasarsız ama korkutucu deprem bütün kamu yöneticilerine, belediyelere ve diğer ilgili kuruluşlara ders olmalı. eğer deprem yıkıcı bir deprem olsaydı demek ki İstanbul tamamen duracaktı. şimdi dikkatlerimizi önlemlere çevirmeliyiz. 1999 depreminden sonra istanbul'da oluşturulan deprem toplanma alanlarına avm'lerin kurulmasının hesabını sormalıyız.

Gerçekten yıkıcı bir deprem olsa ne yapacaklardı

 4 aylar önce

 İstanbul'da 5.8 şiddetinde bir deprem oldu. Deprem iki minarede oluşan dışında hiç bir hasara neden olmadı. büyük heyecan ve korku yaratan bu depremde ölen ya da yaralanan olmadı. ancak büyük bir kaos yaşandı. bunda kamu yöneticilerinin büyük payı var. istanbul valisi okulları tatil etti. yetmedi kamu daireleri boşaltıldı. devlet yetkilileri açıklama yarışına girerek kaç artçı deprem olduğunu bundan sonra depremlerin devam edip etmeyeceğini sanki üzerlerine vazife imiş gibi açıkladılar. okulların tatil edilmesi velileri paniğe soktu. çocuklarını okuldan almak isteyen veliler trafiğin kilitlenmesine neden oldu. mobil telefon sistemi çöktü. haberleşme aksadı. televizyonlar heyecanlı haber verme yarışı içinde paniği daha da büyüttü. 10 bin kilometre ötedeki cumhurbaşkanı ve AKP genel başkanı Erdoğan bile kandilli rasathanesi müdürü gibi teknik açıklamalar yaptı. bütün bunlar halkı korkutur paniğe iter. bu hasarsız ama korkutucu deprem bütün kamu yöneticilerine, belediyelere ve diğer ilgili kuruluşlara ders olmalı. eğer deprem yıkıcı bir deprem olsaydı demek ki İstanbul tamamen duracaktı. şimdi dikkatlerimizi önlemlere çevirmeliyiz. 1999 depreminden sonra istanbul'da oluşturulan deprem toplanma alanlarına avm'lerin kurulmasının hesabını sormalıyız.

Erdoğan'ı yok etmek için harekete geçildi

 Cumhurbaşkanı Erdoğan New York'ta Birleşmiş Milletler genel kurulunda konuştu. Konuşmasında Mısır'da Mürsi'den de söz etti, Pakistan, Hindistan arasındaki Keşmir sorunundan da. Suudi prensi Muhammed Bin Salman'ın öldürttüğü söylenen gazeteci Cemal Kaşıkçı olayının takipçisi olduğunu da söyledi, Myanmar'da eziyet çektirilen Müslümanları da anlattı. İsrail'in 1947'den bu yana nasıl bir yayılmacılık içinde olarak haritasını genişlettiğini de elindeki tabloları göstererek anlattı, nükleer silahların ya tümden yasaklanması ya da herkeste olması gerektiğini de dile getirdi. Suriye'deki mülteci durumundan girip Amerika ile kurulacak güvenli bölgede inşa edilecek evleri de anlattı, Fırat'ın doğusundaki terör örgütlerinin yok edilmesi gerektiğini de dünyaya duyurdu. Sonuçta her telden konuştu Erdoğan.. Sanki bir büyük süper ülkenin, süper başkanı gibiydi kürsüdeki durumu. buna karşı dünya ülkeleri kendisini ne kadar ciddiye aldı,. dünya beşten büyüktür sözünü şu ana kadar katılan var mı? bu sohbetimde Erdoğan'ı danışmanlarının ve çevresindeki AKP'li kurmayların yanılttığını ve hata üzerine hata yaptırdıklarını anlatıyorum. bu bir anlamda sanki Erdoğan'ı yok etmek için başlatılmış bir operasyon gibi geliyor bana. Erdoğan'ın bu konuşmaları dünyada bir yankı yaratmayacaktır. ama dünya ülkelerin gözünde Türkiye'nin itibarı ve güvenirliliği biraz daha azalmıştır. Erdoğan gidebilir ama giderken Türkiye'ye de büyük zarar vermektedir.

Erdoğan'ı yok etmek için harekete geçildi

 4 aylar önce

 Cumhurbaşkanı Erdoğan New York'ta Birleşmiş Milletler genel kurulunda konuştu. Konuşmasında Mısır'da Mürsi'den de söz etti, Pakistan, Hindistan arasındaki Keşmir sorunundan da. Suudi prensi Muhammed Bin Salman'ın öldürttüğü söylenen gazeteci Cemal Kaşıkçı olayının takipçisi olduğunu da söyledi, Myanmar'da eziyet çektirilen Müslümanları da anlattı. İsrail'in 1947'den bu yana nasıl bir yayılmacılık içinde olarak haritasını genişlettiğini de elindeki tabloları göstererek anlattı, nükleer silahların ya tümden yasaklanması ya da herkeste olması gerektiğini de dile getirdi. Suriye'deki mülteci durumundan girip Amerika ile kurulacak güvenli bölgede inşa edilecek evleri de anlattı, Fırat'ın doğusundaki terör örgütlerinin yok edilmesi gerektiğini de dünyaya duyurdu. Sonuçta her telden konuştu Erdoğan.. Sanki bir büyük süper ülkenin, süper başkanı gibiydi kürsüdeki durumu. buna karşı dünya ülkeleri kendisini ne kadar ciddiye aldı,. dünya beşten büyüktür sözünü şu ana kadar katılan var mı? bu sohbetimde Erdoğan'ı danışmanlarının ve çevresindeki AKP'li kurmayların yanılttığını ve hata üzerine hata yaptırdıklarını anlatıyorum. bu bir anlamda sanki Erdoğan'ı yok etmek için başlatılmış bir operasyon gibi geliyor bana. Erdoğan'ın bu konuşmaları dünyada bir yankı yaratmayacaktır. ama dünya ülkelerin gözünde Türkiye'nin itibarı ve güvenirliliği biraz daha azalmıştır. Erdoğan gidebilir ama giderken Türkiye'ye de büyük zarar vermektedir.

S-400 ya da Patriot'a ihtiyacımız yok

 Cumhurbaşkanı ve AKP genel başkanı Tayyip Erdoğan Amerika gezisine başladı. Birleşmiş milletler genel kurulunda bir konuşma yapacak. New York'a gitmişken Merkel'le, Macron'la ve kimi başka dünya liderleriyle de görüşmeler yapacak. tabii Türkiye'deki iktidar yandaşlarına göre en önemli görüşme Amerika Başkanı Donald Trump ile yapılacak olan görüşme. Her ne kadar Beyaz Saray kayıtlarında Erdoğan-Trump görüşmesi gözükmese de bunun yapılacağı konusunda endişem yok. Bu görüşmede Suriye, PYD,, Güvenli Bölge, IŞİD veya DEAŞ konuları ele alınacaktır. Erdoğan Amerika'ya gitmeden önce Reuters ajansına verdiği demeçte "Patriot'ların tekrar gündeme geleceğini" söylemişti. S-400'leri aldığımızı ve hatta parçalarını bile getirttiğimiz halde yeniden Patriot'ların gündeme gelmesi ne anlam taşıyor. Türkiye çok pahalı ve kapsamlı bir hava savunma sistemi mi almalı yoksa günümüz savaşlarında giderek daha da çok kullanılan silahlı insansız hava araçlarının (SİHA) saldırılarına karşı bir savunma sistemi üzerinde mi durmalı. Bugünkü Yoğutube konuşmamda bu konuları ele alıyorum. Ayrıca sizlerin desteği ile TR-me abone sayım 50 bine varmak üzere. Sesimizin daha fazla duyulması için hem bu sayının artması hem de izlenme sayısının artması çok önemli. katkılarınızın devamını rica ederim.

S-400 ya da Patriot'a ihtiyacımız yok

 4 aylar önce

 Cumhurbaşkanı ve AKP genel başkanı Tayyip Erdoğan Amerika gezisine başladı. Birleşmiş milletler genel kurulunda bir konuşma yapacak. New York'a gitmişken Merkel'le, Macron'la ve kimi başka dünya liderleriyle de görüşmeler yapacak. tabii Türkiye'deki iktidar yandaşlarına göre en önemli görüşme Amerika Başkanı Donald Trump ile yapılacak olan görüşme. Her ne kadar Beyaz Saray kayıtlarında Erdoğan-Trump görüşmesi gözükmese de bunun yapılacağı konusunda endişem yok. Bu görüşmede Suriye, PYD,, Güvenli Bölge, IŞİD veya DEAŞ konuları ele alınacaktır. Erdoğan Amerika'ya gitmeden önce Reuters ajansına verdiği demeçte "Patriot'ların tekrar gündeme geleceğini" söylemişti. S-400'leri aldığımızı ve hatta parçalarını bile getirttiğimiz halde yeniden Patriot'ların gündeme gelmesi ne anlam taşıyor. Türkiye çok pahalı ve kapsamlı bir hava savunma sistemi mi almalı yoksa günümüz savaşlarında giderek daha da çok kullanılan silahlı insansız hava araçlarının (SİHA) saldırılarına karşı bir savunma sistemi üzerinde mi durmalı. Bugünkü Yoğutube konuşmamda bu konuları ele alıyorum. Ayrıca sizlerin desteği ile TR-me abone sayım 50 bine varmak üzere. Sesimizin daha fazla duyulması için hem bu sayının artması hem de izlenme sayısının artması çok önemli. katkılarınızın devamını rica ederim.

Kasım'da bir baskın seçim kararı beni şaşırtmaz

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor.

Kasım'da bir baskın seçim kararı beni şaşırtmaz

 5 aylar önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor.

Muhalefetin rüyası; Erdoğan gibi olmak

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor.

Muhalefetin rüyası; Erdoğan gibi olmak

 5 aylar önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor.

Damat ve 6 bakan değişiyor, Soylu da gidebilir

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor.

Damat ve 6 bakan değişiyor, Soylu da gidebilir

 5 aylar önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor.

Nükleer silah oyununa sakın kanmayın

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor.

Nükleer silah oyununa sakın kanmayın

 5 aylar önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor.

İnançlı insanları bile böldüler ya daha ne diyeyim

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor.

İnançlı insanları bile böldüler ya daha ne diyeyim

 5 aylar önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor.

Tek dereceli dar bölge seçim sistemi geliyor

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor.

Tek dereceli dar bölge seçim sistemi geliyor

 5 aylar önce

 Can Ataklı gündemi değerlendiriyor.

Aykırı bir bayram sohbeti

 

Aykırı bir bayram sohbeti

 6 aylar önce

 

Seçim öncesi Bodrum

 

Seçim öncesi Bodrum

 8 aylar önce

 

YORUMLAR